20 Mayıs 2026 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / / Sabır, Sabır, Yine Sabır!
Sabır, Sabır, Yine Sabır!

Sabır, Sabır, Yine Sabır! Abdullah Dâi

 

Azîz ve Celîl, Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, katıksız iman eden mü’min kullarına şöyle buyurur:

“Ey iman edenler, Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın ki, sonunda Allah O’nu, demekte olduklarından temize çıkardı. O, Allah katında vecihti (seçkin ve onurluydu).”1

Ayet-i kerimede Rabbimiz Allah’ın hatırlattığı olay, yani İslâm Peygamberi Allah’ın kulu ve Rasulü Musa (a.s.)’ın kavminin kendisine eziyet etmeleriydi... Bu konu, sahih hadis-i şeriflerde şöyle beyân olunmuştur... Değişik rivayetleriyle hadisleri kaydedelim...

1-Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“İsrailoğulları çıplak olarak birbirlerine baka baka yıkanırlardı.

İsrailoğulları:

__Allah’a yemin olsun, Musa’yı bizimle birlikte yıkanmaktan men’eden, ancak O’nun kasığının çıkık (veya hayâlarının şişik) olmasıdır, derlerdi.

Musa, bir defa yıkanmaya gitti, elbisesini de bir taşın üstüne koydu. Akabinde taş, elbisesini alıp kaçtı.

Musa:

__Ey taş elbisemi! Ey taş elbisemi! diyerek taşın arkasından koştu.

Nihayet İsrailoğulları, O’nu (çırılçıplak) gördüler de:

__Vallahi, Musa’da hiçbir kusur yokmuş, dediler.

Musa, elbisesini aldı da taşı dövmeye başladı.”

Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle dedi:

__Vallahi, o taşta muhakkak altı yahut yedi dövme izi kalmıştır.2

2-Ebu Hüreyre (r.a.)’ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

“İsrailoğulları, çıplak olarak yıkanırlardı. Fakat Allah’ın Rasulü Musa, hayâ sahibi ve örtünen biri idi. O, yıkandığı zaman örtünürdü. İsrailoğulları, O’nun avret yeri hakkında kötü konuştular.

Bir gün Allah’ın Rasulü Musa yıkanırken giysilerini bir taşın üzerine bıraktı. Taş, Musa’nın giysileriyle kaçmaya başladı. Allah’ın Rasulü, ona âsâsıyla vurarak:

__Elbiselerimi ver ey taş! Elbiselerimi ver ey taş! demeye ve ardından gitmeye başladı.

Taş, İsrailoğullarından bir toplumun ortasına kadar gelip öyle durdu. Bunun üzerine Musa giysilerini aldı. Ancak İsrailoğulları kendisine baktığında yaratılış ve sûret olarak insanların en güzeli olduğunu gördüler. Bunun üzerine:

__Allah, İsrailoğullarının yalancılarını kahretsin! dediler.

Böylece Allah, Musa’yı onların iftiralarından temizledi.3

3-Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.):

“Ey iman edenler, Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın ki, sonunda Allah O’nu, demekte olduklarından temize çıkardı. O, Allah katında vecihti (seçkin ve onurluydu).” (Ahzab, 33/69) ayetini açıklarken şöyle buyurdu:

“Musa, utangaç ve örtünen biri idi. Utancından dolayı cildinden bir şey göstermezdi. İsrailoğullarından bazıları:

__(Musa,) cildinden olan bir kusurdan dolayı bu şekilde örtünmektedir. O’nda ya alaca hastalığı vardır ya da hayâları şişkindir, diyerek O’nu rahatsız ettiler.

Allah, Musa’yı onların iftiralarından temizlemek istedi.

Musa, bir gün yalnız kalıp giysisini taşın üzerine koyarak yıkanmaya başladı. Yıkanmayı bitirip giysisini almak için yaklaştığında taş, giysileriyle kaçmaya başladı. Musa, âsâsını alıp taşın peşine düştü ve:

__Elbiselerimi ver ey taş! Elbiselerimi ver ey taş! demeye başladı.

Taş, İsrailoğullarından bir topluluğun yanına gelip durdu. O toplum, Musa’yı yaratılmış en güzel bir kişi olarak gördü. Böylece Allah, Musa’yı onların iftiralarından temizledi. Musa, giysilerini alıp taşı dövmeye başladı.

Vallahi, Musa’nın vuruşlarından dolayı hâlâ o taşın üzerinde üç veya dört veya beş iz bulunmaktadır.”4

Abdullah b. Abbas (r.anhuma), Ebu Hüreyre (r.a.), Hasan (rh.a.) ve Katâde (rh.a.), aynı ayet-i kerimeyi açıklarken, Rasulullah (s.a.s.)’in beyân buyurduğu olayı anlatmışlardır...5

Sahih haberlerde yer aldığı üzere İsrailoğullarının, İslâm Peygamberi, Allah’ın kulu ve Rasulü Musa (a.s.)’a şu şekilde de eziyet etmişlerdi:

1-İsrailoğulları, Musa (a.s.)’a sihirbaz ve deli diye iftira ettiler.6

2-Ebu’l-Âliye (rh.a.) şöyle demiştir:

Söz konusu olan eziyet şuydu:

Karun, bir fahişeyi kiralayıp toplumun önderleri huzurunda Musa (a.s.)’ın kendisini tâciz ettiğine dair iftira atmasını istemişti.

Yüce Allah da Musa’yı, o fahişe kadından (ve söyleyeceklerinden) korudu. (Allah, o kadının kalbine doğru söylemesini ilhâm etti. Kadın, kendisine telkin edilen şeyi söylemedi.) Karun’u da helâk etti.7

3-İbn Abbas (r.anhuma), Emiru’l-mü’minin İmam Ali (r.a.)’dan, Azîz ve Celîl Allah’ın:

“Ey iman edenler, Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın ki, sonunda Allah O’nu, demekte olduklarından temize çıkardı.” (Ahzab, 33/69) buyruğu hakkında şöyle dediğini nakletmektedir:

“Musa ve Harun dağa çıktılar. Harun (dağda) öldü. İsrailoğulları, bunun üzerine Musa’ya:

__O’nu, sen öldürdün. O, senden çok bizi seviyordu ve sana göre bize daha yumuşaktı, deyip bu hususta Musa’ya eziyet ettiler.

Allah da, meleklere emir verdi. Melekler, O’nu (Harun’u) taşıyıp İsrailoğullarının meclislerinde dolaştırdılar. (Melekler, O’nun ölüsüyle konuştular.) İsrailoğulları, böylelikle O’nun, kendiliğinden öldüğünü anladılar. (Böylece Musa’nın doğruluğu kendilerine gösterildi.) (Sonra melekler,) O’nu (götürüp) defnettiler. O’nun mezarının yerini kartaldan (Mısır Akbabası’ndan) başkası bilmez. Allah da onu (kartalı), sağır ve dilsiz kılmıştır.8

Ulu’l-azm Rasullerden biri olan Allah’ın kulu ve Rasulü Musa (a.s.)’a, ümmetinden olanların yaptığı eziyetler ve o yüce şahsiyetin gösterdiği sabır, ayet-i kerimelerde de beyân buyrulmuştur.

1-“Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Amma sonra siz O’nun arkasından buzağıyı (ilâh) edinmiş ve (böylece) zalimler olmuştunuz.

Bundan sonra (artık) şükredersiniz diye sizi bağışladık.

Ve hidayete eresiniz diye Musa’ya Kitab’ı ve Furkan’ı verdik.

Hani Musa, kavmine: ‘Ey kavmim, gerçekten siz buzağıyı (ilâh) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen kusursuzca yaratan (gerçek ilâh)ınıza tevbe edip nefislerinizi öldürün. Bu, yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır’ demişti. Bunun üzerine (Allah,) tevbelerinizi kabul etti. Şübhesiz O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

Ve demiştiniz ki: ‘Ey Musa, biz Allah’ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız.’ Bunun üzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıştı ve siz bakıp duruyordunuz.

Sonra şükredesiniz diye, sizi ölümünüzden sonra dirilttik.

Bulutları üzerinize gölge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik). Onlar, bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler.”9

2- “Siz (ise şöyle) demiştiniz: ‘Ey Musa, biz bir çeşit yemeye katlanmayacağız. Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın.’ (O zaman Musa:) ‘Hayırlı olanı, şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Öyleyse Mısır’a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır.’ demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah’dan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah’ın ayetlerini tanımadıkları ve Peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.”10

3-“Hani Musa kavmine (şöyle) demişti: ‘Ey kavmim, Allah’ın üzerinizdeki nimetini anın. İçinizden Peygamberler çıkardı, sizi yöneticiler kıldı ve âlemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi.

Ey kavmim, Allah’ın sizin için yazdığı (girmenizi emrettiği) kutsal yere (Arz-ı Mukaddes veya Beyt-i Mukaddese) girin ve gerisin geri arkanıza dönmeyin, yoksa kayba uğrayanlar olarak çevrilirsiniz.’

Dediler ki: ‘Ey Musa, orda zorba bir kavim vardır, onlar çıkmadıkları sürece, biz oraya kesinlikle girmeyiz. Şayet ordan çıkarlarsa, biz de muhakkak gireriz.’

Korkanlar arasında olup da Allah’ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: ‘Onların üzerine kapıdan girin. Girseniz, şüphesiz sizler galipsiniz. Eğer mü’minlerdenseniz, yalnızca Allah’a tevekkül edin’ dedi.

Dediler ki: ‘Ey Musa, biz, onlar durduğu sürece hiçbir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git. İkiniz savaşın. Biz burada duracağız.’

(Musa:) ‘Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına mâlik olamıyorum. Öyleyse bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır’ dedi.

(Allah) dedi ki: ‘Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar, yeryüzünde şaşkınca dönüp duracaklar. Sen de o fasıklar topluluğuna üzülme.”11

İşte böyle!

Katıksız iman etmiş, imanın gereği olan salih amelleri emrolunduğu gibi dosdoğru olup işlemeye gayret etmiş, Allah’ı Rab, İslâm’ı din, Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’i önder edinmiş, dâvâsının idrakinde ve şuurunda bulunan muvahhid mü’minlerin örneklerinden biri olan İslâm Peygamberi, Allah’ın kulu ve Rasulü Musa (a.s.), böyle sabırlı idi!..

İslâm tebliğcileri ve davetçilerin örneği!.. İnsanların hidayetine vesile olanların, onların maddî ve manevî eğitimleriyle uğraşanların örneği: Musa (a.s.)! Kavmi olan İsrailoğullarının ellerinden neler çekmedi ki!.. Sabretti... Yegâne Rabbi Allah’a tevekkül ederek sabretti!.. Ulu’l-azm Peygamberlerden biri olarak O’na düşen vazifesini hakkıyla yerine getirip sabretti!..

Bunun için, Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, nübüvvet ve risâlet vazifesi ile vazifeli kıldığı en son Nebîsi ve en son Rasulü Muhammed (s.a.s.)’e:

“Artık sen sabret, Rasullerden azim sahiblerinin sabrettikleri gibi.”12 diye buyurmaktadır...

Ulu’l-azm Rasuller: Nuh (a.s.), İbrahim (a.s.), Musa (a.s.), İsa (a.s.) ve Muhammed (s.a.s.)’dir. Hepsi İslâm Peygamberleri, Allah’ın kulu ve Rasulü olan salih şahsiyetler... İnsanlığın önderleri ve hidayet rehberleri!..

İbn Abbas (r.anhuma) şöyle der:

Yüce Allah:

“Ey iman edenler, Musa’ya eziyet edenler gibi olmayın ki, sonunda Allah O’nu, demekte olduklarından temize çıkardı. O, Allah katında vecihti (seçkin ve onurluydu).” (Ahzab, 33/69) ayetini indirerek, “Kavminin Musa’yı incittiği gibi, siz de Muhammed’i incitmeyin” buyurdu.13

Bu ilâhî uyarıya rağmen Rasulullah (s.a.s.)’i inciten, üzen ve O’na eziyet edenler oldu... Sözleriyle, hâlleriyle ve tavırlarıyla... Her seferinde, bunları görüp duyduğu hâlde sabreden Rasulullah Muhammed (s.a.s.), Peygamberlerin ve yeryüzünün vârisleri olan muvahhid mü’minlere en güzel örnek oldu!.. Doruktaki, yani zirvedeki sabır örneği!..

“Andolsun, sizin için, Allah’ı ve âhiret gününü umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için Allah’ın Rasulünde güzel bir örnek vardır.”14 diye buyurdu Rabbimiz Allah Teâlâ!..

Ve Rabbimiz Allah, Rasulullah (s.a.s.)’e eziyet edilmemesi konusunda mü’min müslümanları uyararak şöyle buyurmuştur:

“Gerçek şu ki, Allah’a ve Rasulüne eziyet edenler, Allah, onlara dünyada ve âhirette lânet etmiş ve onlar için aşağılayıcı bir azâb hazırlamıştır.”15

Bu uyarıya rağmen yine bazıları hâl, hareket ve sözleriyle Rasulullah (s.a.s.)’i incitmiş, üzerek eziyet etmişlerdir...

Bunlardan birkaç örnek olayı kaydedelim:

1-Abdullah b. Mes’ud (r.a.) anlatıyor:

Huneyn Günü (savaş) olup bitince Rasulullah (s.a.s.), bazı insanları tercih edip fazla ganimet verdi. Meselâ: el-Akra’ b. Hâbis’e yüz deve verdi. Uyeyne b. Hısn el-Fezârî’ye de bunun kadar deve verdi. Ve Arap eşrafından birtakım insanlara da bu suretle yüzer deve verdi. (Rasulullah’ın bu taksimdeki gayesini anlamayanlardan) bir adam:

-Bu taksimde Allah’ın vechi (rızası) kasdedilmedi, dedi.

Ben de:

__Yemin olsun, ben, bu sözleri muhakkak Rasulullah’a haber vereceğim, dedim.

(Akabinde Rasulullah’a gelip haber verdim. Rasulullah’ın yüzünün rengi değişti. Çok üzüldü ve öfkelendi.)

Rasulullah (s.a.s.):

“Allah, Musa’ya rahmet etsin! O, bundan daha çok sözlerle eziyet edildi de yine sabretti.” buyurdu.16

2-Abdullah ibnu’z-Zubeyr (r.a.) anlatır:

Ensar’dan bir kimse, Harre mevkîindeki hurmalıkları sulamakta oldukları su yollarından su nöbetinden dolayı Rasulullah (s.a.s.)’in huzurunda Zubeyr b. Avvâm hakkında şikayet etti. (Bu yollardan geçen su, evvelâ Zubeyr’in hurmalığına uğruyor, sonra da Ensarî’ninkini suluyordu. Bir keresinde Zubeyr, suyu tarlasında tutup sulayacağı sırada) Ensarî, Zubeyr’e:

__Suyu bırak da bize gelsin, dedi.

Fakat Zubeyr, kendi hurmalığını sulamadan bırakmak ve nöbetini komşusuna vermek istemedi. İki taraf, Rasulullah’ın huzurunda muhakeme oldular.

Rasulullah (s.a.s.), Zubeyr’e:

“Ya Zubeyr, tarlanı sula, sonra suyu komşuna doğru salıver!” buyurdu.

Ensarî, öfkelendi de:

__ (Ya Rasulallah,) Zubeyr, halanın oğlu olduğu için mi? diye (O’nu kayırdığını) ta’riz etti.

(Onun bu saygısızca sözünden dolayı) Rasulullah’ın yüzünün rengi değişti. Sonra Rasulullah:

“Ya Zubeyr, hurmalığını sula, sonra suyu hapset, hurma ağaçlarının köklerine erişinceye kadar bırakma!” buyurdu.

Bu muhakemeyi nakleden Zubeyr:

__Vallahi, ben, şu ayetin bu olay hakkında indiğini sanıyorum, demişti.

“Hayır, öyle değil. Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı duymaksızın, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.” (Nisa, 4/65)17

3-Ebu Salih ez-Zekvân (rh.a.), sahabeden bir adamdan bildiriyor:

Adamın biri, Rasulullah (s.a.s.)’e geldi ve:

__Ya Rasulallah, filân kişinin benim bahçemde bir hurma ağacı var. Ona söyle, bana ya satsın ya hibe etsin, dedi.

Hurma ağacının sahibi bunu kabul etmedi.

Rasulullah (s.a.s.), ona:

“Adamın dediğini yap, karşılığında cennette bir hurma ağacın olsun!” buyurdu.

Adam, yine kabul etmedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Bu adam, en cimrilerden biridir!” buyurdu.18

4-Ebu’l-Kayn anlatmış:

O (Ebu’l-Kayn), bir gün kucağında (entarisinin etek kısmına koyduğu ve dökülmesin diye de eliyle tuttuğu) bir miktar hurmayla Rasulullah (s.a.s.)’in yanından geçerken Rasulullah (s.a.s.), ashabına dağıtmak üzere eğilip hurma almak isteyince, o da kucağındaki hurmaları göğsüne ve karnına doğru çekti.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) ona:

“Yüce Allah, cimriliğini arttırsın!” buyurdu.19

5-Cabir (r.a.) anlatıyor:

Adamın biri, Rasulullah (s.a.s.)’e geldi ve:

__Filân kişinin bahçeme uzanan bir hurma dalı var. Bu dalın bahçeme uzanması ve yeri beni rahatsız ediyor, dedi.

Rasulullah (s.a.s.), dalın sahibini yanına çağırdı ve:

“Filân kişinin bahçesine uzanan o dalı bana sat!” buyurdu.

Adam:

__Hayır (satmam)! dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“O zaman bana hibe et!” buyurdu.

Adam:

__Hayır! dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

“Cennette bir hurma dalı karşılığında bana sat!” buyurdu.

Adam:

__Hayır! dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

“Selâm vermeyi dahi esirgeyen kişi dışında senden daha cimri birini görmüş değilim.” buyurdu.20

Nakledilen hadislerde görüldüğü gibi, “âlemler için bir rahmet olarak gönderilen”21 ve “mü’minlere pek düşkün, şefkatli ve esirgeyici”22 yegâne önderimiz ve hayat örneğimize karşı ne üzücü, ne kırıcı hareketler olmuş da O (s.a.s.) yine de sabretmiştir...

Allâme İbn Hacer el-Askalânî (rh.a.), “Fethu’l-Bârî” adlı meşhur Sahih-i Buhârî Şerhi’nde şunları beyân eder:

“Peygamberler, cahillere karşı son derece sabırlı idiler ve eziyetlerine katlanıp tahammül etmişlerdir. Uğradıkları eziyetler hususunda yüce Allah, güzel akibeti onların lehine belirlemiştir.”23

Peygamberlerin ve yeryüzünün varisleri olan muvahhid mü’minler, yegâne önderleri ve hayat örnekleri Rasulullah  (s.a.s.)’in Sünneti üzere hakkı tebliğ ve İslâm’a davet ibadetlerini devamlı gündemde tuttukları zaman, mutlaka sabır zırhını kuşanmalıdırlar... Önderlerinin başına gelenler, onların başına da gelecektir... Nitekim gelmektedir!.. Hiç ummadıklarından kendisini üzen ve eziyet veren sözler duyar, hareketler görür... Düşman cephesinden gelen eziyetler, umulur şeylerdir ve davetçi mü’mine ciddî zarar vermez, ruhen çökertmez, manen yıkmaz, aksine güçlendirir... Asıl eziyet veren ve yıkıcı olan sözlerle hareketler, dost ve kardeş bilinenlerden gelen olumsuz şeylerdir... Bundan dolayı sabretmek gerekir ki, muhataplar şuurlansın, gerçeği idrak edip olgunlaşsın...

Olumsuzluklar karşısında sabırla davranan mü’min müslümanlar, acele etmeden çâreler arayıp faydalı çözümler gündeme getirirlerse, başlarına gelen belâları rahatlıkla savar, olumsuzu olumlu hâle getirirler... Daha olgunlaşmamış müslüman kardeşlerine karşı, onların yaptığı hâtâları sabırla düzeltmeye çalışanlar, başarıya ulaşırlar... Her şeye rağmen mü’minleri hoş görüp affedici olmak, mü’minlerin şanındandır...

Uhud Savaşı’ndan sonra Rasulullah (s.a.s.)’in tavrı, bütün mü’minler için örnektir... Uhud savaşı sonucu iyi idrak edilirse, Rasulullah’ın o güzel tavrının örneklik konusunda eşsiz olduğu anlaşılır ve her mü’min hayatı boyunca mes’elelerin çözümünde gündeme getirir!..  

Rabbimiz Allah Teâlâ, Rasulü (s.a.s.)’e hitaben şöyle buyurur:

“Allah’tan bir rahmet dolayısıyla, onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın onlar çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse onları bağışla, onlar için bağışlanma dile ve iş konusunda onlarla müşavere et. Eğer azmedersen artık Allah’a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.”24

Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)’in bu tavrı, bütün davetçi mü’min müslümanlar için takip edilecek ve asla vazgeçilmeyecek bir örnektir... Birbirlerine karşı merhametli, şefkatli ve yumuşak davranmalı, birbirini üzmemeli, ezalara sabretmeli ve birlik-beraberliklerine herhangi bir zarar getirmemelidirler...

“Allah’a ve Rasulüne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şübhesiz Allah, sabredenlerle beraberdir.”25

Hiç unutmamalı ve asla ihmal edilmemelidir:

“Sabır, sabır, yine sabır!”

  1. Ahzab, 33/69.
  2. Sahih-i Buharî, Kitabu’l-Gusl, B. 20, Hds. 30.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Hayz, B. 18, Hds. 75.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2013, c.2, sh. 403, Hds. 2297. c.17, sh. 134, Hds. 24671.

İbn Hibbân, Sahih-el-İhsân fî Takribi Sahih-i İbn Hibbân, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2022, c. 7, sh. 391, Hds. 6211.

Abdurrezzâk b. Hemmâm es-San’ânî, Tefsiru’l-Kur’ân, çev. Kasım Koç-Mukerrem Ayhan, İst. 2023, c. 4, sh. 295, Hds. 2383.

  1. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, sh. 405-406, Hds. 2299, 2301.
  2. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 2, sh. sh. 405-406, Hds. 2300. c. 15, sh. 158, Hds. 21772.

Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Enbiya, B. 30, Hds. 78.

Kitabu’t-Tefsir, B. 248, Hds. 321.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Fedâil, B. 42, Hds. 156.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiri’l-Kur’ân, B. 34, Hds. 3436.

İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2011, c. 10, sh. 396, Hds. 11360.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 5, sh. 403, Hds. 3632.

Ebu Ca’fer Ahmed b. Muhammed b. Selâme et-Tahâvî, Şerhu Müşkili’l-Âsâr, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2021, c. 1, sh. 176, Hds. 67.

  1. Bkz. İbn Ebî Şeybe, Musannef, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2012, c. 13, sh. 230-231, Hbr. 32509-32510.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 5, sh. 403, Hbr. 3636.

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsir bi’l-Me’sûr, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2012, c. 12, sh. 150. İbn Cerîr, İbnu’l-Munzir ve İbn Merdûye’den.

İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2011, c. 9, sh. 49.

Abdurrezzâk b. Hemmâm es-San’ânî, Tefsiru’l-Kur’ân, c. 4, sh. 294, Hbr. 2382.

  1. İmam Ebu’l-Ferec Cemâlüddin Abdurrahman Ali b. Muhammed Cevzî, Zadu’l-Mesir fi İlmi’t-Tefsir, çev. Doç. Dr. Abdulvehhab Öztürk, İst. 2009, c. 5, sh. 109. Maverdî’den.

Prof. Dr. Vehbe Zuhaylî, Tefsiru’l-Münir, çev. Hamdi Arslan, vdğ. İst. 2003, c. 11, sh. 417.

  1. Ebu Muhammed Muhyissünne el-Huseyn b. Mes’ud b. Muhammed el-Ferrâ el-Beğavî, Beğavî Tefsiri-Meâlimu’t-Tenzil, çev. A. Alpaslan Tunçer, İst. 2018, c. 6, sh. 298.

İbnu’l-Cevzî, Zadü’l-Mesir fi İlmi’t-Tefsir, c. 5, sh. 109.

Fahruddin er-Râzî, Tefsir-i Kebîr-Mefatihu’l-Gayb, çev. Prof. Dr. Suat Yıldırım, vdğ. Ank. 1994, c. 18, sh. 300.

Prof. Dr. Vehbe Zuhaylî, Tefsiru’l-Münir, c. 11, sh. 415.

  1. Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 6, sh. 174-175, Hbr. 4164.

İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, çev. Adem Yerinde-Hüseyin Kaya, İst. 2010, c. 3, sh. 316, Hbr. 3465. Ahmed b. Menî, Müsned’den.

Ebu Ca’fer Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Taberî Tefsiri, çev. Hasan Karakaya-Kerim Aytekin, İst. T.y. c. 7, sh. 57.

İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, c. 9, sh. 49, İbn Ebî Hâtim’den.

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 12, sh. 150. İbnu’l-Munzir, İbn Ebî Hâtim ve İbn Merdûye’den.

İbnu’l-Cevzî, Zadu’l-Mesir fi İlmi’t-Tefsir, c. 5, sh. 109.

İmam Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2002, c. 14, sh. 199.

Et-Tahâvî, Şerhu Müşkili’l-Âsâr, c. 1, sh. 177.

  1. Bakara, 2/51-57.
  2. Bakara, 2/61.
  3. Mâide, 5/20-26.
  4. Ahkâf, 46/35.
  5. Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 12, sh. 151. İbn Merdûye’den.
  6. Ahzab, 33/21.
  7. Ahzab, 33/57.
  8. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Mağâzî, B. 58, Hds. 335-336.

Kitabu’l-Enbiyâ, B. 30, Hds. 79.

Kitabu’l-Edeb, B. 71, Hds. 125.

Kitabu’l-Humus, B. 19, Hds. 57.

Sahih-i Müslim, Kitabu’z-Zekat, B. 46, Hds. 140-141.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 17, sh. 127-128. Hds. 24659-24661.

İbn Hibbân, Sahih, c. 4, sh. 169, Hds. 2917. c. 7. sh. 391, Hds. 6212.

İmam Buhârî, el-Edebu’l-Müfred, B. 182, Hds. 390.

Ebu Bekr Abdullah b. Zübeyr b. İsa el-Kureşî el-Humeydî, Müsned-i Humeydî, çev. Yusuf Ertuğrul, Konya, 2015, sh. 67, Hds. 110.

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr, c. 12, sh. 152. İbn Ebî Hâtim’den.

  1. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Musâkat, B. 7, Hds. 8-10.

Kitabu’t-Tefsir, B. 84, Hds. 107.

Kitabu’s-Sulh, B. 12, Hds. 17.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Fedâil, B. 36, Hds. 129.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Ahkâm, B. 26, Hds. 1377.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Akdiye, B. 31, Hds. 3637.

Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 2, Hds. 15.

Sünen-i Nesâî, Kitabu Âdâbu’l-Kudât, B. 19, Hds. 5372. B. 27, Hds. 5381.

  1. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 16, sh. 433, Hds. 23829.
  2. Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Adem Yerinde, İst. 2015, c. 2, sh. 217, Hds. 4705. Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr’den. c. 16, sh. 622, Hds. 16738.
  3. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 16, sh. 434, Hds. 23830.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c. 3, sh. 639, Hds. 2242.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 8, sh. 326, Hds. 8396.

Ebu Muhammed Abdulhamid b. Humeyd b. Nasr el-Kissî, el-Müntehab-Abd b. Humeyd Müsnedi, çev. Serkan Ünal, Konya, 2015, sh. 491, Hds. 1037.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, c. 5, sh. 216, Hds. 4704. Bezzâr’dan.

  1. Enbiya, 21/107.
  2. Tevbe, 9/128.
  3. İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî-Muhtasar, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2007, c. 7, sh. 106.
  4. Âl-i İmrân, 3/159.
  5. Enfal, 8/46.

 

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul