17 Nisan 2026 - Cuma

Şu anda buradasınız: / / “kur’an’da Edebi Tasvir” Üzerine
 “kur’an’da Edebi Tasvir” Üzerine

“kur’an’da Edebi Tasvir” Üzerine Reyhan Dağhan

Hakkında bilgi vereceğimiz Seyyid Kutub’un Kur’an’da Edebi Tasvir adlı eseri daha önce Hasan Nas tarafından gördüğümüz kadarıyla subjektif bir dil kullanarak değerlendirilmiştir. Nas’ın yaklaşımından farklı olarak mümkün olduğunca nesnel dil kullanmaya dikkat ederek okuyucuya bilgi verme odaklı bir yaklaşım benimsediğimiz bu değerlendirme, okuyucuya tarafsız bir bakış açısı sunmayı amaçlamaktadır.

Seyyid Kutub, 9 Ekim 1906’da Mısır’ın Asyût vilâyetine bağlı Mûşâ köyünde doğmuştur. Eğitimini Mısır’da tamamlamıştır. Fikir ve yazı hayatının ilk dönemlerinde özellikle şiir, hikâye, roman, makale ve edebiyat eleştirileri gibi eserler vermiştir. Dini düşünceye ek olarak edebiyat eleştirisi, eğitim, siyaset, gazetecilik gibi alanlarda da çalışmalar yapmıştır. Müslümanların zaman içinde yozlaşmasının nedenlerinden birinin İslam düşüncesinin Yunan felsefesinin etkisi altına girmesi olduğunu savunmuştur. Kutub’a göre Müslümanlar özgün düşüncelerini yeniden oluşturmak için yabancı düşüncelerden tamamen uzaklaşmalıdır. Eserleri birçok dile çevrilerek Müslümanların yaşadığı coğrafyalara yayılmıştır. “Meʿâlim fi’ṭ-ṭarîḳ” adlı eserinde sunduğu görüşler ve İhvân-ı Müslimîn üyeleriyle teşkilatı yeniden canlandırma çabalarına katılması onun idam cezasına çarptırılmasına ve 29 Ağustos 1966’da infaz edilmesine yol açmıştır. İdam kararı İslam dünyasında geniş çapta tepkiyle karşılanmıştır.[1]

Seyyid Kutub’un eserlerinden Kur’an’da Edebi Tasvir isimli kitabında Kur’an üzerine yapılan çalışmaların genellikle parçacı bir yaklaşımla sadece belli ayetlerin özelliklerine odaklandığını ve genel özelliklerin tespit edilmediği görüşünü benimsemektedir. Bu sebeple bu eserinde ayetleri tasvir yöntemleri üzerinden açıkladığını filolojik, fıkhi ve benzeri yönlerini incelemediğini belirtmektedir. Yazar eserine yazma amacını açıklayarak başlamaktadır. Çocukluk yıllarından itibaren anlamlarındaki derinliği anlayamasa da Kur’an’ı her okuyuşunda derin duygular hissettiğini ifade eden yazar, basit ve dar olan hayaliyle Kur’an’ın ifadelerinden tablolar çıkardığını belirtmektedir. Sonraki yıllarda katıldığı toplantı ve tefsir derslerinde, çocukluk yıllarındaki içten Kur’an deneyimini yeniden bulamadığını dile getirmektedir. Yazar, Kur’an’a tekrar yönelerek içerisindeki güzellikleri yeniden keşfettiğini, bu duygularla zihninde canlandırdığı Kur’an manzaralarını başkalarıyla paylaşma arzusuyla Kur’an’da Edebi Tasvir isimli kitabı kaleme aldığını belirtmektedir.

Kur’an’ın sadece bir tarih kitabı olarak ele alındığında bile ona eşdeğer bir tarih kitabı olmadığı için kıyaslanamayacağını, akıl yoluyla bir sonuca varabilmek için ise aklın sınırlarının bilinmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Yazar, sanatın neden sadece yaldızlı hayallere verilen bir isim olduğunu sorgulayarak sanatın bu tanımdan ibaret olmadığını, gerçekliği ana nitelikleriyle sanatsal bir anlatımla da sunmanın mümkün olduğu konusunda okuyucu ikna etmektedir.

Kutub, Kur’an’ın anlatımının en güçlü aracının tasvir olduğunu belirtmektedir. Bu yöntemin konulara şekil veren en değerli yöntem olduğunu savunur ve Kur’an’a apayrı bir güzellik kattığını vurgulamaktadır. Kutub, Kur’an’ın edebi yönünün anlaşılmasında bazı müfessirlerin bu önemli fırsatı kaçırdıklarını belirtmektedir. Abdülkāhir el-Cürcânî’nin (ö. 471/1078-79) “tek bir kazma darbesi daha indirmiş olsaydı” edebi derinliklere ulaşabileceğini ifade etmektedir. Kanun koyma, münakaşa ve mücerret içeren ayetlerinin Kur’an’ın yaklaşık yüzde yirmi beşini oluşturduğunu belirtirken bu tür konularda tasvir metodunun kullanılmayacağını da ifade etmektedir. Tasviri; Kur’an’ın gözle görülen olayları, manzaraları, soyut kavramları ve ruh hallerini insanların hayal gücüne hitap edecek şekilde canlandırdığı yöntem olarak ifade etmektedir. Kur’an’ın tasvir ettiği sahnelerin zihinde canlı ve dinamik bir şekilde canlandığını, dinleyicinin olayları sanki bizzat şahitmiş gibi algıladığını ve anlatılan sahneleri kendi deneyimiymiş gibi düşündüğünü ifade etmektedir. Bu durumun dinleyicilerin duygusal tepkiler vermesine yol açtığını belirtmektedir. Kur’an’ın kıssalarının ve manzaralarının dinleyicinin zihninde adeta canlı bir şekilde hayat bulduğunu vurgulayan yazar, bu nedenle Kur’an’ın tasvir metodunu etkili bir iletişim aracı olarak kullandığını ifade etmektedir. Yazar tasvirin tanımını yaptıktan sonra Hz. Ömer’in Kur’an ayetlerinden etkilenerek Müslüman oluşuyla, kavmi tarafından Kur’an’ı kötülemesi istendiği zaman Kur’an’ı “insanları büyüleyen, alt edilemez bir sihir” olarak tanımlamasına rağmen Kur’an’a sırtını dönüp giden Velid b. Muğire’nin rivayetlerine yer vererek bu iki zıt tepki üzerinden inansın ya da inanmasın Kur’an’ın insanlar üzerindeki etkileyici ve çekici gücünü vurgulamaktadır.

Yazar, Kur’an sanatını sunuşta yaratıcılık, ahenkte güzellik şeklinde tanımladıktan sonra ayetler bağlamında tasvirlere yer vermektedir. Yüce Allah’ın kâfirlerin amellerinin boşa gideceğini ve yok olacağını vurgulamak için Furkan Suresi’nde (25/23) geçen “onu savrulup giden toz toprak haline getirmiş olacağız” ifadesini örnek olarak sunmaktadır. Bu tasvir, soyut kavramları somut bir şekilde ifade ederek dinleyicilerin bu kavramı net bir şekilde anlamalarına yardımcı olur; çünkü tozun savrulup gitmesi eylemlerin tamamen ortadan kalkacağının somut bir göstergesidir. Yazarın bir diğer örneği ruhi ve manevi hallerin tablolaştırılması için A'râf Suresi’nin 175 ve 176. ayetleridir: “Kendisine kanıtlarımızı verdiğimiz, fakat onları bir kenara atan, bu yüzden şeytanın peşine taktığı, nihayet azgınlardan olan kişinin haberini onlara anlat. Eğer biz isteseydik o kişiyi delillerimizle yüceltirdik. Fakat o dünyaya saplanıp kaldı, hevesinin peşine düştü. İşte böylesinin hali, kovsan da bıraksan da hep dilini çıkarıp soluyan köpeğin haline benzer. Âyetlerimizi yalan sayan topluluğun durumu işte böyledir. Şimdi sen bu kıssayı anlat, umulur ki iyice düşünürler.” Bu ayetlerin Allah’ın kendileri için hazırladığı nimetlerden kaçan marifetle huzur bulamayan insanları tasvir ettiğini söyleyerek ayetlerdeki tablonun tahrir ve yergi içerdiğini sanat bakımından ise sürekli hareketliliğe sahip bir sahne olduğunu belirtmektedir. Kur’an’ın insan tiplerini tablolaştırması başlığı altında beşeriyette sıkça rastlanan insan tipolojilerinden biri olan sıkıntı anında Allah’ı anan ve sıkıntıdan kurtulunca O’nu unutan kişiyi Yûnus Suresi’nin 22 ve 23. ayetleri üzerinden örneklemektedir. “Karada ve denizde yol alıp ilerlemenizi sağlayan O’dur. Gemide bulunduğunuzda, güzel bir rüzgârla gemiler onları kaydırıp götürdüğü ve bu yüzden sevinç içinde oldukları sırada onları bir fırtına yakalar, üzerlerine her taraftan dev dalgalar gelmeye başlar, kuşatıldıklarını zannederler, (işte bu durumda) “Eğer bizi bu felâketten kurtarırsan vallahi sana şükredenlerden olacağız” diye- din ve ibadeti yalnız O’na özgü kılarak- Allah’a dua ederler. (Allah) onları kurtardığında bir de görürsün ki bulundukları yerde hak hukuk tanımazlar! Ey İnsanlar! Taşkınlığınız ancak sizin zararınızadır. Dünya hayatının geçici menfaati ...Sonra gelişiniz bizedir, geldiğinizde size yaptıklarınızın ne olduğunu bildireceğiz.” Yazar “bu tablo canlılık ve hareketlilik kazanarak yalpalanıp çalkalanmayla başlıyor. Kendilerini geminin yalpalanmasına kaptıran ruhlarda onunla inip çıkıyor, alçalıp yükseliyor. Böylece anlatılmak istenen en güzel şekilde ifade edilmiş oluyor” şeklinde açıklamaktadır.

Kutub, Kur’an’daki kıssaları dini amaçlara yönelik Kur’an’ın gerçek amacına hizmet etmesi sebebiyle edebi kıssalardan ayırmaktadır. Kur’an’daki kıssaları uzun, orta uzunlukta, normal kısalıkta ve gayet kısa olarak dört kategoriye ayırdıktan sonra her bir başlık altında bu sınıflandırmayı neden yaptığını açıklamaktadır. Detaylı bir anlatımla Hz. Mûsâ (as), Hz. İsa (as), Hz. Yûsuf (as) Hz. Süleyman’ın (as) kıssalarını uzun kıssalar, Hz. Nûh (as), Hz. Meryem, Hz. Âdem (as) ve Hz. Dâvûd (as) kıssalarını orta uzunluktaki kıssalar, Hz. Salih (as), Hz. Hûd (as), Hz. Lût (as) ve Hz. Şuayb (as), Hz. Yakub (as) kıssalarını ise normal kısalıktaki kıssalar olarak değerlendirmektedir. Hz. Eyyub (as), Hz. Zekerriya (as), Hz. İdris (as) kıssalarını ise gayet kısa olarak zikredilen kıssalar başlığı altında yer vermektedir.

Yazar, Kur’an’da anlatılan kıssalardaki tasvir yöntemlerini ele almaktadır. Biz yazarın anlatımlarından örnek olarak Hz. İbrahim’in (as) oğlu İsmail (as) ile Kâbe’yi inşa etmesine yer vermekteyiz. “İbrâhim İsmâil’le birlikte o evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyordu: Ey rabbimiz! Bizden bunu kabul buyur; şüphesiz sen işitensin, bilensin. Ey rabbimiz! Bizi sana teslim olanlardan eyle, soyumuzdan da sana teslim olacak bir ümmet çıkar. Bize ibadet usullerimizi göster, tövbemizi kabul et. Şüphesiz tövbeleri kabul eden, merhameti bol olan yalnız sensin. Soyumuzdan, onlara senin âyetlerini okuyacak, kitabı ve hikmeti öğretecek, onları arındıracak bir elçi çıkar rabbimiz! Çünkü yalnız sensin kudret ve hikmet sahibi.” Bakara 2/127-129. Yazar, bu ayetlerde Kâbe’nin inşasının sanki şimdi yapılmakta olduğu gibi canlı bir sahnede tasvir edildiğini, gözlerimizin önünde bir tablo gibi canlandırıldığını belirtmektedir. Ayette geçen İbrâhim İsmâil’le birlikte o evin (Kâbe’nin) temellerini yükseltiyordu: ifadesi ile perdenin açıldığı ve sahnede Kâbe görüntüsü ile dua eden Hz. İbrahim’in (as) oğlu Hz. İsmail’in (as) belirdiğini bu geçişin olağanüstü bir edebi îcâz içerdiğini anlatırken okuyucununda gözünde canlandırmasını sağlamaktadır.

Kutub eserinde kıssalardaki tasvirlerle ilgili örneklerin yanı sıra kıyamet manzaraları ile nimet ve azap sahnelerinin tasvirleri hakkında da örneklere yer vermektedir. Yazarın ifadesiyle “oyuncuların el ve yüz hareketlerinin tam olarak görüldüğü” kıyametin sahnelerinden birisi de Kamer Suresi 6-7- ve 8. ayetleridir: “Öyleyse sen de onlardan yüz çevir. Çağrıcının görülmedik bilinmedik bir şeye çağırdığı günde; Gözlerini korku bürümüş halde kabirlerinden çıkıp etrafa yayılmış çekirgeler gibi o çağrıcıya doğru koşarlar. İnkârcılar, “Bu, gerçekten zor bir gün!” derler.” Yazara göre bu ayette insan topluluğunun herkes tarafından bilinmesi sebebiyle çekirge sürüsüne benzetilmesi bu olağanüstü sahnenin hayal edilmesine yardımcı olmaktadır. Ayette yer alan Gözlerini korku bürümüş ifadesinin tabloya son halini verdiğini İnkârcılar, “Bu, gerçekten zor bir gün!” ifadesi ile de sahneye koyulmayan hiçbir ayrıntının kalmadığını anlatmaktadır. Yazar, kıssalardaki detaylı tasvirleri okuyucunun zihninde canlandıracak şekilde aktardıktan sonra kıssaların içinde aktarılabilir olmasına rağmen ayrı bir başlık altında kıssalardaki karakterlerin tasvirine odaklanmaktadır. Bu durum yazarın ayrıca bu detaylara vurgu yapmayı uygun bulduğunu göstermektedir. Kitap da ilgi çeken başka bir nokta ise yazarın dört peygamberin karakterleri hakkında tasvirlerde bulunmasıdır. Hz. Mûsâ’nın (as) salih kul arasında geçen diyalog ve hakkında bilgi verilen ayetlerden çıkarım yaparak O’nun sergilediği tavrın hiddetli, öfkeli bir lider tipini olduğunu belirtmektedir. Hz. İbrahim’i (as) yumuşaklığın ve sakinliğin timsali olduğunu Hz. Yûsuf’un (as) zeki, anlayışlı insan tipini temsil ettiğini ve Hz. Âdem’in (as) beşeri zaafları ile tam bir insan tipi olduğunu okuyucuya ayetler ile delillendirerek anlatmaktadır. Kur’an’da insan tiplerine geniş yer veren yazar, kitabın başında detaylı bir şekilde açıkladığı tasvir yöntemini kitabın sonunda da Kur’an’ın Yöntemi başlığı altında tekrar ele almaktadır. Kur’an’ın delil getirerek ikna etme ve hedeflerini ifade etme hususunda tecsîm (cisimlendirip vücut verme) ve tahyîl (tahayyül ettirip zihinde canlandırma) vasıtalarıyla yapılan tasvir yönteminin önemini yine ayetler örnekliğinde özetlemektedir

Seyyid Kutub, Kur’an’da Edebi Tasvir adlı eserinde ayetler bağlamında Kur’an’ın yönteminin bağımsız bir sanat olduğuna dikkat çekmiş ve bu konuda başka araştırmaların yapılmasında öncülük etmiş olmasından duyduğu memnuniyeti de dile getirmektedir.

 


* İKÇ Sosyal Bilimler Enstitüsü, Temel İslam Bilimleri Tefsir Bilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi.

[1] “SEYYİD KUTUB”, TDV İslâm Ansiklopedisi (Erişim 29 Mart 2024).

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul