07 Eylül 2026 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / / Gayr-i İslâmÎ Düzenlerden Alıkoymak
GAYR-İ İSLÂMÎ  DÜZENLERDEN ALIKOYMAK

Gayr-i İslâmÎ Düzenlerden Alıkoymak Abdullah Dâi

Murre el-Hemdânî (rh.a.) anlatıyor:
Ebu Murre el-Kindî, Şam’dan bir kitab getirdi ve onu götürüp Abdullah b. Mes’ud’a verdi. O da, ona baktı. Sonra bir leğen istedi. Ardından su istedi ve (leğenin içinde o kitabı) ıslatıp sildi. (Sebeb olarak da) şöyle dedi:
- Sizden öncekiler ancak (yabancı/değişik) kitablara uyup kendi kitaplarını terk etmekle helâk oldular.
(Ravi) Murre sonra şöyle dedi:
- Elbette ki o, şayet Kur’ân’dan veya Sünnet’ten olsaydı, (Abdullah) onu imha etmezdi. Amma o, ehl-i kitabın kitablarındandı.1
Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, tarafından inzâl olunan ve kulları için hidayet rehberi kılınan ilâhî kitabı terk edip kulları hevâsı mahsulü olan kitaplara dalanlar helâk olmuşlardır... İnsanlık âleminin son ümmetinden önceki ümmetlerin helâk sebebini, böyle beyân etti Abdullah b. Mes’ud (r.a.)!..
Allah katında hak din İslâm’ı bırakıp ya da onunla beraber bâtıl dinler ve ideolojilerle amel edip 
hayatı düzenlemeye çalışanlar, helâk olanların 
zümresindendir... Kanun koyucu olarak, Allah’tan
başka kişileri ya da meclisleri kabul edenler, Kur’-
ân’dan başka anayasaları benimseyip İslâm’dan 
başka beşerî düzenlere göre hayatı düzenleyerek yaşayanlar, Abdullah b. Mes’ud (r.a.)’ın beyân ettiği felâketin içine düşmüşlerdir...
Hangi çağda ve hangi beldede olursa olsun müslüman olduklarını söyleyip kendilerini İslâm’a 
nispet edenler, Allah’tan başka kanun koyucu herhangi bir mercî, İslâm’dan başka herhangi bir hayat düzeni, Kur’ân’dan başka herhangi bir hayat kitabı ve Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’den başka bir önder asla kabul etmez, meyledip benim-
semez ve kısmen de olsa onlara itaat edemez!.. Böyle iman edip amelde bulunmak, mü’min müslü-
manların değişmez karakteridir... Mü’min müslüman olmanın olmazsa olmaz şartıdır!..
İlâhî nizâm İslâm’a karşı çıkan ve hevânın ilâh-laştırılıp itaat edilerek oluşan bütün beşerî düzenler, şirk ve küfür temelleri üzerine binâ edilmiştir... İsimleri ne olursa olsun hepsi, Âlemlerin Rabbi Allah’ın göklerde ve yerde olan mutlak egemenliğini reddedip Allah’ın indirdiği hüküm-
lerle hükmetmedikleri gibi, egemen oldukları ülkede bu hükümlerle hükmedilmeyi yasaklamış, buna tevessül edenleri suçlu kabul edip yargılamış ve çeşitli cezâlarla cezalandırmışlardır...
Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah azze ve celle, müslüman olduklarını ilân ettikten sonra tekrar küfre ve şirke dönmenin sebebinin, şirk ve küfür ehline itaat etmek olduğunu beyânla şöyle buyurur:
“Şüphesiz kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra, gerisin geri (küfre) dönenleri, şey-
tan kışkırtmış ve uzun emellere kaptırmıştır.
İşte böyle, çünkü gerçekten onlar, Allah’ın indirdiğini çirkin karşılayanlara dediler ki:
‘Size bazı işlerde itaat edeceğiz.’ Oysa Allah, sakladıkları şeyleri (sır olarak konuştuklarını) biliyor.
Öyleyse melekler, yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak?
İşte böyle, çünkü gerekten onlar, Allah’ı gazaplandıran şeye uydular ve O’nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar. Bundan dolayı (Allah,) amellerini boşa çıkardı.”2
Muvahhid mü’minlerin hayat kitabı ve düstûru Kur’ân-ı Kerim, yalnızca kendisiyle hükmolunsun, böylece Allah’ın insan kulları onun hükmüne göre yaşasınlar ve başka anayasalarla amel etmesinler diye Allah tarafından gönderilmiştir...3
Allah’ın indirdiği ve yalnızca onunla amel edilip hayatın bütün yönlerine egemen olsun diye gönderilen Kur’ân-ı Kerim’i sosyal hayattan uzak-
laştırıp hükümleri yasaklanarak, onun yerine İs-lâm’ı hayat nizâmı kabul etmeyenler tarafından yapılan anayasalarla hayatı düzenleyenlere itaat ederek, onların anayasalarını “evet” deyip kabul edenler, hayat kitabı Kur’ân’ı terk etmiş ve yalnız bırakmış olurlar...
Kur’ân’ın kendisine vahyedildiği Rasulullah (s.a.s.), 
bu durumu Allah’a şikayet etmekte, ayet-i kerimede beyân buyrulduğu üzere şöyle demekte:
“Rabbim, gerçekten benim kavmim, bu Kur’ân’ı terk edilmiş (bir kitap) olarak bıraktılar.”4
Böyle bir felâket gerçekleşmesin diye, başta Rasulullah (s.a.s.) olmak üzere en hayırlı nesil olan Ashab-ı Kiram, Kur’ân’ın dışında başka kitaplara yönelen mü’min müslümanları hem uyarmış hem de engellemişlerdir... Onları, gayr-i İslâmî olan yabancı inançlardan ve kültürlerden alıkoymuş, yalnız İslâm’ın ana kaynakları olan Kur’-
ân ve Sünnet ile meşgul olup amel etmelerini sağlamışlardır!..
İbret verici bir örnek!..
Halid b. Urfuta anlatıyor:
Ömer’in yanında oturuyordum. Derken Abdülkays kabilesinden Sus’ta oturan bir adam getirildi.
Ömer, ona:

- Sen, falan oğlu falan el-Abdî misin? diye sordu.
(O adam:)
- Evet, dedi.
(Ömer,) yanındaki sopa ile ona vurdu.
Bunun üzerine adam:
- Suçum nedir ey mü’minlerin emiri? diye sordu.
Ömer:
- Otur! dedi.
(Adam) oturdu. Sonra (Ömer,) ona:
“Bismillahirrahmânirrahîm.
Elif, Lâm, Râ. Bunlar apaçık Kitab’ın ayetleridir.
Gerçekten Biz, akıl erdirirsiniz diye, onu Arapça bir Kur’ân olarak indirdik
Biz bu Kur’ân’ı, sana vahyetmemizle, en güzel kıssaları gerçek bir haber (kıssa) olarak sana aktarıyoruz. Oysa sen, daha önce bundan haberi olmayanlardandın.”5 ayetlerini okudu.
Ayetleri ona üç kere okudu ve ona üç defa vurdu.
Adam:
- Suçum nedir ey mü’minlerin emiri? diye sordu.
Ömer:
- Danyal’ın kitabını (kopyalayıp) yazan sen (değil) misin? dedi.
Adam:
- Emret, yapayım! dedi.
Bunun üzerine Ömer:
- Git, hemen onu kaynar su ve beyaz yün ile sil! Sonra da onu, ne sen oku ne de müslümanlardan bir başkasına okut!
Eğer onu okuduğunu, ya da müslümanlardan birisine okuttuğunu duyarsam, seni mahvederim! dedi.
Sonra:
- Otur! dedi.
O da, önüne oturdu. (Sonra Ömer,) ona şu olayı anlattı:
- Ben, gidip ehl-i kitaptan bir kitap istinsah ettim (kopyaladım). Sonra onu, bir deri içinde Rasulullah (s.a.s.)’e getirdim.
Rasulullah (s.a.s.), bana:
“O elindeki nedir ey Ömer?” diye sordu.
Ben:
Ya Rasulallah, ilmimize ilim katalım diye yazdığım bir kitaptır, dedim.
Rasulullah (s.a.s.) buna, öyle öfkelendi ki, gözleri kıpkırmızı oldu. Sonra insanları namaza çağırdı.
Ensar:
- Rasulullah (s.a.s.)’i öfkelendirdiniz. Silahlarınızı kuşanın! dediler.
Sonra gelip Rasulullah (s.a.s.)’in minberinin etrafını sardılar.
Sonra (minbere çıkan) Rasulullah (s.a.s.):
“(Ey insanlar, bana, az kelimeyle çok şey ifade etme, etkili ve özlü söz söyleme yeteneği, ‘Cevâmu’l-kelim’ ihsân edildi.)
Ben size, apaçık, parlak bir hüccet getirdim. Sa-
kın şaşırmayın ve şaşıranlar sizi aldatmasın!” buyurdu.
Ömer dedi ki:
- Hemen kalkıp: Biz, Rab olarak Allah’ı, din olarak İslâm’ı ve Peygamber olarak seni kabul ettik, razı olduk, dedim.
Sonra (Rasulullah, minberden) indi.6
Erkeğiyle kadınıyla, genciyle ihtiyarıyla, yediden yetmişe bütün muvahhid mü’minlerin yalnız ve yalnız İslâm’dan, İslâm’ın iki ana kaynağından, yani Kur’ân ve Sünnet’ten beslenmeleri gerekir... İslâm dışı kaynaklardan maddî ve manevî olarak beslenme gündeme gelince, İslâm geri plana itilir ve bu kaynaklardaki gayr-i İslâmî 
inançlar, anlayışlar, düşünceler ve gerekleri olan hâl ile tavırlar ortaya çıkar... Bu yabancı unsurlar, ümmet içinde kargaşa meydana getirir, ayrılıklar, ihtilaflar sonucu kavgalar, hattâ savaşlar meydana gelir... Böylece ümmetin felâketi gün yüzüne çıkarak, helâk olma durumuna düşülmüş olur... 
Ümmetin tarihi bu acı duruma şahidlik etmektedir... Bu felâket gündeme gelmesin diye hayırlı ümmetin en hayırlı nesli önlemler almıştır... Abdullah b. Mes’ud (r.a.) ilmiyle, Emiru’l-mü’minin İmam Ömer (r.a.) devlet gücünü kullanarak eliyle, 
ümmeti helâk edecek bu felâkete karşı koymuş ve önlemişlerdir..
İçinde hiçbir çelişki ve şüphe olmayan muttakî mü’min müslümanların hidayet rehberi Kur’ân var iken başka hiçbir kitaba ihtiyaç olmadığını beyân eden İmam Ömer (r.a.), Benî İsrail’in peygamberlerinden olan “Danyal (a.s.)”7 aid olduğu 
söylenen kitabın kopyalamasını yapan kişiye karşıki tavrından anlaşıldığı gibi, ümmeti, Kur’ân ve Sünnet’ten uzaklaştırma ihtimali bulunan bütün yabancı kaynaklara karşı nasıl davranılacağı örneklenmiştir!..
Konunun ehli olan muvahhid mü’minler, imkân-
ları dahilinde ümmetin ferdlerini bilgilendirmeli, uyarmalı, yanlışa düşmelerini önlemeli, doğru olanı yapmaları için yardımcı olmalı, “iyiliği emretme ve kötülükten alıkoyma” vazifelerini ihmal etmemelidirler... Mü’min müslümanları, gayr-i İslâ-
mî inanç ve düşüncelerden korudukları gibi, gayr-i 
İslâmî hâl, tavır, gidişat ve amellerden de korumalıdırlar...
Mü’min müslümanlar, İslâm dışı herhangi bir düze-
ne uymamalı, akîdede ve amelde İslâm’dan baş-
kalarını taklid etmemelidirler... Şirk, küfür ve masiyet ehliyle maddî ve manevî birliktelikleri olmamalı, onlardan uzak durmalı, yalnızca Salihler ve sadıklarla beraber olmalıdırlar...
Amr (b. el-Hâris) anlatır:
Bir adam, Abdullah b. Mes’ud’u bir velimeye (düğün yemeğine) davet etti. Abdullah b. Mes’ud, düğün yemeğine geldiğinde, eğlence sesi duyup içeri girmedi.
Kendisine:
- Hayırdır, ne oldu sana? diye soruldu.
Abdullah b. Mes’ud şu cevabı verdi:
- Rasulullah (s.a.s.)’in şöyle buyurduğunu işittim:
“Kim bir topluluğun sayıca daha kalabalık görünmesini sağlarsa, o da onlardandır.
Kim bir topluluğun amelinden razı olursa, o ameli işleyenlere ortak olur.”8
Abdullah b. Mes’ud (r.a.)’ın, yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)’in hadisini anlayışı ve uygulayışı, her çağda ümmet için en güzel örnektir!.. Bir yerde veya bir beldede, Allah’ın rızasına uygun olmayan işler işleniyor, masiyet gündeme geliyorsa, mü’min müslümanlara düşen kulluk görevi, o işleri işleyenleri, o masiyetleri yapanları, elleriyle, dilleriyle ve kalbleriyle değiştirmeleri gerekir...9 Eğer buna imkânları yoksa, o masiyetleri işleyenlere karışmamaları, uzak durmaları ve onları değiştirecek fırsatlar kollamaları ânın vacibidir!.. Ve Allah Teâlâ’nın onlara verdiği ilk fırsatta, başta şirk ve küfrün egemenliği olmak üzere bütün kötülükleri yok edip Tevhid ve imanın egemenliğini sağlamak, dolayısıyla iyiliğin ve hayrın hayata hakim olmasını gündeme getirmek lazımdır!..
Hangi niyetle olursa olsun şirkin ve küfrün egemenliğine hayat hakkı tanımak, ömrünü uzatmak, toplumda yasal olarak işlenen haramları serbest kılan iktidarlara destek verip yardımcı olmak, taraftar olduğu gayr-i İslâmî iktidarlara razı olmak, onların amellerine ortak olmaktan başka bir şey değildir!..
İşgal edilmiş İslâm topraklarında egemen olan gayr-i İslâmî şirk ve küfür düzenleri, her türlü haramı yasallaştırmış, haramların rahat işlenmesi için ortamlar hazırlamış ve koruma altına almıştır... Yabancı işgal güçleri, yerli uşakları vasıtasıyla şirkin egemenliğini sağlamış, yasama ve yürütme ile müslüman olduklarını beyân eden kitlelerin inançlarını, anlayışlarını, düşüncelerini, ahlâk, edeb, hâl ve hareketlerini değiştirmiş, dilde müslüman, hâlde gayr-i müslimlere uyum sağlamış ve bu felâketi benimsemişlerdir...
Yüz küsür yıllık işgal, yalnızca toprakların işgali, yer altı ve yer üstü servetlerin sömürüsü olarak kalmamış, kalpler, beyinler, bedenler ve aileler de işgal edilip yegâne hayat nizâmı İslâm’dan koparılıp gayr-i İslâmî düzenlere uydurulmuştur...
Kitle eğitim araçları ve resmî eğitimle nesilleri bozan işgal güçleri, bu bozulmayı sonuna kadar götüreceklerini zaman zaman dile getirmekte ve “çağdaşlık” ismi altında şeytanî planlarını yürütüp yeni tuzaklar kurmaktadırlar...
Allah, İslâm ve mü’min müslümanların emansız düşmanları olan10 bu bozguncuların şeytanî planlarının ve ihanet tuzaklarının farkına varan, âlim, mücahid ve şehid İskilipli Muhammed Âtıf Hoca (rh.a.), bu konuda ümmeti uyarmak maksadıyla eserler kaleme almış, tuzaklara düşmemeleri için nasihatta bulunmuştur...
Şehid Muhammed Âtıf Hoca (rh.a.)’ın bu tavrın-dan dolayı 4 Şubat 1926 Perşembe günü Anka-ra’da asılarak şehid edildi. Şehidimize Rabbimiz Allah’tan rahmet dilerken, O’nun, “Frenk Mukallidliği ve Şabka” isimli meşhur risâlesinden konumuzla ilgili bir bölümünü nakletmek istiyoruz...
Şöyle diyor İskilipli Şehid Muhammed Âtıf Hoca (rh.a.):
“Şeriat nazarında, umumiyetle taklid câiz değildir. Meselâ: Sırf nazar ve istidlâl ile vukuf mümkün olan i’tikâdî usûl ve İslâmî esaslarda mucizelerle te’yid edilmiş olan Rasul-i Zîşân (s.a.s.) Efendimizden başka hiç kimseyi taklîd câiz değildir. Bu konuda her ferd, icmâlen veya tafsilen delil ile anlaşılmış olmak lâzım ve vâcibtir. Binaenaleyh istidlâl kudretini iktisab etmeyen günahkâr olur.
Fakat halkın işlerinin muattal olmaması için yalnız Şeriat’ın füruunda, yani ibadet ve muamelâtta ictihad derecesine ulaşmayanların müctehidleri taklîdi zarurî olarak meşrû kılınmıştır.
Şu kadar ki, dinî işlerde itimâd olunan şer’î naslara muhalif olan hususlarda: “Hâlik’a masiyyet olacak işte, mahlukata itaat olunmaz.” hadisince,11 ne bir müçtehidin, bir âlimin, bir şeyhin ne de halifelerin, emirlerin, kumandanların ve filozofların i’tikâdlara, ibadet ve muamelelere, ahlâk ve âdâba dair sözlerine, fiillerine ittibâ’, inkıyâd, taklîd ve benzemek asla câiz değildir. Sözün kısası, çirkin bid’atlarda, yasak ve haramlarda ve Şeriat’a muhalif olan medeniyetin usûl ve muaşeretlerinde hiçbir kimseyi taklîd asla câiz değil, nerede kaldı ki, küfür âdetlerinde gayr-i Müslimleri taklîd câiz olsun. Bu, asla câiz olmaz.
Şu hâlde bir müslümanın, küfür âdet ve alâmeti sayılan bir şeyi, bir zaruret olmadan giyinmek veya takınmak sûretiyle gayr-i müslimleri taklîdi ve kendisini onlara benzetmesi, şer’an yasaktır. Bu hususta icmâ-i ümmet de in’ikâd etmiştir. Zira Rasulullah (s.a.s.) Efendimiz buyurmuşlardır ki:
“Bir kavme benzemeye çalışanlar, o kavimdendir.”12
Teşebbüh: Başkalarının yaptığı bir işi, onlara tâbi olarak yapmak demektir. Şu hâlde hadis-i şerifin manası: Bir millete benzemeye özenenler, benzemek istenilen ortak değerde onlardandır. O ortak değer, küfür ise küfürde, masiyet ise masiyette, salâh-ı hâl ise salahta, bunların âdeti ise âdette, o milletin hükmüne tâbi olurlar, demektir. Binaenaleyh bu hadis-i şerif, küfür ehli ve fısk erbabına benzeyişten nehy ve korkutmayı mutazammın olduğu gibi, salâha erenlere benzemeye teşvik ve terğibi de ihtivâ etmektedir. Çünkü hadis-i şerifte ‘kavm’ lâfzı nekre kılınmış –harf-i ta’rifsiz söylenmiş- olduğundan hem sulehâya, hem de başkalarına şâmildir. Nebî-i Zîşân Efendimiz, diğer bir hadis-i şerifte buyurmuşlardır ki:
“Bizden başkalarına benzemeye özenenler, bizden, bizim milletimizden değildir.”13
Bu hadis-i şerif, söylenişi itibariyle âdetlerinde ve yaşayışlarında gayr-i müslim milletlere benzemekten kaçınmayı mutazammın olduğu gibi, sûret ve siretlerinde müslümanların en iyilerine benzemeyi de ifade etmektedir.
Şu hâlde bu hadis-i şeriflerin yüce mânasınca müslümanları, küfür âdet ve yolu, çirkin bid’at alâmeti sayılan şeylerde kâfir ve çirkin bid’at sahiblerine benzemekten men’ ve nehy olunmuştur.
Esasen İslâm Dini’nde, küfür ve masiyet yasak olduğu gibi, küfür ve masiyet âdeti de yasaktır.
Küfür ehli ve masiyet erbâbına yol ve âdetlerinde benzemek, onlar gibi hareket etmek, ekseriya ya küfre veya masiyete veya ikisine vesile olduğu için, İslâm Şeriatı’nda yasaklanıp haram kılınmıştır.”14
Yalnız ve yalnız muvahhid mü’min müslüman bir âlim olup müslümanları uyarma görevini üstlenerek onlara nasihat ettiği için İslâm düşmanları tarafından asılarak şehid edilen Muhammed Âtıf Hoca (rh.a.), Selef-i Salihin’in izinden giderek, İslâm Milleti’ni gayr-i İslâmî inançlardan, düşüncelerden, hayat anlayışlarından, âdet ve yaşayışlarından alıkoymaya çalışmış, bu konudaki İslâm-
’ın hükmünü beyân etmiştir... Asırların geçmesi, çağların değişmesiyle değişmeyen İslâm’ın hük-
mü!.. Bir şehid âlimin kaleminde böyle beyân olun-
du!..
Yegâne Rabbimiz Allah azze ve celle şöyle buyurdu:
“Elif, Lâm, Mîm, Sâd.
(Bu,) bir kitaptır ki, onunla uyarman için ve mü’minlere bir öğüt olmak üzere sana indirildi. Öyleyse bundan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.
Rabbinizden size indirilene uyun. O’ndan başka velîlere uymayın. Ne az öğüt alıyorsunuz.”15
Rab olarak Allah’a, din olarak İslâm’a, önder olarak Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’e iman edip razı olan muvahhid mü’minler, Rableri Allah Teâlâ’dan kendilerine indirilen hayat düstûru Kur’ân-ı Kerim’e 
uyar, ferdî ve sosyal hayatı Allah’ın hükümlerine göre düzenler, Kur’ân’dan başka hiçbir anayasaya tâbi olmaz, itaat etmezler... Bu, onlara yegâne kanun koyucu ilâhları Allah tarafından verilen kesin bir emirdir... Kur’ân’dan başka yasalara uymak, Rab-
leri Allah’ın bu emrini yerine getirmemek demek olduğu gibi, aynı zamanda Allah’a karşı isyan demektir... Elbette ki, katıksız iman eden hiçbir mü’min kul böyle helâk edici bir duruma düşmez ve ona razı olamaz!..
“Aklını kullanan bir topluluk için.”16

Dipnot:

1-Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 42, Hbr. 483. Ayrıca bkz. Hbr. 475.
Hâtib el-Bağdâdî, Takyîdü’l-İlim - Hadislerin Yazılması, çev. Doç. Dr. Muhittin Düzenli, İst. 2022, sh. 107, Hbr. 74.
İmam Ebu İsmail el-Herevî, -Muhtasar- Zemmu’l-Kelâm ve Ehlihî, çev. Ebu Muaz Seyfullah Erdoğmuş, İst. 2024, sh. 32-33, Hbr. 60.

2-Muhammed, 47/25-28.

3-Rabbimiz Allah şöyle buyurur:
“Şüphesiz, Allah’ın sana gösterdiği gibi insanlar arasında hükmetmen için Biz sana Kitab’ı hak olarak indirdik. (Sakın) hainlerin savunucusu olma.” Nisa, 4/105.
“Aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet ve onların hevâlarına uyma.” Mâide, 5/49.

4-Furkan, 25/30.

5-Yusuf, 12/1-3.

6-İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, çev. Adem Yerinde-Hüseyin Kaya, İst. 2010, c. 3, sh. 103-104, Hds. 3013. Ebu Ya’lâ, el-Mevsilî, Müsned’den.
Hatîb el-Bağdâdî, Takyidü’l-İlim – Hadislerin Yazılması, sh. 104, Hds. 71.
Ali el-Muttakî el-Hindî, Kenzu’l-Ummâl, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2019, c. 1, sh. 752, Hds. 1625.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Adem Yerinde, İst. 2015, c. 1, sh. 498-499, Hds. 857.

7-Danyal (a.s.) için bkz. İmam Hafız İbn Kesîr, Peygamberler Tarihi, çev. Mahmud Varhan-Hasan Ali Saygın, İst. 2011, sh. 675-677.
İbn Cerîr et-Taberî, Tarihu’t-Taberî, çev. Cemalettin Saylık, Ank. 2018, c. 1, sh. 555, vd.
Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, İst. 1993, c. 8, sh. 480-481. Ömer Faruk Harman’ın kaleminden.

8-İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu’l-Âliye, c. 2, sh. 88, Hds. 1605. Ebu Ya’lâ el-Mevsilî, Müsned’den.
Ayrıca bkz. İsmail b. Muhammed el-Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, çev. Dr. Mustafa Genç, İst. 2019, c. 4, sh. 86-87, Hds. 2588.

9-Ebu Said (r.a.) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
“Sizden herhangi biriniz bir kötülük görürse, onu hemen eliyle değiştirsin. Eğer buna gücü yetmiyorsa, diliyle değiştirsin. Ona da gücü yetmiyorsa, kalbiyle değiştirsin! İmanın en zaifi de budur.”
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 20, Hds. 78.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’s-Salât, B. 239-242, Hds. 1140.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Fiten, B. 10, Hds. 2263.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Fiten, B. 20, Hds. 4013.
Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-İman, B. 17, Hds. 4976.

10-Yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ, mü’min müslümanlara düşman olanların, kendisine düşman olduklarını şu ayet-i kerimelerde beyân buyurur:
“İnkâr eden (kâfir)ler, kaçıp kurtulacaklarını sanmasınlar. Gerçek şu ki, onlar (Bizi) âciz bırakmazlar.
Onlara karşı gücünüzün yettiği kadar kuvvet ve besili atlar hazırlayın. Bununla Allah’ın düşmanı ve sizin düşmanlarınızı ve bunların dışında sizin bilmeyip Allah’ın bildiği diğer (düşmanları) korkutup caydırasınız. Allah yolunda her ne infâk ederseniz, size noksansız olarak ödenir ve siz haksızlığa uğratılmazsınız.” Enfal, 8/59-60.

11-Bkz. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Ahkâm, B. 4, Hds. 8.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İmâre, B. 8, Hds. 38-40.
Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-Biat, B. 34, Hds. 4187.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu’l-Cihad, B. 40, Hds. 2865.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2014, c. 19, sh. 310-318, Hds. 27224-27240.

12-Bkz. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Libâs, B. 4, Hds. 4031.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 18, sh. 289-290, Hds. 25927-25929.
Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2023, c. 11, sh. 428-429, Hds. 14109.
Beyhakî, Şuabu’l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 2, sh. 250, Hds. 1154.
Abdullah b. Mübarek, Kitabu’l-Cihad, çev. İshak Doğan, Konya, 2006, sh. 66, Hds. 103.

13-Bkz. Sünen-i Tirmizî, Kitabu İsti’zân ve’l-Âdâb, B. 7, Hds. 2835.
Not: Hadis-i şerifin devamında Rasulullah (s.a.s.):
“Yahudilere ve hıristiyanlara benzemeyin!” buyurmaktadır.
Celâleddin es-Suyutî, el-Câmiu’s-Sağîr min Âhâdisi’l-Beşîri’n-Nezîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2013, c. 3, sh. 404, Hds. 4899 (7679).

14-İskilipli Şehid Muhammed Âtıf Hoca, Frenk Mukallidliği ve Şapka, İst. 2015, sh. 16-20.

15-A’râf, 7/1-3.

16-Ra’d, 13/4.

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul