20 Mayıs 2026 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / / Dinin Allah’ın RasÛlü İçin Nasihat Oluşu
Dinin Allah’ın RasÛlü  İçin Nasihat Oluşu

Dinin Allah’ın RasÛlü İçin Nasihat Oluşu Süleyman Gülek

Nasihat; öğüt, akıl verme, yol gösterme, insanları doğru yola, kişiye faydalı olan şeylere iletmek, kötü ve zararlı davranışlardan uzaklaştırmak için söylenen söz. Yüce Allah Kur’ân’da “(Ey Resulüm!) Sen, öğüd ver çünkü öğüd ve nasihat mü’minlere fayda verir.”1 buyurmaktadır.
Peygamberimiz (s.a.s.), “Din nasihattir.” Sahabeler: kim için Ya Rasûlallah? diye sorunca; “Allah için, O’nun Kitabı için, Rasûlü için, mü’min yöneticiler (imamlar) ve bütün müslümanlar için.”2 buyurdular. Bu makalede, bu hadiste geçen “Dinin Allah’ın Rasûlü için nasihat oluşu” ile ilgili kısmını ele alacağız.
İslâm, Allah katından insanlığa gönderilen son din, Kur’an son kitap olduğu gibi, Rasûlullah (s.a.s.) de en son peygamberdir. Bir mü’minin Peygamber Efendimiz’le ilgili inancı şu esasları da ihtiva etmelidir. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Allah’ın elçisi olduğunu kalp ile tasdik, dil ile ikrar etmek. Allah Rasûlü’nün Kur’an ve sahih sünnetle getirip bildirdiklerine iman etmek. Onu sevip itaat etmeyi, Allah’ı sevip itaat etmek gibi kabul etmek... “Ey Muhammed de ki: “Allah’ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”3; 
“Peygambere itaat eden Allah’a itaat etmiş olur”4 gibi Kur’an âyetleri bunun delîlidir. Allah’ın Resû-lü’nü dost edinenleri dost, düşmanlarını düşman bilmek. Ehl-i beytini ve ashâbını sevmek, Hz. Pey-gamber’e inanmanın gerekleridir.
Hz. Peygamber’in sünnetini ihya edip hayata geçirmek, bid’attan ve bid’atçılardan kaçınmak, İslâm’ın davetini yeryüzüne yaymak, Hz. Peygam-
ber (s.a.s.)’in ahlâkıyla ahlâklanıp edebiyle edeplenmek gibi görev ve sorumluluklar, her Müslümanın hassasiyetle uyması gereken esaslardır. Belli başlılarını sıralamaya çalıştığımız bu prensipler, dinin, Allah’ın Rasûlü için nasihat oluşunun ne anlam ifade ettiğini ortaya koyar.5 

Bu açıklamalardan öne çıkan konuları, bazı başlıklar adı altında, kısaca izah etmeye çalışalım.
Sünnetin Önemi
Sözlükte “izlenen yol, yöntem örnek alınan uygulama, hayat tarzı, örf ve gelenek” mânalarındaki sünnet kelimesinin terim anlamı “Rasûlullah’ın söz, fiil veya tasvipleri (takrirleri)” şeklinde tanımlanır.6 Takrir Arapça’da onay demektir. Bu sebeple ‘Sünnet, Hz. Peygamber’in Allah’ın emirlerine uygun hareket etmek maksadıyla seçip yaşadığı hayat tarzı, gittiği yol’ demektir. Müslümanların, her sahada Hz. Peygamber (s.a.s)’i örnek edinmeleri gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s)’i örnek edinmek demek, O’nun sünnetine uymak demektir. Kısaca söylemek gerekirse sünnet; Hz. Peygamber (s.a.s.)’in hayat tarzıdır. Hayat tarzı, kişinin hayat anlayışının dışa vurmuş şekli demektir. Şu halde Peygamber (s.a.s)’in sünnetinin temelinde O’nun hayat anlayışı vardır.
Sünnet Hz. Peygamber’in dini yaşaması, uygulaması ve açıklamasıdır. Sahih Sünneti devre dışı bırakmak Hz. Peygamber’i devre dışı bırakmak anlamına gelir. Hz. Peygamber’in örnekliği olmadan da Müslümanca yaşamak mümkün değildir. Günümüzde bazı insanlar, mealcilik yaparak Kur’an adına sünneti yok saymaya, devre dışı bırakmaya kalkıyorlar. Bu tavır, öncelikle Kur’an’ın reddettiği bir tavırdır. Son Rasûl de diğer şerefli elçiler gibi, yalnızca mektup getiren postacı benzeri, yani sadece mesajı (vahyi) getirip haber veren kimse değildir. O, vahyi getirip haber verir, onu tebliğ etmek için çaba sarf eder ve o vahyi bizzat uygular. Daha doğrusu vahyin hedefini bizzat yaşayarak gösterir. Mü’minler O’na bakarak müslümanlığı nasıl yaşayacaklarını ve Allah’ın kendilerinden ne istediğini öğrenirler.
Dolayısıyla ‘’sünnet” kavramı: “Rasûlullah (s.a.s.)’-in davranış ve sözleriyle ortaya koyduğu Kur’an’ı yaşamak için örnek/model” diye en geniş mânâ-sıyla kullanılmalıdır. Kur’an’ı her konuda rehber, Hz. Peygamber’i de her konuda model ve örnek almadığı için toplum bin bir problemle karşı karşıyadır. Yani sünnet, Kur’an’ın evrensel planda Hz. Peygamber tarafından yorumlanması demektir. Peygamberimiz (s.a.s.)’e ait olduğu kesinleşen sünnet, dinin kaynağıdır, Müslümanları bağlar. Sünnet Kur’an’dan sonra dinin ikinci kaynağıdır. Sünnet, Kur’an’ın hayata aktarılmış biçimidir, Kur’an’ın pratize edilmiş halidir.
Kur’an ve Sünnet ayrılmaz bir bütündür. Dinimizin esasını teşkil eden Kur’an’ı, Peygamberimizin sünnetinden ayrı düşünmek imkânsızdır. Kur’an ile sünnet arasına mesafe koymak, “Kur’an bize yeter” diyerek sünnetin dindeki yerini hafife almak, Peygamberimizden bize ulaşan sahih bilgi hakkında şüphe uyandırmak, iyi niyetten uzak büyük bir vebaldir. Zira Kur’an’a iman eden Müslüman toplumların geleneği sünnet ile yoğrulmuş, İslâm medeniyetinin temelleri Kur’an ve sün- net üzerine kurulmuştur.
O halde, Peygamberimizi daha iyi tanıyalım, anlayalım ve O’nun sünnetini hayatımızda belirleyici bir rol üstlenmesini sağlayalım. Rasûlullah (s.a.s.)’e tâbi olmanın, onun sünnetine uymanın önemi âyetlerden açıkça anlaşılmaktadır: “(Ra-sûlüm) De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”7; “And olsun ki, Allah’ı(n rızâsını) ve âhiret günü(n saadetini) umanlar ve Allah’ı çokça ananlar için Allah’ın Rasûlü’nde, sizin için pek güzel örnek vardır.” 8
Hadislerden de sünnete uymanın gereği açıkça görülmektedir. Peygamber Efendimiz, hadis-i şerif- lerinde de en doğru yolun Allah’ın ve Rasû-lü’nün yolu olduğunu belirtmişlerdir: “Şüphesiz sözlerin en güzeli, Allah’ın kitabıdır. Yolların en doğ- rusu, Muhammed’in yoludur.”9 Peygamber Efendimiz (s.a.s.) bizleri şöyle uyarmıştır: “Size iki şey bırakıyorum, bunlara sımsıkı bağlandığınız müddetçe asla doğru yoldan sapmayacaksınız. Bunlar: Allah’ın kitabı ve Rasûlü’nün sünnetidir.”10 Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurur: “Her kim benim sünnetimden yüz çevirip işlemezse, o, benden de- ğildir!”11 Kur’an ve sünnete uygun yaşayanlar dün- ya ve âhirette onun faydasını görür, yani mutlu, huzurlu bir hayat yaşar.

