13 Nisan 2026 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / / Aksa Tufanı’nın Bir Yılı
Aksa Tufanı’nın Bir Yılı

Aksa Tufanı’nın Bir Yılı Ahmet Varol

Filistin direnişinin 7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirdiği eylemle işgale karşı mücadelesinde kararlılığını bir kez daha ortaya koyması, Siyonist işgalcilere, gayri meşru bir şekilde işgal ettikleri Filistin topraklarının hiçbir zaman kendileri için “güven ve istikrar” içinde yaşayabilecekleri bir “vatan toprağı” olamayacağı, işgale karşı direniş ateşinin de asla sönmeyeceği gerçeğini bir kez daha ve gür bir sesle haykırmasıdır.
Buna karşılık Siyonist işgal güçlerinin ve onların arkasında duran küresel emperyalist güçlerin savaşın ahlakına ve hukukuna göre değil, insani değerlere tümüyle aykırı bir şekilde soykırım savaşına başvurmaları ise bu topraklarda kalma konusundaki inatçılıklarını gösterme amacı taşımaktadır.
Filistin topraklarında gerek direnişin ve gerekse işgalin uzun soluklu olmasının iki temel sebebi de budur.
İsrail sadece, Yahudilere “ana yurda dönüş” idealinin fikri çerçevesinin oluşturulması olarak yut-turulan, gerçekte ise Yahudi toplumunda çok önceden şekillendirilmiş ve Tanrıyı bile “İsrail oğullarına özel” kılan ırkçı anlayışın değerlendirilmesi amacıyla şekillendirilmiş olan Siyonist ideolojinin değil Batı emperyalizminin bir ortak projesidir. Aynı zamanda “İsrail” işgal rejimi Batı emperyalizminin İslam dünyasıyla ilgili politikalarının takibi açısından önemli bir konumda görülmektedir. O yüzden onu kaybetmemek için sürdürdüğü savaşta, savunduğunu ileri sürdüğü tüm değerleri ayaklar altına almaktan çekinmemektedir. Siyonist işgal rejiminin korunması için sürdürülen savaş da sadece işgalci Siyonistlerin değil Batı emperyalizminin tüm unsurlarının ortak savaşıdır.
Buna karşılık Filistin halkının işgal edilmiş topraklarını kurtarabilmek ve gasp edilmiş haklarını geri almak amacıyla sürdürülen direniş de büyük fedakarlıkları göze alarak kararlılık sergilemiştir. Bundan dolayıdır ki İngiliz emperyalizminin İslam dünyasının değişik bölgeleriyle ilgili siyasi ve stratejik projeleri belli bir zaman süreci içinde tuttuğu ve oturduğu halde Filistin’le ilgili projesi bugün hâlâ istikrara kavuşamamıştır. Bu projesinin tamamen bozulmasının ise İngiliz emperyalizminin İslam dünyasının diğer bölgeleriyle ilgili projelerinin de bozulmasına ve Müslüman halkların yeniden toparlanarak kendi kimliklerine ve değerlerine geri dönmelerine vesile olacağından endişe edilmektedir. İşte bundan dolayıdır ki Batı emperyalizmi Siyonist işgalin devam etmesi için her türlü çirkefliği, vahşeti, saldırganlığı göze alarak katliamlar, yıkımlar gerçekleştirmekten çekinmiyor. Aksa Tufanı karşısında büyük bir sarsıntı yaşayan Siyonist işgal rejiminin kendi geleceğiyle ilgili ciddi endişeye kapılması sebebiyle ABD ve bazı Avrupa ülkeleriyle ittifak ve işbirliği içinde başlattığı soykırım savaşının bir yılı da bu gerçeği bütün çıplaklığıyla gözlerimizin önüne sermiş durumdadır.
Ama biz inanıyoruz ki Siyonizmin ve onun arkasında duran küresel Batı emperyalizminin bu derece azgınlaşması ve ileri gitmesi yine de Filis- tin’de direniş ateşini söndüremeyecek ve Siyonist işgalciler gayri meşru bir şekilde hakimiyet sürdürdükleri topraklarda asla güven ve istikrara kavuşamayacaklardır. Yüce Allah, İsrailoğullarına azgınlıkta ileri gitmeleri durumunda onları geçmişte olduğu gibi çok şiddetli bir şekilde cezalandıracağını haber veriyor ve Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşir. Ama tarihteki örneklerinden de anlaşıldığı üzere değişim süreçleri her zaman çok kısa süre içinde gerçekleşmiyor. Ayrıca Yüce Allah vaadini her zaman olağanüstü bir olayla gerçekleştirmiyor. Çoğu zaman tabii gelişmeler sürecinde ve insanların normal süreç içinde geliştiğini düşündükleri olaylar çerçevesinde sebepleri oluşturarak ve insanları hazırlayarak, hadiselerin doğal akışı içinde sonuca doğru ilerlemelerini sağlayarak gerçekleştiriyor. Bu da sebeplere ve irtibatlı unsurların durumlarına bağlı olarak bazen uzun sürebiliyor.
Filistin’deki süreçte de sonuca doğru ilerlenmesini zorlaştıran iki önemli etken var. Bir tarafta çağın en yıkıcı askeri güçlerine sahip emperyalist güçler ittifak kurmuş durumdalar; Yahudi ırkçılığını kullanarak kurdurdukları Siyonist işgal rejimine sahip çıkmayı önemsiyor ve onu kaybetmenin İslam coğrafyasıyla ilgili politikaların tümünün bozulması sonucunu doğurabileceğinden endişe ediyorlar. Üstelik bunların Allah’a karşı hesap verme gibi bir korkuları olmadığından kendi çıkarları için bütün insani değerleri ayaklar altına alarak vahşette, azgınlıkta çok ileri gidebiliyorlar. Diğer tarafta da Siyonist işgalciye teslim olmayı, haklarından vazgeçmeyi ölümden tehlikeli olarak gören ve izzetine, haklarına yeniden kavuşması için ölümü de göze alma pahasına direnişin sürdürülmesi gerektiğine inanan kararlı bir direniş cephesi var.
Ancak Siyonist katillerin ve onların arkasında duran küresel emperyalizmin karşısında böyle bir mücadelenin sürdürülmesi elbette Yüce Allah’ın yardımıyla mümkün olabilmektedir. Eğer ki ilahi yardım olmasaydı böylesine korkunç bir vahşet karşısında böylesine uzun soluklu bir mücadelenin sürdürülmesi mümkün değildi. Yüce Allah, geçmişin Firavunları tarafından zulme maruz kalanların soyundan gelmenin kendilerini “ayrıcalıklı” kıldığını düşünürken, Hitler’in katliamlarını yıllardan beri ekonomik, siyasi ve kültürel yönden sömürü aracı olarak kullanırken, çağın en azgın Firavunlarıyla işbirliği yaparak kundaktaki bebekleri onları kucaklarında taşıyan anneleriyle birlikte katletmek suretiyle Hitler’i vahşette hayli geride bırakan Siyonist canavarlara karşı vaadini gerçekleştirecek. Ama O’nun vaadi gökten azap gönderilmesi suretiyle değil insanların, doğal süreç içinde tahakkuk ettiğini düşündükleri olaylarla ve sebeplerin oluşturulması suretiyle gerçekleşecek. O yüzden Allah bu topraklarda direniş ateşinin sönmemesini istiyor ve sebepleri de yaratıyor. Birçokları belki farkına varmıyor ama bu sebeplerin oluşması da ilahi yardımla oluyor. Eğer ilahi yardım olmasaydı, İslam dünyasının bu derece ihmal ettiği mustazaflar topluluğunun, çağın en güçlü ordularına sahip küresel güçlerin her yönden desteklediği ve korkunç vahşi uygulamalara başvuran bir ordu karşısında direnmesi mümkün olamazdı.
Bu çerçevede şunu özellikle belirtelim ki Filistin topraklarını işgal altında tutanlara karşı bağımsızlık ve hak mücadelesi İngiliz işgali döneminden beri devam etmektedir. 1935’te Şeyh İzzettin Kassam’ın öncülüğünde yürütülen mücadelenin amacı Filistin toprakları üzerindeki İngiliz işgaline karşı cihad ruhunu canlandırmak ve mücadele azmini canlı tutmaktı. 1936’de Ku-
düs Müftüsü Emin el-Hüseyni’nin başlattığı boykot hareketi, tam İngilizleri çekilmeye zorlama aşamasına geldiği sırada birilerinin devreye girmesi, İngilizlerin Yahudi göçünü durdurma sözü verme oyunu oynaması ve böylece boykotun kırılması sebebiyle amacına ulaşamadan sona ermiştir. Oysa İngiliz işgalcilerin sözlerinde durmayacakları ve onları taahhütlerine uymaya zorlayacak bir baskı gücünün de oluşturulmadığı tahmin edilen bir şeydi.
İngiliz işgalcilerin normalde yasakladığı, ama perde arkasından desteklediği ve silahlandırdığı Siyonist terör örgütlerinin 1948’de “İsrail” adında bir işgal devleti ilan etmeleri üzerine Şeyh Abdülkadir el-Hüseyni’nin başkanlığında başlatılan cihadın amacına ulaşması ise Ürdün’de yine İngiliz emperyalizminin gözetiminde kurdurulan başında da şimdiki Kral Abdullah’ın dedesinin babası olan Kral Abdullah’ın bulunduğu ihanet rejiminin devreye girmesiyle engellendi. Ama Filistin halkı işgale karşı mücadele için çalışmaya ve örgütlenmeye devam etti. Bu amaçla muhtelif direniş örgütleri oluşturuldu ve bunlar o zaman henüz Ürdün yönetiminin hakimiyetinde olan Batı Şeria bölgesinden işgal hedeflerine yönelik saldırılar gerçekleştirdiler. 1967 Haziran’ında Ürdün ordusu hiçbir direniş göstermeden buraları işgalci Siyonistlere teslim etti. Bölgenin Siyonistlerin hakimiyetine geçmesi üzerine direnişçiler de Ürdün topraklarına çekilerek oradan eylemlerini sürdürdüler. Bunun üzerine Ürdün 
Kralı Hüseyin’e Amerikan emperyalizmi tarafından verilen, “FKÖ militanlarını Ürdün’den çıkarması” talimatı üzerine o da uyduruk bir bahaneyle 1970’te Kara Eylül Hareketi’ni başlattı ve çok sayıda militanı öldürdü. Kalanları da Lübnan’a sürgün etti.
İşgal rejimi artık Filistin direnişinden kurtulduğunu sanıyordu ama FKÖ militanları bu kez Lübnan topraklarından işgalcileri hedef alan saldırılar gerçekleştirdiler. Bu eylemler karşısında zorlanan Siyonistler Lübnan’daki Hıristiyan Falanjist Parti’yle işbirliği yaparak 1982’de bu ülkenin güney kesimini ve başkenti olan Beyrut şehrini işgal ettiler. Üç yıl süren çatışmaların ardından 1985’te FKÖ’yü silahlarını teslim etmeyi ve askeri elemanlarını da Lübnan’dan çıkarmayı kabul eden bir anlaşmaya zorlamayı başardılar.
İşgal rejimi artık Filistin direnişini bitirdiğini ve işgal ettiği topraklarda egemenliğini kalıcı hale getirdiğini düşünüyordu ki 1987’nin Aralık ayında, bu kez İslami hareketin öncülüğünde intifada adı verilen ve bir anda işgal altındaki bütün Filistin topraklarını saran halk hareketi başladı. İslami hareket bu direnişi organize etmek amacıyla aynı zamanda İslami Direniş Hareketi kısaca HAMAS adını verdiği bir teşkilat kurdu.
İntifada karşısında ciddi şekilde zorlanan işgal rejimi bu kez FKÖ ile irtibata geçerek sözde bir Özerk Yönetim kurma karşılığında intifadayı bitirmesini istedi. Ne yazık ki o zaman FKÖ’nün başında olan Yasir Arafat birtakım siyasi hesap ve beklentilerle işgal rejiminin ve onun arkasındaki ABD’nin gösterdiği seraba kolay aldandı.
Ama İslami direniş bunun oyun olduğunun farkındaydı ve işgal rejimini tanımama konusundaki kararlılığından vazgeçmedi.
İşgal rejimi içeride İslami direnişi sıkıştırmak için bir yandan Filistin Yönetimi’yle güvenlik işbirliği anlaşması yaparken bir yandan da Arap dünyasında kendini meşrulaştırmak amacıyla ABD’nin de diplomatik desteğinden yararlanarak bir “nor-
malleşme süreci” başlattı.
İşgal rejimi normalleşme sürecinde epey ilerleme kaydettiğini ve artık kalıcı hale gelmesi için şartların oluştuğunu düşünüyordu ki Filistin direnişi Aksa Tufanı adını verdiği bir mücadeleyi başlattı. Böylece işgal rejiminin bütün hesapları alt üst oldu. Maruz kaldığı durum karşısında akli muhakemesini kaybeden işgalci Siyonist ABD’nin de yönlendirmeleriyle, kendi güvenlik elemanlarından esir alınanların hayatlarını da teh-
likeye atarak çok geniş çaplı bir saldırı başlattı. Bu saldırı karşısında ağır bedel ödemek zorunda kalan Gazze halkının ve buradaki direnişin teslim olmamaktaki kararlılığı Siyonist işgalcilere ve Batı emperyalizmine buradaki direniş ateşini söndürmelerinin kolay olamayacağını bir kez da-
ha haykırmıştır.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul