İslâm dini, ilme ve bilgiye gerektiği değeri vermiş ve bilgiye ulaştıracak bütün meşru yolları açık tutmuştur. İlim öğrenmek için, zaman, mekân, yaş sınırı koymamıştır. Erkek ve kadın herkese beşikten mezara kadar ilim öğrenmeyi emretmiş, hayatın her aşamasında ve her safhasında kişinin kendi durum ve konumuna göre ilimle iç içe olmasını istemiştir.
İlim elde etmenin önemi hakkında Kur'ân-ı Kerim'de şöyle ifade edilmektedir: "Allah, içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir…"1; "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?";2 “…Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorunuz!”3; "Biz insanlara böyle misaller veriyoruz. Bunu ancak âlimler anlayabilirler."4; "…Allah'a karşı ancak; kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar…" 5; "...ve 'Rabbim, benim ilmimi artır' de."6
İslâm, okumaya ve ilim elde etmeye büyük önem vermiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.)'e inen ilk vahiyde okumaktan, kalemden, eğitim ve öğretimden bahsedilir: "Yaratan Rabbinin adıyla oku! O, insanı bir alakadan yarattı. Oku! İnsana kalemle yazı yazmayı öğretip ona bilmediklerini öğreten Rabbin sonsuz lütuf sahibidir."7
Peygamberimiz "İlim tahsil etmek, her Müslüman erkek ve kadına farzdır."8 buyurur. Öğrenilmesi gereken ilimler iki kısımdır: Farz-ı ayın olan ilimler ve farz-ı kifâye olan ilimlerdir. Farz-ı ayın olan ilim; Müslümanların her biri tarafından öğrenilmesi istenilen ilimdir. Kişi; itikat, ibadet ve ahlâkî görevlerini en güzel bir şekilde ifa edebilmesi için gereken bilgileri elde etmek ile yükümlüdür. Herkesin temel ilmihal bilgilerini öğrenmesi farzı ayındır.
Farz-ı kifâye olan ilim; toplumun her ferdi tarafından değil de bazı fertleri tarafından, toplumun ihtiyacı nispetinde elde edilmesi ile sorumluluğun diğerlerinden düştüğü ilimdir. Matematik, fizik, kimya, astronomi vb. insanların yararına olan ilimler bu gruptandır. Bu gibi ilimler, toplumun yararını esas alan bilimler olduğundan, toplumun ihtiyaç hissettiği her ilim ve sanatı (ihtiyaç nispetinde) toplumun bazı fertleri tarafından öğrenilmesi gereken ilimlerdir.
Kısaca söylemek gerekirse, İslâm, fıtrata ve insanın yaratılışına en uygun bir din olduğu için, bütün Müslümanlara dinî ilmi farz kılmıştır. Her Müslümanın kulluk görevlerini (ki bütün dünyevî işlerini kapsar) yerine getirecek, helâl ile haramı, hak ile bâtılı ayırt edecek kadar bilgi sahibi olması farzdır.
Kişinin Müslüman bir kul olarak şirkten sakınıp tevhid bilinciyle yaşaması ve güzel ahlâk sahibi olmak için gerekli ilme sahip olması farz olduğu gibi; içinde bulunduğu durumlar ve yapması gereken her çeşit ibadetle ilgili bilgileri öğrenmesi de yine faz-ı ayn'dır. Ayrıca insan, hayatı için gerekli her türlü bilgiyi de edinmelidir.
Övünmek ve başkalarına karşı üstünlük taslamak için ilim öğrenmek ise doğru değildir. İlim sözde söylenen değil hayata tatbik edilendir. Eğer ilmi sözde var yaşantıda yoksa o kişi insanlara örnek olamaz ve o kişinin arkasından da gidilmez. İhlâs ve samimiyetle ilim öğrenilirse o ilim; o insanı Allah ve Rasûlü’nün yoluna yaklaştırır ve kişinin değerinin yükselmesini sağlar.
Bu nedenle çocuğu zamanında terbiye etmek, dinini öğretmek, iyi ahlâkı aşılamak, maddî ve mânevî bilgilerle techiz etmek, Allah'ın farz kılmış olduğu hususları öğretmek, ibadet yapmaya (namaz kılmaya, oruç tutmaya) teşvik etmek gibi hususlar anne ve babanın çocuğuna karşı olan vazifeleridir. Her kötülüğün, haksızlığın ve ahlaksızlığın baş sebebi, bilgisizlik ve cehalettir. Bunun içindir ki Kur'an, ilimsizlikten şiddetle sakındırır: "Sakın ha, câhillerden olma!"9 der.
İlmin önemi konusunda da çok sayıda hadis-i şerif vardır. Bunlardan küçük bir seçme yapalım: Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurur: “Allah'ım, huşu duymayan (korkmayan) kalpten, kabul olmayan duadan, doymayan nefisten ve fayda vermeyen ilimden sana sığınırım."10; "Kim ilim tahsil etmek için (evinden veya yerleşim yerinden) çıkarsa, geri dönünceye kadar o kişi Allah yolundadır."11; "Hikmet, (ilim) mü'minin yitiğidir. Onu nerede bulursa o mü'minin kendisi ona daha lâyıktır."12; "Allah kim hakkında hayır dilerse, onu dinde fakîh (derin anlayış sahibi) kılar."13; "İnsan öldüğü vakit bütün amelleri ondan kesilir. Yalnız üç şey hâriç; sadaka-i câriye, kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine duâ eden sâlih evlat."14; “Sadakanın en efdali, bir Müslümanın ilim öğrenip sonra da onu müslüman kardeşine öğretmesidir.”15
Peygamberimiz "Senin vesilenle Allah Teâlâ'nın bir kimseyi hidayete erdirmesi, senin için dünyadan ve dünyada olan her şeyden daha hayırlıdır."16 buyurarak ilim sayesinde kişilerin bilgilenmesi ve doğru yola gelmesine sebep olmanın önemini, mükâfatını bildirmektedir. İslâm ile ilim, et ile tırnak gibi birbirinden ayrılmaz. İslâm dini, ilim öğrenmeyi, bilgi sahibi olmayı ve cehaleti ortadan kaldırmayı hedefler. Çünkü insanın yaratılış gayesi, Allah’ı ve Rasûlü’nü tanımak ve O’nun emir ve yasaklarını yerine getirmektir. İslâm dininde ilim, Allah’ın rızasını kazanmak ve kendisi ile amel etmek için öğrenilir. Öğrendiği bilgi, kendisini hakikate ulaştırmayan kimse o bilginin ancak taşıyıcılığını yapmış olur.
Hz. Ali (r.a.) şöyle buyurur: “Kim ilim için çabalarsa, cennet de onun için çabalar. Kim de günah için çabalarsa, cehennem de onun için çabalar.”17
Mevlâna: “Dünle beraber gitti düne ait ne varsa, bügün yeni şeyler söylemek gerek” der.
Yunus Emre de şöyle der: “İlim ilim bilmektir ilim kendini bilmektir. Sen kendini bilmezsen ya nice okumaktır. Okumaktan mânâ ne, kişi hakkı bilmektir. Çün okudun bilmedin, ha bir kuru emektir.”
İlim odur ki insana kendisini, yaratılış gayesini, Rabbini öğretsin. Bunun dışındaki bir ilim kuru emektir. Boş yere vakit harcamaktır. Doğru bilgi, insanlara huzur ve mutluluk verir. "Kim ilim tahsil etmek için bir yola girerse, Allah o kişiye cennetin yolunu kolaylaştırır."18
Ebü'd–Derdâ (r.a.) şöyle dedi: Rasûlullah (s.a.s.)’ı şöyle buyururken işittim: “Muhakkak melekler yaptığından hoşnut oldukları için ilim öğrenmek isteyen kimsenin üzerine kanatlarını gererler. Göklerde ve yerde bulunanlar, hatta suyun içindeki balıklar bile âlim kişiye Allah'tan mağfiret dilerler. Âlimin âbide karşı üstünlüğü, ayın diğer yıldızlara olan üstünlüğü gibidir. Şüphesiz ki âlimler, peygamberlerin vârisleridir. Peygamberler altın ve gümüşü miras bırakmazlar; sadece ilmi miras bırakırlar. O mirası alan kimse, bol nasip ve kısmet almış olur."19
Hz Ali (r.a.) şöyle buyurur: “İlim servetten üstündür. Çünkü sen serveti korursun, ilim ise seni korur.” Görülüyor ki, dünya ve âhiret saadetinin anahtarı ilimdir. İlim, amellerin en faziletlisidir. İlim, ahlâksızlıklardan, günahlardan kişiyi korur; insanları aydınlatarak güzel ahlâka kavuşturur. Ferdî, ailevî ve toplumsal hayatta kişinin mutlu ve huzurlu olmasını sağlar. Tabiî ki, faydalı ilim, kişiyi dünya ve âhirette mutlu ve huzurlu olmaya vesile olur.
Hz. Peygamber, ilme büyük önem vermiştir. Peygamberin işlerinde ve sözlerinde bilgi, öğretme, öğrenme, öğrenci ve muallime verilen değer çok fazladır. Hz. Peygamber’in eğitiminin temelinde kendisine indirilen ilk vahiy yani ”Oku..!”20 emri bulunmaktadır. Dolayısıyla okumak ona ve ümmetine Allah Teâlâ’nın ilk emridir. Kendisi bir ümmî iken içinde bulunduğu toplumu eğitme görevi ona verilmiştir. Çünkü O, Allah’ın kendisini seçtiği ve hikmeti öğrettiği bir peygamberdir. Bu husus Kur’ân-ı Kerim’de şu şekilde bildirilmektedir: “Kitap ve hikmeti öğreten bir Peygamber göndermekle Allah mü’minlere büyük bir lütufta bulunmuştur.”21
Bu bakımdan bizzat Hz. Muhammed (s.a.s); “Ben ancak bir öğretmen olarak gönderildim” buyurmuştur.22 Hz. Peygamberin eğitimi, insanlara her yönde faydalı bilgilerin kazandırılması ve kazanılan bilgilerin kişilerin hayatına yansıyarak faydalı hale gelmesi esasına dayanıyordu. O, bir taraftan Cenab-ı Hakk’ın emrine uyarak; “Rabbim, benim ilmimi artır!”23 diye bilgisinin artırılması için Allah’a yalvarır ve bu uğurda çaba sarfederken, diğer taraftan; “Allah’ım, bana öğrettiğinle faydalanmayı nasîbet!”24 diye yakarıyor; “Faydasız ilimden Allah’a sığınırım”25 diyerek de bilgiden maksadın faydalanmak ve faydalı olmak olduğunu belirtiyordu. Doğru bilgi ilgiye, ilgi de insanlara faydalı olan şeylerle ilgilenmeye götürür.
Hz. Muhammed (s.a.s.); “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız, müjdeleyiniz, nefret, ettirmeyiniz”26 buyurarak sevgi ile iç içe, hoşgörülü birer eğitimci olma düsturunu koymuştur. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in tebliğinde üzerinde durduğu en önemli konulardan biri eğitim ve öğretimdi. Mus’ab bin Ümeyr (r.a.)’ı İslâm’ı anlatması ve Kur’ân-ı öğretmesi için Medineli Müslümanlara göndermiştir. Mus’ab bin Ümeyr (r.a.) ev ev Medine’yi dolaşmıştır.”27 Tebliğ ve davet görevini yapmıştır.
Medine’ye hicretten sonra ilk iş ibadet, eğitim-öğretim merkezi olan, Mescid-i Nebevî’yi inşâ etmek olmuştur. Bedir Savaşı sonucunda esir alınanlar fidye karşılında serbest bırakılmış, fidye ödeyecek durumda olmayanlara on Müslümana okuma yazma öğretmeleri karşılığında serbest kalabilecekleri ilan edilmişti. Bu sebeple Medine’de, okuma ve yazma bilenlerin sayısı az iken, bu sayede çoğalmış oldu.28 Hz. Muhammed, Müslümanları barışta, savaşta, sıkıntı ve mutlulukta, dinî, sosyal, ahlâkî ve siyasî yönden mükemmel bir şekilde eğitmiştir.
Peygamberimiz ashabını Medine’ye hicretten önce Mekke döneminde Daru’l Erkam’da, hicretten sonra da Mescid-i Nebevî’de ve Suffa’da yoğun bir şekilde eğitim ve öğretime tabi tutmuştu. Suffe, Mescid-i Nebevî’nin bitişiğinde yoksul sahâbîlerin barınması için yapılan ve giderek bir eğitim kurumu haline gelen yer. Geçimlerini sağlayabilecekleri bir işleri olmayan Ehl-i Suffe’nin geçimiyle bizzat ilgilenen Rasûlullah akşam olunca karınlarını doyurmak için onları birer ikişer ashaba taksim eder, kalanları da kendi evine götürürdü. Bu uygulama Müslümanların maddî durumu düzelinceye kadar devam etti.29
Onların ihtiyaçlarını aile fertlerinin ihtiyaçlarının önüne alırdı. Nitekim Hz. Fâtıma kendisine yardım etmek üzere bir hizmetçi istemiş, Hz. Peygamber Ehl-i Suffe’nin ihtiyaçlarını giderebilmek için kızının arzusunu geri çevirmişti.30 Suffe’de çeşitli zamanlarda kalanların toplam sayısının 400’e ulaştığı ifade edilmektedir. Suffe, Ashâb-ı Suffe’nin vakitlerini Rasûlullah’ı dinleyip ondan İslâm’ın esaslarını öğrenerek geçirmeleri dolayısıyla kısa zamanda bir eğitim kurumu haline geldi. Zaman zaman Kur’an’ın nüzûlüne şahit olan Suffe ehli, Hz. Peygamber’e sorular sorarak birçok meselenin aydınlanmasına vesile olurdu.31
Ashâb-ı Suffe’nin eğitim ve öğretim işleriyle bizzat ilgilenen Resûl-i Ekrem Suffe’de dersler veriyordu. Ayrıca onlara yazı yazmayı ve Kur’an okumayı öğretmek üzere Ubâde b. Sâmit gibi hocalar tayin etmişti. Suffe ehlinin İslâmî ilimlerin gelişmesine doğrudan etkisi olmuştur. Başta Ebû Hüreyre olmak üzere çok hadis rivayet eden sahâbîler Ehl-i Suffe’dendir.32
Müslümanlar Medine’ye yerleştikten sonra, şehrin muhtelif yerlerinde dokuz mescidin açıldığı tahmin edilmektedir. Bu mescidlerin ilmin yayılması, eğitim ve öğretimin sistemleşmesi bakımından, okul olarak kulanıldığını söylemek mümkündür. Bu da Rasûlullah’ın çocuklara kendi mahalle mescidlerinde ders okumalarını emrettiğini göstermektedir.33
Peygamberimiz en büyük savaşı cehalete karşı vermiş, cahiliye dönemine son vererek, ilim ve irfan çağını başlatmıştır. İnsanlar, İslâm öncesi câhiliyye düzeninde Allah’tan başka ilâhlar ediniyorlardı ve haksızlık, ahlâksızlık, hırsızlık, içki kumar, zinâ ve her türlü kötülük yaşanıyordu. İslâm’ın hâkim olmasıyla Hz. Peygamber, cahiliye yaşantısını ortadan kaldırmıştır. Muaviye b. Hakem es-Sülemi adlı sahâbî, bu hususta şunları söylemiştir: "Ben Rasûlüllah'tan daha güzel eğitim veren bir öğretmen görmedim. Beni ne azarladı, ne rencide etti ve ne de hakaret etti."34 Hz. Peygamber (s.a.s.) her konuda oluğu gibi, ilim ve eğitim konusunda da bizlere en güzel örnektir.
Hz. Muhammed (s.a.s.) eğitim, öğretime ve ilme büyük önem vermiştir. Toplumların maddî ve mânevî alanda yükselmelerini sağlayan en önemli sebeplerden biri ilimdir. Bilginin insanı yücelteceği Kur'ân-ı Kerim'de şöyle ifade edilmektedir: “Allah, içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltir…”35 Bunun içindir ki Kur'an, ilimsizlikten şiddetle sakındırır: “Sakın ha câhillerden olma!”36 der. Rasûlullah (s.a.s.) bir hadis-i şerifinde de şöyle buyurmuştur: “Ya öğreten, ya öğrenen, ya dinleyen, ya da ilmi seven ol. Sakın beşincisi olma, helak olursun.”37;
İslâm dininde her alanda olduğu gibi ilmin de bir ahlakı vardır. İslâm âlimleri ilmin ahlakını onunla amel etmek ve muhafaza ederek başkalarına aktarmak olduğunu belirtmişlerdir. Hz. Peygamber bu konuda “Yalnız şu iki kimseye gıbta edilir: Allah’ın kendisine ihsân ettiği malı hak yolunda harcayıp tüketen kimse; Allah’ın kendisine verdiği ilimle yerli yerince hükmeden ve onu başkalarına da öğreten kimsedir.”38 buyurmuştur.
Tabii kî, faydalı ilim, kişiyi dünya ve âhirette mutlu, huzurlu olmaya götürür. Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurdu: "İnsanoğlu öldüğü zaman bütün amellerinin sevabı da sona erer. Şu üç şey bundan müstesnadır: Sadaka-i câriye, istifade edilen ilim, kendisine duâ eden hayırlı evlat."39
Her türlü kötülüğün, ahlaksızlığın ve sapıklığın temelinde; “bilgisizlik” ve “cehalet” vardır. Her türlü iyiliğin, güzelliğin temelinde ise; “ilim” ve “hikmet” vardır. İlim, öncelikle kişinin kendini, Rabbini ve çevresini tanımasıdır. Yaratılış gayesinin farkında olmasıdır. Varlığı ve bütün kâinatı doğru okumasıdır. Bilgiyi kıymetli kılan; insanlığın faydasına olmasıdır. Sahibini Allah’ın rızasına ulaştırmasıdır.
Toplumu adalete, doğruya ve iyiliğe götürmesidir. Haksızlıktan, zulümden ve her türlü kötülükten uzaklaştırmasıdır. Zihinlerin bulanmasına, nesillerin ifsadına, toplumların helâkine, dünyamızın tahribine sebep olan bilgi ise değersizdir, faydasızdır ve zararlıdır. Peygamberimiz şöyle duâ ederdi: “Allâh’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, doymak bilmeyen nefisten ve kabul edilmeyen duâdan Sana sığınırım.”40
Bilgiyi başkalarına aktarırken insanın kendisi de bilginin gereğini yapmalıdır. Bir ayette “Kitabı okuyup durduğunuz halde kendinizi unutur da başkalarına mı iyilikle emredersiniz? Düşünmez misiniz?”41 buyrularak bilgi sahiplerine sorumlulukları hatırlatılmaktadır. İlim yolu, cennet yoludur. Bizler, geçmişte olduğu gibi günümüzde de bu bilinçle ilme sarılırsak, bilim ve teknolojinin imkânlarını doğru kullanırsak insanlığa yeniden yön verebiliriz.
Yaratılış gayemiz Allah’a iyi kul olmaktır. Allah’a iyi kul olmanın yoldu da doğru bilgi edinmekten geçer. Çünkü Müslüman önce İslâm’ı doğru bir şekilde öğrenmeli yaşamalı ve sonra da davet ve tebliğ görevini en iyi bir şekilde yapmalıdır. Ne mutlu, dünya ve âhiret saadeti için faydalı ilim öğrenme gayretinde olanlara!
Notlar
1. Mücadele 58/11
2. Zümer 39/9
3. Enbiyâ, 7
4. Ankebut, 29/43
5. Fatır 35/28
6. Tâhâ, 20/114
7. Alak, 96/1-5
8. İbn Mâce, Mukaddime 17
9. En'âm, 6/35
10. Tirmizî, Kitabu'd-Deavât 68
11. Tirmizî, İlm 2
12. Tirmizî, Kitabu'l-İlm 19
13. Buhâri, İlm 14
14. Müslim, Vesâyâ 3
15. İbn-i Mâce, Mukaddime, 20
16. Buhari, Cihad, 102
17. İbn Hacer el- Askalani, s. 12
18. Müslim, Zikir 39
19. Ebû Dâvûd, İlim 1; Tirmizî, İlim 19
20. Alak, 96/1-5
21. Âl-i İmrân, 3/164
22. İbn Mâce, Mukaddime 17
23. Taha, 20/114
24. İbn Mâce, Mukaddime 23
25. Müslim, Zikr 73; Tirmizî, Daavât, 68
26. Buhârî, İlim 11, Cihad 164; Müslim, Cihad 6
27. Abdulkerim Zeydan, İslâm Davetçilerine, çev. Nezir Demircan, Ank. 1977, s. 678
28. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 247; Hayati Ülkü, İslâm Tarihi, s. 130
29. Buhârî, Mevâķītü’s-Salât 41
30. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. I, s. 197
31. Buhârî, Salât 84
32. Mustafa Baktır, TDV İslam Ansiklopedisi, c. 37, s. 470
33. Subhi es-Salih, Hadis İlimleri, DİB Yay., Ank. 1993, s. 15
34. Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. s. 447-448
35. Mücadele, 58/11
36. En'âm, 6/35
37. Darimî, Mukaddime 26
38. Buhârî, İlim 15; Müslim, Müsâfirîn 268; Tirmizî, Birr 24
39. Müslim, Vasiyyet 14; Ebû Dâvûd, Vasâya 14; Tirmizî, Ahkâm 36
40. Müslim, Zikir 73; Nesâî, İstiâze 13
41. Bakara, 2/44

.jpeg)