Hz. Peygamber (s.a.s.)’i Sevmek
Allah Teâlâ yarattığı insanlar için en güzel bir yaşam şekli sunmuştur. Göndermiş olduğu kitaplar ve o kitapları insanlığı aktaran peygamberler aracılığı ile Yüce Allah, insanlığı hep dünya ve âhiret mutluluğuna çağırmıştır. En son gönderilen İslâm dini ve o dini tebliğ eden Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ilk gayesi insanları şirkten, küfürden kurtarmak ve ahlâklı bir toplum oluşturmak olmuştur.
Bu nedenle bir Müslüman Allah ve Rasûlü’nü her şeyden çok sevmelidir. Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa (s.a.s)’i sevmek, her mü’min üze- rine tam bir farizadır. Çünkü O’nu sevmek ve O’na tabi olmak bizi Allah’ı sevmeye sevkeder. Allah sevgisini O’na tabi olursak elde edebiliriz. Rabbimiz bu gerçeği şöyle buyurmuştur: “De ki: Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah, çok bağışlayıcı ve merhametlidir.”12 Tabii ki, Müslüman olarak Allah ve Rasûlü’nü çok sevmeliyiz, bu sevgimizin kuru bir iddiadan ibaret olmadığını göstermeliyiz.
Hz. Peygamber (s.a.s.)’e duyulan sevgi, her şeyden önce yüce Allah’ın bir emridir. Çünkü Rabbimiz Kur’ân-ı Kerim’de; “Mü’minler, Peygamber’i kendi nefislerinden çok sevmeleri gerekir...“13 buyurmaktadır. Bu durumu sevgili Peygamberimiz de: “Sizden birinize ben, annesinden, babasından, çocuklarından ve bütün insanlardan daha sevimli olmadığım müddetçe o kimse tam iman etmiş olamaz”14 buyurarak ifade etmiştir. Hz. Peygamber’i sevmek, her mü’min için en gerekli bir görevdir. Bu sevgi bir insanda gerçekleşmezse, o insan gerçek mü’min olamaz. Allah’ı sevmek, O’nun gönderdiği son Peygamber Hz. Muhammed Mus- tafa 
(s.a.s.)’e uymakla olur. Peygamber’i sevmek demek ise, onun izinden gitmek ve her işte onu örnek almak demektir.
Hz. Peygamber (s.a.s.)’i Örnek Almak
Hz. Peygamber (s.a.s.) hayatın her alanı için bizlere en güzel örnek ve model şahsiyettir. Yüce Allah, “And olsun ki, Allah’ı(n rızâsını) ve âhiret günü(n saâdetini) umanlar ve Allah’ı çokça ananlar için Allah’ın Rasûlü’nde, sizin için pek güzel örnek vardır.”15 buyurarak, Peygamberimizin her konuda örnek alınacak bir model şahsiyet olduğunu açık bir şekilde ifade etmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s), Kur’an’ın açık emriyle, kendisine uyulması ve hareketleri model alınması gereken en güzel örnek ve ideal bir şahsiyettir. İnsanlara dünya ve âhirette mutlu olmanın aydınlık yolunu gösteren Peygamberimiz, öğrettiği inanç, ibadet ve ahlâk ilkelerini kendisi uygulayarak en güzel model olmuştur. “Rasûl, Rabbinden kendisine indirilen (Kur’an)’a iman etti, mü’minler de (iman ettiler).”16
Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Allah’ım! Sana teslim oldum, ben sana inandım, sana sığındım. Yüzümü gönlümü ana çevirdim.”17; “Allah’a yemin olsun ki, ben sizin, Allah’tan en çok korkanınız ve en çok takvâlı (kaliteli) olanınız bulunmaktayım.”18 “Ölüm sana gelinceye kadar Rabbine ibadet et”19 buyruğunun en güzel uygulayıcısı olan Hz. Muhammed (s.a.s.) iman, ibadet, ahlâk ve hayatın her alanında bizlere en güzel örnektir. Günümüz insanı, Peygamberimizi örnek almayı, onun gibi eş, onun gibi baba, onun gibi komşu, kısaca hayatın her alanında onun gibi iyi bir şahsiyet olmak şeklinde anladığı ve bunu gerçekleştirmeye koyulduğu zaman, dünya ve âhiret hayatı huzur içerisinde olacaktır.
Allah’a ve Rasûlü’ne İtaat Etmek
Yüce Allah şöyle buyurur: “De ki, Allah’a ve Pey-gamber’e itaat edin! Eğer aksine giderlerse, şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.”20; “Peygamber size neyi getirmiş ve emretmişse, onu alın (yapın); neyi yasaklamış ise, ondan sakının”21; “Kim Peygambere itâat ederse, gerçekte Allah’a itâat etmiştir.”22; “İşte bütün bu hükümler, Allah’ın koyduğu hükümler ve çizdiği sınırlardır. Kim Allah’a ve Peygamberine itâat ederse Allah onu altlarından ırmaklar akan cennetlere koyar. Onlar, orada ebedî olarak kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş budur. Kim de Allah’a ve Peygamberine isyan eder ve Allah’ın koyduğu sınırları aşarsa Allah onu da ebedî kalacağı cehennem ateşine koyar. Onun için alçaltıcı bir azab vardır”23 anlamındaki âyetler ile de Yüce Allah, Peygamberimizin kıyamete kadar bütün insanlara örnek ve model olacağını vurgulamıştır.
Hz. Peygamber’e iman, O’nu örnek ve önder kabul edip O’na itaat etmek içindir. Hz. Peygamber’i her konuda örnek almak, bir Müslüman için öncelikli dinî bir görev durumundadır. Allah’a ve Rasûlüne iman ve itaat eden Müslüman kişi, önce doğru bir inanca sahip, tevhidi özümsemiş olmalı; şirkten, küfürden, bid’at ve hurâfelerden, uzak bir kişiliğe bürünmeli ve güzel ahlak sahibi olmalı. Dünya ve ahiret saadeti için Hz. Peygamberi her konuda örnek almalıyız ve İslâmî anlayış ve yaşayış içersinde olmaya özen göstermeliyiz.
Hz. Peygamber (s.a.s.)’in Ahlakıyla Ahlaklanmak
Hz. Peygamber (s.a.s.), insanların en ahlâklı olanıdır. Enes (r.a.) şöyle der: “Rasûlullah (s.a.s.) insanların en güzel ahlâklısı idi.”24 Hz. Peygamber (s.a.s.) güzel ahlâka sahipti ve her türlü kötü davranışlardan uzaktı. O, iyi ahlâkın bütün özelliklerini üzerinde taşıyan ve herkes için mükemmel bir örnektir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.), doğru, dürüst ve güvenilir bir şahsiyetti. Tevhidin son elçisi Hz. Peygamber (s.a.s.)’in de ilk gayesi insanları şirkten, küfürden kurtarmak ve ahlâklı bir toplum oluşturmak olmuştur. Nitekim Rasûlullah (s.a.s.)’in nasıl bir ahlâka sahip olduğunu soran Hz. Urve b. Hişam’a, Hz. Âişe (r.anha) vâlidemiz şöyle cevap vermiştir: “Rasûlullah (s.a.s.)’in ahlâ-kı Kur’an’dı.”25 Görüldüğü gibi, Hz. Peygamber’in ahlâkı Kur’an’dı. Kur’an’da anlatılan ahlâkî meziyetlerin hepsi onda mevcuttu. O, Kur’an’ın emrettiği bütün hususları en güzel şekilde yapmış, yasakladığı bütün kötülüklerden ve günahlardan da sakınmıştır.
Allah Teâlâ: “Ve Sen (Rasûlüm); büyük bir ahlâk üzerindesin”26 diye övdüğü önderimiz Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyuruyor: “Ben ancak ahlâ- kın güzelliklerini tamamlamak için gönderildim.”27 Hz. Peygamber (s.a.s.)’e; “Allah’a, kullarından en sevimli olan hangisidir?” dediler. Rasûlullah (s.a.s.): “Ahlâkı en güzel olandır” buyurdu.28 Rasûlul- lah (s.a.s.)’in sözlerinde ve hareketlerinde hiçbir çirkinlik bulunmadığı gibi, çirkin olan hiçbir şeye de özenmezdi. Peygamberimiz şöyle buyururdu: “Hayırlınız, ahlâkı güzel olanınızdır.”29 “Her kimi yaptığı iyilik sevindirir ve kötülük (günah) üzerse, o kimse (olgun) mü’mindir.”30 Rasûlullah (s.a.s.) şöyle duâ ederdi: “Allah’ım! Kötü ahlâklı olmaktan, çirkin (günah ve haram olan) işler yapmaktan ve yanlış inançlara sapmaktan (şirk koşmaktan) sana sığınırım.”31
Hz. Âişe (r. anha)’den Rasûlullah (s.a.s.) şöyle duâ ederdi: “Allah’ım, vücûd yapımı güzel yaptığın gibi, ahlâkımı da güzelleştir.”32 Bu nedenle ahlâk konusunda da insanlara en güzel örnek ve model şahsiyet; Hz. Muhammed (s.a.s.)’dir. Dünya ve âhi- ret mutluluğu için, O’nu bütün yönleriyle anlayıp model almaya çalışmalıyız. Hz. Peygamber (s.a.s.) hayatın her alanı için bizlere en güzel örnek ve model şahsiyettir. Bu nedenle Hz. Peygam-
ber (s.a.s.)’in ahlâkıyla ahlaklanmak gerekir. İs-lâm’ın özü tevhid. Tevhid; birlemek, bir Allah’tan başka ilâh olmadığına inanmak demektir. Tevhid ile ahlâk içiçedir. Tavhid güzel ahlâklı olmayı gerektirir. Müslüman kişi, öncelikle doğru inanç, ibadet ve güzel ahlâk sahibi olmalıdır. İman ve tevhidden sonra Müslümanda olması gereken en önemli haslet ibadet ve güzel ahlâktır.
Davet Görevi
İslâmî kavram olarak ‘davet’; İslâm’a, Allah’a ve O’na kulluğa bir çağrıyı ve İslâm’ı insanlara anlatarak benimsetmeyi ve uygulanmasını sağlamayı ifade eder. Davet, tebliğ, Hz. Âdem’le başlamış, öneminden hiçbir şey kaybetmeden günümüze kadar gelmiştir. Kur’an’da şöyle buyrulur: “Rabbine davet et.”33 “Hikmetle, güzel öğütle Rabbinin yoluna çağır.”34 buyurarak inananlara davet görevi bildirilmiştir. Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “(İnsanları) Allah’a çağıran, iyi iş yapan ve ‘Ben müslümanlardanım’ diyenden daha güzel sözlü kim olabilir?”35 “İşte bunun için (Allah’a) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”36 Bu ifadeler davetçinin davet ettiği şey ile amel etmesinin da- vetten bir parça olduğunu göstermektedir. Bu ayrıntılara çok dikkat etmemiz gerekmektedir. Çünkü İslâm’ın varlığını sağlayan davet olmadan İslâm’ın etkin bir şekilde varlığından bahsetmek mümkün olmaz.
Peygamberlerin ayrılmaz vasıflarından biri de da- vettir, tebliğdir. Onlar, Allah’tan aldıkları emir ve yasakları insanlara ulaştırma ve yeryüzünde O’nun râzı olacağı bir hayatın yaşanması adına azamî gayret sarfetmişlerdir. Çünkü bütün peygamberlerin görevi tebliğdir, nasihattir. Nasihat İslâmî davetin bir parçasıdır. İnsanları Allah’a ve O’na kulluk yapmaya davet edenler, bir anlamda onlara ‘nasihat’ ediyorlar demektir. İnsanlar, tabiatları gereği her zaman irşad ve davete, öğüt ve nasihate muhtaçtırlar. İyiliği anlatmak ve kötülükten sakındırmak İslâm toplumunun inşa sürecinde temel amaç ve vazgeçilmez unsurdur. Davet sorumluluğu taşıyan birey her konuda titiz olmalı, ihmalkâr davranmamalı sabır ve metanet ehli ol- malıdır.
Müslüman birey, insanların ıslahı için çaba sarfetmenin, yeryüzünde tevhid ve adaletin hâkim olması için mücadele etmenin sorumluluğunun farkında olmalı, bu sorumluluğun da iyiliği anlatıp kötülükten sakındırmak olduğunu en güzel şekli ile ortaya koymalıdır. Davetçi, öncelikle doğru inanç, ibadet ve güzel ahlâk sahibi olmalı. İman ve tevhidden sonra davetçide olması gereken en önemli haslet güzel ahlâktır. Güzel ahlâklı olabilmek için öncelikle kuvvetli bir imana sahip olmalı, şirkten, küfürden, bid’at ve hurafelerden uzak durmalı ve tevhid bilinciyle hareket edilmelidir. Çünkü davetçinin en büyük imkânı, imanı ve sâlih amelidir, güzel davranıştır. Bu nedenle İslâm’ı doğru bir şekilde öğrenmeli, yaşamalı ve davet ve tebliğ görevini en iyi şekilde yapmaya gayret etmeli. Zira Peygamberimizi her konuda örnek alırsak dünyamız mutlu, ahiretimiz de cennet olur!
Zariyat, 51/55.
Müslim, İman 95; Ebû Dâvud, Edeb 67; Dârimî, Rikak 41.
Âl-i İmrân, 3/ 31.
Nisâ, 4/80.
M. Yaşar Kandemir, vdğ, Riyazü’s-Salihin, Erkam Yay., c. 2, s. 70-71.
Murteza Bedir, “Sünnet”, TDV İslam Ansiklopedisi, c. 38, s. 150.
Âl-i İmrân, 3/31.
Ahzâb, 33/21.
Buhârî, Edeb 70.
Mâlik, Muvatta, Kitabu’l-Kader, Hds. 3.
Buhârî, Nikâh 1, (1); Müslim, Nikâh, 1, (5); Neseî, Nikâh 1, (3203).
Âl-i İmrân 3/31.
Ahzâb, 33/6.
Buhârî, İman 7; Müslim, İman, 16; Nesaî, İman 19.
Ahzâb, 33/21.
Bakara, 2/285.
Müslim, Zikir 67; Buhârî, Teheccüd 1, Tevhîd 7, 8, 24, 35.
Buhârî, Nikâh 1; Müslim, Nikâh 5.
Hicr, 15/99.
Âl-i İmrân, 3/32.
Haşr, 59/7.
Nisâ, 4/80.
Nisâ, 4/13-14.
Buhârî, Edeb 112; Müslim, Mesâcid 267, Edeb 30; Ebû Dâvûd, Edeb 1.
Müslim, Müsâfirîn 139; Ebû Dâvud, Tatavvu 26.
Kalem, 68/4.
Mâlik, Muvatta, Hulk 8.
İmam Hafız el-Munzirî, Terğib ve Terhib, Terc., c. 5, s. 264, Hds. 25.
Buhârî, Menâkıb 23; Müslim, Fezâil 68; Tirmizî, Birr 47, 69.
Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 1, s. 18.
Tirmizî, Daavât 126.
İmam Hafız el-Munzirî, Terğib ve Terhib, c. 5, s. 267, Hds. 32.
Kasas, 28/87.
Nahl, 16/125.
Fussilet, 41/33.
Şurâ, 42/15.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul