Âlemlerin Rabbi Allah'tan başka kanun koyucu hak ilâh kabul etmeyen ve yalnızca Allah'a ibadet, yani itaat eden muvahhid mü'minler, yegâne ilâh Allah'ın emri gereği hareket eder, Allah'ın rızasına uygun davranmaya gayret gösterip, imkânları nisbetince çalışırlar...
Muvahhid mü'minlerin kendisine sığındığı ve katıksız iman ettiği insanların Rabbi, Meliki ve İlâhı Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Ey iman edenler, rükû' edin, secdeye varın, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin, umulur ki kurtuluş bulursunuz."1
"İyilik ve takva konusunda yardımlaşan, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayan ve Allah'tan korkup sakınan"2 mü'min müslüman kullarına böyle buyuruyor, yegâne kanun koyucu hak ilâh Allah azze ve celle!..
"Ey iman edenler!"
Katıksız ve şüphesiz iman eden, imanında asla şüpheye düşmeyen mü'min müslümanlar kullaradır bu hitab!..
"Mü'min olanlar ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve Rasulü’ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık olanların tâ kendileridir."3
"Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman yürekleri ürperir. O'nun ayetleri okunduğunda imanlarını arttırır ve yalnızca Rablerine tevekkül ederler."4
Muvahhid mü'minler, katıksız iman ettikleri Rableri ve İlâhları Allah Teâlâ, ne emir buyurdu ise ona uyar, uygulamada kendi isteklerini değil, yegâne hayat önderleri ve örnekleri Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'in Sünneti'ni esas alır, ona göre amel ederler!.. Bu ihlâs ve samimiyet ile inanıp yaşayanlar, "ey iman edenler!" hitabını hak ederler... Ancak bu şahsiyetler, bu İlâhî hitaba kulak verir dinler ve gereğini yerine getirirler...
Kendisinden başka hak ilâh olmayan Allah Teâlâ, kendisini Tevhid eden, Rabb olarak kendisine razı olan ve şiddetli bir sevgi ile seven iman ehli kullarına emrediyor:
"Rükû' edin, secdeye varın!"
Rabbimiz Allah'ın, mü'min müslüman kullarına olan bu emri, dosdoğru namaz kılın demektir... Namaz kılarken, rükûnlerine dikkat edip, Rasulullah (s.a.s.)'den görüldüğü gibi namazı edâ edin... "Mecâz-ı mürsel"5 yoluyla bir şeyin bir parçası beyân edilip tamamı kastedilmiş olur... Rükû' ve secde namazdandır... Bunda, namazın tamamı kastedilir...
Erkek olsun, kadın olsun her muvahhid mü'min namazda, yegâne Rabbi ve İlâhı Allah Teâlâ'nın huzurunda ellerini kaldırıp teslimiyetini göstererek "Allahu Ekber" deyip "yalnız Allah büyüktür" hakikatını inanıp beyân ettikten sonra sonsuz bir saygıyla kıyamda ellerini üst üste koyup Kur'ân'dan ayetler okuyarak kıraat eder... Kıraatın bitiminde Rabbi Allah'ın huzurunda ta'zim ile eğilerek rükû'a varır... Rükû' eden mü'min, hem teslimiyetini, hem de ta'zim edişini fiilî olarak ortaya koyar... Teslimiyet, yani itaat ve ta'zim yalnızca Allah'adır...
"De ki: 'Şüphesiz benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm Âlemlerin Rabbi Allah'adır.
O'nun hiçbir ortağı yoktur. Ben böyle emrolundum ve ben, Müslüman olanların ilkiyim."6 buyruldu!..
Rükû' hâlindeki tesbihler tamamlandıktan sonra tekrar kıyam edilir ve kıyam tesbihatı yapılır, "Allahu Ekber" deyip secdeye gidilir...
Secde, tevazunun ve itaatin zirve noktasıdır... Rabbi Allah'ın huzurunda kul oluşunun kemalât derecesidir... İnsan bedeninin en yüce organı olan alnı, Âlemlerin Rabbi Allah'ın huzurunda, en aşağı olan temiz yere koyup tam teslimiyeti yerine getirmek olan secde, aynı zamanda iki el, iki diz ve iki ayak uçları da yere konulup yapılır... Teslim oluşun, itaat edilişin ve bağlılık hâlinin en yüce derecesi olan secde hâli, yalnız ve yalnız Allah azze ve celle'nin huzurunda, O'nun için yapılır...
Böylece: "Sen, Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol. Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et."7 İlâhî emir yerine gelmiş olur...
"Yakîn" yani ölüm, sana gelinceye kadar, şirk koşmadan Rabbin Allah'a kulluk et...8 İman edenler, mükellef yaşından itibaren, hayatı boyunca devam edip ölünceye kadar yegâne ilâhı Allah'a hiçbir şekilde şirk koşmadan imanın gereği olan kulluk vazifelerini Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti'nde gördüğü gibi yapmalıdırlar...
"Salim: -el-Yakîn, ölümdür, demiştir."9
"Burada adı geçen Salim, Salim b. Abdullah b. Ömer'dir. Nitekim İbn Cerir de şöyle demiştir:
- Bana, Tarık b. Abdurrahman, Salim b. Abdullah'dan: "Ve yakîn sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et" buyruğu hakkında: Ölüm (gelinceye kadar......) dediğini tahdis etti.
Mücahid, Hasan, Katâde, Abdurrahman b. Zeyd b. Eslem ve başkaları da böyle demiştir."10
Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ, cehennemliklerin durumundan haber verdiği ayet-i kerimede de "yakîn"den maksadın ölüm olduğu apaçık beyân olunmuştur:
"Sizi şu cehenneme sürükleyip iten nedir?' (diye sorulur).
Onlar: 'Biz namaz kılanlardan değildik' dediler.
'Yoksula yedirmezdik.
(Bâtıla ve tutkulara) dalıp gidenlerle biz de dalıp giderdik.
Din (hesab ve cezâ) gününü yalan sayıyorduk.
Sonunda yakîn (kesin bir gerçek olan ölüm) gelip bize çattı."11
Şu hadis-i şerif de bunun delilidir:
Ümmü'l-A'lâ (r.anha) anlatıyor:
Ensar, Muhacirleri evlere yerleştirme kur'ası çektikleri zaman, Osman b. Maz'un'un yerleşme kur'ası bize çıktı. Onun için Osman b. Maz'un bizde ikamet etti. Fakat Osman, bir müddet sonra hastalandı. Biz O'na, evimizde hastabakıcılık yaptık. Nihayet öldü. (Yıkadıktan sonra) O'nu kendi elbisesi içine koyup kefenledik. Rasulullah yanımıza girdi.
Ben (cenâzeyi tezkiye olarak):
- Ya Ebâ Saib, Allah'ın rahmeti senin üzerine olsun! Senin hakkında bildiğim ve cemaate bildirmek istediğim şudur ki: Allah sana (âhirette) muhakkak ikrâm etmiştir, dedim.
Rasulullah (s.a.s.), bana hitaben:
"Allah'ın bu ölüye ikrâm ettiğini sana bildiren nedir?" buyurdu.
Ben:
- Babam, anam sana fedâ olsun ya Rasulallah, ben bunu bilmiyorum, dedim.
Bunun üzerine Rasulallah:
"Osman b. Maz'un'a gelince, vallahi şimdi O'na yakîn (yani ölüm) gelmiştir. Ben de O'nun için elbette hayır ve saadet umarım. Yine Allah'a yemin ederim ki, ben Allah'ın Rasulü iken, bana (yarın Allah tarafından) ne muamele edileceğini bilmem." buyurdu.12
Yeryüzünün neresinde olursa olsun ve hangi çağda yaşarsa yaşasın her muvahhid mü'mine farz olan kulluk vazifesidir ki, kendisine ölüm gelinceye kadar yegâne Rab Allah'a hamdedip tesbih ederek secde edenlerden olmalıdır... Yani namazı dosdoğru kılmalı ve her türlü kötülükten uzak durmalıdır... Namazı koruyan mü'min müslüman şahsiyeti, namaz korumaya alır...
"Sana Kitab'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise, muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir."13 buyurur Rabbimiz Allah...
Allah tarafından yaratılan bütün varlıklar, Allah'ın emrine boyun büküp teslim olmuş bir vaziyette Allah'a secde ettikleri gibi, yalnızca Allah'a ibadet, yani itaat etsinler diye yaratılan insanlar da ancak Allah'a secde etmekle emrolunmuşlardır...
"Göklerde ve yerde her ne varsa -isteyerek de olsa, istemeyerek de olsa- Allah'a secde eder. Sabah-akşam gölgeleri de (O'na secde eder)."14
Cüz'i irâde sahibi ve mükellef olan cinler ile insanlardan başka bütün varlık, Allah'a itaat ile secde ederler...
Allah Teâlâ şöyle buyurur: "Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve onlar büyüklük taslamazlar.
Üstlerinden (her ân bir azap göndermeye kadir olan) Rabblerinden korkarlar ve emrolundukları şeyi yaparlar."15
"Şüphesiz Rabbinin katında olanlar, O'na ibadet etmekten büyüklenmezler. O'nu tesbih ederler ve yalnız O'na secde ederler."16
"Görmedin mi ki, gerçekten göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu Allah'a secde etmektedirler."17
"Bitki ve ağaç (O'na) secde etmektedirler."18
Allah'a hakkıyla kul olup O'na secde edip tam teslimiyetini gerçekleştiren mü'min müslüman şahsiyet, Allah'tan başka bir ilâh edinmeyeceğine, yalnızca Allah'a itaat edeceğine, O'nun emir ve nehiylerine tâbi olacağına, O'nun kanunlarına boyun bükeceğine, O'ndan başka kanun koyuculara asla itaat etmeyeceğine ahd edip kesin karar vermiş demektir... Yaratmak ve emir yalnız ve yalnız Allah'a aid olduğu için19, O'ndan başka yaratıcı olmadığı gibi, O'ndan başka emir sahibi de yoktur... Allah'tan başka sahte rab ve ilâh edinerek onların emrine göre hayatı düzenleyenlerin bu şirk olan hâllerini tamamen reddeden muvahhid mü'minler, insanların tağutlaştırdıklarını asla kabul etmez, tağutları reddederek Allah'a katıksız iman ederler...20
Yegâne Rabbi ve İlâhı Allah'ın huzurunda secde eden mü'min müslüman kul, "bütün organlarıyla beraber başım, ellerim ve ayaklarım, yegâne Rabbim ve İlâhım Allah Teâlâ'ya tereddütsüz tam teslimiyetle teslim olmuştur" gerçeğini dile getirmektedir... "Gözlerim, kulaklarım, ağzım, dilim ve burnum, Rabbim Allah'ın rızasına uygun olan şeylerle meşgul olacak ve itaatını gerçekleştirip asla isyan etmeyecektir... Ellerim ve ayaklarım da aynı itaatte bulunacak, isyandan uzak kalacaktır..." Rabbi ve İlâhı Allah'ın huzurunda secde eden iman ehli kul, büyük bir tevazu ile bu hakikati beyân edip, "misâk" ânındaki ahdini, dünya hayatında gerçekleştirmektedir... Secde hâli, bunun apaçık göstergesidir... Bu, ayrıca Allah'tan gereği gibi hayâ etmenin de ifadesidir!..
Abdullah b. Mes'ud (r.a.) anlatır.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Allah'tan hakkıyla hayâ edin!"
Bunun üzerine:
- Ya Rasulallah, elhamdulillah hayâ ediyoruz, dedik.
Rasulullah buyurdu ki:
"O (sizin anladığınız hayâ) değil! Fakat Allah'tan hakkıyla hayâ etmek, başı ve başın topladığı organları, karnı ve onun ihtiva ettiği organları koruman, ölümü ve (toprak altında) çürümeyi hatırından çıkarmamandır. Âhireti isteyen dünyanın süsünü bırakır. Kim bunu yaparsa, gerçekten hayâ etmiş, yani Allah'tan hakkıyla hayâ etmiş olur."21
Yalnız Allah'a yaptığı secde hâlinde, secdeye kapanan bütün organlarına itaat ettiren ve onları isyandan koruyan muvahhid mü'minler, yedi organı üzere secde eder...
İbn Abbas (r.anhuma) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
"Ben, biri alın- (alnını gösterirken) eliyle burnunu da işaret etti,- iki el, iki diz, iki ayak uçları olmak üzere yedi kemik (yani yedi organ) üzere secde etmekle emrolundum."22
Secde organların hepsi, namaz kılarken teslimiyetlerini ve itaatlerini gösterdikleri gibi, namaz dışındaki hayatlarında da aynı teslimiyet ve itaat üzere olmaları gereklidir... Namazı hayatlaştırmak ve hayatı, daimî namaz hâline getirmek, namaza riâyet edip onu korumaktır ki, böyle olunca namaz da, kendisini koruyanı korur ve bütün kötülüklerden alıkor!..
Abdullah b. Mes'ud (r.a.) şöyle demiş:
- Kim namaz kılar ve kıldığı bu namaz onu iyiliğe sevk etmez ve kötülükten alıkoymazsa, (Allah'tan) uzaklaştırmaktan başka bir neticesi olmaz!23
Bilâl b. Sa'd (r.a.) der ki:
- Kişinin kıldığı namaz kendisini zulümden alıkoymuyorsa, kıldığı bu namazla ancak Allah'ın öfkesini daha da arttıracaktır.
Ravi der ki:
- Bilâl bu sözünde şu ayete dayanıyordu: "Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar." (Ankebut, 29/45)24
"Rabbinize ibadet edin!"
İbadet, yani itaat, yani kul olma hâli... Yalnız ve ancak Allah Teâlâ'ya! O'ndan başkasına asla!..
Kendisinde hiçbir şüphe olmayan bu hakikati şöyle beyân buyurur Allah azze ve celle:
"Senden önce hiçbir Rasul göndermedik ki, ona şunu vahyetmiş olmayalım: 'Benden başka ilâh yoktur, öyleyse Bana ibadet edin."25
"Andolsun, Biz her ümmete: 'Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının' (diye tebliğ etmesi için) bir Rasul gönderdik. Böylelikle, onlardan kimine Allah hidayet verdi, onlardan kiminin üzerine sapıklık hak oldu. Artık yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların uğradığı sonucu görün."26
Mutlak adâlet sahibi Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, cennetten yeryüzüne indirdiği ilk insandan itibaren insan kullarını kendi başlarına bırakmadı... Onlara, içlerinden seçtiği salih kulları olan Nebî ve Rasuller ile birlikte kitaplar gönderip dosdoğru yolu gösterdi, hakkı beyân edip bâtıldan kaçınmaları için uyardı!..
"(Allah) dedi ki: 'Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size Benden bir yol gösterici gelecektir. Kim Benim hidayetime uyarsa artık o, şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz.
Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve Biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz."27
Allah'tan gelen yol gösterici Rasul ve O'na vahyedilen İlâhî Kitab'taki emirler, yeryüzündeki insanlar için bir nûr olup onlara dosdoğru yolu gösterdi... Onlara, dünyada mutlu ve izzet sahibi olacak hidayeti beyân etti... Âhirette, mü'min müslümanların ulaşacağı ve içinde ebedî kalacakları cenneti nasıl kazanacakları öğretti... İyilikleri tavsiye edip kötülüklerden sakındırdı... Cehennemden uzaklaşmanın, ondan kurtulmanın çârelerini anlattı... En önemlisi, kendisinden başka hak ilâh olmayan, kulları üzerinde ortaksız kanun koyucu Rab Allah'ın şu mesajını iletti:
"Benden başka ilâh yoktur, öyleyse Bana ibadet edin!"
"Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki, sakınasınız.
O, sizin için yeryüzünü bir döşek, gökyüzünü bir bina kıldı. Ve gökten yağmur indirerek bununla sizin için (çeşitli) ürünlerden rızık çıkardı. Öyleyse (bütün bunları) bile bile Allah'a eşler koşmayın."28
Allah'a ibadet, yani kulluk etmek, bütün hayatı, ya da hayatın bütününü O'na has kılmaktır... Ferdî, ailevî ve toplumsal hayatı, yönetimiyle, yargısıyla, eğitimiyle, ekonomisiyle, ticareti, alış-verişiyle, görgü kurallarıyla ve insanlar arası ilişkileriyle yaşanan hayatın Allah'ın hükümlerine, yani kanunlarına göre düzenlemek, O'na itaat ile yaşamak, Allah'a ibadet etmek demektir... Allah'ın, mü'min müslüman kullarına farz kıldığı her görev, O'na eş koşmadan yapılan ibadet görevi içindedir...
"Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülür. Öyleyse O'na kulluk edin ve O'na tevekkül edin. Senin Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir."29
Katıksız iman edip rükû' eden, secdeye varan ve Rabbi Allah'a ibadet eden kullarına emrediyor yegâne İlâhımız Allah Teâlâ:
"Hayır işleyin!"
Yalnız Allah'a ibadet etmek için yaratılan insanlar için en büyük hayır, şirksiz bir Tevhid ve küfürsüz bir imandır... Şirk koşmadan ve küfür işlemeden yapılan katıksız ve devamlı iman, en önemli hayırdır!.. İnsan için işlenecek diğer hayırlar, iman hayrı olmadan bir faydası olamaz... Önce iman hayrını elde edip gerçekleştirmek gerek... Ayrıca iman hayrına nâil olanlar, bu hayra çok iyi sahiplenip korumaları gerekir...
"Ey insanlar, şüphesiz Rasul size Rabbinizden hakla geldi. Öyleyse iman edin, sizin için hayırlıdır."30 buyuran Rabbimiz Allah, iman hayrına ulaşan muvahhid kullarına, başka büyük bir hayrı da müjdelemektedir:
"(Allah,) kime dilerse hikmeti ona verir. Şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp düşünmez."31
"İbn Abbas (r.anhuma) şöyle der:
- Hikmetten kasıt, nasihi ve mensuhuyla, mühkemi ve müteşabihiyle, başta ineni ve sonra ineniyle, helâli ve haramıyla vs. Kur'ân bilgileridir.
Ebu Âliye:
- Hikmet, Kur'ân ve anlayıştır, demiş.
İbrahim en-Nehâî:
- Hikmet, akıl demektir, der.
Mâlik ise şöyle demiş:
- Kalbime doğan o ki hikmet, Allah'ın dinini kavrama yetisine (fıkıh) ve anlayışa (fehm) sahib olmaktır. Allah'ın rahmet ve fazlıyla kalblere koyduğu şeydir."32
Kâmil manâda iman ettikten sonra, Allah'ın Kitabı'na ve Kitab'ın hayata uygulanışı olan Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti'ne sımsıkı sarılarak, emirleri yerine getirmek ve yasaklanan şeylerden kaçınmak suretiyle yapılan amellerin tümü hayır işlemektir... Hayır üzere olmak, Kur'ân ve Sünnet üzere hayatı düzenlemektir... Kendi nefsinden başlayıp ulaşılma imkânı olanlara ulaşıp onları hayırlı şeyler yapmaya çağırmak, iyiliği emredip kötülükten alıkoymak her iman ehli mü'min müslümanın vazifesi olmalı...33 Önce kendisini, sonra en yakınlarını, yakacağı insanlar ve taşlar olan cehennemden koruması gerekir...34
İman ve hikmet sahibi muvahhid mü'minler, ferdî, ailevî ve toplumsal görevlerini, birbirine destek verip yardımlaşarak yerine getirmeli, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmeli, iyiliklerin işlenmesinde kolaylaştırıcı olup, kötülükleri önlemede sert tavır takınmalı ve taviz vermemelidirler... Yaşadıkları toplumları, cahiliyyeden kurtarıp Tevhîd ve İslâm toplumu hâline getirmeli, bunun için cehd ve gayret edip çalışmalıdırlar... Bu çalışmalarında Allah'a dayanıp güvenmeli, yılmadan direnerek yola devam etmelidirler... Böyle davrananlara İlâhî müjde:
"Umulur ki kurtuluş bulursunuz!"
- Hac, 22/77.
- Mâide, 5/2.
- Hucurat, 49/15.
- Enfal, 8/2.
- "Mecâz-ı mürsel: Bir kelimeye, gerçek manâsı dışında hususî manâ verme sanatı, benzetme amacı güdülmeden yapılan mecâz.
Bir kelimeyi hakikî manâsı yerinde kullanmazsak mecâz yapmış oluruz. O kelimenin hakikî manâsı ile mecâzî manâsı arasında benzerlik alâkasından başka bir alâka mevcud ise mecâz-ı mürsel, benzerlik alâkası varsa istiâre yapılmış olur. (Ali Nihat Tarlan, Edebiyat Meseleleri, sh.53)"
Örnekleriyle Türkçe Sözlük, Hzr. Ahmet Fidan, vdğ.Ank.1996, c.3, sh.1922.
Ayrıca bkz. Tahirü'l-Mevlevî, Edebiyat Lügatı, İst.1973, sh.96.
- En'âm, 6/162-163.
- Hicr, 15/98-99. Ayrıca bkz. Âl-i İmrân, 3/41. Taha, 20/130. Furkan, 25/58. Ahzab, 33/42. Mü'min, 40/55. Kaf, 50/39. Hakka, 69/52. İnsan, 76/26. A'lâ, 87/1. Nasr, 110/3.
- Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın." Kehf, 18/110.
- Sahih-i Buhârî, Kitabu't-Tefsir, B.179. (Bab başlığında)
- İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. Dr. Savaş Kocabaş- M. Beşir Eryarsoy, İst.2011, c.6, sh.174.
- Müddesir, 74/42-47.
- Sahih-i Buhârî, Kitabu'ş-Şehâdât, B.31, Hds.49.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2014, c.19, sh.82, Hds.26797.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst.2013, c.5, sh.494, Hds.3748.
Abdurrezzak es-San'ânî, Musannef, çev. Zekeriya Yıldız, vdğ.İst.2013, c.11, sh.294, Hds.20422.
İmam Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ, çev. Zekeriya Yıldız, İst.2011, c.7, sh.158, Hds.7587.
Beyhakî, es-Sünenü'l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2016, c.7, sh.297, Hds.6792.
- Ankebut, 29/45.
- Ra'd, 13/15.
- Nahl, 16/49-50.
- A'râf, 7/206.
- Hac, 22/18.
- Rahman, 55/6.
- Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah azze ve celle şöyle buyurur:
"Gerçekten sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra Arş'a istivâ eden Allah'dır. Gündüzü durmaksızın kendisini kovalayan geceyle örten, güneşe, aya ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir." A'râf, 7/54.
- Allah Teâlâ buyurur:
"Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz doğruluk (rüşd), sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o sapasağlam bir kulpa yapışmıştır, bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir." Bakara, 2/256.
- Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu'l-Kıyame, B.14, Hds.2575.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.15, sh.613, Hds.22681.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c.10, sh.341, Hds.7985.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, çev. Zekeriya Yıldız, İst.2015, c.18, sh.140-141, Hds.18041-18042. Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat ve el-Mu'cemu'l-Kebîr'den.
- Sahih-i Buhârî, Ebvâbu Sıfati's-Salât, B.53, Hds.80.
Sahih-i Müslim, Kitabu's-Salât, B.44, Hds.227-231.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu's-Salât, B.150-151, Hds.889-891.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu's-Salât, B.202, Hds.271.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu İkametü's-Salâ, B.19, Hds.883-885.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.4, sh.296, Hds.5147-5149.
- İmam Ahmed b. Hanbel, Kitabu'z-Zühd, çev. Mehmed Emin İhsanoğlu, İst.1993, c.1, sh.233, Hbr.871.
Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü'l-Mensûr fi't-Tefsir bi'l-Me'sûr, çev. Hasan Yıldız, İst.2012, c.11, sh.527. Said b. Mansur, İbn Cerîr, İbnu'l-Munzir, Taberânî ve Beyhakî'den.
- Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu'l-Evliyâ ve Tabakâtu'l-Asfiyâ, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2015, c.4, sh.65.
- Enbiya, 21/25.
- Nahl, 16/36.
- Taha, 20/123-124.
- Bakara, 2/21-22.
- Hud, 11/123.
- Nisa, 4/170.
- Bakara, 2/269.
- İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, c.2, sh.305-306.
- Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Sizden hayra çağıran, iyiliği (ma'rufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır." Âl-i İmrân, 3/104.
- Bkz. Tahrim, 66/6.


