Bir insanın eğitim süreci, henüz anne karnında iken dış sesleri duymasıyla başlar. Nihayet dış dünyaya gözlerini açtığında, anne karnında sık sık duyduğu seslere aşinalık kazanmış, yakınlık hissetmiş olur. Bir insanın eğitimi, ilk olarak en yakınında olan, bakımıyla ilgilenen insanlarla başlar. İlk önce ahlâkî olgular kendini belli eder, peşi sıra amelî taklidler görülür.
O hâlde iyice anlaşılması gereken bir konu vardır ki o da, bir çocuğun ahlâkî ve amelî eksiklerinden sorumlu tutulacak kişi, arkadaşlarından ya da öğretmenlerinden önce, çocuğun kendi ebeveynidir. Allah’a şirk koşmayan, ahlâklı ve itaat sahibi bir topluluk istiyorsak, toplumu oluşturan bireylere öncelik vermeli, önce kendi evimizde Kur’ân ve Sünnet’i rehber edinmeliyiz.
İnsanı yaratıp yeryüzüne halîfe kılan Rabbimiz, elbette ki rehber edinmemiz için gönderdiği Kitabında ve Peygamberlerinde, bizler için birçok örnekler beyân etmektedir. Bunlar, zaman zaman nasıl bir yöntem geliştirmemiz gerektiği konusunda yol azığı olurken, zaman zaman da imtihanın en yakınımızdan olabileceği gerçeğini göz önüne sermektedir. Kur’ân’da 31. Sûre’ye ismini veren Lokmân (a.s.)’ın, önceliklerimize karar verebilmemiz adına çok güzel nasihatleri bulunmaktadır. Lokmân Sûresi, 12-19. âyetler, aile içi eğitimin çok güzel bir örneğidir.
Hikmet Sahibi Olmak, Şükretmek ve Nankörlük Etmemek
“Andolsun, biz Lokmân'a "Allah'a şükret" diye hikmet verdik. Kim şükrederse ancak kendisi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse, bilsin ki Allah, her bakımdan sınırsız zengindir, övülmeye lâyıktır.”[1]
Âyette, Lokmân (a.s.)’ın öğütlerine geçmeden önce, Lokmân (a.s.)’ın nasıl biri olduğu hakkında bilgi verilmesi, şüphesiz ki öylesine değildir. Hikmet sahibi oluşu, hikmet sahibi oluşunun bir gereği olarak da, şükreden ve nankörlükten kaçınan biri olması gerektiği gerçeği çok açıktır. Öğütten önce, öğüdü kimin vereceği ve öğüde muhatap olanın örnekliğindeki şahsın durumu önemle arz edilmiştir.
Eğitimin İlk Merhalesi Tevhîd Temeli
“Hani Lokmân, oğluna öğüt vererek şöyle demişti: "Yavrum! Allah'a ortak koşma! Çünkü ortak koşmak elbette büyük bir zulümdür."”[2]
Lokmân (a.s.)’ın oğluna ilk öğüdünün itikadî olması, itikadın, amel ve ahlâktan önce oturtulması gerekliliğinin bir neticesidir. İlk öğüdü, “Allah’a şirk / ortak koşma” olmuştur. Öncelemesi sebebiyle, ne derece önem arz ettiğini gördüğümüz öğüdü, korkutarak değil, sevgisini ve merhametini hissettirerek, “yavrum” hitabıyla benimseyerek yapmıştır. Devamında öğüdün nedenselliği konuyu en güzel şekilde belirgin hâle getirmiştir. “Çünkü ortak koşmak, elbette büyük bir zulümdür.” Zulüm ise ateştir. İşte bu yüzden Lokmân (a.s.) örnekliğinde, ateşten korumanın, yıkarak değil, yapıcı ve samimi bir şekilde olması gerektiğini görmekteyiz.
Çocukları tevhîd ekseninde yetiştirmenin önemini Rasûllullah (s.a.s.)’ın tavsiyelerinde de görebilmekteyiz:
““İlk söz olarak çocuklarınıza güzel bir şekilde «لَآ إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ: Lâ ilâhe illâllah» demeyi öğretiniz!” [3]
Çocuğa ilk söz olarak “Lâ ilâhe İllallah” demeyi öğretmek, söyleyebildiği ilk kelimelerle, Allah’a iman ve her türlü ortak koşucuları inkâr etmesi demektir.
İlerleyen zamanda da anlayacağı şekilde çocuktan istenen davranışın sebebini kendisine açıklayarak, onun bilinçsiz şekilde itaat etmesini beklememek, kişiliğinin gelişimi açısından doğru olacaktır. Bu durumda çocuk, daha bilinçli hareket edecek ve kalıcı davranışlar oluşturacaktır.[4]
Yaratan ve Yaratılan arasında İtaat Ölçüsü
“İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi, onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana ve anne - babana şükret. Dönüş Banadır.”[5]
"Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi Bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak Banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim." [6]
Anne ve babaya iyi davranmak, İlâhî bir emirdir. “Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır” âyeti ile görmekteyiz ki, annenin çocuk yetiştirme evresindeki zahmeti henüz başlamadan, karnında taşımasını dahi, Rabbimiz bir zahmet olarak bildirmiştir. Devamında da denilir ki, “onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur”. Burada, taşıma zahmeti peşine sütten kesilene kadar olan, çoğu zaman üzerinde durulmayan bir mesele gözler önüne serilmiştir. Annenin çocuğunu süt ile beslemesi dahi türlü zahmetleri barındıran bir gerçektir. Bu tür örnekler verilerek, Rabbi kulundan, hem kendisine, hem de kişinin anne ve babasına şükredici olmasını beklemekte ve öğütlemektedir. Çocuğa, burada vefâ öğretilmektedir. İyilikleri göz ardı etmemek, iyiliğe iyilik ile karşılık vermek, teşekkür etmesini bilmek, ne Allah’a, ne de yarattıklarına karşı nankörlük etmemek öğretilmektedir.
Çocuğa sahip olduğu nimetlerden ve bu nimetlerin müsebbiblerinden bahsedilerek minnet duygusu verilmelidir. Nimetleri veren ve onu yaratan olarak Allah’a minnet duymayı, dünyaya gelmesine vesile oldukları için anne ve babasına minnettar olmayı bilmelidir. Onu, bin bir zahmetle karnında taşıyıp dünyaya getirdikten sonra her türlü sıkıntılara katlanarak büyüten annesine ve nasihatleriyle onun gelişimine destek sağlayan babasına teşekkür etmeyi öğrenmelidir.[7]
Anne ve babaya, Allah’ın emirlerine karşı bir emir ile geldiklerinde itaat edilmemekte, ancak buna rağmen dünyada onlarla iyi geçinmekle emir olunmaktayız. Annen ne kadar aksi, baban ne kadar huysuz olsa da, dünyada iyi geçinmek emri göz ardı edilemez. Anne ve babaya iyi muamele ve itaat de sahâbilerin merak ettiği konular arasındadır.
Abdullah İbn Abbâs (r.anhuma) şöyle dedi:
- Bir Müslüman, Müslüman olan anne ve babasına, sevâbını Allah’tan bekleyerek iyi davranırsa, Cenâb-ı Hak ona, cennetten iki kapı birden açar. Şâyet anne ve babasından sadece biri hayatta ise, Allâh Teâlâ ona cennetten bir kapı açar. Eğer anne ve babasından birini gücendirirse, Allah onları hoşnud edene kadar, evlâttan râzı olmaz.
Bir adam, İbn Abbâs (r.anhuma)’a:
- Ya anne ve baba, çocuklarına haksızlık etmişse? diye sordu.
İbn Abbâs da:
- Haksızlık etseler de böyle, dedi.[8]
Bu noktada anne ve babanın, çocuklarından memnuniyetsiz tutumları, her zaman bir kalıba sokmak istemeleri, devamlı daha iyi olanı (!) örnek getirmeleri, ne kadar nefsi zorlayan bir hâl ise de, Rabbimiz Allah, affı olmayan tek bir hususta itaatten geri durmayı emretmiş: “Bir şeyi Bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme” buyurmuştur. Buna rağmen devamında, “fakat dünyada onlarla iyi geçin” açık bir emirdir.
Allah, Her Şeyden Haberdardır
“(Lokmân öğütlerine şöyle devam etti:) "Yavrum! Şüphesiz yapılan iş, bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde yahud göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah, onu çıkarır getirir. Çünkü Allah, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır."[9]
Lokmân (a.s.) oğluna, Allâh’tan korkması ve hayâ etmesinin gerektiğini, korkutarak değil de, gerçeklik içinde akletmesini ve bir işe kalkışacağı zaman düşünerek hareket etmesinin gerekliliğini mantık çerçevesinde gösterimiştir. O kadar nâif ve gerçek ki…
Amelin ne olursa olsun mahlûktan değil, Âdil olan ve hardal tanesi kadar amelini dâhi âhiret günü karşına çıkaracak olan Hâlık’tan hayâ et!
İbadet Eğitimi
"Yavrum! Namazı dosdoğru kıl. İyiliği emret. Kötülükten alıkoy. Başına gelen musibetlere karşı sabırlı ol. Çünkü bunlar, kesin olarak emredilmiş işlerdendir."[10]
Âyetlerdeki sıralamalara göre, önce şirkin kötülüğü, sonra ana ve babaya iyilik, ardından namaz ve diğer ibadetlerin geldiğine şahid oluyoruz. Bir yandan da Lokmân (as)’ın çocuğuna: "Namazı dosdoğru kıl' sözüyle namazın, erkâna uygun kılınmasının önemine dikkat çektiğini görüyoruz. Rasûlullah (s.a.s.)'ın: "Beni nasıl namaz kılarken görüyorsanız, sizler de aynı şekilde kılın"[11] hadisi de namazın nasıl kılınması gerektiği konusundaki ihtimamı uygulamalı olarak göstermek istemiştir.[12]
Lokmân (a.s.), buraya kadar olan nasihatlerinde inanç eğitimini verdikten sonra ibadet eğitimine geçmiştir. İbadetler, kişinin istikamet üzere kalmasını sağlayan manevî gıdalardır. Namaz ruhu temizleyen, kalbi aydınlatan, kötülüklerden alıkoyan, insanı iyiliğe götüren, tevazu ve disiplin kazandıran bir ibadettir. İnsanın iç dünyasına dokunan namaz ibadetinin, ruh sağlığı ve davranışlar üzerinde olumlu tesirlerinin görülmesi de kaçınılmazdır.[13]
Tüm bunlarla birlikte, Tevhîd inancının ardından “namazı dosdoğru kıl” öğüdü ile namaz ibadetinin önemine vurgu yapıldığını görüyoruz. Namaz ibadeti ki, hem Rabbi ile kulu arasında kuvvetli bir bağ, hem de toplum nazarında tüm statüleri tek çizgide eşitleyen sosyal bir düzendir.
Rasûlullah (s.a.s.)’ın namazın önemine dikkat çektiği birçok hadisi vardır. Bunlardan bazıları şöyledir:
“(Kıyâmet günü) kulun ilk hesaba çekileceği şey namazıdır. Eğer bunu tam olarak yapmışsa (ne âlâ!) Ama (farz namazları tamam) değilse Yüce Allah: ‘Kulumun nafilelerine bakın.’ buyurur. Eğer nafile namazı bulunursa, ‘Onunla farzları tamamlayın.’ buyurur”.[14]
Bir başka hadiste ise, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Bir Müslüman, vakti geldiğinde güzelce abdest alıp, kendisini Allah’a vererek rükûsuyla (ve secdesiyle) farz namazı kıldığında, -büyük günah işlemedikçe- bu, onun önceki günahlarına kefâret olur. Bu, her zaman için böyledir.” [15]
Kişisel Ahlâk ve Toplum Âdâbı
"Küçümseyerek surat asıp insanlardan yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme! Çünkü Allah hiçbir kibirleneni, övüneni sevmez."[16]
"Yürüyüşünde tabii ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini herhalde eşeklerin sesidir!"[17]
İtikâd ve ibadetten sonra öğütlerde, kişisel ahlâkî gelişim ve toplum âdâbı görülmektedir. Toplumda hoş karşılanmayacak olan, böbürlenerek yürümek, insanlardan yüz çevirmek gibi davranışlar âyetlerle yasaklanırken, yürüyüşte ve iletişim kaynağı olan seste orta halli olmaya davet edilmektedir.
Ahlâk, eğitimle ilişkilidir. İyi ve kötü diye ifade edilen, ahlâkî olan ve olmayan davranışlar eğitimle öğrenilir. Amaç çocuğun ahlâkî bir kişilik geliştirmesini sağlamaktır. Burada en büyük sorumluluk aileye düşmektedir. Çocuk, ilk ve temel bilgileri ailesinden öğrenir. Her çocuk, ailesinin bedensel özelliklerini taşıdığı gibi, düşüncelerini, inançlarını, tutumlarını da taşır. Çocuk, bunları yaşantı yoluyla farkında olmadan alır. Çocuğun kişiliğinin şekillenmesinde aile çok büyük bir etkiye sahiptir.[18]
Kur’ân-ı Kerîm’de insanı ve toplumu inşâ etme üzerine birçok âyet bulunmaktadır. Lokmân Sûresi’nin 12-19. ayetleri ışığında birtakım yol ve yöntemler incelemiş bulunmaktayız.
Âyetler ışığında en çok dikkat çekenin üslûp olduğunu görüyoruz. Gerek Lokmân (a.s.)’ın öğüt verirken kullandığı üslûp, gerek Rabbimiz Allah Teâlâ’nın biz kullarına karşı kullandığı üslûp, tek başına eğitim niteliğindedir. Bununla beraber, ilk eğitim kurumunun aile olduğu, aile içinde eğitilen bireylerin toplumu oluşturacağı büyük önem arz etmekte ve eğitime nerden başlanılması gerektiğinin cevabını çok güzel vermektedir. Anne ve babaların sorumluluklarını hatırlatırken, bir yandan da çocuğun ahlâkî gelişiminin ailesiyle doğru orantıda ilerlediğini ve iyi örneklik edilmesi gerektiğini görmekteyiz. Değişim çaba ister. Değişim için tembellik eden anne ve babalar, sorunu hep dışarıda ararlar. Değişime ve gelişime açık olan anne ve babalar, evlat yetiştirirken kendi hayat düstûrlarını hatırlar ve yol almaya devam ederler.
Kişisel ahlâktan sonra görüyoruz ki vazgeçilmez ilke, Tevhîd’dir. Peşi sıra gelecek olan amel ve ahlâk, Tevhîd ilkesi etafında yer edinmelidir. Biliyoruz ki Tevhidi eksik bir teslimiyet, tam bir teslimiyet değildir. İtikadı sağlam bir temel atmak, teslimiyeti ve güzel ahlâkı beraberinde getirir. Sağlam bir itikad, “namazını kıl” emrini yerine getirirken daha az zorlanır. O namaz ki, zaten insanı kötülüklerden alıkoyandır.
Her biri bir yap-boz parçası gibi birbirini takip etmektedir. İlk parçaları doğru şekilde yerleştirmek, diğer parçaları bulmayı kolaylaştırmaktadır. Eğitim ve terbiyesinden sorumlu olduğumuz evlatlarımızın, çocukluk çağı, ilk parçaları doğru yerleştirmek için büyük bir fırsattır. Anne ve babalara düşen bu fırsatı kaçırmamak, yerli yerinde kullanmaktır.
[1] Lokmân 31/12
[2] Lokmân 31/13
[3] Beyhakî, Şuabu’l-îmân, VI, 398
[4] Fatma DİNÇER, Lokmân Sûresi Bağlamında Hz. Lokmân’ın Nasihatlerinin Çocuk Eğitimi Açısından Değerlendirilmesi, Eren Dergisi, Cilt 2 (Sayı: 2), S:73 (2023)
[5] Lokmân 31/14
[6] Lokmân 31/15
[7] Fatma DİNÇER, Lokmân Sûresi Bağlamında Hz. Lokmân’ın Nasihatlerinin Çocuk Eğitimi Açısından Değerlendirilmesi, Eren Dergisi, Cilt 2 (Sayı: 2), S:73 (2023)
[8] İmâm Buhârî, El-Edebü’l Müfred, C:1, B:4, nr. 7.
[9] Lokmân 31/16.
[10] Lokmân 31/17.
[11] Buhârî, Ezan, 18.
[12] Harun ŞAHİN, Kur’ân’da Âile İçi Eğitim: Lokmân Sûresi Örneği, Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, S: 87 (2009) Sayı 22.
[13] Fatma DİNÇER, Lokmân Sûresi Bağlamında Hz. Lokmân’ın Nasihatlerinin Çocuk Eğitimi Açısından Değerlendirilmesi, Eren Dergisi, Cilt 2 (Sayı: 2), S:74 (2023)
[14] Nesâî, Salât, 9
[15] Müslim, Tahâret, 7
[16] Lokmân 31/18
[17] Lokmân 31/19
[18] Fatma DİNÇER, Lokmân Sûresi Bağlamında Hz. Lokmân’ın Nasihatlerinin Çocuk Eğitimi Açısından Değerlendirilmesi, Eren Dergisi, Cilt 2 (Sayı: 2), S:74 (2023)


