Öyle bir sahabeden bahsedeceğiz ki biz onu hep son anda iman edip savaşa katılan cennete şehid olarak giden sahabe diye bildik. Adını telaffuz etmezlerdi hocalarımız. Fakat yaptığı işin her fırsatta anılması adını da büyütüyordu. Rasulullah onun için “Az iş yaptı, çok kazandı“ buyuracaktı. İşte o sahabe efendimiz Amr bin Sabit’ti.
“Usayrim” lakabıyla tanınıyordu ve Medineliydi. Uhud Savaşı zamanında Usayrim’i bir düşünce kaplamıştı. Müslümanların inandıkları dava uğrunda canla başla çalışmalarının ve hiçbir fedakârlıktan çekinmemelerinin sebebi neydi? İşte yeryüzünün bütün müşrikleri de zaten bu direniş karşısında eriyordu. Bunca işkencelere neden katlanılırdı neden? İnsan en sevdiğini yani canını gözünü kırpmadan nasıl verirdi? Delirtecek sorular kafasında çınlıyordu.
Usayrim bunları düşünüyor, düşündükçe iman nuru kalbini ve yüzünü aydınlatıyordu. Nihayet Müslüman olmaya karar verdi. Din kardeşleri cephede azgın müşriklerle savaşıp, kanlarını sebil ederken, Medine’de rahat edemezdi. Anlıyoruz ki iman girdiği kalbin bedenini de hemen harekete geçiriyor, onu Müslümanların yanına çekiyordu. Kılıcını kuşandı, doğru Uhud’un yolunu tuttu. Savaşın en şiddetli ânına yetişmişti. Kahramanca savaştı. Sonunda ağır bir şekilde yaralanarak hâlsiz yere düştü.
Savaş bitmişti. Müslümanlar birçok şehit vermişlerdi. Bu arada son nefesini vermek üzere olan Usayrim’i (r.a.) gördüler. “Ey Amr, sen buraya niye geldin?” denilmişti. Onun Müslüman olduktan sonra savaşa katıldığını bilmedikleri için kabilesini kayırma düşüncesiyle mi, Mekkelilere kızdığından dolayı mı, yoksa din gayretiyle mi savaştığını sordular oda şu müjdeyi verdi: “Ben İslam’a olan arzumdan dolayı geldim. Müslüman oldum da geldim, iman etimde geldim. Kılıcımı alıp Allah ve Resûlü uğrunda müşriklerle çarpışmak üzere buraya geldim.”
Usayrim (r.a.) biraz sonra vefat edecekti ama akıllarda ki o müthiş soru kalacaktı. Yeri neresiydi cennet mi, cehennem mi. Çünkü namaz yok oruç yok hiç amel yok.
Sahabiler, onun durumunu Resûlullah’a haber verdiler. Peygamberimiz onun için özelde genelde de tüm mü’minleri kapsayacak olan müjdesini verecekti: “O, cennetliktir. Az şey yaptı, fakat çok sevap kazandı.” (Buhari Cihad, 13)
Bu hadiseden yıllar sonraydı... Hz. Ebû Hüreyre, etrafındakilere, “Ömründe hiç namaz kılmadığı hâlde cennetlik olan kimdir?” diye sordu. Onlar sustular, cevap veremediler. Ebû Hüreyre (r.a.), “O, Abdulleşhel oğullarından Amr bin Sâbit’tir.” dedi. Sonra da onun bu kıssasını anlattı. (Ahmet b Hanbel, Müsned, Ocak Yay., c.18, s.621)
Anlıyoruz biz de Hz. Ebu Hureyre gibi kıyamete kadar onun örneğini vereceğiz. Usayrim lakaplı bu sahabe örnekliği ile ulaşmamız gereken ufukları yakalayacağız, yakalamaya çalışacağız.
Aynı Savaştan Bir Başka Örnek
Hadislerde belirtildiği üzere cephede şehitlik veya malı infak etmek de niyete göre değerlendirilir.
"Ya Resulullah, adam var kahramanlık için savaşıyor. Adam var bir hamiyet için savaşıyor. Adam var riya için savaşıyor. Bunların hangisi Allah yolundadır?" Resulullah şu cevabı verir: "Kim i'la-ı kelimetullah (Allah’ın ismini yüceltmek) için savaşıyorsa, o Allah yolundadır." (İbn Mace, Cihad, 13)
Bunun da en çarpıcı örneği “Kuzman” hadisesidir. O Müslümanlar safında herkesin dikkatini çekerek, takdirini celbedecek kadar kahramanca savaşmış biriydi.
İbn Hişam, “Siret” eserinde ondan bahsederken,“Ya Resulullah! Görüyor musun Kuzman’ı! Dokuz müşriki nasılda bir, bir yere serdi.” denince bir anda Allah Resulü’nün mübarek kaşları çatılıyor ve duyanları dehşete düşüren bir sözü Uhud’da yankılanıyordu. Efendimiz (s.a.v.) diyordu ki: “O cehennemliktir.”
Sahabe bu habere hayret ediyordu. Nasıl olur aynı ameli işleyen iki insandan birine cennet, diğerine cehennem müjde olarak verilirdi? Üstelik cehennemlik dediği daha kahramanca savaşmıştı. İşte onların o an için anlayamadıkları bir hakikati, özel haber alma kaynakları olan alemlerin sultanı onlara haber veriyordu.
Uhud’un meydanında düşmanı adeta ikiye biçip ilerleyen, ama biraz sonra bir kılıç darbesi ile yaralanıp yere düşen Kuzman’ı görünce; “Müjdeler olsun sana Ey Kuzman! Yiğitçe savaştın ve şimdide şehitlik makamını elde etme yoluna girdin!” denildi. O ana kadar kimselerin bilmediği, sadece açık ve gizli her şeyi bilen Rabbimizin bilip, Rasulü’ne bildirdiği bir gerçeği Kuzman açıkladı.
Dedi ki: “Ben ne şahadeti elde etmek, ne Allah’ın dinini savunmak, ne de Muhammed’in şerefini kurtarmak için savaştım. Ben sadece kavmimin şan, şerefini ve Medine’nin hurmalıklarını savunmak için savaştım” diyecekti. Sonra eline bir ok aldı ve bileklerini keserek intihar etti. Bazı Müslümanlar Peygamberimizin yanına koşarak “Ey Allah’ın Rasulu Allah senin sözünü doğruladı. Falanca adam intihar ederek kendini öldürdü dediler. Hz Peygamber “Ey Bilal, kalk ve şunu ilan et: Allah bu dini facir bir adamla da destekleyip kuvvetlendirir. Ancak cennete müminler girebilir.” (Buhari, 6606-6607; Fethu’l-Bari, Polen Yay., c.13, s.101)
İşte bu iki örnek günümüzde iyi anlaşılmalı verilmeye çalışılan mesajda facir kim mümin kim iyi anlaşılmalıdır. Bugün İslam’a faydalı gibi gözüken hizmetler yapanlar gerçekten Allah’ın dini hakim olsun, İslam’ın izzet bulsun diye mi çırpınıyorlar yoksa Avrupa uyum yasaları gereğince mi? Bunu öğrenmek bize şunu katacak. Kime dua edeceğimizi kime buğz edeceğimizi!
Bugün Müslümanlar olarak çevremizde ve kendimizdeki halleri değerlendirirken vahyin penceresinden bakalım. Elimizden gelenin en iyisini yapmaya gayret edelim. Niyeti bilmeden de hiçbir ameli de büyütmeyelim. Verdiğimiz iki örnek var. Birinin ameli küçük ama cennette, diğerinin ameli büyük ama cehennem de. Lokman Süresi 28’de “Allah her şeyi işitir, bilir “ buyurulmaktadır. Rıza-i İlahiyeyi gözeterek her işimiz de gözetlendiğimizi unutmadan hareket edelim. Amel küçüktür, büyüktür kimin katında?
Peygamberimiz, “İnsanlardan bazıları vardır ki, halkın görüşüne göre cennet ehline yaraşan hayırlı işler yaparlar. Halbuki onlar o işlerini yaparken taşıdıkları niyetleri sebebiyle cehennemliktir.” (Buhâri, Kader, 5, Rikâk, 33; Müslim, İman, 179) buyurmuşlardır.
Allah rızası için yapılan her küçük diye adlandırdığımız amel büyüktür. Yoksa Allah Rasulu’nun ordusunda savaşırsın hem de kahramanca savaşırsın ve ölürsün de gene de amelin büyüğünü yapmış olmazsın… Şimdi Allah’ın dinini savunarak izzetimizi kurtarmak için mi uğraşıyoruz, yoksa sadece kavminizin şan ve şerefi için mi. Hele ki bunlar demokrasi için yapılıyorsa!
Dert vatan toprağı kurtarmak değil, halkımızın imanını kurtarmak olmalı.
Son olarak da yorumsuz olarak nakletmeye çalışacağım bu hadis meseleyi çok iyi anlamamıza yarayacağına inanıyorum.
"Kıyamet günü bir çok kimseler Tihame dağı gibi sevaplarla gelirler. Allah onların amellerini boşa çıkarır ve cehenneme atar" buyurdu.
Sâlim (r.a.) da: "Anam babam sana feda olsun ya Resûlallah biz o kimseleri nasıl tanıyacağız?" diye sordu
Sevgili Peygamberimiz de: "Ey Sâlim! onlar namaz kılarlar, oruç tutarlar. Fakat kendilerine haramdan bir şey teklif edildiği zaman Allah'tan hiç korkmadan o haramı işlerler. İşte bu kimselerin amellerini Allah kabul etmez." buyurdu. (İbn Mace, Zühd 29)


