İslâm âleminin bir parçası, Gazze neredeyse bir seneden beri siyonist çateler, katiller caniler tarafından yakılıp yıkıldı, tahrip edildi, geçim kaynakları mahvedildi, masumlar kasten katledildi, yüz binden fazlası sakat bırakıldı. Mağdur edildi, yardıma muhtaç hâle getirildi. Oradaki yıkımı kelimeler yetmez anlatmaya…
Şimdilerde oradaki mağdurlara muhtaçlara yardım, destek, onlarla dayanışma her yerden ve zamankinden daha öncelikli...
Bu vesile ile infak ibadetini yeniden hatırlamak istiyoruz.
Sözlükte İnfak
“İnfak”; bir şeyin bitip tükenmesi, geçip gitmesi, gizlenmesi, azalması anlamındaki ‘enfaka’nın masdarıdır. “Enfaka” fiili hem geçişsiz olarak, bit-
mek tükenmek, fakir düşmek azalmak; hem de geçişli olarak bitirmek, tüketmek, malı harcamak
veya sarf etmek, -bildiğimiz- infak etmek anlamlarına gelir.
Kur’ân’da ‘infak’, yetmişe yakın âyette genel anlamda “harcama yapma” manasında kullanılıyor. Gerek hayırlı işler gerek kötü işler için harcamak olsun...
Kavram Olarak İnfak
Dinî ve ahlâkî bir terim olarak “infak” genellikle; yarar veren bir şeyi ona muhtaç olanlarla paylaşmaktır. Bir başka deyişle, karşılıksız yardımlardır. Her türlü meşru ve faydalı harcamaları ifade eder. Farz olan zekâtı ve hayır yoluna gönüllü olarak yapılan harcamaları, her türlü sadakaları da kapsamına alır. Bu da kişinin sahip olduğu bir şeyi başkasına, özene bezene, hava atarak, göstere göstere verdiği bir pay değil; kendisine emânet edilen imkânları ihtiyaç sahiplerine ulaştırma sorumluluğudur.
Kişi her neye sahipse, ondan kendisi faydalandığı gibi- çünkü öncelikle kendisi ihtiyaç sahibidir- başka ihtiyaç sahiplerini de düşünmeli, eldeki imkânları Allah’ın kullarıyla paylaşmalı.
Özet olarak infak; Allah’ın insana verdiği imkân-ları yine Allah’ın kullarına vermek, bölüşmek ve paylaşmaktır.
Kur’ân’da İnfakın Kardeşleri
İnfakın kardeşleri mi? Evet infakın kardeşleri var...
Kur’ân’ın yardım ve iyilik etme, yükünü paylaşma, ihtiyacını karşılama, destek olma manasında bir kaç kavram daha kullanılıyor. Bunlar;
1- İhsan: Bu bütün güzellikleri ve rağbet edilen şeyleri ifade eder.
İhsan aynı zamanda ahlâki bir terimdir. Bunun da iki yönü vardır:
Birincisi; başkasına iyilik etmek, ni’met kazandırmak, yardımcı olmak; ama bütün bunları güzellikle yapmak.
İkincisi; bir şeyi güzel bir bilgi ile bilmek ve güzellikle yapmak.
Birinci açıklamaya göre ihsan; eldeki imkanlardan ihtiyaç sahibine vermektir. ‘İhsanda bulundu, ihsan etti’ şeklindeki ifadeler bu tür yardımları anlatır.
İhsan sahiplerine “muhsin” denir. Muhsin, iyilik yapmayı ve güzel davranmayı ilke ve kişilik haline getirendir. Muhsinler aynı zamanda bollukta ve darlıkta paylaşma ahlâkına sahiptirler. (Âli İmran 3/134)
Allah (c.c.) mü’minlere adaletle beraber ‘ihsan’ı da emrediyor. (Nahl 16/90)
İnsanlara güzellikle davranmak bir açıdan onlara yardım sayılır. Her ne şekilde olursa olsun yardım etmek, ikramda bulumak, iyilik etmek ihsan ahlâkıdır.
İhsan da infak gibi vermedir. Ama maddi şey ver-meden önce insanca bir vermedir.
2- Sadaka vermek-Tasadduk: “Sadaka” aslında Allah’ın emrine uymadaki doğruluğu anlatır.
Müslüman Allah’ın verdiği ni’metleri yine O’nun razı uygun harcayarak sadâkatini, yani Allah’ı Rab
olarak tasdik ettiğini gösterir.
Zekâtlara da “sadaka” denir. Zekât vermek, malı arındırdığı gibi onu verenin imandaki samimiyetini de ortaya koyar.
Aynı kökten gelen “tasadduk”; Allah yolunda har-
cama yapmak, ya da sadaka ibadetine yerine getirmek demektir. Pek çok âyette ve hadislerde mü’minler tasaddukta bulunmaya teşvik ediliyor. (Bkz: Ahzâb 33/35)
Tasadduk etmek, sadaka vermek infak etmenin diğer adıdır.
3- İkram: Bu “kerem” kökünden gelir.
Kerem, iyilik, bağış, üstünlük, şerefli olmak, cömert olmak, başkalarına veya misafire bir şey vermek, iyilik etmek demektir. İkram bu sayılan güzellikleri paylaşmaktır.
Kerem, söz ve davranışla, maddî yardım veya ikramla insanlara iyi davranmayı ifade eden çok geniş kapsamlı bir ahlâk kuralıdır. İhsan etmek, cömertlik yapmak gibi davranışlar da ‘kerem’ sahibi kimselerin özelliğidir. (Fecr 89/15, 17)
Yine aynı kökten gelen “kerîm”, değerli ve şerefli olmak, iyilik sever olmak, çok cömert, insanlar arasında şeref ve itibarı olan anlamlarına da gelir.
el-Kerîm, aynı zamanda Allah’ın güzel isimlerinden birisidir. O’nun çok ikram sahibi, cömert, insanlara bağışı ve affı bol olduğunu anlatır. (Neml 27/40. Dûhan 44/49. İnfitâr 82/6)
Kerîm (şerefli ve cömert) olan mü’minler, Allah’-ın ‘el-Kerîm’ isminden ve ekrem (en keremli) Elçi’-den (s.a.v.) öğrendikleri ‘kerem’ ahlâkıyla başkalarına ikramda bulunurlar, kendileri de kerâmetli (değerli) olurlar.
4- İ’tâ: Bu kelime kolaylıkla, gönülden vermeyi ifade eder.
Kur’ân akrabaya olsun, başkalarına olsun vermenin, bir anlamda infak etmenin huzur ve rahatlığa giden yolları kolaylaştıracağını haber veriyor. (Leyl 92/4-7)
İnsan pek çok iş yapar. Ama bunların içinde iman-
dan kaynaklanan ve din açısından sâlih (sağlam/amaca uygun ve yapıcı) sıfatını kazanan eylemler (ameller) dünyada ve âhirette karşılıksız kalmaz:
“Şüphesiz Allah âdil davranmayı, iyilik yapmayı ve yakınlara karşı cömert olmayı (i’ta’yı-vermeyi) emreder...” (Nahl 16/90)
Kur’ân’ın teşvik ettiği verme (i’ta) de bir yardımlaşma, bir sosyal dayanışmadır.
5- İt’âm (doyurma): Kur’ân, yoksulu doyurmayı da teşvik ediyor ve bunu yapanları övüyor.
Yoksulu doyurmayanları, hatta bunu teşvik etmeyenleri ise kınıyor. Bunu cehemneme atılma sebebi olarak sayıyor. (Rûm 30/38. İsrâ 17/26. Hacc 22/28, 36. Müdessir 74/44)
Cömert mü’minler, kendi canları çekmesine rağmen yetimleri, yoksulları, tutsakları, bir anlamda bakıma muhtaç olanları doyururlar. (İnsan 76/8)
Katillik keffâreti hariç, Kur’ân’da geçen diğer dört keffârette de fakirleri doyurma seçeneği “it’am-doyurma” kelimesiyle ifade ediliyor. (Mâide 5/89, 95. Bekara 2/196. Mücâdile 58/4)
Peygamber’in (s.a.v.) dediğine göre göre insanlara yemek yedirmek İslâm’ın en hayırlı işlerindendir. (Buhârî, Îmân 6, 12, no: 20, 28, İsti’zan 9 no: 6236. Müslim, Îmân 14 (63) no: 160. İbn Mâce, Et’ıme 1/3253)
Peygamber (s.a.v.) Ebe Zerr’e şöyle dedi: “Ey Ebû Zer! Çorba pişirdiğin zaman suyunu çok koy ve komşularını gözet!” (Müslim, Birr 44 (142) no: 6688. İbn Mâce, Et’ıme 58 no: 3362. Tirmizî, Et’ıme 30 no: 1832)
6- Cömertlik (Sehâvet): Bu, Farsça ‘cevan-merd’ kelimelerinin Türkçeleşmiş hâlidir. Eli açık, verebilen, ikram eden kerem sahibi kimselere denir.
Cömertlik de eldeki imkanları hiç bir karşılık beklemeksizin gönüllü olarak, içinden gelerek başkalarının yararına sunmak, vermek/paylaşmak, ikram etmek, ihsan ve yardım etmek anlayışıdır.
İslâm cömertliği bir fazilet ve imanın gereği olarak ele alır.
Müslümanlar arasındaki yardımlaşmanın manivelası cömertlik ve merhamet duygusudur. Bu iki duyguya sahip olmayanlar hep kendilerini düşünürler, yardım etmeyi sevmezler.
Cömert kişi, başkasına çok şey veren değil, eldeki her türlü imkanını başkasıyla yürekten paylaşan, buna karşılık insanlardan bir şey beklemeyen, yaptığı iyilikleri başa kakmayandır.
Kur’ân cömert davrananları veya cimrilikten sakınanları övüyor. (Teğâbun 64/16. Haşr 59/9)
Peygamber (s.a.v.) de “cömertin Allah’a, Cennet’e ve insanlara yakın; Cehennem ateşine uzak” olduğunu söylüyor. (Tirmizî, Birr 40 no: 1961)
Gıpta edilecek kişilerden biri de cömertlerdir. (Buhârî, Temennâ 5, Tevhid 45, Vesâya 14)
İslâmda cömertliği anlatan üç tane önemli kavram vardır. Sehâvet, cûd ve îsar. Bunların tersi; buhl, şuhh ve haseddir.
Sehâvet; bir kimsenin elindeki mal ve imkanların bir kısmını muhtaçlara vermesidir. Bu, cömertliğin asgarî derecesi olarak kabul edilir. Zekât gibi. Sehâvet sahibine sahî denir.
Cûd; çok cömert davranmak, insanlara ihtiyaçlarını bildirmelerine meydan vermeksizin ihsan ve ikramda bulunmaktır. Verilmesi uygun olan şeyleri uygun yerlere kolayca vermek huyudur. Cûd sahiplerine cevâd denir.
Allah (c.c.) için “Cevâd-çok cömert, karşılıksız ve-
ren” sıfatı kullanılır ama “sahî-cömert” sıfatı kullanılmaz. Peygamber (s.a.v.); “Şüphesiz Allah tay-
yibtir, güzel ve hoş olanı sever. Temizdir, temiz olanı sever. el-Kerîm’dir, kerim olanı sever. Cevâd’tır, cömertliği (cûd’u) sever” buyurarak Allah’ı Cevâd olarak nitelendirdi. (Tirmizî, Edeb 41 no: 2799)
Îsar; başkasını kendine tercih etme anlayışı, kendisi için gerekli olan bir şeyi, sıkıntıya katlanarak başkalarının faydasına sunan kimsenin yaptığı cömertliktir. (Buna eskiden Türkçe’de diğergamlık denirdi. Bunun tersi bencillik (hodgamlık)tır.)
Kur’an îsar ahlâkına sahip olan Medineli Ensar’ı (Haşr 59/9) ve îsar ahlâkına sahip diğer mü’min-leri övüyor. (İnsan 76/8-9) Bu aynı zamanda birr’-in, yani ideal iyiliğin zirvesi (Bekara 2/177), ciddi bir sosyal ahlâktır.
Kur’ân başkaları için fedakârlıkta bulunanları, ada-
letle davrananları methediyor. (bkz: Ra’d 13 /22. Nisâ 4/135. Mâide 5/8. Bekara 2/207. Tevbe 9/23)
7- İn’am (nimetlendirme): Bunun kökü olan ‘ni’-
met’, sözlükte, her türlü iyi hâl; hayatın güzel ve
hoş olması, geçim yönünden geniş olmak, mane-
vî olarak rahat olmak demektir.
İnsanın tad alarak mutlu olduğu her şeye nimet denmiştir.
Dinî bir kavram olarak ‘nimet’; öncelikle Allah’ın insanlara maddî ve mânevî rızık vermesini ifade eder. Yenilen ve içilen rızıklar, sahip olunan bütün eşyalar, tabiattan elde edilen her şey, yetenek-
ler, hayatın devamını sağlayan her şey Allah’ın insana verdiği ni’metlerdir. (Nisâ 4/69. Mâide 3/23. Meryem 19/58. Ahzâb 33/37. V.d.)
“İn’am”; nimet verme, nimetlendirme, birine iyilik etmek, bir nimetten yararlandırmak, rahata kavuşturmak demektir. Allah kuluna in’am eder (nimet verir), kul da yerine ve ihtiyaca göre bu nimetlerden başkalarını faydalandırır. Bu da bir infaktır.
8- Bezletmek (Vermek): Bu, sarf etmek, bahşetmek, bol bol, esirgemenden vermek demektir.
Verme konusundaki çekingenliğin tersidir. Nefsin hoşuna giden şeyleri gönül rızası ile vermek ve bu konuda oldukça cömert davranmak demektir.
Eskiden makam sahibi kimselerin insanların faydasına yaptıkları bu gibi harcamlara “câhı bezletmek” derlerdi. Böyle bir çabayı gösterenler de cömertlerin en iyisi kabul edilirdi.
Bezletmek, ayrı bir infak olmaktan çok infak eden-
lerin bir özelliği olsa gerektir.
9- Zekât Vermek: Ayrı bir makale konusudur.
10- Cihad-İnfak İlişkisi: Cihad’ın kökü cehdtir. Bu da kararlı ve şuurlu bir şekilde gayret etmek, zorluklarla mücadele etmek, çok çalışmak, görünen veya görünmeyen düşmana karşı elinden geleni yapmak demektir.
Buradan hareketle mü’minlerin Allah yolunda kararlı ve şuurlu çabalarının bedenle yapılanına ‘cihad’, nefsin aşırı isteklerine karşı olanına ‘mücâ-
hede’, fikir ve ilimde yapılanına da ‘ictihad’ denilir.
Buna göre cihad; fikirsel planda başlar, nefsin ve şeytanın kandırmalarına karşı direniş olarak devam eder. Allah yolunda çaba ile gelişir ve Müslümanların yaptığı haklı fiili savaşa (kıtale) yardımcı olmaya, bu yolda infak etmeye kadar uzanır. Buna “mâli cihad” diyebiliriz.
Allah yolunda yapılan çalışmalar, İslâmı savunma için ortaya konan çabalar tümüyle ‘cihad’tır. Kur’ân, cihadı ve fiili savaşı (kıtal’i) “Allah yoluna (fi sebîlillah’a)” nisbet ediyor. (Bakara 2/190-192)
Müslümanlar savaş istemezler. Ama kendilerine saldırı olursa sabırla direnirler, mallarıyla ve canlarıyla bunu savmaya çalışırlar. Saldırıları savmak, ülkelerini ve dinlerini korumak üzere sahip oldukları imkanları Allah yolunda infak ederler. (Enfâl 8/60)
Allah (c.c.) muhâcirleri ve Ensâr’ı “İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad eden kimseler.” (Tevbe 9/20. Enfal 8/72) şeklinde övüyor.
Bu iki âyet her ne kadar Muhâcirlere ve Ensâr’a işaret etse de; Allah yolunda her hicret edeni ve onlara yardımcı olan her ensârı içine alır. Buna göre inancı uğruna hicret etmek infak olduğu gibi, Muhâcirlere ihtiyaç duydukları alanlarda yardımcı olmak da infaktır.
Mal ile cihadın Allah yolunda infak etmek olduğu açıktır. Buradan cihadın sadece sıcak savaş olmadığını, sıcak savaşa engel olacak çalışmalar, eğer savaş kaçınılmaz olmuşsa üzerine düşen çalışmaları yapmak olduğunu da anlıyoruz. Bu çalışmalar günün şartlarına göre değişebilir.
Müslümanlar “ila-i kelimetullah (Allah’ın kelimesini duyurmak)” uğruna da infak etmeleri de dinî bir görevdir. Bu görevin ihmali müslümanlar için tehlikedir.
“Allah yolunda harcayın. Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın…” (Bekara 2/195)
Pek çok ilk dönem tefsirciye göre buradaki “kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın” ifadesinden maksat; “Allah yolunda harcamayı (infak etmeyi) terkederek veya yardımda bulunmayı önemsemeyerek kendinizi tehlikye atmayın” demektir.


