20 Mayıs 2026 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / / Çocuk Ve Ekran Maruziyeti
Çocuk Ve Ekran Maruziyeti

Çocuk Ve Ekran Maruziyeti Şeyda Kırcal

Yaşadığımız dönemde çocuk eğitimi incelemelerinin vazgeçilmez konusu olan “Ekran Maruziyeti” farklı yaş gruplarında, farklı problemlere yol açabilmektedir. Çeşitli hastalıkların ortaya çıkışından tutun da, aile içi iletişim eksikliği ve siber zorbalığa kadar uzayan oldukça derin bir problemdir. Günümüz erken çocukluk dönemi, çocukluk dönemi ve ergenlik dönemi problemlerini incelerken, ister istemez ekran maruziyeti konusu araştırmalara dahil edilmiş ve hem ülke içi, hem ülke dışı çeşitli anketler yıllarca sürdürülerek durumun ciddiyeti analiz edilmiştir.
Birçok konuda olduğu gibi, ekran maruziyeti konu-
sunda da, farklı ebeveyn tutumları, farklı problemlere yol açabilmektedir. Araştırmalar ince- lendiğinde birçok problemin dayanağının, aile içi iletişim eksikliği olduğu görülmekle birlikte, ki-mi problem de ekran kullanımının zararlarını bilmemekten kaynaklı, çocuk yetiştirme evresinde karşılaşılan zorlukları hafifletmeyi amaçlayan kul-
lanımlardır.
Teknoloji, ekrandan ibaret olmamakla birlikte, artık hayatımızın her alanında aktif biçimde yer almaktadır. Nasıl ki teknoloji düşmanlığı, oldukça yersiz bir davranış olarak görülüyorsa, bilinçsiz teknoloji kullanımı çocukları geri dönülmez hatalara sürükleyebilmektedir. Yahud erken çocukluk döneminde, kimi hastalıklara zemin hazırlamakta ve erken çocukluk dönemini bir hayli zorlaştırmaktadır. Teknolojinin hayatımızın birçok alanına yerleşmesiyle iş yükünü hafiflettiği gerçeği yadsınamaz. Ancak bir yaratılmış olarak insanın fonksiyonelliğini, süreç içerisinde azalttığı dolayısıyla tembelleştirip hantallaştırdığı gerçeği de göz ardı edilemez.
Bu, biraz da kişinin elinde olmakla birlikte erken çocukluk dönemi bunu yönetebilecek iradeye ve benlik bilincine sahip değildir. Haliyle bir ebeveyn gözetimi ve denetimi şarttır. Hattâ bu çağda çocuğun ebeveyni üzerindeki hakkıdır de- mek, haksız bir tutum olmayacaktır.
Bebeklik dönemi ekran maruziyetinin mevcudiyetini incelerken karşımıza, ebeveynlerin ekran tüketiminin, bebekler ve çocuklar üzerindeki etkisi çıkmaktadır. Hattâ annelerin hamilelik dönemlerinde, bebeğin gelişimi için tıpkı diğer zararlı tüketimlerin azaltılması ya da kullanılmama-sının önerilmesi gibi ekran tüketimine de dikkat edilmesi gerektiği ve hem annenin maneviyatını kuvvetlendirmek, hem de bebeğin gelişimini olumlu etkilemek için daha çok Kur’ân okuması, daha fazla nafile namazlar kılması tavsiye edilmektedir. Bununla birlikte doğumdan öncesinde başlayan anne ve bebek arasındaki bağı, doğumdan sonra kuvvetlendirmek için, doğ-
duğu gün itibariyle iletişim hâlinde kalınarak zi-
hinsel ve fiziksel gelişimin de desteklenmesi gerekmektedir.
“Amerika’daki Los Angeles Üniversitesi ile Danimarka’daki Aarhus Üniversitesi tarafından yapılan geniş kapsamlı diğer bir araştırma sonucuna göre de hamilelik esnasında kullanılan cep telefonları doğacak çocukta davranış bozukluklarına yol açıyor. Araştırmayı yürüten bilim adamları, 1990’ların sonunda doğan 13 bin çocuk üzerinde deney yapmışlar. Araştırma sonuçlarına göre, hamileyken günde 2-3 defa cep telefonu kullananlarda, davranış bozukluğu yaşayan çocuk ihtimali %54 yükseliyor. Risk, çocuk cep telefonuyla 7 yaşından evvel tanışırsa %80’lere çıkıyor. Çocukların karşı karşıya bulunduğu diğer risk yüzdeleri ise şöyle: 
Çevresiyle uyum bozukluğu %49, hiperaktivite %35, arkadaşlarıyla iletişim problemleri yaşama %34 ve duygusal, psikolojik problem yaşama riski %25.”
Yeni doğan ile temas hâlinde olmak kadar konuşmak, hikâye anlatmak, kitap okumak, ayına ve yaşına uygun oyunlar oynamak da bebeğin zihinsel gelişimi için oldukça önemlidir. Annenin ekran başında geçirdiği süre, bebeği ile etkileşimini doğrudan azaltmakta ve az etkileşim kurulan bebekte gelişim geriliği görülebilmektedir. İlerleyen süreçte annenin rol model oluşuyla, bebekte ekrana duyulan ilginin artması sonucu, ekran maruziyeti kaçınılmaz bir hâl almaktadır. Dolayısıyla daha bebeklik döneminde başlayan ekran maruziyetinin etkisi, zamanla dil gelişim geriliği olarak da kendisini belli edebilmektedir.
“Duch ve arkadaşlarının çalışmasında annenin televizyon izleme zamanı, ev içi bilişsel uyarıların çocuklarda konuşmada etkili olduğu ve annenin ekran ile geçirdiği zaman arttıkça çocuklarının da ekran maruziyeti arttığı belirtilmiştir. Duch ve arkadaşlarının 119 süt çocuğu ile yaptıkları başka çalışmada, çocukların ekran maruziyet süresinin ortalama 3,29 saat olduğu ve televizyon karşısında 2 saatten fazla zaman geçirenlerde düşük iletişim skoru saptandığı bildirilmiştir.”
“Avrupa Çevrim içi Çocuklar (EU Kids Online) proje grubunun yaptığı araştırmanın sonuçları, 2010’-dan 2015’e kadar Türkiye’de çevrim içi cihaz kullanan çocukların sayısının iki kat arttığını ve interneti ilk kullanım yaşının beş yaştan iki yaşa indiğini göstermektedir. ”
Uzun süre ekran başında kalmak, dikkat sorunları, saldırgan davranışlar, yeme bozukluğu sebebiyle obezite ve uyku sorunları ile ilişkilendirilmiştir. Ekran başında hareketsiz çok fazla zaman geçirilmesi ile gelişim çağındaki çocuklarda kas hareketleri, ince ve kaba motor gelişimleri olumsuz etkilenmektedir, el ve göz koordinasyonu bozulmaktadır. İşbirliği içerisine giremeyen çocuklarda paylaşım becerisi gelişmemekte, sorumluluk alma becerisi olumsuz yönde etkilenen çocukların duygusal yönden gelişimleri risk altında kalmaktadır.
Bir anne, çizgi-film eşliğinde bebeğini doyurabilmeyi isterken, esasında yemek esnasında bilinçsizce yemeyi öğretebilmektedir. Bazı çocuklar bu durumda doyduğunu dahi fark edememekte ve bilinçsizce yeme eylemine devam edebilmektedir. Yemek anları, aile içi iletişim için oldukça önemlidir. Özellikle ebeveynler için çeşitli fırsatlar sunabilmektedir. Bu fırsatları yakalamak ve çocuklarla etkileşim hâlinde olmak, gelişimleri için oldukça önemlidir. Ancak aileler, bu fırsatları yakalamak için çaba sarf etmeyebilmektedirler. Aşağıdaki örnek, aynı yemek vaktinin farklı dakikalarında, çocuk tarafından sarf edilen cümleleri ele almaktadır:
- Bak anne çokunu bitiriyorum, azıcık kaldı.
- Bir kaşık, iki kaşık….
- Bak anne, böyle böyle tabağımın yarısını bitirdim. Yarısı kaldı.
 Bu örnekte çocuk farklı zamanlarda matematiksel bir dil kullanmış ve annesine seslenerek
etkileşim başlatmaya çalışmıştır. Anne, çocuğun girişimlerine karşılık vermemiş, “çokunu” gibi yanlış kullanımları da düzeltmemiştir. Bazı anneler, ise çocukla etkileşime girerek onu desteklemekte dahası bu etkileşimleri kendileri başlatmaktadır.
“İster doğrudan, ister arka planda olsun yemek rutinlerinde ekran kullanımı olumsuz beslenme alış- kanları riskini arttırarak yüksek kilo ve obezite gibi beslenme problemleri ve çocukta davranış prob
lemleriyle ilişkilendirilmesinin yanı sıra, ebeveyn- çocuk etkileşimini de azaltmaktadır. Ne var ki ekran kullanımı ile yemek atmosferi ve yiyecek tüketimi arasında olumsuz ilişki bulunmasına rağmen çocuğun kilosu ile ilişkisiz olduğu sonucuna ulaşılan araştırmalar da mevcuttur.”
Sofra başında muhabbetten hiç hoşlanmayan, özellikle de çocukların çabuk çabuk yiyip biran önce sofradan kalkmasını isteyen yetişkinler, günümüzde de görülebilmektedir. Ancak biz, Allah Rasûlü (s.a.s.)’in hadislerinden görüyoruz ki sofralarımız, evlatlarımız için bir Adâb-ı muaşeret dersi niteliğindedir. Bazı anneler, sofra adabı verebilme imkânını kendi elleriyle geri itmekte ve devamında sofra adabı bilmediği için çocuklarına kızabilmektedirler. Ancak bir çocuğun ye-
mek esnasında nasıl davranacağını öğrendiği yer, ekran karşısında zorla ağıza tıkılarak yedirilen yemek değil, az ve öz de olsa ailesi ile birlikte soh-
bet eşliğinde yediği yemektir. Aşağıdaki hadis, bu konuda çok güzel bir örnektir:
Ömer b. Ebî Seleme (r.a.) anlatıyor:
“Resûlullah’ın himâyesinde yetişen bir çocuktum. 
Yemek yerken elim, tabağın her yanına giderdi. Bunun üzerine Efendimiz bana şöyle buyurdu:
“Yavrum, besmele çek, sağ elinle ve hep önünden ye!”
Görüyoruz ki, çocuğumuzun rahatsız olduğumuz davranışını görmemek için çabalamak yerine, yeri ve zamanını bilip etkileşimde kalabileceğimiz, doğrusunu öğretebileceğimiz şartlarımızı oluşturmamız gerekmektedir.
Çocukların büyükleriyle birlikte yemek sofralarında bir arada bulunması Rasûlullah (s.a.s)’in sünnetidir. Rasûlullah (s.a.s.)’in hem ilim meclislerinde, hem de sofralarında çocuklar hep varlığını sürdürmüş ve Rasûlullah (s.a.s.), onların hakkını bir yetişkin hakkıyla eş değer görmüştür:
Sehl bin Sa’d’ın (r.a.) naklettiği bir rivâyet de şöyledir:
Rasûlullah’a (s.a.s) bir içecek getirilmişti. Ondan bir miktar içti. Bu esnada sağ tarafında bir çocuk, sol tarafında ise ashâbın büyüklerinden yaşlı kim-
seler oturuyordu. Peygamberimiz (s.a.s), sağındaki çocuğa, derecesine erilmez bir incelik ve nezâketle:
“– Müsaade edersen bu içeceği evvelâ şu büyüklerine vereyim?” buyurdu.
O akıllı çocuk da, herkesi şaşırtan ve âleme ibret olmaya yaraşır şu büyük cevabı verdi:
– Yâ Rasûlallâh! Senden bana ikram olunan nasibimi hiç kimseye vermem!
Bunun üzerine Sevgili Peygamberimiz mübarek ellerindeki içeceğin bulunduğu bardağı o çocuğa verdiler.
Kimi anneler, ekran başında çocuğunun midesini doldurabildiği için kazançlı çıktığını zannederken, ilerleyen zamanlarda daha başka bilinçsizliklerle mücadele etmek zorunda kalabileceklerdir. Bugün anne-babalar, sofradan bir ân önce kalksın diye gözledikleri çocuğuna, 10 yıl sonra çabuk çabuk yiyip sofradan hızlıca kalkıp odasına gittiği için tepki göstereceklerdir. Çocuklar, ailenin küçük yaşlarda sofrada eksik bıraktığı, aile içi iletişimini artık dışarıda aramaya başlayacaklardır. Belki de aileler çocuklarının, çevrim içi oyunlarda çeşitli arkadaşlıklar edinip, her fırsatta bu arkadaşlarının yanına yetişmek için, ailesi ile iki kelâm etmeden sofradan hızlıca kalkmaya çalıştıklarında durumun ne kadar ciddi olduğunu anlayabileceklerdir.
Sofra başında kurulan iletişim, sadece sofra adabı için önem arz etmemektedir. Ailedeki her bireyin, birbirini anlaması, daha yakından tanıması ve aile içi iletişimini onarmak için bir fırsattır. Erken çocukluk döneminde bu düzeni kurmak, çocukların büyüme evresinde karşılaşılacak sıkıntıları erkenden fark edebilmeyi ve sıkıntılar büyümeden çözümleyebilmeyi sağlayacaktır. Hâl 
böyle iken, bu kıymetli ânı ne bebeklik, ne çocukluk, ne de büyümenin herhangi bir evresinde ekran maruziyeti ile kıymetsizleştirmek akıllıca bir hareket değildir.
“Çocuklar, olumsuz içerikleri doğrudan izleyebildikleri gibi, arka plandaki televizyonun varlığı da buna sebep olabilmektedir. Bu araştırmada da ço-
cukların doğrudan tablet ekranıyla ilgilenebildikleri gibi, televizyonun arka planda olduğu durumlarla da ekrana maruz kaldıkları, üstelik bu çocukların 
kendilerine uygun olmayan içeriklere maruz kaldıkları sonucuna ulaşılmıştır. İster doğrudan, ister 
arka planda olsun yemek rutinlerinde ekran kul-
lanımı olumsuz beslenme alışkanları riskini arttırarak yüksek kilo ve obezite gibi beslenme problemleri ve çocukta davranış problemleriyle ilişkilendirilmesinin yanı sıra, ebeveyn- çocuk etkileşimini de azaltmaktadır.”
Yeni doğandan itibaren yetişkinlik dönemine ka-dar ekran maruziyeti söz konusu olan kişilerde nasıl olumsuz sonuçlar görülebildiği çeşitli deneyler üzerinden ele alınıp incelenmiştir. Ortaya çıkan sonuçlara bakıldığında görülen olumsuz sonuçları kabaca sıralayacak olursak; düşünme ve odaklanma güçlüğü, öğrenme ve dil gelişimi geriliği, ince ve kaba motor gelişim geriliği, uyumsuzluk, saldırganlık, doyumsuzluk, belli bir süre bir oyun ya da oyuncak ile oyalanma zorluğu ve artan dürtüsellik olarak ele alabiliriz.
Bu hususta fark edilmesi gereken, bilinçsiz ekran maruziyetinin, biz anne-babalara Rabbimiz Allah tarafından emanet edilen, bebeklerimizin ve çocuklarımızın, ne derece büyük zarar görebileceği ve Allah Rasûlü’nün (s.a.s.) ahlâkı ile ahlâklanmalarının önüne nasıl istemsizce set çekebileceğimizdir.
Anne-baba olmak, her çağa uygun farklı zorlukları bünyesinde barındırarak süre gelmiştir. Bir nefes almak, dinlenmek ihtiyacı, dönemin stres ve kaygılarının son safhasına gelmiş ebeveynlerin en büyük ihtiyacıdır. Ancak unutulmamalıdır ki, bugün ufak bir mola ihtiyacı sebebiyle, henüz küçücükken ekrana emanet edilen bebekler, yetişkinlik dönemine geldiklerinde, o ufak molayı ebeveynlerinin gözlerinden yaş olup akıtacaklardır.
Burada kötü olan teknolojinin kendisi değil, be-
bek ve çocukların, bunu yönetecek iradeye sahip olmadan, sorumluluk sahibi olmanın ne ol-duğu öğretilmeden tüm imkânların önlerine se-
rilmesidir. Bazen de ebeveynler teknolojiyi bir eğitim aracı olarak kullanmak istemektedirler, mümkündür. Ancak yaş sınırının bilincinde olmalı ve bu ânda çocuğa eşlik edilmeli, etkileşim hâlinde olup boş bakmasının önüne geçilecek şekilde yönlendirmelerde bulunulmalıdır. Henüz 3 aylık bebeğin ekrandan öğrenebileceği herhangi bir şey olmadığı malumdur. Eğitim ara-
cı olarak kullanılacaksa en az 3 yaşını geçmiş olması gerekmektedir. Araştırmalar sonucunda 5 yaş altına tavsiye edilmediği belirtilirken, ekran maruziyetinin 3 aya kadar düşmüş olması, daha makul karşılanması açısından 2-3 yaştan önce kullanımın sakıncalı olduğu yönünde değişime uğradığı görülmektedir.
Ekran maruziyetinin minimum olması gereken evler, şüphesiz ki Muvahhid Mü’min ailelerin evleridir. Yaşam biçimi zaman içerisinde değişiklik arz ettiği gibi, çocukların rahatça sosyalleşebileceği alanlar da her geçen gün daralmaktadır. Beton duvarların arasında annesiyle baş başa kalan çocuklar, annesinin ayağına dolanmasın diye ekrana maruz bırakılmaktadırlar. Evin ruhunu emen betonlar, çocukların odadan odaya geçişinde hayalet gibi peşine takılmakta, çocuklar da annesini görebileceği yakınlıkta istemektedirler. Bu, çocuğun güvende olduğunu hissetme ihtiyacıdır. Çocuğunun beklediği yakınlığı hattâ güvenliği telefona, tablete ve televizyona emanet eden anne-babalar, âdeta evin kapısına hırsızı güvenlik için bırakmaktadırlar. Rabbimiz Allah Teâlâ’nın emanetlerini en güzel şekilde gözetmeliyiz.
Salih UYAN, Dijital Dünya’da E-beveyn Olmak, Timaş Yayınları, İstanbul 2022, s.93.
Gonca KESKİNDEMİRCİ ve GÖKÇAY GÜLBİN, “Dil Gelişimi Gecikmiş Olan Çocuklarda Ekran Maruziyeti: Ön Çalışma Sonuçları”, İstanbul Tıp Fakültesi Dergisi, S:32 (2020), s.30-34.
Aksanur GÖKÇE, İsmail ARSLAN, Sema ÜLGEN ÖZ, Uğur METE, Damla TAŞÇI ve Duygu YENGİL TACİ, “Yedi Yaş Altı Çocuklarda Mobil Ekran Maruziyeti”, Ankara Eğt. Arş. Hast. Derg., S:191 (2021), s.188-193.
A.g.e.
Dilara HARMANDAR ERGÜL ve Nesrin IŞIKOĞLU, “4-6 Yaş Çocuğu Olan Ailelerde Akşam Yemeği Sırasında Ebeveyn-Çocuk Etkileşimi ve Teknoloji Kullanımı”, Buca Eğitim Fakültesi Dergisi, S:1147 (2022), s.1137-1157.
A.g.e.
Buhârî, Et‘ime, 2
Buhârî, Eşribe, 19
HARMANDAR ERGÜL Dilara ve IŞIKOĞLU Nesrin, “4-6 Yaş Çocuğu Olan Ailelerde Akşam Yemeği Sırasında Ebeveyn-Çocuk Etkileşimi ve Teknoloji Kullanımı”, Buca Eğitim Fakültesi Dergisi, S:1149 (2022), s.1137-1157.

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul