20 Mayıs 2026 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / / DünyevÎleşme: İnsanoğlunun En Büyük İmtihanı
DünyevÎleşme: İnsanoğlunun En Büyük İmtihanı

DünyevÎleşme: İnsanoğlunun En Büyük İmtihanı Adem Dölek

Dünyevîleşme, dünyayı ve dünya hayatı ile ilgili şeyleri âhirete tercih etmek veya Allah’ı ve âhireti unutup dünyayı ve dünya metalarını tanrılaştırarak onlara taparcasına dünyalıklar peşinde koşmaktır. Bir başka ifadeyle nefsanî ve gayr-i meşru isteklerin peşinde koşarak nefsanî hevesleri tatmin etmek için nefs-i emmârenin istekleriyle meşgul olarak kalbi ve kalbin ulvî duygularını nazar-ı dikkate almamaktır. Tabiri câiz ise vücudun fena ve fâni zevklerini tatmin etmek uğruna ruhu ve ruhun latif duygularını öldürmektir. Zira kalp, ebedî Zât olan Allah’ı sevmek için yaratılmıştır. Kalbi, fani dünyanın geçici ve hasis şeyleri tatmin edemez. Kalp, ebedî Zât’tan başkasına râzı olmaz. Çünkü kalp ayine-i Samed’dir. Hiçbir şeye muhtaç olmayan ve her şeyin Kendisine muhtaç olduğu Rabbü’l-âlemin’in esmâ ve sıfatlarının tecellilerini yansıtan mânevî bir cevherdir. O, madde ile meşbu olamaz, o ancak ve ancak Allah’ı anmakla mutmain olur. Nitekim Kur’ân’da “Dikkat edin kalpler ancak Allah’ı zikretmekle mutmain olur.[1] buyrulmuştur.

Dünyevîleşmenin kendi içerisinde birçok derecesi bulunmakla birlikte en ileri seviyesi, ebediyyen dünyada yaşayacak ve hiç ölmeyecekmiş gibi sadece dünya ve dünyalıklar için çabalayıp Allah’ı ve ahireti inkâr etmek, dînî değerleri dünya uğruna fedâ etmektir. Nitekim Kur’ân’da “Bilerek ve severek dünyayı ahirete tercih eden ve insanlar ki Allah’ın yolundan alıkoyan ve o yolda bir eğrilik bulmak isteyen kâfirler için şiddetli bir azaptan dolayı vay o kâfirlerin hâline./وَوَيْلٌ لِلْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ شَدِيدٍ الَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الْآخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَنْ سَبِيلِ اللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا أُولَئِكَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ[2] , “Hayır, bilakis, dünyayı seviyorsunuz, âhireti terk ediyorsunuz./كَلَّا بَلْ تُحِبُّونَ الْعَاجِلَةَ () وَتَذَرُونَ الْآخِرَةَ[3], “Fakat siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz, hâlbuki ahiret daha hayırlı ve bâkîdir./بَلْ تُؤْثِرُونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا () وَالْآخِرَةُ خَيْرٌ وَأَبْقَى[4], “/” buyrulurken bir yandan dünyevîleşmeye karşı uyarılmaktadır.

İnsanı dünyaya sevk eden birçok sebep vardır. Bunların başta gelenlerinden bazılarını zikretmeye çalışalım:

1-Nefsini ve Hevâsını Tanrılaştırmak

Dünyevîleşmenin en başta gelen sebeplerden biri, insanın kendi nefsini ve hevâsını tanrılaştırmasıdır. Nitekim âyette “Hevasını ilâh edineni gördün mü?/أَفَرَأَيْت من اتخذ إلهه هَوَاهُ” buyrulur. Başka bir âyette de “Allah’ın hidayeti olmaksızın hevâsına uyandan daha sapık kimdir?/وَمَنْ أَضَلّ مِمنِ اتَّبَعَ هَوَاهُ بِغَيْرِ هُدًى مِنَ اللَّهِ[5] buyrulur ve “Hevâya tâbi olma, hevâ seni Allah’ın yolundan saptırır./وَلا تَتَّبِعِ الْهَوَى فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ اللَّهِ[6] uyarısı yapılır. Esas itibariyle bu âyetlerle insanoğluna dünyevileşme konusunda uyarıda bulunulmaktadır. Onun içindir ki Kur’ân’da nefsine ve enaniyetine güvenip nefsinin istek ve arzularından başka bir şey düşünmeyen, helâle-harama önem vermeyen, Allah’a inanmayan ve kendisini rab ilan eden Firavun’dan[7] ve firavunlaşmış insan türünden haber verilmektedir. Böylece onların âkıbetine düşmemek için de Müslümanlar uyarılmaktadır.

2-Mâl Sevgisi

İnsan, ebedî âlemi ve cenneti kazanmak için verilen “ebedî yaşama duygusu’nu, dünya hayatı ve mahiyeti hakkındaki cehaletinden dolayı sadece dünya için yaratılmış gibi yalnız dünyaya sarf etmektedir. Aslında insana verilen bu duygunun varlığı ve dünyanın ve dünyalık şeylerin geçiciliği, insanın bu dünya için yaratılmadığını ve ebedî bir âleme namzet olduğunu göstermektedir. Bunun için de gerek Kur’ân’da gerekse hadislerde sık sık dünyaya taparcasına takınılmamasına dikkatler çekilmekte ve sürekli uyarılarda bulunulmaktadır. Mesela, Rasûlullah (s.a.v.) “Şüphesiz her ümmetin bir fitnesi/imtihanı vardır. Şüphesiz ümmetimin fitnesi de mâldır./ إِنَّ لكُلِّ أُمَّةٍ فِتْنَةً، وَإِنَّ فِتْنَةَ أُمَّتِي الْمَالُ[8] buyururken mâlın, insanı tehlikeye düşürmesine, diğer bir ifadeyle dünyevîleşmeye karşı dikkatli olmaya dikkati çekmektedir. Yine hadiste “Dinarın kölesi lanetlenmiştir, dirhemin kölesi lanetlendirmiştir. /لُعِنَ عَبْدُ الدِّينَارِ، وَلُعِنَ ‌عَبْدُ ‌الدِّرْهَمِ[9], “Sizden önceki milletleri dinar ve dirhem helak etmiştir. Bunun iki sizin de helakiniz olacaktır. /  أَهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمُ الدِّينَارُ وَالدِّرْهَمُ وَهُمَا مُهْلِكَاكُمْ[10] buyrularak mâl mülk, para-pul, altın, dolar, lüks evler, arabalar, bağlar, bahçeler elde etmek için maddeye âdeta köleleşen insanları uyarmaktadır. Bir başka rivâyette de “Dirhemin kölesi ve dinarın, kadifenin, süslü elbisenin kölesi helak olmuştur. Eğer kişi, bunlar kendisine verilirse memnun olur, verilmezse memnun olmaz./تعس ‌عَبد ‌الدرهم وعبد الدينار والقطيفة والخميصة إن أعطى رضي، وَإن لم يعط لم يرض[11] buyrulmuştur.

Bir başka hadiste de dünya mâlının ve mâl sevgisinin durumu şöyle anlatılır: Ebû Said el-Hudrî naklediyor: “Bir keresinde Rasûlullah (s.a.v.), Minbere oturdu. Biz de etrafına oturduk. Şöyle buyurdu: ‘Benden sonra sizin hakkınızda endişe ettiğim şeylerden biri, dünyanın süs ve güzelliklerinin size açılmasıdır.’ buyurdu. Oradan bir kişi, ‘Yani hayır şer mi getirir, yâ Rasûlallah?’ dedi.  Rasûlullah bir müddet sessiz kaldı. Bunun üzerine o adama ‘Sana ne oluyor da Rasûlullah’ın konuşması arasına giriyorsun, O sana konuşmuyor ki’ denildi. Biz gördük ki, Rasûlullah’a vahiy nâzil oluyordu. Vahiy nazil olunca Rasûlulla (s.a.v.) terlerini silerek, ‘Soru soran kişi nerede?’ diye sordu –sanki onu takdir edecekti- ve şöyle buyurdu: ‘Şüphesiz hayır, şer getirmez, baharın bitirdikleri içinde öldüren ya da ölüme yaklaştıran bitkiler vardır. Ancak yeşil bitkiler yiyenler hariç. Zira bunlar yiyip böğürleri şişince güneşe karşı dururlar, def-i hacetlerini yaparlar ve bevlederler, sonra tekrar yayılmaya devam ederler. İşte (dünya) mâlı böyle, yeşil ve tatlıdır. O mâldan fakire, yetime ve yolda kalmışlara veren mâl sahibi Müslüman ne iyi kişidir. Dünya mâlını haksız yere elde eden kişi ise yiyip de doymayan gibidir ve kazandığı o mâlı da âhirette aleyhine şahit olacaktır.”[12]

Mâl sevgisinin insanın dünyada hezimete uğramasının göstergesinden birine de İslâm tarihinden örnek verelim: Rasûlüllah (s.a.v.) Uhud savaşında askerini mevziilerine yerleştirirken bir okçu grubunu da Ayneyn Tepesi’ne yerleştirerek “Biz yenilsek de savaşı kazansak da siz bu tepeyi terk etmeyin.” uyarısında bulunmuştu. Savaşın ilk devresinde Müslümanlar müşrikleri yendiler ve ganimet toplamaya başladılar. Ayneyn Tepesi’ndeki okçular, duruma baktılar, harp meydanındaki askerlerin ganimetleri topladıklarını görünce okçulardan birkaçı hariç diğerleri de ganimet toplamak için tepeyi terk ettiler, hezimete uğramış olan düşman tepenin arkasından gelip galip durumda olan Müslümanları arkadan vurdular ve Müslümanlar yenilgiye maruz kaldı, galipken mağlup oldular ve birçok da can kaybına maruz kaldılar.[13] Bu olay, bir misal olarak alınırsa dünyanın her türlü mâlı-mülkü ve her zaman için geçerli bir durum olduğu anlaşılır.

Yine Kur’ân’da “Bu mâlı kendi ilmimle kazandım./ إِنَّمَا أُوتِيتُهُ عَلَى عِلْمٍ[14] diyerek mâlına güvenen ve mâlıyla mağrur olan yani dünyevîleşen, sonra da mâlı ve kendisi yere batırılan Karun’dan bahsedilir. Yere batırılmadan bir gün öncesinde Karun’a imrenenlerin, Karun’un yere batırıldığını gördüklerinde “İyi ki onun gibi olmadık” dedikleri bildirilir.[15]

Bütün bunlar, dünya mâlının mahiyeti bilinmezse ve ona göre hareket edilmezse mâlın-mülkün ve mevkiin insanı nasıl dünyevileştirildiğini görmemek için insanlıktan istifa etmek gerekir.

3-Hırs

İnsanı aldatan ve tehlikeye atan diğer bir ifadeyle dünyevîleştiren şeylerden biri de dünya hırsıdır. Hırs, insanı tehlikeye atan en dehşetli durumlardan biridir. Hırs yüzünden insan, dinine o kadar çok zarar verebilir. Mâl kazanma hırsı; Allah’ı, ahireti, haramı, helali, adâleti, şefkati, merhameti öylesine unutturur ki bunun tarifi zordur.[16] Nitekim Rasûlullah (s.a.v.) bir hadisinde mâla, makâma ve mevkie hırsı olan bir insanın, dinine verdiği zararı şöyle anlatmıştır: “Bir kişinin mâla ve makâma hırsından dolayı dine verdiği zarar, bir süreye salıverilen iki aç kurdun verdiği zarardan daha fazladır./ مَا ذِئْبَانِ جَائِعَانِ أُرْسِلَا فِي غَنَمٍ أَفْسَدَ لَهَا مِنْ حِرْصِ الْمَرْءِ عَلَى الْمَالِ، وَالشَّرَفِ لِدِينِهِ[17]. Böylece kişinin, mâla olan hırsından dolayı Allah’tan gaflet edeceği ve dinî değerleri kaybedeceği bildirilmiştir.

4-Dünyanın Geçici Ziyneti

Dünyevîleşmenin en önemli sebeplerinden biri de dünyanın geçici ziynetleridir ya da insana ziynetli gösterilmiş olmasıdır. Esas itibariyle dünyanın bütün güzellikleri, âhiretteki asıllarına delâlet eden numûnelerdir, onları kazanmak için teşhir edilmişlerdir. Fakat insan aceleci ve peşin zevklere düşkün olduğu için dünyanın fâni ve aldatıcı güzelliğine aldanmaktadır. Bunun için de Kur’ân’da ve hadislerde sürekli insanlar, fâni olan bu güzelliklere aldanmaması için uyarılmakta ve asıllarını kazanmaya teşvikler yapılmaktadır. Nitekim âyetlerde şöyle buyrulur: “Mâl ve evlat, dünya hayatının zinetidir. Kalıcı olan sâlih ameller ise sevap bakımından Rabbinin katında daha hayırlı ve arzu edilmesi bakımında da daha hayırlıdır./ الْمَالُ ‌وَالْبَنُونَ زِينَةُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِنْدَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ أَمَلًا[18], “Kadınlardan, evlatlardan, altun ve gümüş yığınlarından, salma atlar ve sağmal hayvanlardan, ekinler kabili şeylerden nefsin istek ve arzuları insanlara süslü gösterildi. Bunlar dünya hayatının değersiz menfaatidir. Varılacak yerin en güzeli Allah katındadır./ زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ الشَّهَوَاتِ مِنَ النِّسَاءِ وَالْبَنِينَ وَالْقَنَاطِيرِ الْمُقَنْطَرَةِ مِنَ الذَّهَبِ وَالْفِضَّةِ وَالْخَيْلِ الْمُسَوَّمَةِ وَالْأَنْعَامِ وَالْحَرْثِ ذَلِكَ مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَاللَّهُ عِنْدَهُ حُسْنُ الْمَآبِ[19].

Dünya hayatının geçici durumu şöyle anlatılır: “Dünya hayatının durumu, semadan indirdiğimiz su gibidir ki, insanların ve hayvanların yedikleri yeryüzünün bitkileri o su sebebiyle yetişip birbirine karışarak yeryüzü süslenip ziynetlenmiştir. Halkı da onları kendilerinin yaptıklarını sanırlar. Derken gece ya da gündüz emrimiz gelir, sanki dün hiçbir şey yokmuş gibi kökünden biçilmiş bir hâle getiriveririz. Düşünen bir millete ayetleri böyle açıklarız./إِنَّمَا مَثَلُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاءٍ أَنْزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاءِ فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْأَرْضِ مِمَّا يَأْكُلُ النَّاسُ وَالْأَنْعَامُ حَتَّى إِذَا أَخَذَتِ الْأَرْضُ زُخْرُفَهَا وَازَّيَّنَتْ وَظَنَّ أَهْلُهَا أَنَّهُمْ قَادِرُونَ عَلَيْهَا أَتَاهَا أَمْرُنَا لَيْلًا أَوْ نَهَارًا فَجَعَلْنَاهَا حَصِيدًا كَأَنْ لَمْ تَغْنَ بِالْأَمْسِ كَذَلِكَ نُفَصِّلُ الْآيَاتِ لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ[20],  “Dünya hayatı ancak aldanma metaıdır./ وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا مَتَاعُ الْغُرُورِ”, “Dünya hayatı sizi asla aldatmasın, aldanmış şeytan da Allah’a karşı sizi aldatmasın./ فَلَا تَغُرَّنَّكُمُ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا وَلَا يَغُرَّنَّكُمْ بِاللَّهِ الْغَرُورُ[21], “Dünya hayatının ziynetini arzu ederek gözünü Allah’a yalvaranlardan ayırma./ وَلَا تَعُدُ عَيْنَاكَ عَنْهُمْ تُرِيدُ زِينَةَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا[22], “Şu dünya hayatı ancak bir eğlence ve oyundan ibarettir. Şüphesiz âhiret yurdu ise gerçek hayat odur, keşke bilseler! /وَمَا هَذِهِ الْحَيَاةُ الدُّنْيَا إِلَّا لَهْوٌ وَلَعِبٌ وَإِنَّ الدَّارَ الْآخِرَةَ لَهِيَ الْحَيَوَانُ لَوْ كَانُوا يَعْلَمُونَ[23], “Bilin ki, dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden ibrettir, bir süstür, aranızda bir öğünme sebebidir, mallar ve çocuklar hususunda birçokluk yarışıdır. Bunun durumu, bir yağmurun bitirdiği bitkilerin ekincilerin hoşuna giden ve sonra da onu sararmış, daha sonra da kup kuru, çer çöp haline gelen gelmiş gördüğün duruma benzer. Kafirler için ahirette şiddetli azap vardır, müminler için de Allah’tan mağfiret ve Allah’ın rızası vardır. Dünya hayatı, sadece aldatıcı bir metadan ibarettir./اعْلَمُوا أَنَّمَا الْحَياةُ الدُّنْيا لَعِبٌ وَلَهْوٌ وَزِينَةٌ ‌وَتَفاخُرٌ بَيْنَكُمْ وَتَكاثُرٌ فِي الْأَمْوالِ وَالْأَوْلادِ كَمَثَلِ غَيْثٍ أَعْجَبَ الْكُفَّارَ نَباتُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَراهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَكُونُ حُطاماً وَفِي الْآخِرَةِ عَذابٌ شَدِيدٌ وَمَغْفِرَةٌ مِنَ اللَّهِ وَرِضْوانٌ وَمَا الْحَياةُ الدُّنْيا إِلَاّ مَتاعُ الْغُرُورِ[24]. Bu hususta daha birçok âyet bulunmaktadır. Bu misallerin yeterli olduğu kanaatiyle bunlarla iktifa ediyoruz.

Bütün bu âyetler göstermektedir ki dünya hayatının süsü ve ziyneti, geçici ve aldatıcıdır, Bunlar âhiretin güzelliklerinin birer sönük numuneleridir, âhiretteki asıllarına teşvik içindir, insanları dünyevileştirmek ve için değildir.

5-Kötü Çevre

Dünyevîleşmenin en önemli âmillerinden biri de insanın yaşadığı ve içinde bulunduğu kötü çevresi ya da inancı veya ahlâkı iyi olmayan kötü arkadaşlarının bulunmasıdır. Onun için olmalıdır ki, Rasûlüllah (s.a.v.) “Kişi, dostunun dini üzeredir. Öyleyse sizden biriniz arkadaşlık/dostluk ettiği kişiye dikkat etsin. /الْمَرْءُ عَلَى دِينِ خَلِيلِهِ، فَلْيَنْظُرْ أَحَدُكُمْ مَنْ يُخَالِلُ[25] buyrulurken âyette de “Ey iman enler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun./ يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اتَّقُوا اللَّهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِقِينَ[26] buyrulmaktadır. Öte yandan da dünyevîleşenlere uyulması yasaklanmakta ve şöyle buyrulmaktadır: “Bizi anmaktan kalbini gâfil kıldığımız, hevesine tâbi olan ve işi aşırılık olan kimseye de itaat etme./وَلَا تُطِعْ مَنْ أَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ وَكَانَ أَمْرُهُ فُرُطًا[27], “Kendilerini imtihan etmek için kendisiyle çift çift faydalandırdığımız dünya hayatının süsüne asla gözlerini dikme. Rabbinin vereceği rızık daha hayırlı ve bâkidir. /وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَى مَا مَتَّعْنَا بِهِ أَزْوَاجًا مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَأَبْقَى”.[28]

Dünyevîleşmenin Zararları

Şunu hemen ifade edelim ki dünyevileşmenin, başta dinî olmak üzere ferdî, içtimâî, iktisâdî ve idârî olarak birçok zararı bulunmaktadır.[29] Dünyevîleşen bir insan, Allah’ı ve âhireti inkâr ederse Allah’a karşı vazifelerini terk eder, şeytanın esiri ve maskarası olur, ebedî hayatını kaybetmenin yanında dünya saadetini de yok eder. Eğer kişi, inandığı hâlde dünyayı ve dünyalıkları âhirete tercih ederse bu durumda da dinî değerlerini, hak, adâlet, şefkat ve merhamet duygularını, haram-helâl idrakini ve dünya mutluluğunu kaybeder, onun yerine kibir, şımarıklık, zulüm, fesat, bencillik, israf ve sefahat gibi kötü hasletlere sahip olur. Onun için dünyevîleşen bir insanın zâhirde bazı güzel hasletleri gözükse de hakikatte o güzellikleri yok edecek ve âhirette iflas ettirecek özelliklere maruz kaldığı bir gerçektir. Mesela, otuz bin defa büyütülmekle çıplak gözle ancak görülebilen korona virüsünün, zâhirde kocaman bir insanı nasıl helak ettiğini, fertleri milletleri ve devletleri evlerinde ve yurtlarında nasıl hapsettiğini, binlerce insanı helak ettiğini bütün dünya insanın müşahede ettiği gerçeği gibi dünyevîleşme ile mânevî virüslere maruz kalan insanların da maddî ve mânevî helaket ve felaketleri dikkatlerden uzak tutulmamalıdır. Kişinin;  dünyevîleşme derecesinin farklılığına göre maddî ve mânevî olarak kendisine, çevresine ve topluma vereceği zarar da o nisbette farklı olacaktır. Bu açılardan dünyevîleşmenin, insanoğlunun en büyük imtihanı olduğunu söylemek gerekir.

Sonuç

Dünya, âhiret yolculuğunda insanların ebedî hayatlarını kazanmaları için yol üzerinde kurulmuş bir istasyon gibidir, ebedî kalmak için yaratılmış bir menzil değildir. Ancak âhiretteki asıllarına teşvik için hazırlanmış olan dünyanın geçici ve fâni güzellikleri insanı aldatmaktadır. İşte bu aldanmanın adı, dünyevîleşmektir. Dünyevîleşmenin birçok sebep ve mertebeleri vardır. Bu sebeplerin en başta gelenlerinden bazıları; insanın kendi nefsini tanrılaştırması, mâl sevgisi, ebedî dünyada kalacakmış sevdası, mâl ve makâm hırsı, dünyanın fânî ve sûrî güzellikleri, âhirete imanın zayıflığı vs. durumlardır. Bununla birlikte dünya hayatının bu geçici durumlarına dalma seviyesine göre de dünyevîleşmenin dereceleri artmaktadır. Bazı insanlarda Allah’ı ve âhireti inkâr ettirmeye götürürken, bazı insanlarda da Allah’ı ve âhireti bildiği hâlde dünyayı âhirete tercih etme deresinde tezahür etmektedir. Bu da kendi içerisinde farklılıklar göstermektedir.

Gerek Kur’ân’da gerekse hadislerde dünyevîleşmeye karşı sıkça uyarıların yapıldığı görülmekte ve dünyanın geçici ve aldatıcı güzelliklerinin aldatmaması, esas ve bâkî güzelliğin âhirette olduğu, orayı kazanmak için gayret edilmesi gerektiği vurgulanmaktadır.

Dünyanın, âhiretin tarlası ve Allah’ın bütün isimlerinin tecelli ettiği yer olması itibariyle güzel ve bütün bu güzelliklerin ve imkânlarının âhiretin kazanılması için verildiği ancak insanın hevesatına ve şehvetine hitap etmesi yönüyle de aldatıcı ve fenâ olduğu unutulmamalıdır. Gerek Kur’ân’da gerekse hadislerde lanetlenen ve fazla meşgul olunmaması istenilen cihetin bu üçüncü yönünün olduğu anlaşılmaktadır. Bunun için olmalıdır ki, Allah Kur’ân’da, “Siz dünya menfaatini istiyorsunuz, Allah ise âhireti kazanmanızı murad ediyor./تُرِيدُونَ ‌عَرَضَ ‌الدُّنْيا وَاللَّهُ يُرِيدُ الْآخِرَةَ[30] buyurmaktadır.

 

 

 

 

KAYNAKÇA

- Ahmed b. Hanbel, Müsned, (thk: Şuayb el-Aranvut), Müessesetu’r-risale, Beyrut, 2001.

- Bezzâr, Ahmed b. Amr, Müsned, Mektebetu’l-ulûm, Medine, 2009.

- Dölek, Adem, “Sünnet Işığında Hırs Hastalığı ve Korunma Yolları, HRÜ İlahiyat Fak. Dergisi, c.XI, S.VI, s.50-76.

