21 Nisan 2026 - Salı

Şu anda buradasınız: / / Bid’at’ın Tanımı Ve Ortaya Çıkış Sebepleri
Bid’at’ın Tanımı Ve Ortaya Çıkış Sebepleri

Bid’at’ın Tanımı Ve Ortaya Çıkış Sebepleri Ramazan Altıntaş

 

Bid’atın Tanımı ve Çeşitleri

Bid’at kelimesi sözlükte; “yenilik, icat etmek, geçmişte eşi ve benzeri olmaksızın bir şeyi ortaya koymak” gibi manalara gelir.[1] Terim olarak ise, “sünnetin karşıtı olup din koyucusunun açıkça ya da dolaylı olarak sözlü yahut fiilî izni olmaksızın sahabeden sonra dinde ortaya çıkan eksiltme ve fazlalaştırmalar”[2] şeklinde tarif edilebilir. Bu tanımdan da anlaşıldığı gibi bid’at, “şer’î görünümlü olmayan, dinî telakki edilmeyen hususlar değil, asıl bid’at bu yasaklamayı dindarlık vesilesi saymakta ortaya çıkmaktadır.”[3] Her iki tanımda da bid’atın geçerli olduğu alanın, “dinî telakki” edilen durumlar şeklinde sınırlandırıldığı görülmektedir.

Bid’at konusunda en fazla delil gösterilen hadislerden birisi şudur: “Sözlerin en güzeli Allah’ın Kelâmı, yolların en doğrusu Muhammed’in yoludur. (Dinde) ihdas edilen şeylerden sakınınız. Muhakkak ki işlerin en fenâsı, sonradan ortaya atılanlar (muhdesât)’dır. Her yeni şey, bidattir, her bid’at dalâlettir.”[4] Bu hadiste de açıkça görüldüğü gibi, dinde ihdas edilen şeylerin bid’at olduğu ifade edilmiştir. Müslümanların bidatler konusunda hassasiyet göstermeleri son derece önemlidir. Çünkü dini alanda ortaya konulan her bid’at, nebevî sünneti ortadan kaldırır.  Hz. Peygamber (a.s)’dan gelen bir rivayette: “Allah bid’at sahibinin orucunu, namazını, sadakasını, haccını, umresini, cihadını, sarfını, şehadetini kabul etmez. O, kılın yağdan çıktığı gibi İslam’dan çıkar”[5] buyrulurken, bir başka rivayette ise: “Allah, bid’at sahibinin amelini, bidatinden vazgeçinceye kadar kabul etmez”[6] buyrulmuştur. Bu hadislerin ilkinde, İslam’dan çıkış, ikincisinde ise amellerin kabul edilmeyiş sebebi olarak bid’at gösterilmektedir. Bundan dolayı Müslümanlar, itikadın tarihinde, neyin bid’at ve neyin bid’at olmadığı hususunda hassasiyet göstermişlerdir.[7]

İslama göre bid’atler, dünyevi uygulamalarda değil, dini uygulamalarda görülür. Örneğin, lafzın dışında, sanayi alanında meydana gelen teknolojik gelişmelerin bid’atla alâkası yoktur. Eğer bid’atı, sosyal hayatın gelişim ve değişimiyle ilgili dünyevî uygulamalarına da hasredersek, medeniyet alanındaki gelişmelerin önüne geçeriz. İslam’ın açıkça emrettiği herhangi bir ibadetin terkine ve dinde olmayan bir ibadetin icadına yol açmayan hiçbir şey, yerilmiş anlamda bid’at değildir. Asıl bid’at, dinin temel esaslarına ve rûhuna uygun olmayan ekleme ve çıkarmalardır. Kaldı ki, Hz. Peygamber (as) ve onun ashabından sonra ortaya çıkan her “yeni” şeyi bid’at diye nitelendirmek, son ve ekmel din olan İslam’ın temel esprisiyle ve yaşanan hayat gerçeğiyle asla bağdaşmaz.[8]

 

Bid’atlerin Ortaya Çıkış Sebepleri

Bid’atlerin ortaya çıkışında etkili olan en önemli etkenlerden birisi dini etmenlerdir. Genellikle kişiler bid’at ihdas etme yoluna Allah’a daha çok kulluk etmek istedikleri için girerler.  Bazıları da dindarlık olsun diye dinde mubah ve helâl olan şeyleri dinî bir yükümlülük maksadıyla terk ederler.  Halbuki böylesi bid’atler aynı zamanda sünnetlerin de imhasını beraberinde getirir. Anlaşıldığı kadarı ile bid’at, sahte  bir dindarlık gösterisidir. Onun için itikat ve ibadet alanında sahih dine karşı din diye telakki edilen bidatlerin neler olduğu açıkça anlatılmadan halkımızın doğru bir din anlayışına ulaşması mümkün değildir. İslam dininin itikat ve ibadet alanlarında ekleme ve çıkarma yapmak, Hz. Peygamber’in dilinde bid’at olup, kelimenin tam anlamıyla menfi bir iştir. Bundan dolayı her Müslüman, dinî hayatında hangi tatbikatın bid’at kapsamına girip girmediğini çok iyi öğrenmelidir. Örneğin, ölülerimizi hayırla anmak, onlara duâ etmek sünnettir. Bu amellerin dinimizde temelleri vardır. Ama halk arasında kırkıncı, elli ikinci geceleri tertiplemenin Kur’an ve Sünnette hiçbir temeli ve karinesi yoktur. Bu sebeple bu yapılan işler dinde kınanan bid’at ameller kapsamına girmektedir. Bir başka misâl vermek gerekirse, sadaka, zekât, sadaka-i fıtır ve her türlü infak faaliyeti dinimizin varlıklı Müslümanlara, ihtiyaç sahipleri için yüklediği dinî bir sorumluluktur. Ama ölen birisi için devir yani ıskât-ı salât ve ıskât-ı savm gibi, para ile namaz ve oruç borcunu düşürme anlamına gelen uygulamalar, bid’attır. Eğer para ile namaz ve oruç halledilmiş olsaydı, zenginler ne namaz kılar ve ne de oruç tutardı. Bu dinî sorumluluklar sadece, fakir ve yoksulların işi olurdu!.. O zaman ilahî adâlet tartışmaya açılırdı. Halbuki İslâmiyet’te Hint dinlerinde olduğu gibi bir kast zihniyeti ve hiyerarşisi yoktur. Herkes Allah karşısında eşittir.

Bid’atlerin ortaya çıkış sebepleri arasında dünyevi etmenleri de sayabiliriz. Bu telakki biçimine göre dünyevi olan bir konu dinileştirilir. Bunun sebeplerinin başında geleneklerin kutsallaştırılması gelir. Bilindiği gibi gelenek, toplumsal bilinçte önceleri dünyevî kurallar bütünü olarak algılanırken belli bir süreçten sonra dinî bir nitelik kazanmaya başlar. Buna en güzel örnek, XIII. yüzyıl Anadolu’sunda bir kıbal (kayış)lı olagelen ayakkabıyı iki kıballı yapan ayakkabıcı hakkında “bid’atçılık”tan soruşturma açılmıştır.  Ayakkabının şekli dünyevî bir iş olduğu halde, onda değişiklik yapmak, ne yazık ki, dinde değişiklik yapmak anlamına gelen “bid’at” yerine konabilmiştir. Bunun yegâne sebebi, dinde aklî içtihat alanının tıkanması sonucu, geleneğin dinîleştirilmesidir. Halbuki din, geleneğe yol gösterirse, bid’atler barınamaz. Bunun aksi olur da gelenek dine yol göstermeye kalkarsa, orası artık bir bid’at darphânesi ve üretim merkezi haline gelebilir. Dolayısıyla, dinîleşen gelenek beraberinde donukluğu, doğmalaşmayı ve bid’atlerle yoğrulmuş dini hayatı meşrulaştırarak caiz müessesesine otoriterlik kazandırır.  Böyle fosilleşen bir zihniyette, toplumun önünü açıcı ve dinin aktüel değerine yeni ve zengin yorumlar katma yerine aksine önünü tıkama meydana geleceği için dini sorunlar, bid’atlerle aşılmaya çalışılır. Dahası, sorunların çözümünde dinin ruhuyla bağdaşmayan ve adına dini uygulamalar denilen din kisvesi altında yapılanlar çözüm olarak görülmeye başlanır.

Bid’atlerin ortaya çıkmasında İslam hakkında bilgisizlik de önemli bir yer tutar.  Din, fıtrî bir olgudur. Birey ve toplumların bu yöndeki ihtiyaçları giderilmezse, birey ve toplum din alanında oraya çıkan boşluğu bidatlere sarılarak gidermeye çalışır.  Günümüzde özellikle itikadi ve fıkhi alanlarda pek çok yeni mesele ortaya çıkmıştır. Bu alanın uzmanları olan âlimlerimiz bu yeni konulara; fetva, karar ya da içtihat yoluyla çözüm bulmaları gerekir. Çünkü İslam her çağda yaşanabilir özelliklere sahiptir. Eğer biz yeni konulara çözümler bulmazsak, halkımız o konuları tabiriz caizse kendisi çözmeye gider ve yeşile boyar. Onun için dinimizin sabitelerini korumakla birlikte değişkenler boyutunda toplumun sorunlarına dini çözümler bulmalıyız.

Bir başka açıdan bid’atlerin ortaya çıkmasında yabancı din ve kültürlerin de etkisi olmuştur. İslam dünyaya açık bir dindir. İslam’ın evrenselliği de buradan gelir. Onun davet haritası bütün insanlığı içine alır. İslam’ın yayılış yıllarında Müslümanlar farklı kültür, din ve medeniyet kodlarına sahip topluluklarla karşılaştı. Hatta fetihler sonucu İslâm’a giren farklı din ve kültürlere mensup insanlar, geleneksel düşünce ve inanç biçimlerini de beraberlerinde getirdiler. Bu karşılaşma neticesinde İslâm’la çatışan birçok bid’at de Müslümanların hayatına girmiştir.  Örneğin, bazı bid’atlar, Yahudi, Hıristiyan ve Şaman medeniyetlerinden tevarüs etmiştir. Örneğin, yıldızların durum ve hareketlerinden bir takım hükümler çıkarma adeti Keldanilerden, türbelerde kandil yakma adeti Fenikelilerden, sihir, remil, bakla dökmek ve fala bakmak Mısır ve Asurlulardan, güvercinin kutsal bir kuş sayılması Süryanilerden, Kaf dağı ve Anka kuşu efsanesi İranlılardan, uğur ve uğursuzluk sayma inancı Roma ve putperest Araplardan, baykuşun uğursuz sayılması Romalılardan, türbeperestlik ise Hıristiyanların Aya inancından geçmiştir.[9] Belki günümüzde bu medeniyetlerin büyük bir kesimi tarih sahnesinden silinmiştir ama, onlardan intikal eden  bid’atler nesiller boyu aktarıla aktarıla bugüne kadar gelmiştir.

Bilindiği gibi çağımızda bilim ve teknolojinin ilerlemesi bir takım güç artışlarını da beraberinde getirmiştir. Bu güç sayesinde sanal bid’atlerin taşınması daha da kolaylaşmıştır.  Örneğin eskiden Şey Ahmet vasiyetnâmesi adı altında kapı kapı dağıtılan ve bunu eğer 10 kişiye postalamazsanız duânız kabul olmaz, eviniz yıkılır ve ölürsünüz, mesajları bir bir bidat olarak artık günümüzde e-maillerle rahat bir şekilde gönderiliyor. Bu da bid’atlerin sanal ortamlar kanalıyla daha bir yaygınlık kazanmasının çarpıcı örneklerinden sadece birisidir.  Daha bu örnekleri çoğaltmak mümkündür.

 

Sonuç

Her fırsatta insanı hakka, doğruya, gerçeğe, tabiatın ve hayatın sırlarını anlamaya çağıran İslam dininin hakla, gerçekle ve dinle hiçbir alâkası bulunmayan boş ve manasız inanç ve adetleri hoş görmesi düşünülemez.  Kur’an-ı Kerim ve Hz. Peygamber’in sünneti Müslümanlar için bir çerçeve çizmiştir. Kur’an’da Hz. Peygamber’in verdiklerini almamız, yasak ettiklerinden sakınmamız emredilirken[10] tereddüde düşülen ve çekişilen hususların çözümünün Allah’a ve Peygambere havale edilmesi istenir.[11] Hz. Peygamber de Kur’an’a sarıldığımızda sapıtmayacağımızı haber verir.[12] Yabancı kültür ve medeniyetlerden inanç, adet ve gelenek şeklinde yapılan alıntıları bu çerçeve içinde değerlendirmek ve İslâm’ın amaç ve ilkeleri ile bağdaşmayanları ayıklamak gerekir.[13]

Bir diğer önemsenmesi gereken husus da, tabiatın asla boşluk kabul etmeyeceğini bilmektir. O halde yapılması gereken dinde yenilenmenin önünü açmaktır. Geleneğin dinîleştiği bir toplum, son derece bid’at üretmeye müsait bir hale gelmektedir. Bir nevi halk, yaptığı işlerin meşrûiyetini dinî argümanlarla test etmek istiyor. Eğer sağlıklı bir din eğitimi ve öğretimi verilmemişse, o takdirde imkansızlıklar sonucu sanal din anlayışlarına sarılmayı ve uydurma ile süslenmiş bid’atleri çözüm olarak görüyor. Yapılması gereken toplum hayatında epistemolojik düzeyde dini, etkin bir güç haline getirmektir.

Sahih İslam’a yer açmak için bid’atlarla mücadele etmek, ertelenmemesi gereken dinî bir sorumluluktur. Bu konuda yaygın ve örgün din eğitimi alanında yazılı ve görsel iletişim araçları da kullanılarak bir seferberlik başlatmak gerekiyor. Çünkü bilimsel bir zihniyetle İslam bir bütün olarak toplumun bütün kesimlerine sunulursa, umuyorum ki beklenen karşılığı görecektir. Zira bid’atlara   sarılma sebebinin altında salt eğitim eksikliği değil; din öğretimi ve eğitimi eksikliği yatmaktadır. En çok bid’atlere sarılan kimseler arasında küçümsenmeyecek düzeyde iyi eğitim almış üniversite mezunları yer almaktadır. Bu, din öğretiminin ciddi anlamda verilmediğini gösteriyor. Bu nokta üzerinde düşünülmesi ve âcilen tedbir alınması gerekmektedir. Çünkü beden için gıda ve beslenme ne ise, manevî dünyamız için de din odur. Önemli olan sahih kaynaklardan ve uzman kişilerden din öğretimini almaktır. Maalesef pozitif ve laik bir eğitim sürecinden geçmiş üniversite mezunları bile türbeperest bir hale düşmüşse burada oturup düşünmek gerekir. Zira bid’atler din eğitiminin sağlıklı bir şekilde verilmediği ortamlarda yayğınlaşıyor.  Unutmayalım ki, her türlü yoksulluğun kuşattığı beyinler, şeytanın faaliyette bulunması için imkânlar yaratmaya yarar. Kısacası, İlâhi öğretinin diliyle söylemek gerekirse, hak olan ve doğru olan İslam ortaya konmazsa, batıl olan ve gerçek İslamı ortadan kaldıran dini görünüm verilen uygulamalar gittikçe yaygınlaşacaktır.

 


· Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dekanı.

[1] Bkz. Cürcânî, S. Şerîf, et-Ta’rîfât, Beyrut, 1987, s. 68; İbn Manzûr, Ebu’l-Fadl Cemâleddîn, Lisânü’l-Arab, Beyrut, 1990, VIII, 6-7; İsfehânî, Râgıb, el-Müfredât fî Garîbi’l-Kur’an, İstanbul, 1986, s. 50-51.

[2] Bekir Topaloğlu, Kelam İlmi, İstanbul, 1981, s. 151.

[3] Ebû İshâk Şâtıbî, el-İ’tisâm, Beyrut, 1995, I, 28.

[4] İbn Mâce, es-Sünen, Mukaddime, Hadis No: 46.

[5] İbn Hacer el-Heytemî, Savâıku’l-Muhrika, Mısır, 1307, s. 3.

[6] İbn Mâce, es-Sünen, Mukaddime, Hadis No: 50.

[7] Geniş bilgi için bakınız. Mehmed Şeker, “Bid’at ve Bid’at Ehli”, Aylık Dergi, sy. I-II, (1985), s. 118-119.

[8] Mevlüt Özler, İslam Düşüncesinde Ehl-i Sünnet Ehl-i Bid’at Adlandırmaları, Erzurum, 2001, s. 62.

[9] Şemseddîn Günaltay, Hurâfattan Hakîkate, (haz. A. Gökbel), İstanbul, 1997, s. 293-296.

[10] el-Haşr 59/7.

[11] en-Nisâ 4/59.

[12] Bkz. Ebû Davud, “Menasik” 57; İbn Mâce, “Menasik” 84.

[13] İlyas Çelebi, “Hurâfe”, İslâm’da İnanç, İbadet ve Günlük Yaşayış Ansiklopedisi, İstanbul, 1997, II, 304.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul