“Medyanın kamu çıkarlarıyla yakından uzaktan ilgisi yoktur, ya devletçi ya da diğer özel şirketlerin çıkarlarına hizmet eder, tüketim kültürünün en önemli sorumlusudur, insani değerleri ve kamu vicdanını öldürmekte, tepkisiz, sinik, bencil, umursamaz bireyler ortaya çıkarmaktadır. Medyanın saldırı ve ayartma ekranı, olası en büyük halk kesimini tutsak almak ve hipnotize etmek üzere düzenlenmiştir!” Naom Chomsky
“Yeterince büyük bir yalan söyler ve onu tekrar etmeye devam ederseniz, insanlar sonunda ona inanmaya başlayacaklardır.” Joseph Goebbels
“Kamuoyu basın-yayın yoluyla meydana gelir.” Jacques Ellul
Kur'an bazı durumların ciddiyetine binaen -enteresan bir şekilde- gayet net ve sert uyarılarda bulunur. Mesela, "anne babaya 'üf' bile demeyin", "yetimin hakkına el sürmeyin", "boşadığınız kadınların hakkını eksiksiz verin" gibi. Bu emirler muhataba asla açık kapı yahut başka bir ihtimal bırakmaz! Her toplumda vuku bulabilecek cinayet, zulüm, zina, hırsızlık, içki içmek vs. gibi cemiyeti ifsat eden fiiller tamam da, anne baba hakkı, yetim hakkı, boşanmış kadınlar gibi konular daha tali konular sayılır; sosyal hayatta pek öne çıkmazlar! Kur'an ise -tam tersine- bunlara çok özel surette ilgi çekmek ister! İşte, "fasık'ın haberi" de bu nevidendir!
Bu neviden tali konular insanlara sanki daha önemsizmiş, daha gereksizmiş gibi görünür. Toplum içinde böyle anlaşılıyor olmalı ki; annelere davranış şekli, yetimlerin durumu, eğer şiddet içermiyorsa boşanmış kadınların durumu gündeme kolay kolay gelmez, konuşulmaz ve tartışılmaz. Kaldı ki, toplum medyadan kendine ulaşan bir haberin kaynağını neden merak etsin, neden araştırsın ki? Araştırdı diyelim, gerçeğe ulaşabilecek mi, haydi ulaştı diyelim ne işine yarayacak?
Hem basit bir haber için bunca havalı medya organları yalan mı söyleyecek değil mi? Üstelik, Türkiye’de medyadan sorumlu RTÜK gibi resmi kurumlar varken, Devlet buna müsaade eder mi? Lakin, Allah Teala bizim tali saydığımız, çokta önemsemediğimiz bu konuları hem önemsemiş, hem de hakkında bağlayıcı ayetler indirmiş! Bunlarla uğraşın, önemseyin, araştırın, fıska (bozgunculuğa) düşmekten ve fasık'ın (bozguncunun/fitnecinin) haberinden emin olun buyuruyor!
"Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz." Hucurat 6.
Ayet-i kerimenin; güvenilmez ve bozguncu kimselerin getirdikleri haberleri, doğruluğunu araştırmadan kabul etmenin uygun olmadığı yönündeki manası ve hükmü geneldir ve bu hüküm her zaman ve mekânda geçerlidir. Ayetten çıkan hükmün beş tamamlayıcı unsuru var:
1-Bir olgu/olay içeren “haberin” kendisi,
2-“Haberi” getiren ve kesinlikle güvenilmez ve bozguncu olan fasık,
3-“Haberin” güvenilir şekilde ve detaylıca “araştırılması”,
4-Aldanıp yanılma yahut kasten yanıltılma sonucunda “bir kavme kötülükte bulunma”,
5-Yaptıklarına sonradan “pişman olmak”.
Görüldüğü üzere sağlam bir mantık silsilesi içinde; küçük ölçekte insanlar arasında, büyük ölçekte toplum nezdinde bir kaosun oluşmaması için, öneme haiz her “haberin” mutlaka araştırılmasına dikkat çekilmekte, hatta emredilmekte ve sonunun “pişmanlık” olacağı bildirilmektedir!
Eğer “haberi” getiren bozguncu Müslümanlardan biri ise, Hucurât 11.ayette “İmandan sonra fasık adıyla anılmak ne kötüdür! Bu davranışlardan kim tevbe etmezse, işte onlar zalimlerin tâ kendileridir.” buyurularak fısk ve zulüm arasındaki tehlikeli çizgiye dikkat çekilmiştir.
Demek ki Müslümanlar, bir “haber” ile karşılaştığı zaman, haberi kim getirirse getirsin;
- Haberi kimin getirdiğini,
- Haberin geldiği kaynağı,
- Haberin doğruluğunu araştırarak, kabul ve insiyatiflerini buna göre kullanmak durumundadırlar.
Bu hakikat bugün de geçerlidir, zira medya bağlamında yapılan yalan yanlış haberlerin ne tür sıkıntılara ve infiallere sebep olduğu ortadadır.
Fasık’ın en güzel tanımı yine Kur’an’da yapılmaktadır: “(Allah, verdiği örnekle) fasıklardan başkasını saptırmaz. O fâsıklar ki; Allah’a verdikleri sözden sonra taahhütlerini bozanlar, Allah’ın kurulmasını emrettiği bağı koparanlar[*] ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlardır. Kaybedenler işte onlardır.” Bakara 26-27.
[*] Burada verilen söz, Allah’ın tek ilah olduğu, onun bir ortağının olmadığı ve kulluğun sadece ona yapılacağı konusundaki sözdür (A’raf 7/172-173, Yasin 36/60-61). Verdiği bu sözün gereğini yerine getirmeyenler, Allah’ın ayetlerini görmezlikten gelerek şirke düşmüş olurlar. Çünkü onlar, Allah’la aralarına kendi arzularını veya kutsal saydıkları şeyleri koyup, Allah ile aralarındaki bağı koparmış olurlar. İşte burada Allah’ın koparılmasını yasakladığı bağ budur (Ra’d 13/19-21).”[1]
Kur'an "fasık'ın haberine" dikkat çekerek nasıl bir mucize olduğunu yeniden ve yeniden insanlığa gösteriyor. Çağımızın normali olan "haberciliğin" nasıl şaibeli bir zemine oturduğu hususunda çağlar ötesinden vurgu yapıyor, insanları uyarıyor!
Haberciliği en basit haliyle; bilginin elde edilmesi, doğru biçimde işlenmesi ve kitlelere doğru şekilde iletilmesi işi olarak tanımlayarak konuyu biraz daha vuzuha kavuşturalım.
Küresel güç odaklarının fitne-fesat çıkararak “yeryüzünde bozgunculuk yaptığı”, fütursuzca yalan söylediği, yalan “haberi” özel olarak ürettiği, amacına uygun olarak kullandığı, yalan yahut yönlendirici haber konusunda kendi özgün literatürünü oluşturduğu bir çağdan söz ediyoruz! Masa başında "yalan haber" üretilen ve medya aracılığıyla dünyaya servis edilen, kitleleri yönlendirme yöntemlerinin bilim haline geldiği ve üniversitelerde okutulduğu bir çağdan! Aynı Küresel güçler, Medya’yı da kurup-kotararak ve tamamının üzerinde tekel oluşturarak, medya organlarının eşsiz imkânlarıyla bütün dünyaya hükmetmektedirler. Ulus Devletlerin gazeteleri, dergileri, radyoları, televizyonları da bu Batılı medya tröstlerinin elindedir ve açıkça emperyalizme hizmet eder! Ülkelerin medya organlarına doğrudan sahipleri olarak, bizzat sahibi olmadıklarına da haber tekelini elinde bulunduran ajanslar eliyle “haber üzerinden” hükmederler!
Aslına bakarsanız –acı ama- yaşadığımız çağın normali budur! Habercilik ve medya küresel güç odakları elinde emperyal-sömürgeci çıkarlara hizmet eden birer maniveladır. Bunun için özel kavramlar ve yöntemler oluşturulmuş ve medyanın hizmetine sunulmuş, o da bütünüyle Emperyalizmin emrine verilmiştir!
"Dünyada yapılan habercilik ya da yayıncılık üzerindeki bütün tartışma ve hesap, üç temel ilke (doğru, eksiksiz ve serbest) üzerinden dönmekte. Bu kavramlar bir taraftan derin felsefi anlamlar yüklenerek yüceltilirken, bir taraftan da “ama” ile kurulan cümlelerle çıkarlar doğrultusunda eğilip bükülmeye çalışılmakta."[2]
Medyanın yönlendirmesi; safsatalar, psikolojik manipülasyonlar, dezenformasyonlar, propaganda yöntemleri, sansür veya dikkatleri başka yöne çekme şeklinde vuku bulur. Bu minvalde yalan haber uydurma ve kamuoyunu “belli bir hedef gözeterek” yönlendirmede Medyanın çokça başvurduğu, iletişim literatürüne girmiş bazı kavramlara kısaca göz atalım:
Asparagas: Uydurulmuş yahut doğru olmayan ancak gerçekmiş gibi sunulan masa başında hazırlanmış yalan haberlerdir. İnsanları, “belli bir hedef gözeterek” gerçek olmayan bir şeyin gerçek olduğuna inandırmak için yapılan bir kandırma girişimidir; doğrudan masa başında üretilen bir yalana dayanır.
Büyük Yalan: Bir propaganda tekniği olarak kullanılan büyük yalan tabiri, gerçeğin büyük ölçüde çarpıtılması veya yanlış sunulmasıdır. Hiç kimsenin inanamayacağı kadar büyük bir yalanın kullanımını tanımlamak için ortaya atılmıştır ve daha çok Hitler Almanya’sında Yahudilere karşı Naziler tarafından kullanılmıştır. Sonraki yıllarda, süper güç olduklarını iddia eden ABD ve Rusya tarafından da kullanılmıştır ve halâ da kullanılmaktadır.
Dezenformasyon: Yanlış veya doğruluğu bulunmayan ve kasıtlı olarak yayılan bilgi ya da bilgiyi çarpıtma anlamına gelir. Sahte belge, el yazısı, fotomontaj ve montaj filmler ile fabrikasyon istihbarat ve dedikoduların duyurulması, yanlış bilgi üretme ve yayma yoluyla yapılabileceği gibi, mevcut bir bilgiyi kötü maksatla kullanma ve çarpıtarak verme yöntemlerini de kullanır. Sosyal alanda bireyleri ve toplumları yönlendirmek amacıyla, yanlış bilgi yahut haber vermek için kullanılan en önemli araçlardan biridir.
Manipülasyon: Başkalarını kendi yararı için kullanmak, kontrol etmek veya başka bir şekilde etkilemek için tasarlanmış davranış. Medya manipülasyonu, medya organlarının bir düşünce, kişi veya grup lehine veya aleyhine imaj, algı ve argüman oluşturma eylemidir. Manipülasyon, diğerlerine karşı kendi çıkarlarının gözetilmesi dolayısıyla genellikle dürüst olmayan bir sosyal etki biçimi olarak kabul biçimidir.
Propaganda: Çok sayıda insanın düşünce ve davranışlarını etkilemek amacını taşıyan önceden planlanmış bir mesajlar bütünüdür. Propaganda tarafsız bilgi sağlama yerine, en temelde kendi kitlesini etkileyecek bilgiyi sunar. Mesaj doğru olsa bile yönlü olabilir ve olayın tümünü dengeli bir şekilde sunmayabilir. Propaganda, günümüzde daha çok reklamcılık ve siyasette kullanılsa da, toplumun tamamını yahut belli bir kitleyi “belli bir hedef gözeterek” yönlendirmek amacıyla Küresel ve Ulusal güç odakları tarafından daha çok Medya eliyle kullanılmaktadır.
Provakasyon: Bir kişiyi veya grubu kışkırtarak hedefi belli bir eyleme sürüklemek yahut bir eylemi saptırmayı amaçlamaktır. Bunu uygulayan kişilere provokatör denir. Barışçıl bir protesto veya gösteriyi, iktidar, sendika, siyasi parti veya şirket gibi herhangi bir kurumu hedef alabilirler. Propagandayı amaçlayan odakların en çok kullandıkları enstrüman Medyadır ve bir anda kitleleri hiç de arzu etmedikleri bir amaç uğruna bir anda sokağa dökebilecek imkana sahiptir.
Sansür: Bir toplumda otoriteye aykırı bulunan bilgi, olay ve çeşitli kavramların çeşitli yollarla kontrol altına alınmasıdır. En somut amacı toplumu korumak ve devletin üzerinde kontrol sağlayacağı şekilde geliştirmektir. Genellikle toplumu etkileyen durumlarda/eylemlerde uygulanır ve ifade özgürlüğünü bastırma amacı güdebilir. Bu manada sansür en fazla Medyada görülür, hatta son yetmiş yılda daha çok Medya ile özdeşleşmiş bir kavramdır. Kamuoyunun gündeminden kimi bilgi, olay ve düşünceleri çıkarma yoluyla algıyı kontrol etme eylemi olarak da tanımlanabilir.
Embedded gazetecilik: İliştirilmiş gazetecilik. Savaş ve sıcak çatışma alanlarında, çatışmanın bir tarafındaki askerlerle beraber hareket eden ve savaşı onların açısından görüp yansıtan taraflı muhabirler için kullanılan kavramdır. ABD’nin başını çektiği ve bazı ülkelerin de başvurduğu bu yöntem, savaş bölgelerinden düşmanın aleyhine olmak üzere taraflı haber yapmak ve kamuoyunu yanıltmak üzere uygulanmıştır.
Taraflı medya: Gazetecilerin veya haber ajanslarının olayları veya hikâyeleri anlatırken belli bir görüşü yanlı olarak yansıtmasıdır. "Taraflı medya" tanımı, bireysel bir bakış açısına sahip gazeteciler veya makalelerden ziyade, her zaman hissedilen veya genelde hissedilen gazetecilik etikleri ve standartlarına aykırı bir haberciliği ima eder.
Haber Tekelleri/Ajanslar: Çağımızda “haberler”, kaynağı itibarıyla belli sermaye gruplarının eline geçerek tekelleşmiş Ajanslar tarafından üretilmekte ve bütün dünya medyasına servis edilmektedir. Bu öylesine bir tekelleşmedir ki, bu ajanslar dünyanın her tarafında muhabir bulundurma gücüne, haberi uydurma, gizleme yahut daha kaynağında sansürleme, yönlendirme amacıyla kullanma gücüne, diğer haber kaynaklarını (yerel haber ajanslarını) yok sayma/budama ve bütün dünya medyasını kendine mahkum etme gücüne sahiptirler![3]
Ulusal ve uluslararası güç odakları, kendilerine kişisel menfaatleri ve hedefleri için böyle muazzam imkânlar sunan Medyayı elbette boş bırakmayacaklardı, “diğer işlevlerinin yanı sıra, medya kendisini denetleyen ve finanse eden güçlü toplumsal grupların çıkarlarına hizmet eder ve onların lehine propaganda yapar.”[4] Ve elbette medyayı bütün organlarıyla ele geçirerek tekelleşmenin bir yolunu bulacaklardı. Haberi daha kaynağında boğmanın tadını alan emperyalist ülkeler haber ajanslarını ele geçirmeden durabilirler mi? Tabi ki durmadılar!
"Günümüz dünyasında dolaşıma giren uluslararası haberlerin yüzde 80’i dört büyük Batılı haber ajansı Associated Press, United Press International, Reuters ve Agence-France-Presse tarafından geçilmektedir. AP’nin sahibi, ajansa üye gazetelerdir. UPI özel mülkiyettir; Reuters, 1984’te halka açılıncaya kadar, esas olarak Britanya medyasının mülkiyetinde bulunuyordu; fakat halka açıldıktan sonra da eski sahipleri yeni hissedarlara sınırlı oy hakkı tanıyarak denetimi ellerinde tuttular; Agence-France-Presse ise Fransız Hükümeti’nden çok büyük mali destek almaktadır. Jonathan Fenby’nin belirttiği gibi, haber ajansları “piyasaya hizmet için vardır”, dolayısıyla en çok önem verdikleri şey, “Amerika Birleşik Devletleri, Batı Avrupa ve Japonya’daki zengin medya piyasalarıyla ve giderek önem kazanan iş çevreleri… ile olan ilişkileridir.” Bu ajanslar kıran kırana rekabet ederler; AP ve UPI, “aslında, uluslararası düzeyde faaliyet gösteren Amerikan teşebbüsleridir… Yerel tabanları olmaksızın AP ve UPI hiçbir zaman uluslararası ajanslar olarak çalışamazlardı. Bu yerel tabanın varlığı, onları Amerika’nın baskısına ve gereksinmelerine tâbi olan Amerikan kuruluşları haline getirmektedir.”[5]
ABD merkezli tekelleşen medya sayılarını da verelim, bu dev sermaye gruplarının ulusal medyalara da satın alma ve ortaklık yoluyla çöktüğünü aklımızdan çıkarmadan: “Ben Bagdikian, 1983 yılında 50 dev firmanın her türlü kitle iletişim aracına egemen olduğunu belirtmişti; fakat bundan sadece yedi yıl sonra aynı yönlendirici konumu yalnızca 23 firma işgal ediyordu. 1990'dan beri yaşanan muazzam bir anlaşmalar dalgası ve hızlı küreselleşme, medya endüstrilerinin daha da fazla tekelleşmesine yol açarak sadece 9 ulus ötesi grupta merkezileşmesine yol açmıştır... Ulusal medya sistemleri ve kültür-siyaset üzerinde belirleyici etkilere sahip küresel bir medya sisteminin oluşması yalnızca son yirmi yılda gerçekleşti.”[6]
Medyayı elinde bulunduran “güç odakları”, yıllardır inanılmaz yöntemlere başvurarak, haberler üzerinde aşama aşama bir “baskı ve yönlendirme” mekanizması kurmayı başardılar;
1.Aşama: Haberin kaynağına hükmederek bizzat üretiyorlar yahut olan haberi çıkarlarına göre değiştirip manipüle ederek piyasaya sürdüler/sürüyorlar.
2.Aşama: Devşirilmiş “uzmanlar ve profesyoneller” eliyle haberleri gerek kaynağında gerek sunumunda çıkarcı yorumlara tabi tuttular/tutuyorlar.
3.Aşama: Haberi medya organlarında işbu “uzmanları ve profesyonelleri” kullanarak çıkarlarına ve “belirlenen hedefe” uygun şekilde pazarladılar/pazarlıyorlar.
4.Aşama: Çıkarları ve hedefleri doğrultusunda haberin toplumda ve hedef alınan muhataplarda etkisini gözlemlediler/gözlemliyorlar.
Bu organizasyon son derece karmaşık ve komplike bir yapı arz etmektedir. Chomsky’nin ifadesiyle; “haberleri yapanlar ve haberleri tanımlama ve ne anlama geldiklerini açıklama gücüne sahip olanlar arasında karşılıklı çıkarlar ve ilişkiler (vardır)… Haberlerle ilgili resmi görüşü teyit edecek "uzmanlar" temin etme, medya personeli ve seçkinler tarafından doğru kabul edilen ama çoğu kez halkın karşı çıktığı temel ilkeleri ve ideolojileri belirleme yetenekleri (vardır).”[7]
Peki, “küresel güç odaklarının emrindeki tekelci ana akım medyaya karşı, halkı uyandırmak, doğru bilgilendirmek ve yönlendirmek adına alternatif, muhalif ve dürüst bir medya oluşturmak mümkün müdür? Bunun imkanları ve olabilirliği nedir? Yine Chomsky’e kulak verelim; “Ana-akım medyanın giderek artan tekelleşmesini sınırlandırmaya ve tersine çevirmeye çalışmanın yanı sıra, çok sayıda sıradan yurttaşı temsil eden taban hareketleri ve ara grupların kendi medyalarını kurmak ve desteklemek için çok daha fazla enerji ve para harcaması gerekiyor. Bu ve öteki kâr amacı gütmeyen, cemaat-tabanlı TV ve radyo yayın istasyonları ve şebekeler, halka erişim kanallarının daha iyi kullanılması, internet ve bağımsız yazılı medya, önemli ve elde edilmesinde hayati bir rol oynayacaktır.”[8]
Küresel güç odakları ve Ulus Devletler medyayı toplumu denetleme, yönlendirme ve gerektiğinde korkutarak ikna etme aracı olarak kullanmaktadırlar. Bu manada, etkisi bağlamında medyanın yasama, yürütme ve yargıdan sonra “4.Kuvvet” olarak tanımlanması da boşuna değildir. “Toplumsal denetimin başka naif biçimleri de vardır ve bu konuda özellikle halkın rızası alınarak sağlanan bir medya denetimi olgusu, etkileri ve sonuçları bakımından son derece önemlidir. Bu kısaca “rıza imalatı” şeklinde adlandırılan şeydir. Gerçekte ise “rıza imalatı” hegemonya kurmanın yeni biçimlerinden birisidir. Chomsky bu kavramı şöyle tanımlar; “Propagandanın yeni yöntemlerini uygulayarak, halkın istemediği bir şeyi halka kabul ettirmektir.” Başka bir deyişle rızanın üretimi, yanılsamalı bir kamuoyu evreni yaratmanın araçlarından biridir ve benzer baskı ve etkileme yöntemlerinden farkı, ikna sürecinin görünmezliğidir.”[9]
Medya-Haber söz konusu olunca gerçek şu ki; “Halk medya üzerinde bir egemenliğe sahip değildir; nelerin sunulacağına reklam arayışında olan patronlar ve yöneticiler karar verir; halk ise bunlar arasından seçim yapmak zorunda kalır. Halk çoğunlukla hali hazırda mevcut olup kendisine sunulan ve yoğun bir şekilde tanıtılan ürünleri izler ve okur. İnsanların durgun seyreden ya da azalan ücretlerle niçin daha çok çalıştıklarını, yüksek maliyetlerle niçin yetersiz sağlık hizmeti aldıklarını ve dünyanın dört bir yanında kendi adlarına nelerin yapılmakta olduğunu anlamak istemediklerine inanmak için pek bir sebep yoktur. Eğer bu konularda yeterli bilgi edinemiyorlarsa, propaganda modeli bunun nedenini açıklayabilir: Medyayı denetleyen egemen güçler (halkın uyanmaması için) bu türden bir malzemeyi sunmayı tercih etmemektedir.”[10]
Batı medyasının İslam’a karşı özel bir düşmanlığı, özel bir yok etme görevi ve bu minvalde söz konusu İslam ve Müslümanlar ise çok özel yalanları vardır. Bunun için değil medyayı, akademi ve enstitüleri kullanmaktan çekinmez, hatta bu yolda seferber eder. Mesela, 1989’da Komünist Sovyetler Birliği Bloğu çöktükten sonra Batı için öncelikli tehdit sıralamasına İslam’ı koydular. O günden beri de İslam’ın mübarek ismini fundamentalizm ile (köktencilik), terörle özdeşleştirmek için didinmekte, her türlü yalan, manipülasyon ve provokasyona müracaat etmektedirler. Bu hususta Edward Said’in “Haberlerin Ağında İslam” kitabı eşsiz bilgiler vermektedir:
“Batı'ya ait genellemelerde, ciddi çalışmalar yerine gazetecilerin ölçüsüz ifadelerle günübirlik hazırladıkları, ardından medyanın, edite ediyorum diye dramatize ederek yayımladığı ifade ve demeçlerle karşılaşıyoruz daha çok. Güvenilmez kaynaklara dayalı çalışmalar olduğundan daha önemli gösterilip fundamentalizm üzerine sabit imalarda bulunulurken, okurların İslam ve fundamentalızmin aynı şeyler olduğuna inandırılması amacıyla bu iki farklı anlam arasında kasıtlı bir bağ yaratılıyor. İslamiyet'i yıpratmak eğilimiyle, inanç üzerine bir avuç kural, klişeleşmiş örnek ve genellemelere sığınılarak, şiddet, ilkellik, köktencilik, tehditkârlık gibi negatif olgular İslamiyet'le özdeşleştirilmeye çalışılıyor. Böylelikle Müslüman düşmanlığım körükleyecek her türlü zemin kendiliğinden oluşuyor. Okurlarının duygularını alt üst etseler de, içlerine korku salsalar da, onlar bunu başarmakta hayli ustalar.”[11]
“Haber tüketicileri "İslamiyet"i kavradıkları inancına kapılmakta, ancak bu çok enerjik aktarma harekatının hiç de nesnel olmayan malzeme üzerine bina edildiğinden bihaber bırakılmaktadır. Olayın, "İslamiyet" olayı olması, gazete muhabirlerine yanlış yapma imtiyazı tanımakla kalmayıp hiçbir sınır tanımayan etnosentrisizm* kültürel ve hatta ırkçı bir nefret ve derin olduğu kadar da yüzeysel bir düşmanlığın açıkça sergilenmesine olanak tanımıştır.”[12]
Batı’nın İslam’a ve Müslümanlara karşı tavrı bu durumda iken, Türkiye’de alternatif/muhalif medya imkânları ne durumda sorusunun cevabı ise yürek burkan cinstendir. Devlet erkinin bir kanadına sırtını dayamış birkaç Kemalist/ulusalcı/sol medya organını saymazsak, var olan İslami/alternatif medya organları (pek azı dışında) yirmi bir yıllık iktidar sürecinde “dindar-muhafazakar iktidar” eliyle seküler/Batıcı sisteme eklemlenmiştir! Böylece, doğruluk ve dürüstlük adına alternatif olmaktansa, sisteme karşı her türlü itiraz, iddia ve taleplerinden vazgeçerek, iktidar lehine ana akım medyadan (başka bir deyişle Havuz Medyasından) rol çalmayı yeğlemişlerdir. Toplumsal yapımızda bulunan “patrimonyal (hamici)” genler, güya İslamcı olan Medya organlarına otorite önünde baş eğdirmiştir de diyebiliriz! Böylece;
1 -“Resmi kanallardan” gelen kaynağı belirsiz, şaibeli haberlere teslim oldular, sistemin-iktidarın şarkısını söylemeye başladılar,
2- Bırakın “haber üretmeyi” gerçekleri yazamayacak, yalanlara ve yanlışlara itiraz edemeyecek hale geldiler,
3- Devlet-iktidar-büyük sermaye üçgenine mahkum olup sitemin gönüllü hizmetkarları haline geldiler.
Gerçi ülkede medya ortamı, bu manada yabancılık çekecekleri bir zemin değildi, hızlı alıştılar! Öyle ki, ülkede medya, iktidar ve “güç odaklarına” hizmet noktasında yalan haber üretme ve haber yönlendirme hususunda son derece münbit olup, uluslararası arenada dereceye girecek kadar mesafe kat etmiştir. “Oxford Üniversitesi Reuters Enstitüsü'nün 2018 yılında yayınladığı Dijital Haberler Raporu'na göre, Türkiye’nin araştırmaya konu olan 37 ülke arasında dezenformasyon ve yalan haberin en çok görüldüğü ülke olduğu belirtildi. Raporda Türkiye'de medyaya güven duyduğunu belirtenlerin oranının yüzde 38, güven duymadığını söyleyenlerin oranının ise yüzde 40 olduğu ifade edildi.”[13]
Yalan ve yönlendirici haberler, üstüne bina edilen sistem ve bunların yol açtığı sonuçlar, elbette sorumluları bağlamalıdır. İster Batılı, ister Doğulu olsun insanlığa yalan bir tarih sunmaktan çekinmeyenler, tarih önünde ve özellikle zarar verdikleri toplumların nezdinde mutlaka yargılanmalı ve mahkum edilmelidirler! Yaptıkları fısk (bozgunculuk) ve zulümden dolayı kendi vicdanlarının yükü altında ezilmeyenler, zarar verdikleri insanların ve toplumların hesap yükü altında ezilmelidirler!
Fasık’ın haberi ayetinden yola çıkarak, yalan haberi bizzat üreten, manipüle eden, menfaatleri ve hedefleri için fütursuzca kullanan, bunun için adına “Medya” denen devasa bir “yalan sistemi” kuran ve bunun üzerine oturarak insanlığı maddi ve manevi anlamda sömüren Batılı “küresel güce” kadar incelemiş olduk. Bu çarpık medeniyet üzerinden, maalesef Türkiye’de ve İslam dünyası da üstüne düşen olumsuzluktan payına düşeni fazlasıyla almıştır. Yakın vadede “yalan medeniyetinden” kurtuluş yolu görünmese de, Tevhid’in aydınlığında ve Kur’an’ın rehberliğinde bir yolunu elbet bulacağız inşallah…
[1] Bakara Suresi Meali https://www.suleymaniyevakfimeali.com/Meal/Bakara.htm#:~:text=F%C3%A2s%C4%B1klar%3B%20Allah'a%20verdikleri%20s%C3%B6zden,Kaybedenler%20i%C5%9Fte%20onlard%C4%B1r.
[2] Haluk Koç, Habercilik Ama, TRT Akademi, Sayı 03, Ocak 2017.
[3] Kavramların tamamında Vikipedi’nin ilgili maddelerinden istifade edilmiştir.
[4] Noam Chomsky-Edwards Herman, Rızanın İmalatı, Bgst Yay., s.15.
[5] Herman ve Chomsky’den Bir Propaganda Modeli 26 Nisan 2016. https://www.sosyalbilimler.org/herman-ve-chomskyden-bir-propaganda-modeli/
[6] Noam Chomsky-Edwards Herman, Rızanın İmalatı, Bgst Yay., s.17-18.
[7] Noam Chomsky-Edwards Herman, A.g.e, s.15.
[8] Noam Chomsky-Edwards Herman, A.g.e, s.55.
[9] Hüseyin Köse, Medya Teorisi, Nika Yay., s.139.
[10] Noam Chomsky-Edwards Herman, Age, s.23,
[11] Edward W. Said, Haberlerin Ağında İslam, Babil Yay., s.16-17.
[12] Edward W. Said, A.g.e, s.53.
* Etnosentrisizm: Kişinin kendi ırkı, milleti veya kültürünün diğer bütün ırk, millet veya kültürlerden üstün olduğu inancı.
[13] Vikipedi, Yalan Haber Maddesi


