21 Nisan 2026 - Salı

Şu anda buradasınız: / / Kulluk Ve İlahlık Hedefleri Arasında İnsan…
Kulluk Ve İlahlık Hedefleri Arasında İnsan…

Kulluk Ve İlahlık Hedefleri Arasında İnsan… Rıdvan Sevin

"İnsanlar, hangi dünyaya kulak kesilmişse diğerine sağır.

O ferah ve delişmen görünen birçok alınlarda, betondan tanrılara kulluğun zırhı vardır."1


Şu kainattaki yerimizi, çapımızı, işlevimizi, halimizi hakikatiyle biliyor muyuz, yoksa bildiğimizi mi zannediyoruz? Öleceğimizi bildiğimiz kadar bilebiliyoruz bunu da. Yani hayal meyal, bölük pörçük, ikircikli, mütereddit; kalbe de, bilince de işleyemeyen bir bilgi kırıntısı ile. Şu soruyu kendimize soralım hiç değilse: “Ölmeden ölebilsek” yani o gündemimizin tepetaklak olduğu, başların ayak; ayakların baş olduğu, kalpten perdelerin kalkarak2 hakiki hayatın zahir olduğu büyük devrimi dünyadayken zihnimizde yaşayabilsek, bugün olduğumuz gibi mi olurduk? Cevabımız hayır ise, doğal olarak ikinci soruya sıra gelmiş olacak: “Ya bu hayatla sadece kendimi kandırıyorsam?” Ebedi hayata yönelik yaptığımızı sandığımız şeyler; nefsimize uydurulmuş bir dinden ibaretse diye, hiç değilse muhasebesini yapmalıyız. Zira biliyoruz ki o mizanda gerçekte nelerimiz olduğunu dünya gözlükleriyle hiçbir zaman göremeyeceğiz.” 3, 4

O halde hesaba çekilmeden kendini hesaba çekmek iman ve aklın tabi sonucu ve gereğidir. Biz ise çoğu zaman bu imtihan sahasında diğer öğrencilere karışmakla imtihan süresini geçirmeyi iyi bir şey zannediyoruz. Ayetlerin hilafına5 kendi nefsimizi temize çıkartırken, Rasulullah (s.a.s.)’ın ve selefin anlayana oldukça ağır ifadeler içeren vasiyetlerinin hilafına6 kardeşlerimizi itham altına sokmak için zihinsel ve davetî faaliyet yürütmekte güç ve enerjimizi tüketiyoruz.

“Allah ve Rasulü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz (ve devletiniz) gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.”7 Şu çözülmenin, şu birbirinden kopmanın ve güçsüz hale gelip emperyalistlerin ezdiği, sömürdüğü modern köleler olmanın tek sebebi: Allah ve Rasulü’ne itaat etmemek ve birbiriyle çekişmek!..8

Gerçek düşmanı tanıyamamak ve önlem alamamak, bizi çok daha ehemmiyetsiz düşmanların elinde oyuncak haline getiriyor. Bu parçalanmışlığı analiz etmek ve dini kendimizi değil, kendimizi dine uydurmak bizi hakiki kulluğa ve birliğe taşıyacaktır. Zira Müslümanlar olarak dünyada sadece bize nasip olmuş olan bir şey var. O da ‘sahih, bozulmamış bir din’dir. Bunu bütünüyle içine sindirerek davetini buna yapan her kim olursa olsun, davetini duyuracaktır; Hz. İbrahim (a.s.)’in bomboş Mekke çölünde yaptığı hac çağrısı misali. Sorun, Kur’ân’da şiddetli ikaz edilmemize rağmen9, 10 dinin bize uyan kısımlarını bayraklaştırarak bu eksik bayraklar altında birbirimizle çekişmekle ilgilidir. Sorun, dinin her umdesine zihnimizi ve kalbimizi aynı saflık ve teslimiyetle açamamaktadır. Bu bizi ayrışmaya, sonra kutuplaşmaya, daha sonra yasaklanmışken birbirimiz aleyhine tecessüs ve delil avına çıkmaya,11 Rasulullah (s.a.s.)’in daha hafifi için ashabını azarlamış olduğu12 ayetleri çarpıştırmaya, yine olmayınca nehyedilmiş olduğu halde13 zanlar beslemeye, düşmanlık ve gıybete, tekfir hastalığına, sürgit kavgalarla Şeytan ve avanesine verebildiği tek zarar fazla semirtmek ve fazla güldürmek olan “selin önünde çer-çöp” mesabesinde bir topluluk olmaya götürmektedir.

“Eğer sen yeryüzünde yaşayan insanların çoğuna uyacak olursan, bunlar seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanların peşinden giderler. Hiç kuşkusuz Rabbin kimin saptığını ve kimin doğru yolda olduğunu en iyi bilir.” mealindeki ayeti kerimelerinin tefsirinde Seyyid Kutub (r.a.) şu noktaya değiniyor: “İnsanların düşünceleri, değerleri, ölçüleri, davranışları ve hareketleri üzerinde … hangisinin gerçek, hangisinin batıl olduğunu belirlemek için temel bir kural kaçınılmazdır. Böylece sorun, insanların değişken arzularının ve kanıtlanmış bir bilgiye dayanmayan çıkarlarının sorunu olmaktan çıkar. İşte burada yüce Allah ölçü koymaya, insanları buna göre değerlendirmeye, kimin doğru yolda, kimin de sapık yolda olduğunu belirlemeye sadece kendisinin hak sahibi ve yetkili olduğunu belirtmektedir.”14 Vahyi reddedenler bu ölçüden mahrumlar. Peki, vahye tabi olanlara ne demeli, onların ölçüleri nasıl farklılaşabiliyor?

Ümmi olan Rasulullah (s.a.s.)’e ilk inen ayeti kerimenin “Oku!” ile başlamasını düşünelim. Ne kitap ortadaydı henüz ne Rasul (s.a.s.) okuma biliyordu. “Oku!” zira okunacak çok şey vardı bu kâinat kitabında ve o pak ruh, bunları “Yaratan Rabbinin adıyla okuyacak” kıvama ulaşmıştı…Bu açıklayıcı emire göre de mahluk, Rabbini bilecek ve o makama soyunmaya kalkışmayacak. Rabbe isyanda mahluka itaat olmayacağının mücessem delili olan Alak Suresi ve bu meyandaki hadis-i şerif Halık ve mahluk ilişkisini tanzim etmeleri açısından çok önemlidirler. İsyana sevk edecek yaratılmışlar da olacağı anlaşılmaktadır. Günümüzde bu göz ardı edilmiş ve Allah (c.c.)’a isyana sevk eden sistem ve düzenler baş tacı edilmiştir. İlim başta olmak üzere, kerem sahibi olan Rabbimizin nimetleri takdir edilebilse idi inananlar bugün tağutları rehber edinmezlerdi. Allah (c.c.)’nun hududlarını hiçe sayan, O’na (cc) karşı bilgi iddiasında bulunan herkes de tağutlaşmış olur bu ayeti kerimeye göre. Sure aynı zamanda istiğna duygusunun tehlikesinin boyutlarını oraya koymaktadır.

Rasulullah (s.a.s.) "Kim insanlara karşı istiğna içinde olursa Rabbi onu zengin yapar" buyurmuştur. Bu yönüyle istiğna içerisinde olacağız. Müslümanlar gözü tok insanlardır. Kimsenin malı, canı, namusunda gözümüz olamaz. Allah zül celalin hazinelerine taliptir Müslüman, kulların elindeki ile işi olmaz: "Onun yanında, başka bir kimse için karşılığı verilecek hiçbir nimet yoktur. O ancak yüce Rabbinin rızasını aramak için verir.”15 İstiğna Rabbimize yönelik olursa işte tuğyana götüren budur.

İnterneti ilmin, ilim meclisinin yerine koyarak artık bu emirlere ehemmiyet vermemek büyük tehlikedir. Bir kul Allah Teala’ya ihtiyacını unutursa bunu ilahlık duygusu ve iddiası takip eder. Buna karşı da uyarılmış oluyoruz. Diğer yandan, hakkıyla Rabbine kulluk etmenin; neticesinde tağutların düşmanlığıyla karşılaşılacağı hakikatine şahit oluyoruz. Eğer o namaz Allah Teala’nın hükmünü ortaya koyuyor, gündemde tutuyorsa, Allah (c.c.)’nun dininden yüz çevirenler ona düşman olacak, namazdan alıkoymaya çalışacaktır.

"Ona itaat etme, Rabbine secde et ve yaklaş!” (secde ayetidir) buyuruluyor.

Neden: ”Kul için Allah'a en yakın an secdedir?" “Benim varlığımdaki her şey sana boyun eğmiştir” demiş oluyoruz. “Allah Teala’nın hükmü, bilgisi varsa benim de var” dercesine yaşayan kişi secde etmemiştir. Ayrıca, yeryüzünde ehli salah olanların vazifesinin büyüklüğünü anlıyoruz. 16 Salihat; hem amelin salih olanını hem de ıslah edici olanı ifade eder. Salihler daha iyi mü’minlerdir. Onlar kendi nefislerini ıslah edip, ibadet ve hasenat işledikleri gibi, toplumun ıslahına katkı sunacak eylemlerde de bulunurlar.17 İbadet ruhtan yoksun, cesetten ibaret kaldığı sürece ne bize, ne başkasına faydası dokunmayacak; ıslah edici amel hüviyeti kazanamayacaktır. “Şahsi kanaatlerini ön plana çıkaran ve nefs-i emmarelerine tabi olan kimselerin, salih amel işleyebilmeleri mümkün değildir."18 Artık anlamak vakti geldi de geçiyor: iyi bir şey yapmaya çalışırken nefsimizden Allah (c.c.)’a sığınmadan ve ona muhalefet etmeden muvaffak olamayız. Ne yapmaya çalışırsak çalışalım nefs ve şeytan ondan payını almaya çalışacaktır. Birincisi kendisine mal etme, ikincisi rotasından saptırmaya uğraşacaktır. Şeytanın ilahlık iddiası Allah (c.c.)’a insanın pespayeliğini ispatlayarak haşa-O’ zül celali haksız çıkarma çabası iken; nefsin tek davası kendisini yücelttikçe yüceltmektir ki, bunun da özü nefislerde gizli olan ilahlık arzusudur. Şahsi kanaatlerimizi ya da mücadele metodlarımızı ‘olmazsa olmaz’lara, kırmızı çizgilere dönüştürmeden evvel usule uygun davranıp davranmadığımızı test etmiyorsak bu açılanmanın bizleri nereye götüreceğini bilemeyiz.

Dünyada Allah (c.c.)’ın halifesi konumunda olmak bize sultanlık mı, sorumluluk mu yükler? Göklerin, yerlerin, dağların cesaret edemediği sorumluluğu alan insan, hangi durumda zalim ve cahildir,19 hangi durumda bu çetin sınavın altından kalkabilecektir?

İnsanda, diğer canlılarda bulunmayan bir unsur mevcuttur. İnsan, tabiat ve tabiat üstünün bir birleşimidir. O hem cisimdir hem ruhtur. “Sonra onu düzeltip bir biçime soktu ve ona kendi ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne kadar az şükrediyorsunuz.” 20

Evet, hepimiz Allah (c.c.)’ın nefhasıyla var olduk. İmam Gazali bu nefhayı bir nevi "tutuşturma" olarak tarif etmiş, mahiyeti bize kapalı. Bilebildiğimiz o ki, o ruhla hayatiyetimiz devam ediyor, o çekildiğinde maalesef bir pislik yığını kalıyor bizden geriye. Dahası, dönüşümüz de yine O zül celaledir.

O halde bu kıymetsiz imtihan sahasında karşılaştığımız her şey Rabbimizle ilintili olduğu ölçüde değerli ve faydalı, aksi takdirde değersiz ve aslen yoldan edici gereksiz fazlalıklardır. Rabbimize teslim edilmedik hiçbir zerremiz kalmayana kadar namazımızı ikame etmek, hayatımıza hakim kılmak durumundayız, zira “Bana ibadet et ve benim zikrim için namazı ikame et”21 buyurulmuş. Kulluğu seccade üzerine hapsetmek ne kadar azim bir hatadır? Nitekim o namazın da takvamızı arttırmaması bu yüzdendir. Namazımız hayatımızı kaplayamıyor, bilakis namazda bile dünyanın rabıtasından kurtulamıyoruz. Namaz dışında zaten algı alanımız dünyayla kaplı. İmam Ahmed b Hanbel’in (r.a.) dikkat çektiği gibi: “Kulun kalbini ıslah etmesi için, iyilerle beraber olması kadar faydalı bir şey yoktur. Yine kulun fâsıklarla beraber olup, onların işlerine dikkat ve nazar etmesi kadar zararlı bir şey yoktur.” 22 İşimizde, aşımızda, dostluklarımızda, hazlarımızda, muhabbetimizde, cemiyetimizde, modellemelerimizde, söz ve sohbetimizde, giyim kuşamımızda, insani ilişkilerimizin her türlüsünde Allah Teala’ya karşı kurtarılmış bölgelere taşırken nasıl rahat edebiliyoruz? Huzura böyle çıkmayı nasıl göze alabiliyoruz? Dünyamız için yaptığımız iş birliği ve gayreti ahiret için yapmayı kerih görüyoruz. İhlas’ı, ihsan ve güzel ahlakı birbirimize emrediyor, kazanmak için gösterilecek gayretten nehyediyoruz. Geçimimiz için her gün tam mesai yaparken yaratıcımızın bizi buraya göndermesinin esas gayelerinin bize gökten inmesini bekliyoruz. Oysa Rabbimiz dünya rızkımıza kefil olmuştur, manevi azığı toplamanın yeridir bu saha. Öyleyse yapılması gereken nedir? Müslüman Müslümanın haliyle hallenmeli, havasını solumalı, kardeşiyle iyi geçinerek kendi aralarında merhametli, kafire karşı şedid olmalı23 ve nefsini, “sabah akşam Rablerinin rızasını dileyerek O’na dua ve ibadet edenlerle beraber olmaya sabrettir” meli; “Dünya hayatına kapılıp gözünü onlardan ayırmamalıdır.”24

Allah (c.c.) bizi kul eylemiş, tekliği kendisine mahsus kılmıştır. Nefs ise kendi bildiği gibi amel edip Allah (c.c.)’a fatura etmenin derdinde olacaktır. Bu tuzağa düşmemek için “çok su kir tutmaz” düsturunca cemaat içinde İslam yaşanır ve yaşatılır. Kemalat toplu haldeki imtihanla bulunacak olmasaydı Allah (c.c.) insanların en şereflisine: “Secde edenlerden ol!”25 buyurur muydu? Fatiha’da her rek’atta nimet verilenlerden olmak için dua eder miydik? “(Razı olunan) Kullarım arasına karış” emrine muhatap olur muydu nefsimiz?26

Nefsimizi uzlet zirvelerinden hizmet vadilerine indirmeyi başardıktan sonra da; ‘Bünyanun mersus’27 olabilmek için de o nefse boyun eğdirmek durumundayız. Halk içinde Hak’la olmak derken eksik anlamamalıyız. Allah yolunda halkın kusurlarına tahammül ve hizmete koyulurken hesabımızı sadece Allah (c.c.) ile yapıyorsak riya ve nefsin diğer tuzaklarından korunmuşuzdur inşallah. Cemaat bir erk, güç, hak iddia etme mercii oluyorsa bilelim ki hadisi kudsîye göre; Allah (c.c.) ortakların ortaklıktan en uzak olanıdır. Kim amelinde ortak koşarsa, o kişiyi de, ortak koştuğunu da reddeder.28

İnsanın doğasında aidiyet duygusu ve yaşadığı toplumun rengine bürünmek vardır.29 Her toplumun güçlenmesinde önemli bir dinamik olan bu özellik bazen de, gözümüzü ve yüreğimizi köreltebilir. Taasup hastalığından kurtulmanın en kestirme yolu, Yaratanın gösterdiği evrensel değerleri tek ölçü kabul etmektir.  Bunun dışındakiler de ona uyduğu ölçüde kabule şayandır. Evet; "sürüden ayrılanı kurt kapar" ama sürü yanlış bir yola gittiğinde sorumluluğunu yerine getirmeyen herkes sonuçtan mesuldür. Ana yol, Sevad-ı Azam, Kur’â’na, Sünnete, Ashabın ve Selefi salihin'in yoluna tabi olanlardır. Bundan ayrılınca hangi sürüde olduğumuzun önemi kalmaz. Bulunduğumuz yerde hakkın sözcüsü olmaktan başka kurtuluş yoktur.

Bizler, siyasi ya da fikri aidiyetten sonra mı ona delil aramaya çıkıyoruz, yoksa önce delilleri nazara alıp, sonra mı duruşumuzu belirliyoruz? Örnek vermek gerekirse, Hz. Osman (r.a.)’ı şehid eden topluluktan bazıları: “Osman’ın kanı helal oldu da, malı mı haram oldu? Diyerek yağma yapmaya girişmişti. 30 Görüldüğü gibi, kendi yanlarından icra ettikleri kötü ameli içtihada malzeme yaparak kıyasta kullanmışlardı. Oysa önce usule uygun olarak sahih deliller elde etme çabası olsaydı, yanlışa düşülmesinin önü alınabilirdi. Günümüzde de, Müslümanların arasında olması gereken hukuka dair bütün nasları elinin tersiyle itebilen kimselere hangi delili getirirseniz getirin, zorlama veya dümdüz mantıklarla müslümanları tekfir ettikten sonra hüsnü zannın kafirlere uygulanmayacağını iddia ederler. Eğer hüsnü zan emrini önce uygulamış olsalar, tekfir etme yolları kapanacaktı. Bu konu başlı başına başka bir makale konusudur. Burada vurgulamak istediğim, önce siyaset sonra içtihadın felakete yol açtığını, hatta “fitnenin kapısını ardına kadar açtığı” bilinen “fitne-i kübra” hadisesinde de; harici fitnesinde de, aynı hatalı akıl yürütmeyi görebildiğimiz gerçeğidir.

İslam aleminde belki mu’tezileyi dışarıda tutarak diyebiliriz ki; bütün sapkın fırkalar siyasi mülahazalarla oluşturulmuş ve sonra kendilerini nas’larla savunmaya girişmişlerdir. Öyle ki bugün bu akımlara benzer tutumlar içinde olanlar o günkü sapık fırkaların müdafalarındaki ilmi seviyenin çok gerisindedir. Aslen mesele hükmünü geçirmekle ilgilidir. Tağutlara başkaldırırken nefsimize ne kadar Allah (c.c.)’nun hükümlerini geçirebildiğimize iyi dikkat etmek bu yüzden elzemdir. Bir inzar ayeti okuduğumuzda bunu kimin kafasına geçireceğimizi düşünmek şöyle dursun, hitabı üzerimize alınıp haşyetle ürperiyorsak ne ala, durum bu değilse örnek aldığımız Rasulullah (s.a.s.) ve güzide ashabının hayatlarını yeni bir ruhla ve çokça dua ve istiğfarla baştan okumaya başlamanın zamanıdır. Rabbimiz bizlere kendi istediğimiz değil, yüce Zatının istediği kulluğu nasip ve müyesser kılsın. Birbirimize dua edelim.

 

KAYNAKÇA

  1. İsmet Özel, “İçimden Şu Zalim Şüpheyi Kaldır, Ya Sen Gel, Ya Beni Oraya Aldır”, Erbain.
  2. (Ona:) “Andolsun ki sen bundan gaflette idin. Şimdi gaflet perdeni açtık;) bugün gözün keskindir” (denir.) (Kaf Suresi, 50/22 ayeti kerime meali)
  3. “Oku kitabını, bugün sana hesap görücü olarak kendi nefsin yeter!” (İsra Suresi, 17/14. ayeti kerime meali)
  4. “Eğer yerde ne varsa hepsi ve onunla birlikte bir misli daha o zulmedenlerin olsaydı, kıyamet gününde azabın fenalığından (kurtulmak için) elbette bunları fedâ ederlerdi. Halbuki (o gün) onlar için, Allah tarafından, hiç hesaba katmadıkları şeyler ortaya çıkmıştır.” (Zümer Suresi, 39/47. ayeti kerime meali)
  5. “Öyleyse nefsinizi temize çıkarmayınız. Yüce Allah ihlas ile amel edeni, gizli ve açıkta Rabbinden korkanı bilir." (Necm Suresi, 53/32) "Doğrusu, ben nefsimi temize çıkarmam. Çünkü Rabbimin merhamet edip korudukları hariç, nefis daima fenalığı ister, kötülüğe sevk eder. Doğrusu Rabbim gafurdur, rahimdir (affı ve merhameti boldur)." (Yusuf  Suresi 12/53)
  6. “Başkasının ayıplarını söyleyeceğin zaman kendi ayıplarını hatırla.” (İmam Buhârî, el-Edebü’l-Müfred; Münavi, Feyzul kadir 1/272 (419); Aclunî, Keşful Hafa, 1/78)

“Ne mutlu o kimseye ki, ayıpları, kendisini başkasının ayıplarını görmekten alıkoydu.” (Hadîs-i Şerîf, Beyhakî, Şuabu’l-îmân; Münavî, Feyzul kadir, 4/281)

Ebu Hureyre ra’ dan mervidir: “Ümmetim dünyaya ehemmiyet verdiğinde, İslamın azamet ve heybeti kendisinden alınır. Marufu emr ve münkerden nehyi terkettiğinde vahyin bereketinden mahrum kalır. Ümmetim birbirine kötü sözler söylediklerinde ise Allahın gözünden düşer.” Cami’us-sağir,760; Ramuz el-Ehadis, Ahmed Z. Gümüşhanevi, Milsan 1982, s.55) “Sizden biriniz, kardeşinin gözündeki çöpü görür de kendi gözündeki merteği unutur”(Münziri, et-Terğib ve’t-Terhîb 3/236) “Ey diliyle Müslüman olup kalbine işlememiş olanlar güruhu! Müslümanları üzmeyin, onları ayıplamayın ev onların kusurlarını araştırmayın…. (Sünen-i Tirmizi, B.84, 2101)

Ma’ruf-i Kerhi rh: "Allah, bir kuluna hayır dilediği zaman, ona salih amel kapısını açar. İnsanlarla mücadele ve münakaşa etme kapısını kapatır. O kimse, daima salih ameller ile meşgul olur ve kimseyle mücadele etmez. Allah-u Zülcelâl bir kimseye de şer murad ederse, onu azabına uğratmak ve cehennem ateşine atmak için salih amel kapısını ona kapatır ve salih amel yapmayı o kimseye nasip etmez. Münakaşa ve mücadele kapısını o kimseye açar.”

  1. Enfal Suresi, 8/46 ayeti kerime meali.
  2. Kul Sadi Yüksel, Girdaptaki Toplum, Fıtrat Yayınları, Bayrak Yayımcılık, 1986, s.119.
  3. “Dinlerini parça parça eden ve kendileri de değişik hiziplere ayrılanlar gibi olmayın ki onlardan her biri kendi yanındakiyle sevinç ve övünç duymaktadır” (Rum Suresi 30/32. ayeti kerime meali)
  4. “Dinlerini parça parça edip fırka fırka olanlar yok mu, senin onlarla hiçbir alâkan yoktur. Onların işi ancak Allah’a kalmıştır. Sonra Allah, yaptıklarını kendilerine bir bir haber verecektir.” En’am Suresi 6/159. ayeti kerime meali)
  5. Ebû Abdullah ra’den mervidir: “Kim Allah’tan başka ilâh yoktur der ve Allah’tan başka ibadet edilenleri inkâr ederse, o kimsenin malı ve kanı haram olur. Gizli hallerinin hesabı ise Allah’a âittir.” Müslim, B. Îmân, 37 Ayrıca: “Zandan sakınınız, zira zan sözlerin en yalan olanıdır. …“Kişiye, Müslüman kardeşini hor görmesi kötülük olarak yeter…” (Müslim, B. Birr, 28-34)
  6. Ebu Saîd RA’den mervidir: Rasulullah (s.a.s.), Mescidi Nebevî’de müzakere etmekte olan ashabının karşılıklı olarak ayetlerle görüşlerini savunduklarını duyduğunda, hanelerinden, kızgınlıktan yüzü kızarmış olarak çıkarak: “Size gönderilen bu mu? Bunu mu yapmanız emredildi?Benden sonra birbirinin boynunu vuran kafirlere dönmeyin!” buyurdular. (Taberanî, el-Mucme’ul kebîr, 5442)
  7. Hucurat Suresi, 49/11-13. ayeti kerime mealleri.
  8. En'am Suresi 6/116 ve 117. Alıntı: (https://www.islamidavet.com/kuran/enam-suresinin-104-134-ayet-tefsiri-fizilalil-kuran-seyyid-kutub/)
  9. Leyl Suresi, 92/19-20 ayeti kerime meali.
  10. Mustafa Çelik, Alak Suresi Tefsiri, Özel Sohbet Notu.
  11. Hüseyin Kerim Ece, Salih, Salih Amel ve Islah İlişkisi, Vuslat Dergisi, Mart 2019 s.213.
  12. Yusuf Kerimoğlu, Mazlumlarla Sohbet, Misak Yayınları, s.15.
  13. Ahzab Suresi, 33/72. ayeti kerime meali.
  14. Secde Suresi, 32/9 ayeti kerime meali. Alıntı: Kul Sadi Yüksel, Girdaptaki Toplum, Fıtrat Yayınları, Bayrak Yayımcılık, 1986, s.34.
  15. Ta-Ha Suresi, 20/14.
  16. https://www.furkannesli.net/yazilar/ahmed-bin-hanbelden-hikmet-damlalari-46
  17. Fetih Suresi, 48/29. ayeti kerime meali.
  18. Kehf Suresi, 18/28. ayeti kerime meali
  19. Hicr Suresi, 15/98. Ayeti kerime meali
  20. Fecr Suresi 89/30. ayeti kerime meali:  “(Razı olduğum) kullarımın arasına katıl ve gir cennetime.”
  21. Saff Suresi 61/4. ayeti kerime meali
  22. Müslim, Zühd; Ahmed b Hanbel, Müsned; II, 301, 435.
  23. https://opentextbc.ca/introconsumerbehaviour/
  24. Prof. Dr. Adnan Demircan, Hz. Osman’ın Şehadeti Ya Da Fitne Kapısını Ardına Kadar Açmak, Vuslat Dergisi, Temmuz 2014, s.157.

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul