ABDULLAH DÂİ
Abdullah b. Amr (r.a.) rivayet etti.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Muhammed’in canı elinde olana yemin olsun ki mü’min kişi, (saf) altın parçası gibidir. Sahibi, onu ateşe tutsa dahi özelliğini kaybetmez ve ağırlığı eksilmez.
Muhammed’in canı elinde olana yemin olsun ki mü’min, bal arısı gibidir. Temiz olan şeylerden giyip temiz olan bir şeyi üretir. Konduğu yeri kırmaz ve bozmaz!”1
Muvahhid mü’minlere şefkatli ve esirgeyici, onlara pek düşkün, onların sıkıntıya düşmesi O’nun gücüne giden2 yegâne önderleri Rasulullah Muhammed (s.a.s.), Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ’ya yemin ederek mü’minlerin özelliklerini böyle beyân buyuruyor!..
Hevâsından konuşmayan, mübarek ağzından haktan başka bir söz çıkmayan ve konuştukları sözler, kendisine Allah tarafından vahiy edilen3 en son Nebî ve en son Rasul olan Rasulullah (s.a.s.), mü’min kulların değerini böylece beyân buyururken, onların da kendi değerlerinin farkına varmalarını ve kıymetlerini bilmelerini telkin etmektedir...
Katıksız iman edip emrolunduğu gibi dosdoğru davranarak, üzerine düşen kulluk vazifelerini önderi Rasulullah (s.a.s.)’den görüp öğrendiği gibi yapan mü’min müslümanlar, dünyada da, âhirette de zarardan kurtulmuş, umduklarına kavuşmuş olanlardır...4
Katıksız iman etmiş ve imanın gereği olan salih ameller işlemiş olan muvahhid mü’minler, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, saf altın gibidirler... Hangi durumda olurlarsa olsunlar, ister egemen durumda, ister esaret konumunda olsunlar, değerlerinden hiçbir şey noksan olmaz...
Rasulullah (s.a.s.)’in diğer bir değerlendirmesi ise, mü’mini bal arısına benzetir ve harika bir benzetme yapar!.. Bal arısı temiz olan şeyleri yer ve tertemiz olan şeyi, yani balı üretir... Bal, tertemiz olduğu gibi, Allah’ın izniyle aynı zamanda şifâdır da...
Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
“Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin.
Sonra meyvelerin tümünden ye, böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollardan yürü, uçuver. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar, onda insanlar için bir şifâ vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.”5
Bal arısına bu şekilde vahyeden Allah Teâlâ, insan kullarına hidayet rehberleri kıldığı Nebî ve Rasullerine de şu emrini vermekte:
“Ey Rasuller, güzel ve temiz olan şeylerden yiyin ve salih amellerde bulunun. Çünkü gerçekten Ben, yapmakta olduklarınızı biliyorum.”6
Muvahhid mü’min müslüman kullarına da şöyle buyurmaktadır:
“Ey iman edenler, size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve yalnızca O’na kulluk ediyorsanız, (yine yalnızca) Allah’a şükredin.”7
Rasulullah (s.a.s.)’in beyân buyurduğu gibi bal arısına benzeyen mü’min müslümanlar, Rableri Allah Teâlâ’nın emrettiği helâl yollarla çalışıp kazandıkları helâl ve temiz rızıklarını yer ve bal arısı gibi davranıp kırmadan, dökmeden üretime katkıda bulunur... Ürettikleri, helâl ve temiz olup insanlık âlemine faydalı şeylerdir... Zararlı ve haram olan şeylere asla tevessül etmez, katkıda bulunmazlar... Böyle bir şeyin zulüm olduğunun şuurunda olan mü’minlerin vazifesi, yeryüzünde fitne olan şirki ve zulmü kaldırmaktır!.. Hangi ortamda olurlarsa olsunlar bu vazifelerini imkânları ölçüsünce yerine getiren ve asla ihmal etmeyen katıksız iman eden şahsiyetler, hayat ölçüsü olarak kendilerine önderleri Rasulullah (s.a.s.) tarafından miras bırakılan Kur’ân ve Sünnet’i almakta, gerek ferdî, gerek ailevî, gerek sosyal hayatlarına uygulamaktadırlar... Uygulama, yani amel hâline gelmeyen hakikatler, sadece lafta kalır ve dedi-kodu malzemesi olur... Böyle bir duruma düşürülmüş bir şeyin de insana hiçbir faydası olmaz, aksine ömürden geçen zamandan dolayı zarar üste zarar gündeme gelir!..
“Güzel ahlâkı tamamlamak üzere”8 ve “âlemlere rahmet olarak gönderilen”9 Rasulullah (s.a.s.), mü’min şahsiyetin değişme karakterine beyân buyurmaktadır...
Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Mü’minin keremi (yüceliği/asâleti) dinidir, mertliği aklıdır, şan ve şerefi ahlâkıdır.”10
Muvahhid mü’min şahsiyet kerem sahibidir... Değerli oluşu, yüceliği ve asâleti, Allah katında yegâne din olan İslâm’a bağlılığıdır... Katıksız iman edişi ve imanın gereği olan Sünnet üzere işlediği salih ameli, mü’min kişiyi kerem sahibi yapmıştır... Tek kurtuluş yolu, dünyada adâlet ve izzet, âhirette ebedî cennet olan “İslâm Dini”, en yücedir ve kendisine iman edip itaat ederek hayatı düzenleyenleri yüceltir... İslâm’a itibar etmeyen ve hayat nizâmı hâline gelmesini önleyenleri de alçalttıkça alçaltır...
Mü’minler, Rableri Allah’ın verdiği akıl nimetini, katıksız imanın emrine verip gereğince kullanır, böylece iman ve akıl beraberliği onları her yönüyle mert şahsiyetler eder... İmanın emrine verilen akıl, sahibinin feraset ve basiretini apaçık eder, hep doğruluğu gündeme getirir, dürüstlüğü hayatında ilke edinir... Dosdoğru hak yol üzerinde sapmadan, şeytana ve şeytanîlere kanmadan yürümeye vesile olan imanın hizmetinde çalışan akıldır...
Ve güzel ahlâk!.. Mü’min müslüman bir kul için şan ve şereftir... Güzel ahlâk, şirksiz imanın gereğidir... İman, kalbe yerleşince, bedeni güzel ahlâk ile donatır... Dolayısıyla sahibini, şan ve şeref sahibi yapıp yaşadığı toplumda örnek şahsiyet hâline getirir... Bu hâliyle Allah’ın sevdiği kâmil bir kul olur...
Abdullah b. Dînar (rh.a.), Rasulullah (s.a.s.)’in Ashabından birinden bildiriyor:
Denildi ki:
- Ya Rasulallah, yüce Allah’ın en sevdiği insan kimdir?
Rasulullah (s.a.s.), (bu soruya) şu karşılığı verdi:
“İnsanlara en yararlı olanıdır. Azîz ve Celîl Allah’ın en sevdiği amel ise, mü’mini mutlu etmen, onun bir sıkıntısını gidermen, onun bir borcunu ödemen, onun açlığını gidermendir.
Herhangi bir ihtiyacında müslüman kardeşinin yanında olmam bana, camide iki ay itikafta bulunmamdan daha sevimlidir.
Kim öfkesine sahip olursa, yüce Allah onun avretini (ayıbını) örter. Her kim gösterme imkânı bulunduğu hâlde hiddetini zabtederse yüce Allah, onun kalbini hoşnutlukla doldurur. Kim bir müslüman kardeşinin ihtiyacını giderinceye kadar yanında durursa, ayakların kaydırıldığı günde yüce Allah, onun ayaklarını sabit kılar.
Şüphesiz kötü ahlâk, sirkenin balı bozduğu gibi ameli bozar.”11
Allah azze ve celle’nin katında en değerli nesne olan mü’min şahsiyet,12 önderi Rasulullah (s.a.s.)’in tavsiyelerine kulak verip itaat eden ve emrettiği gibi davranmaya gayret edendir!..
Mü’min kişi, sapasağlam imanıyla, salih ameliyle, güzel ahlâkıyla ve insanlarla en iyi muamelesiyle örnek olan, hidayetlerine vesileyi gündeme getirendir... İnsanlara, hayır ve iyilik üzere faydalı olmaya gayret eden mü’min kişi, mü’min kardeşlerinin sıkıntılarını gideren, imkânlarının elverdiği ölçüde onları mutlu eden, açlıklarını gideren ve borçlarını ödeyendir... Ne mutlu o mü’mine!.. O mü’min ki, nerede ve hangi şartlarda bulunsa bulunsun herkese örnek olacak güzel ahlâkından hiçbir değişme olmadan hayatını devam ettirir ve üzerine düşen kulluk vazifelerini en iyi şekilde gerçekleştirir...
Mü’minler, her hâlleriyle iyilik insanıdırlar... Kendisi için iyilik, ailesi için iyilik, toplumu için iyilik ve genel mânada insanlık âlemi için iyilik!..
Ebu Said el-Hudrî (r.a.) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Kulları arasında yüce Allah’ın en sevdiği kul, kendisine iyiliğin ve iyiliği yapmanın sevdirildiği kuldur.”13
Allah’ın sevdiği kul, şirkin büyüğünden ve küçüğünden tamamen temizlenmiş muvahhid mü’min müslüman bir kuldur ki, muttakî ve muhsin bir kuldur... İhlâs sahibi olan bu değerli kula iyilik sevdirildiği gibi, başkalarına iyilik yapmak da sevdirilmiştir... Bu öyle bir şahsiyet ki, her şeyiyle kendisini iyiliğe ve iyilik yapmaya adamıştır... Bunun, dünyada da, âhirette de ne kadar hayırlı ve faydalı olduğunu idrak edip şuuruna ermiştir...
Enes b. Mâlik (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“İnsanlara iyilik yapmak, kişiyi kötü akıbetlerden, afetlerden, helâk edici tehlikelerden korur. Dünyada iyilik yapan kimseler, âhirette de iyi olacak kimselerdir.”14
Mü’min kul, Allah’ın emredip razı olduğu iyiliği, yalnızca O’nun rızası için yapar ve ameline hiçbir riyâ karıştırmazsa, yaptığı iyilik de bu salih duruşa karşılık ona iyilik yapar... İyilik sahibi olan mü’min şahsiyeti, kötü akıbetlerden korur, başa gelecek belâları def eder ve onu helâk edecek tehlikeli şeyleri önler... Dünyada yaptığı iyiliğin karşılığını iyilik olarak gören iman ehli şahsiyet, âhirette de iyilerden birisi olur...
Çünkü asla değişmeyen “Sünnetullah”tır:
“İhsânın karşılığı, ihsandan başkası mıdır?”15
Hiç şüphesiz, ihsânın karşılığı, ondan daha iyi bir ihsandır!.. İyiliğin karşılığı, iyilikten başkası değildir...
İbn Abbas (r.anhuma), bu ayeti şöyle açıklamıştır:
Lâ ilâhe illallah deyip Muhammed (s.a.s.)’in getirdikleri ile amel eden kimsenin karşılığı ancak cennet değil midir?
Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), yüce Allah’ın:
“İhsânın karşılığı, ihsandan başkası mıdır?” buyruğunu okuduktan sonra:
“Rabbiniz ne buyurdu biliyor musunuz?” diye sordu.
Sahabîler:
- Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dediler.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Kendisine tevhid nimetini ihsân ettiğim kimseye cennetten başka bir mükâfat yoktur.”16
Yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ:
“İhsân üzere hareket edenlere daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet. İşte onlar cennetin halkıdırlar, orada süresiz kalacaklardır.”17
İbn Ömer (r.anhuma) anlatır:
Rasulullah (s.a.s.):
“İhsânın karşılığı, ihsandan başkası mıdır?” buyruğunu açıklarken:
“Allah: ‘Tevhid ile nimetlendirdiğim kimsenin mükafatı mutlaka cennettir’ buyurmaktadır.” buyurdu.18
“Dünyada iken ‘lâ ilâhe illallah’ diyen kişinin âhiretteki mükâfatı, mutlaka cennet değil midir?” diyen Abdullah b. Abbas (r.anhuma),19 lâ ilâhe illallah Kelime-i Tevhid’in en büyük iyilik olduğunu hatırlatmaktadır...
Ebu Zerr (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)’e:
- Ya Rasulallah, bana tavsiyede bulun, dedim. Rasulullah (s.a.s.):
“Bir kötülük yaptığın zaman peşinden bir iyilik yap. (Bu iyilik,) onu siler!” buyurdu.
Ben:
- Ya Rasulallah, Lâ ilâhe illallah sözü iyiliklerden midir? diye sordum.
Rasulullah (s.a.s.):
“İyiliklerin en üstünüdür.” cevabını verdi.20
En güzel ahlâk sahibi ve iyilik insanı olan muvahhid mü’min müslüman kişi, sadece bu hâliyle bile büyük derecelere ulaşmaya hak kazanır... Önderimiz Rasulullah (s.a.s.), bunun müjdesini vermiştir.... Her söylediği hak ve doğru olan Rasulullah (s.a.s.), imanı sağlam olmak kaydıyla ahlâkı güzel olanların bu müjdeye nâil olacaklarına işaret buyurmuştur...
Enes b. Mâlik (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Mü’minlerin imanca en mükemmel olanı, ahlâkça en güzel olanlarıdır. Zira güzel ahlâk sahibi olan kişi, oruç tutan ve namaz kılan kişinin nâil olacağı dereceye nâil olacaktır.”21
Abdullah b. Amr (r.a.)’dan.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Amellerinde itidalli olan müslüman kişi, güzel ahlâkı ve hoşgörüsüyle, gündüzlerini oruçla, gecelerini namazla geçiren kişinin derecesine ulaşır.”22
Katıksız iman sahibi ve amellerinden ifrat ve tefritten sakınıp itidalli olan güzel ahlâk sahibi mü’minin mükâfatı, böylece beyân olundu!..
Saf altın gibi kıymetli ve tertemiz olan mü’min müslümanlar, bulundukları ortamlarda İslâm’ı, İslâm Milleti’ni ve Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’in ümmetini temsil ettiklerini asla unutmamalıdırlar... Oturmaları, kalkmaları, yiyip içmeleri, insanlarla muameleleri, çalışmaları, işveren ve işçi olmaları durumunda bu temsiliyetlerini en üst derecede gerçekleştirmeleri, onların üzerinde bir kulluk vazifesidir... İslâm’ı tebliğ ve İslâm’a davet konusunda tesirli olan sözden ziyâde hâl ve harekettir... Bu da, güzel ahlâk ve iyilikten oluşan bir tavır ile gündeme gelir...
Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyuruyor Rasulullah (s.a.s.):
“Siz, mallarınızla bütün insanlara iyilik yapamazsınız. O hâlde sizin güler yüzünüz ve güzel ahlâkınız onların hepsine (iyilik yapmaya) yetsin!”23
Enes (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.), Ebu Zerr ile karşılaştı ve O’na şöyle buyurdu:
“Ey Ebu Zerr, sana yükte hafif, ancak terazide ağır/çok olan iki haslet öğreteyim mi?”
Ebu Zerr:
- Buyrun, öğretin ya Rasulallah, dedi.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Güzel ahlâk sahibi ol! Uzun uzun sessiz ve suskun kal! Canımı elinde tutan Allah’a yemin olsun ki yaratıklar, böylesi iki haslet ile amel etmemişlerdir.”24
Rasulullah (s.a.s.) hayatta iken O’nunla beraber bulunan Ashab-ı Kiram ve kıyamete kadar O’nun izinden giden ümmetinin muttakî, mü’min müslüman ferdleri, kendi aralarında birbirlerine merhametli ve muhabbetlidirler...25 Birbirleri kardeşleri ve velîleri olan muvahhid mü’minler, birbirlerine karşı hem samimî hem hoşgörülü olup bir vücûd hâline gelmiş ve kaynaşmışlardır... İster Daru’l-İslâm’da, yani İslâm nizâmının egemen olduğu, bütün halkın, kurum ve kuruluşların İslâm’a göre hareket ettiği İslâm ülkesinde olsun, ister egemen tağutların işgal edip esaret altına aldıkları ve bütün kurumlarına gayr-i İslâmî kanunların hakim olduğu Daru’l-Harb’de olsun, gerek erkek, gerek kadın her muvahhid mü’minin nasıl hareket etmesi gerekiyorsa, öylece hareket ederler... Onlar, katıksız iman ve salih amel sahibi oldukları için tam teslimiyet ile İslâm’ın emirlerine teslim olmuş, Kur’ân, Sünnet, İcmâ ve Kıyas ölçüsünce hayatı düzenlemeye gayret ederler... Ömür boyunca birbirlerini sevip sayan, destekleyip yardımda bulunan mü’min müslümanlar, bu iyiliklerinin onların bağışlanmasına vesile olduğu şuuruyla çalışırlar...
Enes b. Mâlik (r.a.) anlatır:
Bir gün Rasulullah (s.a.s.)’in abdest almasına yardım ediyordum. Başını kaldırdı ve bana bakıp buyurdu ki:
“Ya Enes, biliyor musun, müslüman kardeşini mutlu etmek, ondan bir sıkıntıyı gidermek, ona bir meslek edindirmek, onun bir borcunu ödemek, o olmadığında ailesine bakmak mağfireti gerektirir.”26
Enes b. Mâlik (r.a.) anlatır:
Rasulullah (s.a.s.):
“Kul, ahlâkını güzelleştirmedikçe, kinini yutmadıkça ve kendisi için sevdiğini diğer insanlar için de sevmedikçe kâmil imana sahip olamaz. Bazı insanlar amel yapmadan cennete girdiler.” buyurdu.
Sahabe:
- Ne ile girdiler, ya Rasulallah? diye sordular.
Rasulullah (s.a.s.):
“İslâm ehline karşı samimî ve müsamahakâr olmakla.” cevabını verdi.27
Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)’in ilkelerini beyân buyurduğu güzel ahlâka sahib olan mü’min müslümanlar, hangi şartlarda yaşarlarsa yaşasınlar, mutlaka birlik ve beraberlik içinde olmalı, birbirlerine karşı saygılı ve sevgili bir hâlde bulunmalı, fedâkâr ve vefâkâr karakterlerinde herhangi bir kusur meydana gelmemelidir... Eğer İslâm’ın bütünüyle egemen olduğu bir İslâm ülkesinde yaşıyorlarsa bu güzellikleri gündeme getirmeleri, dünya hayatlarında mutlu ve huzur içinde olmalarını sağladığı gibi, İslâm’ın ve müslümanların mahkum edildiği işgal edilen İslâm beldelerinde yaşıyorlarsa, onların böyle davranmaları, kendilerinin esaretten, vatanlarının işgalden kurtulmasını sağlayacaktır!..
Rabbimiz Allah Teâlâ, katıksız iman eden mü’min müslüman kullarının takva sahibi olup İslâm’a teslim olmuş hâlde yaşayıp müslüman ölmelerini ve hep beraber Allah’ın ipi olan Kur’ân’a, onunla beraber uygulanışı olan Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti’ne sımsıkı sarılmalarını, asla dağılmamalarını, parça parça olmamalarını emir buyurmaktadır!..28
Şu hakikat hiçbir zaman unutulmamalıdır ki, Allah Azze ve Celle’ye şirksiz iman edip tam teslimiyet ile itaat eden muvahhid mü’min kullar, Rableri Allah’ın emrettiği gibi birbirinin kardeşleri ve velîleri olup üzerlerine düşen ânin vâcibi olan kulluk görevlerini hakkıyla yerine getirmeye bütün imkânlarını kullanarak gerçekleştirmeye gayret ederler...
Rasulullah (s.a.s.)’in yerinde benzetmesiyle saf altın gibi olan mü’minler, hem kendi kıymetini iyi bilir ve o kıymeti asla kıymetsiz hâle getirmez, değerden ve gözden düşürmez, ayaklar altına alınmasına müsâde etmez, hem de diğer mü’min kardeşlerinin kıymetini!.. Ne kendisine zarar gelmesini ister, ne de bütün ümmete!.. Her zaman iyilik üzere olmaya, öylece kalmaya çalışırlar... Birbirlerinin yardımcıları ve destekleyicileri vazifelerini her ân yerine getirirler... Ne başkalarına zulmeder, ne de başkalarının zulmüne rıza gösterirler!.. Âdil şahidler oldukları gibi, her işlerinde âdil şahsiyetler olmaya var güçleriyle çaba gösterirler...
Merhamet olunmuş, vasat, şahid ve insanlar için örnek kılınmış hayırlı ümmetin herhangi bir ferdine ya da genel mânada hepsine zarar ve eziyet verici şeyleri gidermeye çalışan şuurlu mü’minler, maddî olsun, manevî olsun gidiş yollarını tıkayan her ne ise onları kaldırmaya, yok etmeye ve yolları temizleyip rahatça geçilmelerini sağlarlar... Zararlı şeylerin tekrar yolları tıkamamaları için en ciddî önlemleri alır, bu konuda ümmetin rahat etmesini, huzurlu olmasını ve devamını gündeme getirirler...
Ebu Berze (r.a.) anlatır:
- Ya Nebiyyallah, bana faydalanacağım bir şey öğret, dedim.
Rasulullah (s.a.s.):
“Müslümanlara yolundan ezâ (veren şeyi) gider!” buyurdu.29
Maddî yolda ezâ verici şeylerin giderilmesi gibi, manevî yoldaki ezâ verici, yani zararlı şeylerin giderilmesi de mü’minlerin vazifesidir... Şirkin, küfrün, nifâkın, fıskın, fücûrun, bid’atın ve hurafenin giderilmesi, ayrıca çağdaş şirk düzenlerin ve ideolojilerin önlenmesi de buna dahildir!..
“Allah’dan içi titreyerek korkan, öğüt alıp düşünür.”30
- İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2013, c. 1, sh. 305, Hds. 395. c. 20, sh. 516, Hds. 28907.
İmam Beyhakî, Beyhakî Külliyatı-Diriliş ve Kıyamet Kitabı, çev. Hasan Yıldız, İst. 2019, c. 4, sh. 130, Hds. 155.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 1, sh. 410, Hds. 261. c. 11, sh. 161, Hds. 8613.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2015, c. 18, sh. 181, Hds. 18122. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat’tan.
- Rabbimiz Allah Azze ve Celle şöyle buyurur:
“Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O’nun gücüne giden, size pek düşkün, mü’minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir Rasul gelmiştir.” Tevbe, 9/128.
- Bkz. Necm, 53/3-4.
- Bkz. Asr, 103/3.
- Nahl, 16/68-69.
- Mü’minun, 23/51.
- Bakara, 2/172.
- Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.”
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 15, sh. 562, Hds. 22557.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 6, sh. 274, Hds. 4278.
İmam Buhârî, el-Edebü’l-Müfred, B. 135, Hds. 273.
- Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurdu:
“Biz seni, âlemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.” Enbiya, 21/107.
- Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 1, sh. 569, Hds. 434.
İbn Hibbân, Sahih-el-İhsân fî Takribi Sahihi İbn Hibbân, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2022, c. 1, sh. 486, Hds. 483.
Kuzâî, Şihâbu’l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst. 1999, sh. 62, Hds. 129.
Ebu Bekr Muhammed b. Cafer Sehl el-Hâraitî, Mekârimu’l-Ahlâk-Ahlâk Hadisleri, çev. Kasım Yürekli, İst. 2012, sh. 23, Hds. 8.
- İbn Ebi’d-Dünyâ, İbn Ebi’d-Dünyâ Külliyatı-Hadislerde İnsanların Yardımına Koşmak, çev. Hüseyin Yıldız, İst.2013, c. 10, sh. 116, Hds. 36.
Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2023, c. 11, sh. 253, Hds. 13645. (Abdullah b. Ömer, r.anhuma’dan)
İmam Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr, ev. İshak Doğan, Konya, 2019, sh. 392, Hds. 861. (Emiru’l-mü’minin Ömer ibnu’l-Hattab, r.a.dan)
- Abdullah b. Amr (r.a.)’ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:
“Allah katında mü’minden daha değerli bir şey yoktur.”
İmam Taberânî, el-Mu’cemu’s-Sağîr, sh. 407, Hds. 897.
- İbn Ebi’d-Dünyâ, İbn Ebi’d-Dünyâ Külliyatı-Hadislerde İnsanların Yardımına Koşmak, c. 10, sh. 103, Hds. 2.
Celâleddin es-Suyutî, el-Câmiu’s-Sağîr min Ahâdisi’l-Beşiri’n-Nezîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2013, c. 5, sh. 123, Hds. 7645(2172), Ebu’ş-Şeyh’den.
- Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 1, sh. 571, Hds. 437.
Celâleddin es-Suyutî, el-Câmiu’s-Sağîr, c. 5, sh. 129, Hds. 7659 (5040).
- Rahman, 55/60.
- Ebu Muhammed Muhyissünne el-Hüseyin b. Mes’ud b. Muhammed el-Ferrâ el-Beğavî, Beğavî Tefsiri-Meâlimu’t-Tenzil, çev. A. Alpaslan Tunçer, İst. 2018, c. 7, sh. 485.
İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2012, c. 10, sh. 496, Hds. 6490.
Celâleddîn es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsir bi’l-Me’sûr, çev. Hasan Yıldız, İst. 2012, c. 14, sh. 146. Nevâdiru’l-Usûl’da Hâkim et-Tirmizî, Müsnedu’l-Firdevs’te Deylemî ve Tarih’te İbnu’n-Neccâr rivayet etmişlerdir.
- Yunus, 10/26.
- Beyhakî, Şuabu’l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 1, sh. 459, Hds. 425.
Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 14, sh. 145. İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye’den.
- Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 14, sh. 146. Abd b. Humeyd, İbnu’l-Munzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye’den.
- İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 10, sh. 252, Hds. 14349.
İmam Beyhakî, Beyhakî Külliyatı-Allah’ın İsimleri ve Sıfatları, c. 1, sh. 229, Hds. 202.
Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 8, sh. 164. İbn Merdûye’den.
- İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, çev. Adem Yerinde-Halil İbrahim Kaçar, İst. 2010, c. 2, sh. 515, Hds. 2541. Ebu Ya’lâ ve Bezzâr’ın Müsnedlerinden.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Hüseyin Kaya, İst. 2015, c. 13, sh. 166, Hds. 12673.
- İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 15, sh. 564-566, Hds. 22561-22567.
el-Hâraitî, Mekârimu’l-Ahlâk-Ahlâk Hadisleri, sh. 29, Hds. 25.
Beyhakî, Şuâbu’l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 8, sh. 18, Hds. 7708.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 1, sh. 362, Hds. 206.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 13, sh. 165, Hds. 12670. Taberânî, el-Mucemu’l-Kebîr ve el-Mu’cemu’l-Evsat’tan.
- Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 1, sh. 570, Hds. 435-436.
İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, c. 2, sh. 514, Hds. 2539. İbn Ebî Şeybe ve Ebu Ya’lâ’nın Müsnedlerinden.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 13, sh. 167, Hds. 12675. Bezzâr’dan.
- İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, c. 2, sh. 515, Hds. 2540. Ebu Ya’lâ, Müsned’den.
İbn Ebi’d-Dünyâ, İbn Ebi’d-Dünyâ Külliyatı-Hadislerde Diline Sahib Olmak, c. 5, sh. 49, Hds. 111.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 13, sh. 166, Hds.12672. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Evsat’tan.
- Bkz. Fetih, 48/29. Mâide, 5/54.
- İbn Ebi’d-Dünyâ, İbn Ebi’d-Dünyâ Külliyatı-Hadislerde İnsanların Yardımına Koşmak, c. 10, sh. 115, Hds. 34.
Nûreddin el-Heysemî, Müsned-i Hâris, çev. İshak Doğan, İst. 2020, sh. 433, Hds. 867.
- Beyhakî, Şuabu’l-İman, c. 8, sh. 30, Hds. 7732.
- Bkz. Âl-i İmrân, 3/102-103.
- Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Birri ve’s-Sılâ, B. 36, Hds. 131.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Edeb, b. 7, Hds. 3681.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 15, sh. 560, Hds. 22552.
İbn Hibbân, Sahih, c. 1, sh. 520, Hds. 541.
- A’lâ, 87/10.