- Ebû Nuaym,  Ahmed b. Abdillah el-İsbahanî, Hılyetu’l-evliyâ ve tabakâtu’l-asfiyâ, Daru’l-kütübi’l-ilmiyye, Beyrut, 1409 h.

- İbn Kesîr, Ebulfidâ İsmail, el-Fusûl fî Sîrati’r-Rasûl sav., Mektebetu’t-türas, Medine, ts.

- İbn Hibban, Muhammed, el-İhsan fî Takrib-i Sahih-i İbni Hıbban, Müessesetu’r-risale, Beyrut, 1998.

- İshak b. Rahuye, Müsned, Mektebetu’l-iman, Medine, 1991.

- İşliyen, Burhan, Dünyevîleşme, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2019.

- Kur’ân-ı Kerim.

- Müslim b. el-Haccac, Sahih, Çağrı Yayınları, İstanbul 1992.

- Sâlihî, Muhammed Yusuf, Sübülü’l-hüdâ ve’r-reşâd fî sîrati hayri’l-ibad, Kahire, 1997.

- Taberânî, Süleyman b. Ahmed, el-Mu‘cemu’l-Evsat, Daru’l-haremeyn, Kahire, ts.

- Tayalîsî, Ebû Davud Süleyman b. Davud, Müsned, Daru hicr, Mısır, 1999.

- Tirmizî, Muhammed b. İsa, Sünen, Çağrı Yayınları, İstanbul; 1992.

 

 


[1] Raʻd, 13/28.

[2] İbrahim, 14/2-3.

[3] Kıyâme, 20-21.

[4] Aʻlâ, 16-17.

[5] Kasas, 28/50.

[6] Sâd, 38/26.

[7] Mesela, Nâziât Sûresi’nde “Ben, sizin en yüce Rabbinizim./أَنَا رَبُّكُمُ الْأَعْلَى” (79/24) dediği, Kasas Sûresi’nde de “Ey ileri gelenler! Sizin için benden başka bir ilah bilmiyorum./وَقَالَ فِرْعَوْنُ يَأَيُّهَا الْمَلأُ مَا عَلِمْتُ لَكُمْ مِنْ إِلَهٍ غَيْرِي ” (28/38) söylediği bildirilmiştir.

[8] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 29/15.

[9] Tirmizî, Sünen, Zühd, 42.

[10] Ebû Nuaym, Hılyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, 2/102.

[11] Bezzâr, Müsned, 15/391; Taberânî, el-Mucemu’l-Evsat, 3/94.

[12] Müslim, Sahih, Zekât, 123.

[13] Bk. İbnu Kesîr, el-Fusûl fî Sîrati’r-Rasûl sav., 145; Muhammed Yusuf es-Sâlihî, Sübülü’l-hüdâ ve’r-reşâd, 4291 vd.

[14] Kasas, 28/78; ez-Zümer, 39/49.

[15] Kasas, 28/80-81.

[16] Bu konuda geniş bilgi için bk. Adem Dölek, “Sünnet Işığında Hırs Hastalığı ve Korunma Yolları, HRÜ İlahiyat Fak. Dergisi, c.XI, S.VI, s.50-76.

[17] Ahmed b. Hanbel, Müsned, 25/62; İbnu Hıbban, Muhammed, el-İhsan fî Takrib-i Sahih-i İbni Hıbban, 8/24.

[18] Kehf, 18/46.

[19] Âl-i İmrân, 3/14.

[20] Yunus, , 10/24.

[21] Lokman, 31/33.

[22] Kehf, 16/28.

[23] el-Ankebût, 29/64.

[24] el-Hadis, 57/20.

[25] Tayâlisi, Ebû Davud, Müsned, 4/299; İshak b. Râhûye, Müsned, Mektebetu’l-iman, Medine, 1991, 1/352.

[26] Tevbe, 9/119.

[27] Kehf, 16/28.

[28] Tâhâ, 20/131.

[29] Geniş bilgi içi bk. Burhan İşliyen, Dünyevîleşme, Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 2019, 143 vd.

[30] Enfâl, 8/67.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul