13 Mayıs 2026 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / / Birbirlerinin Yardımcıları Olan Mü'minler
Birbirlerinin Yardımcıları Olan Mü'minler

Birbirlerinin Yardımcıları Olan Mü'minler Abdullah Dâi

Allah Teâlâ katında tek ve hak din, hayat nizâmı İslâm'dır...1 İslâm, her türlü iyiliği, güzelliği, hayrı ve mutluluğu kuşatan, hayatın bunlar üzere yaşanmasını beyân eden tek ve eşsiz ilâhî düzendir... Yeryüzündeki bütün insanlar için hem dünyada hem de âhirette kurtuluş yolu İslâm'dır... Dünyada fıtrat üzere2 ve yaratılış gayesine uygun3 yaşayıp mutlu olmayı emrederken, âhirette bu insanlarının ebedî mekânının cennet olduğunu beyan eder...

Hüküm, yani yalnızca kendisine itaat etsinler diye yarattığı kullarına, nasıl yaşayacaklarına dair kanun koymak Allah'a aittir...4 Eşi ve benzeri olmayan kâinatı yaratan Allah Teâlâ, yarattığı bütün varlıklara fıtratları gereği en iyi şekilde nasıl yaşamaları gerekiyorsa onlar için öyle kanunlar koyup buna göre yaşamalarını emir buyurmuştur... Çünkü yaratmak ve emir yalnızca O'na mahsustur...5

Yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ, kendisine katıksız ve şuurlu iman edip tam teslimiyetle itaat eden mü'min müslüman kullarına şöyle buyuruyor:

"İyilik ve takva konusunda yardımlaşın, günah ve haddi aşmada yardımlaşmayın ve Allah'tan korkup sakının. Gerçekten Allah (cezâ ile) sonuçlandırması pek şiddetlidir."6

Muvahhid mü'min kullar, yegâne Rableri ve İlâhları Allah Teâlâ'nın kendilerine buyurduğunu, bütün imkânlarını kullanarak yerine getirmeye gayret ederler... İyilik ve takva üzere yardımlaşmalarını emir buyuran Rabbimiz Allah, iyiliğin ve takvanın ne demek olduğunu da açıklamıştır... O'nun kullarına mahiyetini açıkladığı iyilik ve takva, iman eden kullar tarafından iyice anlaşılmalı, idrak edilmeli ve itaat gerçekleşmelidir...

a- İyilik

Şöyle buyurdu Rabbimiz Allah Teâlâ:

"İyilik, (Allah'a karşı gelmekten) sakına (nın tutumudur)."7

"Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir. Amma iyilik, Allah'a, âhiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlere iman eden, mala olan sevgisine rağmen onu, yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, isteyip dilenene ve kölelere (özgürlükleri) veren, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahidleştiklerinde ahidlerine vefâ gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda sabredenler(in tutum ve davranışlarıdır). İşte bunlar, doğru olanlar (sadıklar)dır ve muttakî olanlar da bunlardır."8

İyilik, Rabbimiz Allah'ın, hiç şüphe duymadan, mutmain bir kalp ile iman edilmesini emir buyurduğunun bütününe inanmak, Allah'ın lûtfedip verdiği helâl malın, O'nun verilmesini emir buyurduğu yerlere vermek, helâlinden kazanıp helâl yollara sarfetmek, namazı dosdoğru kılıp zekat vazifesini hakkıyla yerine getirmek, ahidleşildiğinde ahdine vefâ gösterip sadık kılmak, darlıkta, hastalıkta ve yalnızca "Îlâ-ı Kelimetullah" için savaşıldığında savaş meydanında sabretmektir... İyilik, her hâlinde İslâm, yani Kitap ve Sünnet üzere yaşayan sadıkların ve muttakîlerin olmazsa olmaz özelliğidir...

İyilik buydu ve muvahhid mü'minler bunun üzerine birbirleriyle yardımlaşırlar!..

b- Takva

"Takva, seni Allah Teâlâ'dan uzaklaştıran her şeyden sakınmandır.

Takva, nefsinin hazlarını terketme ve yasaklardan kaçınmadır.

Takva, Rasulullah (s.a.s.)'e kavlen ve fiilen uymaktır.

Taatta takva ile, ihlâs kasdedilir. Masiyette takva ile de terk ve sakınma kasdedilir." diyor Seyyid Şerif Cürcânî (rh.a.), "Kitabu't-Ta'rifat" adlı eserinde...9

Rabbimiz Allah:

"Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, işte onlar, felâh (kurtuluş) bulanlardır."10

"Öyleyse güç yetirebildiğiniz kadar Allah'dan korkup sakının, dinleyin ve itaat edin."11

"Ey iman edenler! Allah'tan nasıl korkup sakınmak gerekiyorsa, öylece korkup sakının ve siz, ancak müslüman olmaktan başka (bir din ve tutum üzerinde) ölmeyin."12 buyuruyor ve âlemlere rahmet olarak gönderdiği kulu ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)'e hitaben:

"De ki: 'Eğer siz Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, bağışlayandır, esirgeyendir."13

Takva, yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)'e tâbi olup itaat etmek, ferdî, ailevî ve sosyal hayatı O'nun Sünneti'ne göre düzenlemektedir... Çünkü O'nun Sahih Sünneti, hayat kitabımız Kur'ân-ı Kerim'in hayata uygulanışıdır!..

Dünyanın neresinde ve hangi şartlarda yaşamaya gayret ediyorlarsa etsinler, takva ehli olan muvahhid mü'minler birbirleriyle mutlaka iyilik ve takva üzere yardımlaşmalıdırlar... Bu yardımlaşma, onların imanından kaynaklanan bir kulluk vazifeleridir...

Ebu Meysere (rh.a.) şöyle der:

"Yüzlerinizi doğuya ve batıya çevirmeniz iyilik değildir....." (Bakara, 2/177) ayetiyle amel edenin iyiliği kemâle ermiş olur.14

Mücahid (rh.a.), aynı ayetin tefsirinde şunu beyân eder:

- Asıl iyilik, Allah'a itaatin ve bu yönde yapılan şeylerin kalbe nüfûz edip yerleşmesidir.15

Nevvâs b. Sem'ân el-Ensarî (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"İyilik, ahlâkın güzelliğidir!"16

Her türlü iyiliğin, güzelliğin ve hayrın kendisinde toplandığı Rasulullah (s.a.s.)'in güzel ahlâkı üzere olan muvahhid mü'minler, tamamlanmış güzel ahlâk sahibidirler... Yardımlaşmaları bu yönden olmalı, bu da barışın ve mutluluğun sembolü olan selâm ile başlayıp devam eder...

Mü'min müslümanlar arasında rahmet ve bereket dilekleriyle başlayan selâm, yine aynı şekilde devam etmekte ve ömrün sonuna kadar uzanmaktadır...

"Bir selâmla selâmlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle selâm verin ya da aynıyla karşılık verin. Şüphesiz, Allah her şeyin hesabını tam olarak yapandır."17

"Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selâm verin."18

"Ey iman edenler! Evlerinizden başka evlere, yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına) selâm vermeden girmeyin. Bu, sizin için daha hayırlıdır, umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz."19 diye buyuran Rabbimiz Allah, iman eden kullarına selâm konusundaki âdâbı öğretmiştir...

Abdullah b. Amr (r.a.) rivayet eder.

Bir adam, Rasulullah (s.a.s.)'e:

- İslâm'ın hangi ameli hayırlıdır? diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.):

"İnsanlara yemek yedirirsin, tanıdığına ve tanımadığına selâm verirsin!" buyurdu.20

Ebu Hüreyre (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Ben size bir şey göstereyim mi, onu yaparsanız, birbirinizi seversiniz? Aranızda selâmı yayın!"21

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurdu Rasulullah (s.a.s.):

"Biriniz, bir meclise vardığı zaman selâm versin, (meclisten) ayrılırken de selâm versin. Birinci (selâm), sonuncudan daha önemli değildir."22

Berâ b. Âzib (r.a.)'dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Selâmı aranızda yaygınlaştırın ki, selâmete eresiniz."23

Rahmet ve bereket selâmı, mü'min müslümanlar arasında vahdeti sağlar, muhabbeti çoğaltır ve yardımlaşmayı gündeme getirir!..

Selâm ile birlik ve beraberliklerini sağlamlaştırıp velâyet hukukunu işleterek birbirlerinin kardeşleri ve dostları olduklarının şuuruna varan hayırlı ümmetin hayırlı mensupları olan muvahhid mü'minler, katıksız iman edip, önderleri Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti üzere salih amel işleyenlerdir... Bu iki olmazsa olmaz özelliği kendisinde sağlamlaştıran her mü'min fert, diğer mü'minlere karşı olan "hakkı tavsiye etmek ve sabrı tavsiye etmek" asla ihmal edilmeyecek olan vazifelerini hakkıyla yerine getirmelidirler... Zarar edenlerden olmamak ve kurtuluşa erenlerden olmak için bu görevlerini, bütün imkânlarını kullanarak gerçekleştirmelidirler... Çünkü bu görevi yerine getirenler, hüsrâna uğramazlar...24

Hakkın ve sabrın tavsiyesi, aynı zamanda "emr bi'l-ma'ruf, nehyi ani'l-münker"dir. Yani, Rabbimiz Allah'ın ve Rasulullah (s.a.s.)'in iyi, güzel, faydalı ve hayırlı diye beyân buyurup yapılmasını emir buyurduğu şeyleri emredip yapılmasını sağlamak, kötü, çirkin, faydasız ve zararlı deyip yasakladığını engellemek, işlenmemesi için gerekli önlemleri alıp alıkoymak, bütün mü'min müslümanların vazifesidir!.. Rabbimiz Allah, insanlık âlemine örnek kıldığı hayırlı ve vasat ümmetin fıtrî özelliğidir bu!..

"Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz. Ma'rufu (iyi ve İslâm'a uygun) olanı emreder, münker olandan sakındırır ve Allah'a iman edersiniz."25 diye buyurup hayırlı ümmetin vasfını beyân eden Rabbimiz Allah Teâlâ, kendisine iman edip emirlerini dinleyip uygulayan mü'min müslüman kullarına şunu emrediyor:

"Sizden hayra çağıran, iyiliği (ma'rufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır."26

Kurtuluşa ermenin yolu: İmkânlar dahilinde hayra davet etmek, güç sahibi olup iyiliği emredip yaptırmak, kötülüğü yasaklayıp önlemekle beraber işleyenleri İslâm'daki cezâsıyla cezâlandırmak!..

Bu vazife, ümmetin bütün ferdleri için geçerlidir!.. Erkek olsun, kadın olsun katıksız iman edip salih amel işleyen her mü'min müslümanın vazifesi olduğunu beyân eden Rabbimiz ve İlâhımız Allah azze ve celle şöyle buyurur:

"Mü'min erkekler ve mü'min kadınlar, birbirlerinin velîleridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah'a ve Rasulü’ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir."27

Erkek olsun, kadın olsun Allah'ın rahmetini hak eden mü'min kullar:

1- Birbirlerinin velîleri, yani dostları, kardeşleri, yardımcıları ve destekleyicileridirler.

2- Bulundukları beldede mutlaka güç ve kuvvet sahibi egemen olup o toplumda Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmederek iyiliği emrederek, kötülüğü yasaklayarak, insanları bütün kötülüklerden alıkoyup iyiliğe sevkederler... Bu, onların toplumsal vazifeleridir... Böyle oldukları takdirde o toplum, İslâm toplumu, Tevhid toplumu, dinde o toplum, İslâm toplumu, Tevhid toplumu, erdem toplumu, huzur ve mutluluk toplumu olur!..

3- Şahsî kulluk vazifeleri olan namazı dosdoğru kılar, zekâtı hakkıyla edâ ederler... Yani, bedenî ve malî bütün kulluk vazifelerini, önderleri Rasulullah (s.a.s.)'in beyân edip gösterdiği şekilde yerine getirirler... Çünkü:

4- Allah'a ve Rasulü’ne tam teslimiyet ile itaat ederler...

İslâm bir hayatı yaşama konusunda birbirlerine hakkı ve sabrı, yani dosdoğru yol üzere, yolun hakkını vererek yaşarken, sağa, sola sapmadan dosdoğru giderken direnmeyi tavsiye edenler, gerçeği idrak edip olayın şuurunda olanlardır... Onlar, hakkı ve sabrı tavsiye, iyiliği emir ve kötülükten sakındırmak vazifesindeki ihmalkâr davranmanın ne felâketlere mal olacağını çok iyi bilmektedirler...

Cerir b. Abdullah el-Becelî (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Hiçbir kavim yoktur ki, içlerinde günah işlenir, onlar günah işleyenlerden daha güçlü (fenâlıktan) caydırıcı üstünlüğe sahip olduğu hâlde (günahları) engellemezlerse Allah, onların tümünü (suçluları ve onlara mânî olmayanları) cezâlandırır."28

Yaşadıkları toplumun ve insanlık âleminin huzuru için bu görevlerini gerçekleştiren muvahhid mü'minler, mutlaka birlik ve beraberlik içinde birbirlerinden haberdar olup istişâre ederek, istişâre sonucu çıkan karara uyarak hareket ederler...

Kendisinden başka kanun koyucu hak ilâh olmayan Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, kendilerinden razı olup sevdiği mü'min müslüman kullarının özelliklerinden bazılarını şöyle beyân buyurur:

"Rabblerine icâbet edenler, namazı dosdoğru kılanlar, işleri kendi aralarında şura ile olanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infâk edenler."29

Emiru'l-mü'minin İmam Ali (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.)'e:

- Ya Rasulallah, senden sonra hakkında ayet veya senin bir sözün bulunmayan bir konuyla karşılaştığımzda ne yapalım? diye sordum.

Rasulullah (s.a.s.):

"Ümmetimden âbid olanları bir araya getirip o konuda aranızda istişâre ederek karar alın, bir kişinin görüşüne göre hareket etmeyin." buyurdu.30

İslâm Milleti'nin yegâne örneği ve önderi Rasulullah (s.a.s.)'e, Rabbimiz Allah Teâlâ'nın emirlerinden birisi de muvahhid mü'minlerle istişâre etmesidir!.. Böylece, ümmetine örnekliği ve önderliğinin gereği gündeme gelmiş olur...

Şöyle buyurur Allah Teâlâ:

"İş konusunda onlara muşavere et. Eğer azmedersen, artık Allah'a tevekkül et. Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever."31

Ümmet birliği içinde birbirleriyle istişâre hâlinde olan muvahhid mü'minler, iman kardeşliğinden kaynaklanan sevgiyle birbirlerini sever, sayar ve kardeşini, kendisine tercih ederler... Bu güzel ahlâk ile ahlâklanan mü'minler, Allah tarafından övülmüş ve müjdelenmişlerdir...

Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, bu konuda Ensar ve Muhacir örnekliğini beyân buyurarak, kıyamete kadar ümmetin mü'min ferdlerinin böyle olmalarının gereğine işaret etmiş, sevginin ve isârın nasıl olmasının özelliklerini ve ilkelerini açıklamıştır...

Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, işte onlar, felâh (kurtuluş) bulanlardır."32

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle şöyle buyurur Rasulullah (s.a.s.):

"Siz, iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de (tam) iman etmiş olmazsınız."33

Allah Teâlâ ve Rasulullah (s.a.s.)'in beyân buyurduğu şekilde birbirlerine kardeş olup karşılıklı birbirlerini sevip sayan muvahhid mü'minler, birbirlerini olgunlaştırmaya gayret eder, hatâlarını düzeltir ve affederler...

Ebu Hüreyre (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Mü'min, mü'minin aynasıdır ve mü'min, mü'minin kardeşidir. Onun geçimini muhafaza eder ve onu, arkadan da çepeçevre sarıp (tehlike ve zararlardan) korur."34

Mü'minler, birbirine karşı pamparlak aynalık görevini yapar, kardeşinin görünen hatâlarını düzeltir, onu uyarır, kusurlarını giderip olgunlaşmasını sağlarlar... Yapılan yanlışlıkları düzeltmekle beraber onu, hoş görüp affedecek olursa, şeytanın aralarına sokmaya çalıştığı kin ve nefreti ortadan kaldırıp yerine sevgi ve saygıyı yerleştirirler...

"İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen, en güzel olan bir tarzda (kötülüğü) uzaklaştır. O zaman (görürsün ki), seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost(un) oluvermiştir.

Buna da sabredenlerden başkası kavuşturulamaz. Ve buna, büyük bir pay sahibi olanlardan başkası da kavuşturulamaz."35

"Kim sabreder ve bağışlarsa, şübhesiz bu, azme değer işlerdendir."36

"Kim affeder ve ıslah ederse (dirliği kurup sağlarsa) artık onun ecri Allah'a aittir."37 diye buyuran Rabbimiz Allah Teâlâ, mü'min kullarının arasında muhabbet ve hürmetin sağlamlaşmasını emir buyurur, barışın bozulmaması ve devamlı olmasını görev olarak mü'minlere vererek şöyle buyurur:

"Buna göre, eğer mü'min iseniz Allah'dan korkup sakının, aranızı düzeltin ve Allah'a ve Rasulü’ne itaat edin."38

"Mü'minler, ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını bulup düzeltin ve Allah'tan korkup sakının, umulur ki esirgenirsiniz."39

Hayırlı ümmetin hayırlı fertleri, yeryüzünde ve insanlık âleminde barış olması ve insanların huzur olup mutlu bir hayat yaşamalarını arzu ederler... Hiç şüphesiz bu barışın ve huzurun sağlanması da ancak insanların, kendilerini yaratan eşi, benzeri olmayan Âlemlerin Rabbi Allah'a iman edip salih amel işlemeleriyle gerçekleşir... İnsanlar, birbirlerinin üzerinde hevâyı ilahlaştırarak otorite olup kanun koymalardan "nasûh tevbe" ile tevbe edip, Allah'a şirk koşma olan bu günahlarından vazgeçer ve hep beraber Allah'ın bu hükmüne teslim olurlarsa, "yeryüzü barışı" sağlanmış olur...

Bu hayır ve güzellik, yeryüzünde yaşayan bütün insanları kuşatıcı bir şekilde gündeme gelmeyecek olursa, hiç olmasa mü'min müslümanlar arasında bu iyilik gerçekleşmeli ve yeryüzünün hangi beldesinde yaşarlarsa yaşasınlar kendi aralarında barışı sağlamalı, ümmet vahdetini oluşturmalı, İslâm Milleti olduklarının şuuruna varmalıdırlar...

Mazlum İslâm topraklarını işgal eden zalim ve müşrik egemen güçlerinin bâtıl dinleri gereği halkı partilere ayırıp rahat bir şekilde yönettikleri tuzağına düşmemeli, oyununa gelmemeli ve bu tuğyan egemen zümrenin partilere bölerek çatıştırdığı vatandaşların durumuna düşerek, işgalcilerin işini kolaylaştırmamalı!..

Mü'min müslümanların kulluk vazifesi, mü'minlerin İslâm üzere birleşmelerini, zalim ve şirk ehli olan egemen güçlerin tuzaklarından kurtulmalarını sağlamaktır!..

Erkek olsun, kadın olsun her muvahhid mü'min, mü'min kardeşleri için hayır dileyen, onlar için duâ eden ve sözlü duâlarını fiilî hâle getiren olması lazımdır... Mü'min, mü'minin hayrını ister... İyilik ve takva üzere yardımlaşmak, hayırlı işlerde beraber olmak ve yarışmak demektir...

Rabbimiz Allah, hayır üzere bulunan mü'min kullarının vasıflarını şöyle beyân buyurur:

"Bir de onlardan sonra gelenler derler ki: 'Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalblerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin."40

Ne mutlu o mü'min kullara ki, mü'min kardeşlerine karşı kalblerinde hiçbir kin bulunmaz ve yalnızca onların hayrını arzular, bunun için çabalar ve şöyle duâ eder:

"Rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne-babamı ve mü'minleri bağışla."41

Gerek yüz yüze, gerekse gıyabında bütün mü'minler, birbirlerinin hayrını ister ve birbirlerine hayırlı kardeşler olarak iyilik ve takva üzerinde yardımlaşmalarını sürdürürler... Maddî ve manevî yardım konusunda, birbirlerinin sadık dostları olarak çaba gösterir, yegâne önderleri Rasulullah (s.a.s.)'in şu buyruğunu yerine getirirler!..

Ebu Hüreyre (r.a.)'ın rivayetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Sizleri zandan sakındırırım. Çünkü zanla söylenen sözler, yalanı daha çok olandır. Birbirinizin noksanlığını görmeye ve işitmeye çalışmayınız. Hususî ve mahrem hayatınızı da araştırmayınız. Birbirinize hased etmeyiniz. Birbirinize arkanızı çevirip küsmeyiniz. Birbirinize buğz ve düşmanlık da etmeyiniz. Ey Allah'ın kulları, birbirinize kardeşler olunuz."42

"İşittik ve itaat ettik!"43

  1. Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Hiç şüphesiz din, Allah katında İslâm'dır." Âl-i İmrân, 3/19.

  1. Melikimiz Allah şöyle buyurdu:

"Öyleyse sen yüzünü Allah'ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah'ın o fıtratına çevir ki, insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah'ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler." Rum, 30/30.

  1. İlâhımız Allah azze ve celle şöyle buyuruyor:

Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım." Zariyat, 51/56.

  1. Yegâne Rabbimiz Allah şöyle buyurur:

"Hüküm, yalnızca Allah'ındır. O, kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din budur, ancak insanların çoğu bilmezler." Yusuf, 12/40.

  1. Kendisinden başka hak ilâh olmayan Allah şöyle buyurdu:

"Haberiniz olsun, yaratmak da, emir de (yalnızca) O'nundur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir." A'râf, 7/54.

  1. Mâide, 5/2.
  2. Bakara, 2/189.
  3. Bakara, 2/177.
  4. Seyyid Şerif Cürcânî, Arabça- Türkçe Terimler Sözlüğü- Kitabu't-Ta'rîfât, çev. Arif Erkan, İst.1997, sh.64.
  5. Haşr, 59/9.
  6. Teğabün, 64/16.
  7. Âl-i İmrân, 3/102.
  8. Âl-i İmrân, 3/31.
  9. İbn Ebî Şeybe, Musannef, çev. Zekeriya Yıldız, İst.2012, c.14, sh.646, Hbr.36053.

Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü'l-Mensûr fi't-Tefsir bi'l-Me'sûr, çev. Hüseyin Yıldız, İst.2012, c.2, sh.136. Vekî' ve İbnu'l-Munzir'den.

  1. Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü'l-Mensûr, c.2, sh.136. Abd b. Humeyd'den.
  2. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri ve's-Sılâ, B.5, Hds.14-15.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'z-Zühd, B.40, Hds.2497.

İmam Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, B.138, Hds.295, 302.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2014, c.15, sh.426, Hds.22235-22237.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale's-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst.2013, c.3, sh.620, Hds.2218.

  1. Nisa, 4/86.
  2. Nur, 24/61.
  3. Nur, 24/27.
  4. Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İsti'zân, B.9, Hds.9.

Kitabu'l-İman, B.5, Hds.5.

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.14, Hds.63.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.130-131, Hds.5194.

Sünen-i Nesâî, Kitabu'l-İman, B.12, Hds.4967.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Et'ime, B.1, Hds.3253.

  1. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.22, Hds.93.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.130-131, Hds.5193.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İsti'zân, B.1, Hds.2828.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Edeb, B.11, Hds.3692.

Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2023, c.9, sh.55, Hds.10396.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.14, sh.266-267, Hds.20784-20788.

  1. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.138-139, Hds.5208.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İsti'zân, B.15, Hds.2848.

İmam Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, B.450, Hds.986.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.14, sh.279, Hds.20811.

İbn Hibbân, Sahih- el-İhsân fî Takrîbi Sahihi İbn Hibbân, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2022, c.1, sh.493, Hds.493-494.

Beyhakî, Şuabu'l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2015, c.8, sh.360, Hds.8460-8462.

  1. İbn Hibbân, Sahih, c.1, sh.492, Hds.491.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.14, sh.269, Hds.20792.

İmam Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, B.448, Hds.979.

Kuzâî, Şihâbu'l-Ahbâr Tercümesi, çev. Prof. Dr. Ali Yardım, İst.1999, sh.145, Hds.468.

Beyhakî, Şuabu'l-İman, c.8, sh.320, Hds.8382.

  1. Bkz. Asr, 103/1-3.
  2. Âl-i İmrân, 3/110.
  3. Âl-i İmrân, 3/104.
  4. Tevbe, 9/71.
  5. Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Fiten, B.20, Hds.4009.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Melâhim, B.17, Hds.4339.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.16, sh.218-219, Hds.23354-23357.

  1. Şura, 42/38.
  2. Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü'l-Mensûr, c.13, sh.165, Hâtib, "Ruvâtu Mâlik"den.
  3. Âl-i İmrân, 3/159.
  4. Haşr, 59/9.
  5. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.22, Hds.93.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Edeb, B.11, Hds.3692.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İsti'zân, B.1, Hds.2828.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.130-131, Hds.5193.

Beyhakî, Şuabu'l-İman, c.8, sh.314-315, Hds.8371-8373.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.14, sh.266-267, Hds.20784-20788.

Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, c.9, sh.55, Hds.10396.

  1. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.49, Hds.4918.
  2. Fussilet, 41/34-35.
  3. Şura, 42/43.
  4. Şura, 42/40.
  5. Enfal, 8/1.
  6. Hucurat, 49/10.
  7. Haşr, 59/10.
  8. İbrahim, 14/41.
  9. Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Edeb, B.57, Hds.93-95.

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Birri ve's-Sılâ, B.9, Hds.28-31.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Birri ve's-Sılâ, B.24, Hds.2000.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Edeb, B.48, Hds.4917.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.16, sh.402-403, Hds.23742-23746.

  1. Bakara, 2/285. Nur, 24/51.

 

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul