21 Nisan 2026 - Salı

Şu anda buradasınız: / / Bid’at Olgusu Ve Bid’atle Mücadele
Bid’at Olgusu Ve Bid’atle Mücadele

Bid’at Olgusu Ve Bid’atle Mücadele Prof. Dr. Saffet Sancaklı

Günümüzde yaşanan dini problemlerden birisi, hiç kuşkusuz bid’at konusu ve bu çerçevede yapılan tartışmalardır. Dinin doğru anlaşılmadığı ve dini yönden bilgisizliğin yaşandığı ortamlarda, her türlü aşırılığın ortaya çıkması kaçınılmazdır. Günümüzde bu bağlamda bid’at kapsamına girmediği halde pek çok şeyin bid’at olduğunun iddia edilmesi, insanlar arasında fitnenin ortaya çıkmasına yol açabilmekte ve yanlış dini anlayışlar türetmektedir. Konunun mutlaka ilmi çerçevede ele alınması ve kaynaklar bazında gerçeklerin ortaya çıkarılması elzemdir. Son din olan İslâm dini, kıyâmete kadar devam edecek evrensel bir din olma özelliğine sahiptir. Dolayısıyla dinimiz, kıyamete kadar bid’at, hurâfe ve boş inanışların tamamına kapalıdır.

Bid’at Kavramı

Arapçada bid’at kelimesi, "bedea-yebdeu" fiilinden türemiş bir isim olup kök harfleri ile üçüncü babtan gelen fiil; ilk kez yapmak, türetmek, ortaya çıkarmak, ilk yapan olmak, icat etmek, inşa etmek manalarına gelmektedir.[1] Bid’atle ilgili olarak böyle bir şeyi çıkarmaya ibtidâ‘, çıkaran veya işleyen kimseye mübtedi‘, o şeyin vasıf ve şekline, bir de o tarzda işlenen amele bid‘at denir.

Bid’at kelimesinin eş anlamlı ya da yakın anlamlı kullanımı hadislerde “muhdesâtu’l-umûr” şeklinde geçmekte ve “sonradan ortaya çıkma ve yenilik” anlamına gelmektedir.  Eskinin zıddı yani yeni, yaşın genç olmasından kinaye olarak ifade edilmesi, icad etmek, ortaya koymak, vakıa, haber, hadis, yeni bir durum, konuşmak, bilgi vermek anlamlarını ifade etmektedir.[2] Hz. Peygamber (sav), “İşlerin en kötüsü sonradan ortaya çıkanlardır (muhdesat)…[3], “Siz sonradan ortaya çıkanlardan sakının….”[4], “Sonradan ortaya çıkanların tümü bid’attır….”[5] hadisleri ile sonradan ortaya çıkanlardan uzak durulmasının gereği üzerinde durulmuştur.  Aslında bid’atin iki manası vardır. Biri sözlük, genel manası ki, sonradan ortaya çıkan her şeydir. İster âdet, ister ibâdetlerden olsun aynıdır. İkincisi, dini özel anlamı ki, sahabe devrinden sonra, Şârî’nin söz, fiil, açıktan ve işaretle izni olmaksızın ortaya çıkan fazlalık ve eksikliğe denir. Hadislerde kastedilen de dini anlamıdır.[6]

Bid’atte en önemli noktayı, Hz. Peygamber’in vefatından sonra ortaya çıkan şeylere İslâmî bir görünüm verilmesi oluşturmaktadır. Kimi âlimler, bunları mutlak olarak anlayıp, dinde sonradan ortaya konan her şeyi bid’at saymışlardır. Buna karşılık kimi âlimler de bid’at tanımındaki “ihdâs edilen şey”in mutlak olmadığı görüşüne varmışlardır.[7] Neticede, "bid'atin dindeki anlamı" üzerinde ilim adamları arasında çok değişik görüşlerin ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Bu çerçevede bid’atın bazı tanımlarını burada vermek istiyoruz: Lügatçi Halil b. Ahmed el-Ferâhidî (ö.175/791), terim anlamını dikkate alarak, bid’atın dinde ve din dışında icad edilen şeylere verilen bir isim olduğunu belirtmekte, Hz. Peygamber’den sonra ortaya atılan arzu ve davranış türünden şeylerdir diye tanımlamaktadır.[8] İbnü’l-Esîr’e (ö.606/1209) göre bid’at; dinde inanç, ibâdet, hüküm ya da kanun açısından, önceden bir benzeri geçmeyecek şekilde ortaya atılan iştir.[9] İbn Manzûr (ö.711/1311) ise, dinin tamamlanmasından sonra ortaya çıkarılan ve dine izafe edilen şeylere bid’at denildiğini ifade etmektedir.[10] Cürcâni’ye (ö. 816/1413) ) göre de bid’at, sahabe ve tâbiûnun yapmadığı ve şer’i bir delilin de gerektirmediği sonradan ortaya atılan iştir.[11] Esasında tüm tanımlarda ortak noktalar bulmak mümkündür.

Bid’at kavramı ıstılahta genel olarak dinin ikmalinden sonra dinde sonradan ihdas edilen her şey, Hz Peygamber’den (sav) sonra ortaya çıkarılan her türlü inanç ve davranışlar olarak tarif edilmektedir.[12] Bid’ate örnek olarak şunları verebiliriz: Akşam namazının farzını 3 rekat yerine, daha fazla ibadet etmek için, 4 rekat veya 2 rekat kılmak bid’attir.  Hacc ibadetini, zilhicce’de değil de başka bir zaman diliminde yapmak. Ölü evinde helva vs. dağıtmak, ölünün 3, 7, 40, 52. günlerini dini bir vecibeymiş gibi yad etmek gibi hususlar sayılabilir.

Bid’atın Mâhiyeti

Bid’atın mahiyetine baktığımız zaman bu durum, bizi dinin mahiyetine bakmamızı gerekli kılar. Çünkü dinin sâbiteleri/değişmezleri olduğu gibi, değişkenleri de söz konusudur. Akide ve ibâdetler dinin sâbiteleri olarak kabul edilmiştir. Sâbite olması demek, sabit kalması demektir. Bunlarda hiçbir değişme ve değiştirme olmaz. Hz. Peygamber zamanında nasıl idiyseler kıyamete kadar da hep öyle kalacaklardır. Namaz o zaman nasılsa şimdi de öyledir, öyle olmalıdır. Meleklere imân o zaman ne idiyse şimdi de odur.

Her hangi bir davranışın hangi niyetle yapıldığı fevkalade önemlidir. Niyete göre o davranışın hangi kategoriye girdiği yani bid’at mi değil mi ortaya çıkmaktadır. Örneğin; tavuk ve horoz gibi hayvanları normal olarak kesip yemek, başkalarına ikram etmek helal ve câizdir. Fakat bunların kurban niyetiyle kesilmesi bid’attır. Çünkü İslâm’a göre kurban edilecek hayvanlar belli olduğundan tavuk ve horoz, kurban edilecek hayvanlar arasında yer almamaktadır. Aynı şekilde mevlid de, Peygamberimiz’i öven veciz bir şekilde yazılmış edebi bir eserdir. Peygamberimizin doğum gününde onu hatırlama niyetiyle okunursa bir sakıncası yoktur. Ancak mevlidi bir ibâdet kastıyla okur ve onun okunması sebebiyle bundan bir sevap beklenirse bu da bid’at olur.

Bid’at, genel olarak düşünüldüğünde kimi zamanlarda (din dışında) iyi, güzel ve yararlı olduğu gibi, kimi zamanlarda da kötü ve zararlı olabilir. Bu itibarla bid’at, dini yönden iki kısma ayrılmış; birincisine bid’at-ı hasene, ikincisine de bid’at-ı seyyie adı verilmiştir. Ancak hadis terminolojisinde bid’at söz konusu olduğunda, sürekli kötü ve zararlı olan, yani İslam’a aykırı düşen inanç ve itikatlar kastedilmiştir.[13] Kur’ân’ı bir mushafta toplamak, teravih namazını cemaatle kılmak, minare ve medrese inşa etmek iyi bid’ata, kabirlerin üzerine türbe yapmak ve bunlara mum dikmek kötü bid’ata örnek olarak gösterilebilir. Bu anlayışa göre hadislerde reddedilen, kötü bid’attır.[14] Bir kısım İslâm bilginleri, bid’atı ikiye ayırmalarının sebebi, Müslümanların dini koruma konusunda gösterdikleri hassasiyetin, hayatın tabii gelişimine ve normal değişime karşı bir tavır alışa dönüşmemesi içindir.[15] Dolayısıyla bid’atın hasene ve seyyie olarak ikiye ayrılmasının, sonradan ortaya çıkan her uygulamanın, mutlak olarak kötü bir şey olamayacağının düşünülmesinden hareketle ileriye sürüldüğü de bir olasılıktır.[16] Bu da göz ardı edilmemesi gereken önemli bir noktadır.

Bazı ilim adamlarının ‘bid’at-ı hasene’ye yaklaşım tarzı farklılık arz etmektedir. Örneğin iyi görülen, Müslümanların maslahatına olan birtakım ibâdet ve ameller ‘bid’at-ı hasene’ olarak telakki edilmiştir. Çünkü bunların da dinde mesnedleri ve dayanakları olduğu ifade edilir. Bu yüzden bazı âlimler, bu dayanakları göstererek bunları ‘bid’at-ı hasene’den (iyi bid’atlardan) saymışlardır. Buna örnek olarak Hz. Ömer’in kendi dönemine kadar cemaatle kılınmayan teravih namazını Übey b. Kâ’b’ı öne geçirerek cemaatle kılınmasını sağladıktan sonra, “Bu ne güzel bid’at oldu!” dediğini[17] verebiliriz. Mushaf-ı Şerif’e hizib, cüz işaretlerin konulması, âyetlerin numaralanması, camilere kilim ve halı serme, minare yapma, ezanı hoparlörle okuyarak duyurma, tesbih kullanma gibi hususlar bid’at-ı haseneden sayılmıştır. Ancak farklı yaklaşım tarzları da söz konusu olduğundan yukarıdaki örnekleri ibâdet dışı ve âdet olan uygulamalar şeklinde görenler vardır.

 Günümüz ve Bid’at Olgusu

Günümüzde değişik grup ve cemaatlerin değişik türde bid’at anlayışları söz konusudur. Örneğin toplumumuzda bid’at denildiğinde ilk önce Vehhâbilik akla gelmektedir. Vehhâbilik anlayışına göre çatal, bıçak, matbaa, kabir taşları, tesbih, kahve ve tütün gibi şeyler bid’atler arasında yer almaktadır. Hatta tasavvufu, felsefeyi bu nedenle red ederler. Bütün bunlar, Müslümanların rahatsız olduğu bir durumdur.

Vehhâbiliğin bir uzantısı şeklinde ortaya çıkan ve terör örgütü olarak görülen ışid’in bid’at telakkisi daha da içler acısıdır. Dünya üzerinde çok kötü bir imaj meydana getiren ışid’in kendisine özgü bid’at anlayışına göre, tüm türbelerin, tarihi binaların, müzelerin yıkılması gerekir. Nitekim bu örgüt, Sünni camileri, tekke ve zaviyeleri, sayısız tarihi mirası, Şii ve Alevilerin kutsal mekanlarını da yıkmakta ve yok etmektedir. Bid’at konusunda daha da ileri noktalarda aşırı görüşleri söz konusudur. Dolayısıyla tüm İslam âlemi, bu yanlış görüşlerden, çarpık anlayışlardan son derece rahatsız ve huzursuz bir durumdadır. Dinin yanlış anlaşılması ve yanlış yorumlanması sonucunda gelinen noktanın ne kadar tehlikeli olduğu da ortaya çıkmaktadır.

Gönderildiği insanlara her konuda "örnek ve model" olarak sunulan Hz. Peygamber getirdiği yeni din ile, insanların bütün davranış ve hareket tarzlarını, daha önce olandan farklı şekilde dizayn etmekle Allah tarafından görevlendirilmiş ve inananlara yeni bir yaşama biçimi kazandırmakla emrolunmuştur. İslâm dini, insanın hayatı boyunca ihtiyaç duyacağı her türlü temel ilke ve prensipleri bünyesinde barındırmaktadır. Kısacası İslâm dini, her açıdan mükemmel bir din olup, hiçbir yönden noksanlığı olmayan bir dindir.[18] Kıyâmete kadar gelecek olan insanlığa gönderilmiş en mükemmel ve en son ilâhi dindir. Bu husus Kur'an-ı Kerîm'de bizatihi Allah tarafından bildirilmektedir; “…Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size din olarak İslâm’dan hoşnut oldum…”[19]  Bu bağlamda Hz. Peygamber’in mü’minler için “üsve-i hasene” (en güzel örnek) oluşunu da kabullenmektir. Bid’at demek, dinin boş bıraktığı alanı doldurmak veya getirdiği fazlalığı eksiltmektir. Bu da bir nevi din konusunda Şârî’nin koyduklarını beğenmemektir.

Günümüzde dini doğru bir şekilde anlamayan bazı kişiler ve kesimler tarafından zaman zaman bir kısım yeni uygulamaların İslâm’a aykırı olduğu ifade edilir ve bid’at olduğu söylenir. Bu açıdan bu kesimler, bid’atın ne olduğunu tahlil etmeden, her yeni uygulamaya, İslâm’a aykırı diye karşı çıkılabilmektedirler. Bunlara göre "Yakasız gömlek giymek sünnet, yakalısını giymek bid'at", "Yer sofrasında yemek yemek sünnet, masada yemek bid'at", "Yer minderinde oturmak sünnet, koltukta oturmak bid'at”, “Mikrofonsuz ezan okumak sünnet, mikrofonla okumak bid'at”, “Takke ve sarık takmak sünnet, baş açık gezmek bid'at" tir şeklinde kanaatler ileri sürülür, böylece sözde sünnet ve bid'at tanınmış ve tanıtılmış olur. Bunun tersini iddia edenler ise, sünnete karşı gelmekle ve bid'ate taraftar olmakla suçlanır, akabinde ise tartışmalar, münakaşalar başlar, husumet ve kırgınlıklar ortaya çıkar.

Meseleye ilmi açıdan bakıldığında durum çok farklıdır. En başta şunu ifade etmek gerekir ki, gömlek giymek ibâdet değil âdettir. Bu âdet gayr-i müslimlerden gelmiş olsa bile, ibâdet olmadığı için giymenin bir mahzuru yoktur. Bu tür âdetleri taklit etmek de caiz olur. Peygamberimiz, uzun entari giymiş, şalvar ve pantolon giymemiştir. Şalvar giymek âdette bid’attir, ancak âdette bid’at olan şeyi yapmak günah değildir. Uçağa binmek de buna benzemektedir. Kılık kıyafetle ilgili şeyler de âdettir. Dolayısıyla gömlek ve pantolon giymek, telefon kullanmak, otomobile binmek, tesbih çekmek, masada yemek yemek, çatal kaşık kullanmak, dikiş makinesi, bilgisayar, elbise gibi şeylerin hepsi âdettir. Örf ve âdet, bir ibâdeti bozmazsa veya dinin yasak ettiği bir şey değilse bid’at olmaz.

İbâdet ve sevap kastıyla yapılmayan her uygulama, teknik ve düzenlemeler dünyevi işler olarak telakki edilmiştir. Allah Rasûlü meşhur "hurma aşılama" olayında, "Siz dünya işlerinizi iyi bilirsiniz" demiş[20]  ve dünyaya ilişkin konularda bilimin önünü açmış, değişimi onaylamış, düşünme ve üretmeye fırsat hazırlamıştır. İslam dini, teknolojik gelişmelere ve yeniliklere açık olan bir dindir.  Hz. Peygamber zamanında bunun pek çok örneği vardır.

Bid’at-ı seyyie olarak nitelenen kötü bid’atler ise, gerek inanç ve gerekse amel bakımından sonradan dine sokulan, fert ve toplum için bir yararı bulunmayan, bazen kişiyi şirke düşürebilen haller olarak tanımlanır. Bunlar arasında “Bize Kur’an yeter.” diyerek Hz. Peygamber’in sünnetini kabul etmeme, Allah Teâlâ’nın cennette müminler tarafından görüleceğini reddetme, peygamberimiz’in ahirette şefaatini, kabir azabını inkâr etme, cenaze taşırken yüksek sesle tekbir getirme veya alkış tutma, israflı mezarlar yapma, mezarın başına ölünün resmini koyma, mezarın üstünde mum yakma vb. davranışları bid’at kapsamında değerlendirenler söz konusudur. Tarihi süreç içerisinde pek çok konu bid’at olup olmadığı konusunda tartışma konusu olmuştur.

Sahâbîler, Hz. Peygamber’in zamanında olmayan pek çok işler yapmışlar, onlara cevaz vererek kabulü hususunda icmâ etmişlerdir. Hz. Ebû Bekir zamanında Kur’ân’ın bir mushaf halinde toplanması, Hz. Osman’ın zamanında nüshaların çoğaltılarak çeşitli bölgelere gönderilmesi en çok bilinen örneklerin başında gelir. Daha sonraki dönemlerde nahiv, ferâiz, hesap, tefsir, isnada dayalı söz ve hadis metinlerinin tamamının yazılmasına yönelik çalışmalar da bunun örneklerinden bir kaçıdır. Bunları bid’at olarak isimlendirsek bile, kötü ve merdut oldukları söylenemez. Çünkü ilmin muhafazası, yayılması ve sonraki nesillere intikâli bu sayede olmuştur. Aynı şekilde, evlerimizin yapı tarzından, içinde ihtiyaç duyduğumuz malzemeye varıncaya kadar birçok eşya, zamana, mekâna ve coğrafyaya göre farklılıklar gösterir. O halde bid’atlerin alanı, yani kötü karşılanan, yasaklanan ve haram olan, sahibini bazı kere iman dairesinin dışına çıkartan bid’atlerin alanı, itikad, amel ve muamelât gibi sınırları Allah ve Resûlü tarafından çizilmiş, helal ve haramlığı belirlenmiş sahalardır. Bu hudutları aşanlar ve bunlara aykırı davrananlar bid’at çıkarmış olurlar. Bu tür bid’at ise merduttur, yani kesinlikle kabul edilmez.[21] Bu ayırımların bilinmesi ve buna göre hareket edilmesi elzemdir. Aksi takdirde bid’at olmayan pek çok konu, bid’at kapsamına dahil edilmiş olur. Bid’at de dini alanda bir nevi bir yozlaşmadır. Sünneti terk ne kadar tehlikeli ise, sünneti tahrip manasına gelen bid’at de o derece tehlikelidir.

Hadislerde Bid’at Olgusu

Hadislerin geneline baktığımızda bid’at kelimesinin daha ziyade ıstılahî anlamına yakın bir şekilde olumsuz manada kullanıldığını görmekteyiz. Gerek bid’at, gerekse muhdes kelimeleri birbirinin müteradifi olarak hadislerde menfî manada yer almıştır.[22] Dolayısıyla bu bağlamda bid’atle ilgili yer alan pek çok hadis söz konusudur. Bütün bu hadislerin hedefi Müslümanları bid’at konusunda uyarmak ve bid’atten uzak kalmalarını sağlamaktır. Din koyucusu yani Şâriî bellidir, kimsenin kendisini Şâriî yerine koyamaz.

Hz. Peygamber, hadislerinde şöyle buyurmuştur: “Size, Allah’a saygılı olmanızı, başınıza bir Habeşli köle bile emir olsa, onu dinleyip itaat etmenizi tavsiye ederim. Benden sonra sağ kalıp uzunca bir hayat sürenler pek çok ihtilaflar görecekler. O zaman sizin üzerinize gerekli olan, benim sünnetime ve doğru yolda olan Hulefâ-yi Râşidîn’in sünnetine sarılmanızdır. Bu sünnetlere sımsıkı sarılınız. Sonradan ortaya çıkarılmış bid’atlardan şiddetle kaçınınız. Çünkü her bid’at dalâlettir, sapıklıktır.”[23] Bilindiği gibi, Hulefâ-i Râşidîn, Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’dir. Peygamberimiz, bu hadiste onların hidâyet, hak ve doğru yol üzere bulunacaklarını, kendilerine uyulması gerektiğini ifade buyurmuşlardır. Ehl-i sünnet’in bütün mezhepleri, Hulefâ-i Râşidîn’e uyulması gerektiği konusunda görüş birliği içindedirler.

Hz. Peygamber, bir noktaya daha dikkat çekmekte, bid’atlerden mutlaka sakınılması gerektiğini hatırlatmaktadır. Çünkü sünnete uygun olmayan davranışlar bid’attır. Bid’at dinde yeri bulunmayan, sonradan ortaya çıkarılmış olan inanç ve ibadetlerdir. Kur’an ve Sünnet’te yeri bulunmadığı ve bu iki asla aykırı olduğu için, her bid’at dalâlet diye nitelendirilmiştir. Burada “bid’at” veya “muhdes” kelimelerinin “sonradan ortaya çıkan şey” anlamındaki sözlük manası kastedilmiş değildir. Kastedilen esas mana, Kur’an ve sünnete aykırı olarak ortaya çıkan itikat, ibadet ve dinden sayılan şeylerdir. Çünkü sonradan olan bazı işler ve icatlar vardır ki, bunlar hayâtî ihtiyaç ve zaruretlerdir. Bu nevi şeyleri bid’attır diye reddetmek mümkün değildir.[24]

“Şüphesiz sözün en güzeli Allah'ın Kitâbı'dır. Yolun en güzeli de Muhammed'in yoludur. İşlerin en şerlileri de dînde sonradan îcâd edilen bid'atlerdir. Size va'd edilegelen şeyler muhakkak gelecek ve siz bunlardan kaçıp kurtulacak değilsiniz! ‟[25]  Başka bir versiyonda şöyle buyurulmuştur: “Allah’ın hidayete erdirdiğini kimse saptıramaz, saptırdığını da kimse hidayete erdiremez. Sözlerin en doğrusu Allah’ın Kitab’ıdır. Yolların en güzeli Muhammed’in yoludur. Yapılan işlerin en şerlisi sonradan uydurulup ortaya çıkarılanlardır. Her sonradan uydurulan şey ise bid’attir. Her bid’at sapıklıktır. Her sapık da cehennemliktir.”[26]

Bu hadiste ibadet ve tâatler de dahil, yaptığımız her işin görünüşte bile dine, Kur’an ve Sünnet esaslarına uyması gerektiği bize öğretilmiştir. Allah ve Rasûlu’nün izin vermediği hiçbir şeyin dinden sayılmayacağını bu hadisin özlü ifadesinden gayet açık bir şekilde anlamış oluyoruz. Dinde aslı olmayan bir şeyin sonradan ortaya konulması, dinimizde “bid’at” diye adlandırılır. Esasen birçok âyet-i kerime ve sahih hadis, bu veciz kelâmda ifadesini bulmuştur. Hz. Peygamber, bu hadisleriyle, dinde haddi aşıp ileri gidenlerin aşırılıklarını, bâtıl yollara sapıp dini tahrif edenlerin tahrifatını din olarak kabul etmemek gerektiğine dikkatimizi çekmektedir. Bunların her biri bid’at olarak nitelenmiştir.[27]

Hadis-i şerifler bid’at kavramını dinle şu şekilde irtibatlandırmaktadır: “Kim ki bizim şu işimizden olmayan bir şey yapar, ortaya çıkarırsa o reddedilir.”[28] "Kim bizim dinimizin dışında bir iş yaparsa (o iş) batıldır."[29] Sonradan ortaya çıkarılan her şeyin bid’at, her bid’atın da dalâlet, sapıklık olduğu beyan buyurulmaktadır. Burada bid’at kavramı, dinde delili olmaksızın ortaya konulan yenilikler anlamında kullanılmaktadır.  Neticede bu tür şeylerin kabul edilmemesi gerektiği, çünkü bâtıl olduğu ifade edilir.

Şu hadisler, sünneti toplumda ikame etmenin önemini ve bid’at çıkarmanın ne kadar kötü bir iş olduğunu ifade etmektedir: “Kim benim bir sünnetimi ihya ederek insanların onunla amel etmelerine vesile olursa, o insanların kazanacağı sevaplardan hiç bir şey eksiltmeden onların sevaplarının bir katını almış olacaktır. Kim de bir bid'at icad ederek onunla amel edilmesine vesile olursa, o bid'at ile amel edenlerin yüklenecekleri günahlardan hiç bir şey eksiltmeden onların günahlarının bir katını yüklenmiş olacaktır.”[30] Bu hadis, inanan insana yenilikler konusunda nasıl hareket edileceğiyle ilgili bir strateji sunmakta ve bu konuda kırmızı çizgilerin ne olduğunu belirtmektedir.

Hadisler aynı zamanda bid’atçilerin ne kadar kötü bir yolda oldukları ve akıbetlerinin vahim olduğunu şöyle ifade eder: “Bid'at sahibi, bid'atını bırakmadıkça, Allah Teâlâ onun amelini kabul etmez.‟[31] "Allah'ın, meleklerin ve tüm insanların lâneti, Medine'de bir bid'at çıkaran veya bir  bid'atçıyı barındıran kimse üzerine olsun"[32] "Sizi sonradan meydana gelen şeylerden sakındırırım. Şüphesiz işlerin en kötüsü sonradan ortaya çıkan şeylerdir. Sonradan ortaya çıkan her şey bid'attır. Her bid'at dalâlet­tir."[33] Bu hadisler, Hz. Peygamber’den (sav) sonra bir takım bid’atlerin çıkacağını haber vermekle beraber aynı zamanda uyarı mahiyetindedirler. Bid’at işleyenlerin ne kadar kötü bir durumda oldukları da hadislerde anlatılmaktadır. Bu bağlamda “Kim İslâm’da yeni bir bid'at ortaya koyarsa veya bid'atçıyı barındırırsa, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onun üzerinedir. Allah onun ne farz ne de nâfile ibadetlerini kabul eder.”[34], "Allah, bid'at sahibinin ne namazını, ne orucunu, ne zekatını, ne haccını, ne umresini, ne cihadını, ne farzını, ne nafilesini kabul eder. (Sanki o) kılın hamurdan çıktığı gibi dinden çıkar." [35] hadislerini zikretmek mümkündür.

"Bid'at çıkaran hiç bir topluluk yoktur ki, onun ben­zeri bir sünneti kaldırmış olmasınlar. Senin sünnete sarılman, bid'at ihdas etmenden daha hayırlıdır."[36] Bid'at kelimesine yüklenilen ve bid'at denilince hemen akla gelen mezmum mânâ, bu gruptaki hadislerden anlaşılan mânâdır. Bu da yeni ortaya konan şeylerin, dinle ilgili olması, Kur'ân'da ve sünnette meşruluğunu gerektirecek bir delilin bulunmaması, Hz. Peygamber'in onayından geçmemiş ol­ması gibi belli kayıtlarla sınırları çizilmiş şeylerdir. Yoksa or­taya çıkan her yeni durumda bid'at aramak, bu konudaki hadisleri maksadına uygun olarak anlayamamak demektir.[37]

Bid’atle Mücadelenin Önemi

Bid’at konusu, Müslümanlar arasında önemli bir mesele olduğundan dolayı tarih boyunca çok önemsenmiş, üzerinde durulmuş ve sürekli bid’atle mücadele edilmiştir. “Kesin olan bir şey varsa o da, İslam’ın ilk devirlerinden zamanımıza kadar bid'atın daima ittifakla reddedildiğidir. Hatta bid’atlere uymamak, bir iman konusu olmuştur.”[38] Hz. Peygamber'in bid’at konusunda sert uyarıları karşısında İslâm bilginleri, dinin özünü korumak ve dışardan dine dahil edilebilecek yabancı unsurlara karşı durmak için, bid'atler konusunda hassasiyet göstermişler, dinî yozlaşmaların ve sapmaların önüne geçmek için de, dini bir temele dayanmayan yabancı unsurlara, yani bid'atlere engel olmaya çalışmışlardır.[39] Bu bağlamda bid’atle mücadele etmek dinî bir sorumluluktur.

Dolayısıyla tarih boyunca İslâm âlimleri, bid'atlerle daima müca­dele etmişler, Müslümanların hayatlarını Kur'an ve sünnet esasları çerçevesinde devam ettirmelerine yardımcı olmak amacıyla gerekli uyarılarda bulunmuşlardır. Çünkü "ihdas edilen her bir bid'at, bir sünnetin yok edilmesi" demektir. Mücadelenin amacı ise, dinin tahrif edilmesine engel olmaktır.[40] Örgün ve yaygın eğitim-öğretim yoluyla da insanlar bu konuda mutlaka aydınlatılmalıdır.

Sonuç olarak diyebiliriz ki, dünya kurulduğundan beri bazı insanlar, mutedil yolda yürürken bazıları da aşırılıklara sapabilmişlerdir. Bu aşırılıklar inançta, ibâdette, ahlâkta ve sosyal hayatın her alanında cereyan edebilmekte ve her çeşit aşırılık söz konusu olabilmektedir. Aşırılıkların sonunun da bir felaket olduğunu söyleyebiliriz. İslâm dini, aşırılığın her çeşidine kapalı olan bir dindir. Dinin ve peygamberin gönderiliş amacı da, insanoğlunun mutedil yolda kalmasını sağlamaktır. Özellikle de son din olma özelliğine sahip olan ve asırlarca yürürlükte kalmış ve kalacak olan İslâm dini, aşırılıklara karşı yoğun bir şekilde cephe almış, Kur’ân âyetleri ve hadisler bu konularda net mesajlar vermiştir. Böylesine Müslümanların sakındırılmasının sebebi, bid’atin doğrudan İslâm dinini tahrip etmesini hedef aldığı içindir.

Genel olarak bütün görüşlerde ortak nokta; bid’at, dinî hususlar ile sınırlandırılarak dinde olmayan şeylerin dine dahil edilmesinin veya çıkarılmasının bid’at olarak nitelendirilmesi söz konusudur. Yoksa dinî olsun olmasın sonradan ortaya çıkan her şeyin bid’at olması söz konusu değildir. İslâm, her çağa hitabeden bir dindir; özü/mahiyeti korunduğu sürece yeniliklere ve teknolojik gelişmelere açık bir dindir.

 

 


[1]       İbn Manzûr, Lisânü’l-arab, I, 341-343; Râgıb el-İsfehânî, el-Müfredât  s. 110-111.

[2]       Râgıb el-İsfehânî, el-Müfredât, s. 222; Zebîdî, Tâcü’l-arus, V, 205-213.

[3]       Buhâri, İ’tisâm, 2; Müslim, Cuma, 13.

[4]       Ebû Dâvûd, Sünnet, 5; İbn Mâce, Mukaddime, 6; Tirmizi, İlim, 16; Dârimi, Mukaddime, 16.

[5]       Ebû Dâvûd, Sünnet, 5; Nesâî, İdeyn, 22; İbn Mâce, Mukaddime, 7.

 [6]     Leknevî, “İbadet Hayatı ve Bidat İlişkisi”, çev. Seyit Avcı, Diyanet İlmi Dergi, 2007, C. XLIII, Sa. 1, s. 82.

[7]       Kadir, Gürler "Bid'at Kavramı Üzerine", D.A.A.D., yıl: 3, Sa. 1 (Ocak / Şubat / Mart 2003), s. 73.

[8]       Halil b. Ahmed el-Ferâhidî, Kitabu’l-ayn, II, 54-55.

[9]       İbnü’l-Esîr,  Câmiu’l-usûl li ehâdîsi’r-Rasûl,  I, 189.

[10]    İbn Manzur, Lisânü’l-Arab, VIII, 6.

[11]    Cürcanî, Seyyid Şerîf,  et-Tarifat, Beyrut, 1407/1987, s. 68.

[12]    Cevherî, es-Sıhah, Beyrut, 1974, I, 76; Firuzabadî, el-kamusu’l-muhit, Beyrut, 1413/1993, III, 3;

[13]    Talat Koçyiğit, Hadis Tarihi, Ankara, 1981, s. 171 (dipnot: 700).

[14]    Nevevî, Tehzîbü’l-esma ve’l-lügat, Beyrut, 1996, I, 22.

[15]    Ali Bardakoğlu, İlmihal, , İstanbul, 1999, II, 144.

[16]   Kadir Gürler, "Bid'at Kavramı Üzerine", D.A.A.D. yıl: 3, Sa. 1 (Ocak / Şubat / Mart 2003), s. 74.

[17]    Buhârî, Terâvîh, 1.

[18] Muhammed, Yazıcı, “İslâm Düşünce Geleneğinde “Her Yenilik Bid’attir Hadisine Yaklaşımlar”, A.Ü.İ.F.D., 2003, Sa. 19, s. 143.

[19]    Mâide, 5/3.

[20]    Müslim, Fedâil, 140-141.

[21]    İ.L.Çakan, R. Küçük, Y. Kandemir, Riyazü’s-Salihin Peygamberimizden Hayat Ölçüleri, İst., 2006, II, 12.

[22]    Sümeyye Şahin, “Bid'at ile ilgili hadislerin tahkik, tahric ve değerlendirilmesi” (Y. Lisans), M.Ü.S.B.E. İstanbul, 2012, s. 14.

[23]    Ebû Dâvûd, Sünnet 5; Tirmizî, İlim 16.

[24]    İ.L Çakan,. vdg., Riyâzü’s-Sâlihin,  I, 560.

[25]    Buhâri, İ’tisâm 2.

[26]    Nesâî, Iydeyn, 21. Ayrıca bkz. İbn Mâce, Mukaddime 7.

[27]    İ.L. Çakan, vdg., Riyâzü’s-Sâlihin, II, 9-10.

[28]    Buhârî, İ’tisâm, 20; Buyu’, 60; Sulh, 5; Müslim, Akdiye, 8.

[29]    Ebû Dâvud, Sünnet, 5.

[30]    İbn Mâce, Mukaddime, 15.

[31]    İbn Mâce, Mukaddime, 7.

[32]    Buhârî, İ'tisam 5, 6, Medine 1, Cizye 10; Müslim, Hac, 403,  Itk, 20.

[33]    İbn Mâce, Mukaddime, 7.

[34]    Buhârî, Ferâiz, 21, Medine 1, Cezîme, 10, 17, İ’tisâm 5, 6; Müslim, Hac 85.

[35]    İbn Mâce, Mukaddime 7, Nesai, Ideyn, 22.

[36]    Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 105.

[37]   Ali Çelik, Kavram ve Mahiyet Olarak Sünnet ve Bidat, İstanbul, 1997, s.158.

[38]    Muhammed Talbi, “Bid’atlar II”, çeviren: Mehmet Şimşek, A.Ü.İ.F.D., 1981, C. XXIV, s.  602.

[39]    Yazıcı, “İslâm Düşünce Geleneğinde ‘Her Yenilik Bid’attir’ Hadisine Yaklaşımlar”, s. 149.

[40]    Çelik, Kavram ve Mahiyet Olarak Sünnet ve Bidat,  s. 161.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul