Allah Teâlâ’ya, Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’e ve âhiret gününe katıksız iman eden muvahhid mü’minler, her nerede olurlarsa olsunlar, hangi hâlde bulunurlarsa bulunsunlar, mutlaka kendilerini hesaba çekmeleri ve gerek manevî yönlerini, gerekse maddî yönlerini, asla değişmez, eskimez, her ân yeni inzâl olmuş kadar taptaze ilâhî ölçü Kur’ân-ı Kerim’e arz etmelidirler!.. Kur’ân-ı Kerim içinde hiçbir şüphe ve çelişki olmayan hayat kitabımız... Yegâne Rabbimiz, Melikimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ’nın kelâmı!.. O’nun, insan kullarına son mesajı... Emirleri ve nehiyleri...
Mü’min müslüman kullarının hangi özelliklerde olmasının beyân edildiği ilâhî düstûr Kur’ân-ı Kerim!.. İnsanların kendilerince mü’min müslüman şahsiyeti değerlendirmeleri, şöyle veya böyle olmalıdır demelerine ihtiyaç duyurmayacak hak beyân Kur’ân-ı Kerim’dir... Muvahhid, muttakî ve sadık mü’minlerin, kendilerini Kur’ân’a arz etmelerinin gereğinin ânın vâcibi oluşu, onların kâmil mü’min olup olmayışlarının, fazlalık ve noksanlıklarını tesbit edişlerini şaşmaz ölçü ile gündeme getirmeleri, kulluk vazifelerindendir... Bu, ilâhî ölçüye arz olunmak, Allah ve Rasulü’nün beyân buyurduğu dosdoğru yol üzerinde olup olmayışının da bir göstergesidir...
Şimdi hep beraber kendimizi Kur’ân-ı Kerim’e arz edelim!..
1- Muvahhid mü’minler, gayba hiçbir şüphe duymadan iman ederler.
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
“Elif, Lâm, Mîm.
Bu, kendisinde şübhe olmayan, muttakîler için yol gösterici bir Kitab’dır.
Onlar (muttakîler), gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk ederler.
Ve onlar, sana indirilene, senden önce indirilenlere iman ederler ve âhirete de kesin bir bilgiyle inanırlar.
İşte bunlar, Rabblerinden olan bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler bunlardır.”1
2- Muvahhid mü’minler, Allah’a ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e kesin iman eder, imanlarında asla şübheye düşmezler:
“Mü’min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah’a ve Rasulü’ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık olanların tâ kendileridir.”2
“Rasul, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü’minler de. Tümü Allah’a, meleklerine, kitablarına ve Rasullerine inandı. ‘O’nun Rasulleri arasında hiçbirini (diğerinden) ayırt etmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz, bağışlamanı (dileriz). Varış, ancak sanadır’ dediler.”3
“Ey iman edenler, Allah’a, Rasulü’ne, Rasulüne indirdiği kitaba ve bundan önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitablarını, Rasullerini ve âhiret gününü inkâr ederse, şüphesiz uzak bir sapıklıkla sapmıştır.”4
3- Muvahhid mü’minler, yegâne Rabbleri Allah Teâlâ’ya iman etmeden önce, bütün tağutları, kurum ve kuruluşlarıyla reddetmenin vazgeçilmez şart olduğunu bilir, inanır ve gereğini yerine getirirler... Allah’ın hükümlerini yasaklayıp hevâlarından yaptıkları hükümlerle, bulundukları toplumlarda egemen olan her türlü zalim tağutların inkârı ve reddiyle beraber, onlara karşı kıyam etmek, katıksız imanın gereğidir... İmkânların elverdiği ölçüde elleriyle, dilleriyle ve kalbleriyle bu reddetmelerini gerçekleştirmek, her mü’min müslümanın kulluk görevidir!..
“Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz doğruluk (rüşd) sapıklıktan ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah’a iman ederse, o, sapasağlam bir kulba yapışmıştır, bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir.”5
“Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah’a içten yönelenler ise, onlar için bir müjde vardır. Öyleyse kullarıma müjde ver.
Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar, temiz akıl sahibleridirler.”6
Tağutu, yani egemen olduğu ülkede Allah’ın hükümlerini yasaklayan ve Allah’ın hükümlerine karşılık hükümler koyup yönettiği halkın bu kanunlara itaat etmelerini emredip tâbi kılan otoriter kişi ya da kişileri reddedip Allah’a iman eden, elbette sapasağlam iman kulpuna yapışmış ve Tevhid üzere hayatına devam eden muvahhid bir mü’mindir...7
4- Muvahhid mü’minler, ömür boyu tâbi olup itaat edecekleri yegâne hayat nizâmının İslâm Dini olduğuna katıksız iman eder, İslâm dışı bütün şirk düzenlerini, bâtıl dinleri ve insan mahsulü ideolojileri reddeder, yalnız ve yalnız bütün hayatı kuşatan İslâm’ı kabul ederler... Allah’ın, razı olduğu hayat düzeni İslâm’dır!.. Allah’ın dini olan İslâm’dan başka hak din yoktur!..
“Hiç şüphesiz din, Allah katında İslâm’dır.”8
“Bugün size dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’ı seçip razı oldum.”9
“Kim İslâm’dan başka bir din ararsa (benimserse), asla ondan kabul edilmez. O, âhirette de kayba uğrayanlardandır.”10
5- Muvahhid mü’minler, ancak Allah’a kulluk edip itaat eder, Allah’ın dışında kâfirlerin tapıp itaat ettikleri yalancı ve sahte ilâhların bütününü reddederler:
“Biz, yalnızca Sana ibadet (kulluk) eder ve yalnızca Senden yardım dileriz.”11
“Senden önce hiçbir Rasul göndermedik ki, ona şunu vahyetmiş olmayalım: ‘Benden başka ilâh yoktur, öyleyse bana ibadet edin.”12
“Andolsun, Biz her ümmete: ‘Allah’a kulluk edin ve tağuttan kaçının’ (diye tebliğ etmesi için) bir Rasul gönderdik.”13
“Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki, sakınasınız.”14
Muaz b. Cebel (r.a.) anlatıyor:
Ben, bir yolculukta Rasulullah (s.a.s.)’in beraberinde idim. Bir gün yolda seyir hâlinde iken ben O’nun yakınında bulundum ve:
“Ya Rasulallah, beni cennete dâhil edecek ve cehennemden uzaklaştıracak bir amel (hayırlı iş)i bana bildir, diye ricada bulundum.
O:
“Sen, cidden büyük bir şey istedin ve şüphesiz o şey, Allah’ın muvaffak kıldığı kimseye kuşkusuz kolaydır:
Allah’a kulluk ederek, O’na hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namazı dosdoğru edâ edersin, zekatı verirsin, Ramazan orucu tutarsın ve Ka’be’yi hac (tavaf) edersin!” buyurdu.15
Ebu Eyyüb (r.a.) anlatır:
Bir kimse Rasulullah (s.a.s.)’e:
__ Bana, kendimi cennete girdirecek bir amel haber ver! dedi.
Orada bulunanlar:
__ Buna ne oluyor? Bunun ne dileği var ki? dediler.
Rasulullah:
“Bu, bir hacet sahibidir, nesi olacak.” buyurdu da, o sorana karşı:
“Allah’a ibadet (kulluk) edersin ve O’na hiçbir şeyi ortak kılmazsın, namazı kılarsın, zekatı verirsin, hısımlığa (iyilik) ekler durursun.” buyurdu.16
“De ki: ‘Şüphesiz ben, ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Yalnızca bana, sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa, artık salih bir amelde bulunsun ve Rabbine ibadette hiç kimseyi ortak tutmasın.”17 diye buyuran Rabbimiz Allah Teâlâ, yalnızca kendisine ibadet, yani kulluk yapılmasını, gerek akîdede, gerekse amellerde O’na hiçbir şeyi ortak tutmamayı emretmektedir... Elbette, katıksız iman sahibi muvahhid mü’minler, “işittik, iman ve itaat ettik” der, öylece tam teslimiyet ile tâbi olurlar!.. Çünkü Allah insanları, asla şirk koşmadan yalnızca kendisine kulluk yapsınlar diye yaratmıştır...18
6- Muvahhid mü’minler, imandan sonra kulluğun en bâriz ve en büyük göstergesi olan ve dosdoğru edâ edilmesi gerekli olan namazı, Rasulullah (s.a.s.)’den gördükleri gibi şartlarına riâyet ederek kılarlar!.. İhlâs ve huşû ile kılınan namaz, bedenî bütün ibadetleri temsil eder... Namaz ve diğer ibadetler, yegâne önderimiz ve hayat örneğimi Rasulullah (s.a.s.)’in öğretip gösterdiği gibi yerine getirilir...
“Mü’minler gerçekten felâh bulmuştur.
Onlar, namazlarında huşû içinde olanlardır.”19
“Ki onlar, namazlarında süreklidirler.”20
“Namazlarını (titizlikle) koruyanlardır.
İşte onlar, cennetler içinde ağırlananlardır.”21
“Namazı dosdoğru kılın, zekatı verin ve rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin.”22
“Sana kitabdan vahyedileni oku ve dosdoğru namaz kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah’ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)tür. Allah, yaptıklarınızı bilir.”23
“De ki: ‘Şüphesiz, benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm, âlemlerin Rabbi Allah içindir.”24
Abdullah b. Mes’ud (r.a.) anlatıyor:
Ben, Rasulullah (s.a.s.)’e:
__ Amellerin hangisi Allah’a daha sevgilidir? diye sordum.
Rasulullah (s.a.s.):
“Vaktinde (kılınan) namaz!” buyurdu.25
Ebu Hüreyre (r.a.) anlatır:
Rasulullah (s.a.s.), mescide girdi. Derken biri de girdi ve namaz kıldı. Sonra Rasulullah’ın yanına gelip selâm verdi. Rasulullah, onun selâmını aldıktan sonra:
“Dön, yeni baştan namaz kıl! Çünkü sen, namaz kılmış olmadın.” buyurdu.
O kimse, tekrar namaz kıldı, sonra gelip Rasulullah’a selâm verdi.
Rasulullah yine:
“Dön de yeniden kıl, çünkü sen namaz kılmış olmadın.” buyurdu.
Bu kılıp dönmeler üç defa oldu.
Nihayet o kimse:
- Seni hak ile Rasul gönderen Allah’a yemin ederim ki, bunun başka türünü bilmiyorum. Bana doğrusunu öğret, dedi.
Rasulullah (s.a.s.) de şöyle buyurdu:
“Namaza durduğun vakit ihrâm tekbirini al, sonra ne kadar kolayına gelirse o kadar Kur’ân oku. Sonra rüku’a var da beden organların yatışıncaya kadar dur. Sonra başını kaldır, ayakta (büsbütün) doğruluncaya kadar dur. Sonra secdeye var da mutmain oluncaya kadar kal. Sonra başını kaldır, tâ mutmain oluncaya kadar otur. Sonra yine secdeye varıp bedenin secdede sakinleşinceye kadar kal. Sonra bunu, namazının bütününde de böylece yap.”26
7- Muvahhid mü’minler, katıksız iman edip itaat ettikleri âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’yı velî edinmiş ve O’nun velîleri olmuşlardır... Rabbleri Allah onların nasıl olmaları gerekiyorsa, kendilerini öyle vasıflandırmıştır... Onlar, Rahmân Allah’ın kullarıdırlar... O’ndan başka hiçbir rab, ilâh ve melik kabul etmezler... O’nun hiçbir ortağı yoktur... Rabbleri Allah, O’nu velîleri olan muvahhid mü’minleri nasıl vasıflandırmış ise, onlar da öyle olmaya gayret etmekte, böylece en güzel ahlâk sahibi olan örnek şahsiyetler olmaktadırlar...
Şöyle buyurdu Rahmân ve Rahîm Allah Teâlâ:
“Haberiniz olsun, Allah’ın velîleri, onlar için korku yok, mahzun da olmayacaklardır.
Onlar, iman edenler ve (Allah’dan) sakınanlardır.
Müjde, dünya hayatında ve âhirette onlarındır. Allah’ın sözleri için değişiklik yoktur. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.”27
“Allah, iman edenlerin velisi (dostu ve destekleyicisi)dir. Onları karanlıklardan nûra çıkarır.”28
“O Rahmân (Allah)’ın kulları, yeryüzü üzerinde alçak gönüllü olarak yürürler ve cahiller kendilerine muhatab oldukları zaman, ‘selam’ derler.
Onlar, Rabblerine secde ederek ve kıyama durarak gecelerler.
Onlar: ‘Rabbimiz, cehennem azabını bizden geri çevir. Gerçekten onun azabı, ödenmesi kaçınılmaz bir borç (ve sürekli bir acıdır).’ derler.
‘Şüphesiz o, ne kötü bir karargâh ve ne kötü bir konaklama yeridir.’
Onlar, harcadıkları zaman, ne israf ederler, ne kısarlar (harcamaları), ikisi arasında orta bir yoldur.
Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha tapmazlar. Allah’ın haram kıldığı canı, haksız yere öldürmezler ve zinâ etmezler. Kim bunları yaparsa ağır bir cezâ ile karşılaşır.
Kıyamet günü azap ona kat kat arttırılır ve içinde aşağılanmış olarak temelli kalır.
Ancak tevbe eden, iman eden ve salih amellerde bulunup davranan başka. İşte onların günahlarını Allah, iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.
Kim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gerçekten o, tebvesi (ve kendisi) kabul edilmiş olarak Allah’a döner.
Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir.
Onlar, kendilerine Rabblerinin ayetleri hatırlatıldığı zaman, onun üstünde sağır ve körler olarak kapanıp kalmayanlardır.
Ve onlar: ‘Rabbimiz, bize eşlerimizden ve soyumuzdan gözün aydınlığı olacak (çocuklar) armağan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl’ diyenlerdir.
İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selâmla karşılanırlar.
Orada ebedî olarak kalıcıdırlar, o ne güzel bir karargâh ve ne güzel bir konaklama yeridir.”29
8- Muvahhid mü’minler, Aziz İslâm Milleti’nin birer ferdi, vasat, şahid ve hayırlı ümmetin bir parçası,30 dünyanın neresinde olursa olsa ve hangi kavime mensub olduğu önemsenmeden bütün mü’minlerle kardeş ve birbirlerinin velîleridirler... Birlik ve beraberlik içinde hareket eder, Allah’a ve Rasulüne itaat eder, onlardan olan emir sahiblerine de Allah’a ve Rasulü (s.a.s.)’e itaat ettiği müddetçe itaat ederler...
“Mü’minler, ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah’dan korkup sakının, umulur ki esirgenirsiniz.”31
“Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar, birbirlerinin velîleridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar. Namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah’a ve Rasulüne itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şübhesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”32
“(Mü’minler,) büyük günahlardan ve çirkin utanmazlıklardan kaçınanlar ve gazablandıkları zaman bağışlayanlardır.
Rablerine icâbet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında şura ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk edenler.
Ve haklarına tecavüz edildiği zaman, birlik olup karşı koyanlardır.”33
“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah’ı sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın.........”34
“Allah’a ve Rasulü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şübhesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.”35
“Muhammed, Allah’ın Rasulü’dür. Ve O’nunla birlikte olanlar da kâfirlere karşı çok zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler. Onları, rüku edenler, secde edenler olarak görürsün. Onlar, Allah’tan bir fazl (lütûf ve ihsân) ve hoşnutluk arayıp isterler.”36
“Ey iman edenler, Allah’a itaat edin, Rasul’e itaat edin ve sizden olan emir sahiblerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a ve Rasulü’ne döndürün. Şayet Allah’a ve âhiret gününe iman ediyorsanız. Bu, hayırlı ve sonuç bakımından daha güzeldir.”37
“Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve sadıklarla beraber olun.”38
“Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz. Ma’rufu (iyi ve İslâm’a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah’a iman edersiniz.”39
Çağdaş, zalim ve İslâm düşmanları olan tağutî güçler tarafından yerli uşaklarıyla beraber işgal ettikleri İslâm topraklarında esaret altında ve bütün emniyetlerini kaybetmiş bir şekilde zillet içinde yaşamaya çabalayan müslümanlardan erkek olsun, kadın olsun her ferd kendisini akidesi ve ameliyle hayat kitabımız Kur’ân’a arzetmelidir.... Kur’ân-ı Kerim’in hayata uygulanmış hâli, yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in, kavlî, fiilî ve takriri Sünneti’dir. Kur’ân ve Sünnet bütünlüğü, mü’min müslümanın olmazsa olmaz hayat ölçüsüdür... Hayırlı ümmetin salih selefinin ölçüsü olduğu gibi, kıyamete kadar her muvahhid mü’minin ölçüsüdür... Ferdî, ailevî ve sosyal hayat, bununla ölçülmeli ve mutlaka bu ölçüye uymalı ya da uydurulmalıdır!..
Kur’ân ve Sünnet esas alınarak, icma’ ve kıyas delilleri de beraberlerinde hayatın bütününü kuşatmalıdır... Siyaset, ekonomi, yargı, eğitim ve benzeri hayatî değer taşıyan her şey, Kur’ân, Sünnet, İcma’ ve Kıyas ölçüsüne göre gündeme gelmeli ve uygulanmalıdır... Bu, dosdoğru ve kâmil ölçüye uyduğu takdirde kabul edilmeli, eğer uymuyorsa ne olursa olsun reddedilmelidir...
Muvahhid mü’minler, birbirlerinin kardeşleri ve velîleri oldukları için, birbirlerine yardımcı olup nasihatlaşmalıdırlar... Salih selefimiz olan Ashab-ı Kiram böyle yapıyordu...
Meymûn b. Ebî Şebîb (r.a.) anlatıyor:
Muaz:
__ Ya Rasulallah, bana nasihatte bulun! dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
“Her nerede bulunursan bulun Allah’a karşı takvalı ol!” buyurdu.
Muaz:
__ Bir nasihatte daha bulun! dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
“Yaptığın her kötülüğün ardından hemen onu silecek bir iyilik yap!” buyurdu.
Muaz:
__ Bir nasihatte daha bulun! dedi.
Rasulullah (s.a.s.):
“İnsanlara güzel bir ahlâkla muamele et!” buyurdu.40
İslâm dâvâsının yılmaz yiğitleri olan muvahhid mü’minler, ihlâs sahibi bir dâvâ adamı olarak, her ânlarında kendilerini kontrol etmeli, şeytandan ve şeytanîlerden gelen vesveselere asla kapı aralamamalı, mü’min kardeşleriyle beraber olup dosdoğru yolda yürümede sabırlı davranarak hareket etmelidir... Gördüğü herhangi bir noksanlığı nasihat ederek gidermeli, mü’minlere karşı merhamet ve şefkat kanatlarını germeli, onlar için hüsnü zann taşımalı, iyilik ve takva konusunda yardımlaşmalı,41 hakkı ve sabrı tavsiye etmelidir...42
İman edip imanlarına, en büyük zulüm olan şirki karıştırmayanlar, tağutu reddedip Allah’a kâmil mânâda inananlar, Allah’a ve Rasulüne itaat edip dosdoğru yoldan sapmayanlar, elbette onlar kurtuluşa ve mutluluğa erenlerdir... Dünyada izzet, âhirette cennet ehli olanlar bunlardır... Ne mutlu, ne mutlu böyle olana, yani muvahhid mü’min müslüman olana!..
“Buna da, sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz.”43
- Bakara, 2/1-5.
- Hucurat, 49/15.
- Bakara, 2/185.
- Nisa, 4/136.
- Bakara, 2/256.
- Zümer, 39/17-18.
- Abdullah b. Selâm (r.a.) anlatıyor:
Ben kendimi, rüyamda sanki bir bahçe içinde gördüm. Bahçenin ortasında bir direk vardı. Bu direğin en yüksek yerinde de bir tutunacak kulp, bir çember vardı.
__ Haydi bu direğe çık! denildi.
__ Gücüm yetmez! dedim.
Bunun üzerine yanıma bir hizmetçi geldi ve arkamda elbisemle kaldırdı. Ben, direğe çıktım ve oradaki kulpa sımsıkı yapıştım. Neticede o kulpa sımsıkı yapışır hâlde iken uyandım. Akabinde bu rüyamı Rasulullah (s.a.s.)’e arz edip anlattım.
“Gördüğün bu bahçe İslâm bahçesidir (İslâm Dini’dir). O direk de İslâm direği olan Tevhid’dir. O kulp da çok sağlam olan iman kulpudur. Sen, ölünceye kadar İslâm Dini’ne yapışarak yaşayacaksın.” buyurdu.
Sahih-i Buhârî, Kitabu’t-Ta’bir, B. 23, Hds. 32.
Sahih-i Müslim, Kitabu Fedâilu’s-Sahabe, B. 33, Hds. 150.
- Âl-i İmrân, 3/19.
- Mâide, 5/3.
- Âl-i İmrân, 3/85.
- Fatiha, 1/5.
- Enbiya, 21/25.
- Nahl, 16/36.
- Bakara, 2/21.
- Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Fiten, B. 12, Hds. 3973.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-İman, B. 8, Hds. 2749.
- Sahih-i Buhârî, Kitabu’z-Zekat, B. 1, Hds. 2.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 4, Hds. 12.
Sünen-i Nesâî, Kitabu’s-Salât, B. 10, Hds. 467.
- Kehf, 18/110.
- Bkz. Zariyat, 51/56.
- Mü’minun, 23/1-2.
- Mearic, 70/23.
- Mearic, 70/34-35. Ayrıca bkz. Mü’minun, 23/9. En’âm, 6/92.
- Bakara, 2/43.
- Ankebut, 29/45.
- En’âm, 6/162.
- Sahih-i Buhârî, Kitabu Mevâkiti’s-Salât, B. 5, Hds. 6.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 36, Hds. 137-139.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’s-Salât, B. 127, Hds. 173.
Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-Mevâkit, B. 51, Hds. 610.
- Sahih-i Buhârî, Ebvâbu Sıfati’s-Salât, B. 41, Hds. 62.
Sahihi-i Müslim, Kitabu’s-Salât, B. 11, Hds. 45-46.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’s-Salât, B. 143-144, Hds. 856.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’s-Salât, B. 225, Hds. 302.
Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-İftitah, B. 7, Hds. 884.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu İkametu’s-Salâ, B. 72, Hds. 1060.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2013, c. 3, sh. 673, Hds. 4419.
- Yunus, 10/62-64.
- Bakara, 2/257.
- Furkan, 25/63-76.
- Bkz. Bakara, 2/143. Âl-i İmrân, 3/110.
- Hucurat, 49/10.
- Tevbe, 9/71.
- Şura, 42/37-39.
- Âl-i İmrân, 3/103.
- Enfal, 8/46.
- Fetih, 48/29.
- Nisa, 4/59.
- Tevbe, 9/119. Ayrıca bkz. Hucurat, 49/15.
- Âl-i İmrân, 3/110.
- İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 15, sh. 572, Hds. 22584.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Birri ve’s-Sılâ, B. 54, Hds. 2053.
Sünen-i Dârimî, Kitabu’r-Rikâk, B. 74, Hds. 2794.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 1, sh. 344-345, Hds. 183.
Beyhakî, Kitabü’z-Zühd, çev. Enbiya Yıldırım, İst. 2000, sh. 159-160, Hds. 513.
Kuzâî, Şihâbü’l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst. 1999, sh. 134, Hds. 420.
- Bkz. Mâide, 5/2.
- Bkz. Asr, 103,3.
- Fussilet, 41/35.


