20 Mayıs 2026 - Çarşamba

Şu anda buradasınız: / / Hadis İlminde Rivâyet, Râvi Ve Senet
Hadis İlminde Rivâyet, Râvi Ve Senet

Hadis İlminde Rivâyet, Râvi Ve Senet Hüseyin Kerim Ece

 

(Muhammed b. Sirin demiş ki: “Bu hadisler dindir, dininizi kimden aldığınıza dikkat ediniz.” (el-Cami li ahlâkı’r-râvi, 1/15’ten Sâlih, S. Ulûmu’l-Hadîs ve Mustalahuhu, s: 134)

Buna göre hadislerin sağlamlılığını tesbit açısında hadis ilminde bu üç kavram son derece önemlidir.

 

-Hadisin yapısı

Hadis usûlü âlimlerine göre hadis iki kısımdan meydana gelir: Birincisi; râvilerin sıralandığı ‘senet’ kısmı, diğeri de; Peygamberimize ait haber kısmı, yani metindir.

-Senet;

Senedin aslı ‘senede’ fiilidir. Bu da sözlükte dayanmak, yaslanmak, desteklemek, bir haberi, bir sözü birine nisbet etmek demektir.

Bu kökten gelen ‘isnat’; senetlendirme, bir şeyi diğerine dayandırma, (Türkçe’deki) isnat etme anlamında…

Yine bu kökten gelen ‘müsned’; kendisine bir şey dayandırılan, senetlendirilen demektir. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 7/271-272)

Buna göre ‘senet’ (çoğulu; esnâd); belge, delil, isbat, destek ve (Türkçe’deki) senet, bono demektir.

Hadis ilminde senet; birbirinden almak sûretiyle hadisi rivâyet eden kişilerin (râvilerin) Rasûlüllah’a kadar sayıldığı kısımdır, râvilerin isim listesidir.

Bir başka deyişle senet; hadis metninin Peygamberden, o hadisi derleyip kitabına koyan hadis hocasına (muhaddise) kadar geliş yoludur.

         Senette yer alan her kişiye râvi denir.

((Türkçe’de senet; 1.Dayanılan, istinat edilen şey. 2.Bir hakkın, bir malın, ödünç bir paranın kime ait olduğunu belirten iki veya daha fazla kişinin arasında tanzim edilmiş kağıt. 3.Tapu. 4.Kuvvetli delil sayılacak söz… (Doğan, M. Büyük Türkçe Sözlük, s: 1437))

-Metin:

Hadis ilminde ‘metin’, hadisin mana ifade eden kısmı demektir. Başka bir ifade ile, Hz. Peygamber’e bir sözü, bir konuyu, onunla ilgili bir haberi bize aktaran ifadelere denir ki onlar Rasûlüllah’ın söylediği, yaptığı veya kabul ettiği şeylerin hepsini içerisine alır.

         Metin, râvilerin rivâyet ettiği haberdir. Hadisin aslı budur. Senet ise bizi bu hadis metnine ulaştıran yoldur, onu haber veren/aktaran râvilerdir.

((Türkçe’de metin; 1.Bir kitabın, yazının müellif tarafından yazılmış esas kısmı. 2.Bir yazıyı şekil, ifade ve noktalama özellikleriyle meydana getiren kelimelerin bütünü, tekst. 3.Basılı veya el yazması parça. (Doğan, M. Büyük Türkçe Sözlük, s: 1130))

 

-Rivâyet-râvi-mervî

‘Râvi’ kavramı ‘ravâ’ fiil kökünden türemiş bir fâil (özne) isimdir.

‘Ravâ’ fiili sözlükte bir çok manası olmakla beraber konumuzla ilgili anlamı; su başına gitmek, hayvanı sulamak, ailesine veya birine su taşımak, bir olayı, sözü (hadisi)  anlatmaktır (nakletmektir). Suyun çok olması da bu kelime ile anlatılır.

Bunun if’al (etken) kalıbı ‘ervâ’; birine su içirip onu suya kandırmak, şiiri kendi şairinden aktarmak demektir. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 6/270-271)

Bu kökten özne (fail) kalıbı olarak ‘râvi’ sözlükte; su taşıyan kimse (sâki-saka), suyu su ihtiyacı olan birine götüren, haber veya şiir nakleden kimse demektir.

Aynı kökten ‘râviyeh’; su taşıyan tulum, saka hayvanı, sürekli hadis, şiir gibi şeyleri nakladen adam anlamında...

Bu kökten; “mâun revâun”; suya kandıran, susuzluğu gideren çok miktarda su demektir. (İbni Manzur, Lisânu’l-Arab, 6/270. el-Isfehânî, R. el-Müfredât, s: 305)

        Hadis ilminde terim olarak ‘râvi’; Rasûlüllah’ın (sav)  hadislerini (sözlerini), fiillerini, takrirlerini (onaylarını), onun özelliklerini (şemâilini), ona ait haberleri şartlarına uygun olarak nakleden kimsedir, bir anlamda hadis âlimidir. (Sâlih, S. Ulûmu’l-Hadîs ve Mustalahuhu, s: 107)

Hadis ilminde ‘râvi’nin karşılığı olarak ‘müsnid’ (hadisleri senetlendiren), hadis rivâyet eden kimseler anlamında da ‘rical’ kelimeleri kullanılmıştır.

((Türkçede râvi; 1.Rivâyet eden, anlatan, haber veren, nakleden. 2.Bir hadisi başkalarına nakleden. (Doğan, M. Büyük Türkçe Sözlük, s: 1364))

Rivâyet ‘ravâ’ fiilinin masdarıdır.

Günümüzde rivâyet; uzun hikâye (roman), tiyatro eseri, piyes, haber, rapor, beyan anlamında kullanılıyor. (Komisyon, Mu’cemu’l-Vesîd, s: 384. Sarı. M. Arapça-Türkçe Lûgat, s: 674)

((Türkçede rivâyet; 1:Meydana gelen bir şeyi, bir haberi, sözü, bilgiyi nakletme. 2.Nakil ve rivâyet edilen şey. 3.Söylenti. 4.Hikâye. (Doğan, M. Büyük Türkçe Sözlük, s: 1379))

Hadis ilminde rivâyet; hadislerin veya Rasûlüllah’a ait haberlerin gerek ilim (öğretmek) maksadıyla, gerek hüküm için, gerekse vaaz ve irşad için başkasına usûlüne uygun olarak aktarılmasıdır. Buna “hadis rivâyeti” denilir.

Hangi haber olursa olsun râvinin rivâyet ettiği habere ‘mervi’ denilir. ‘Mervi’ olan haber Peygamberimize, sahabeye ve onlardan sonra gelenlere de ait olabilir. ‘Mervi’ bu konuda genel bir ifadedir. (Sâlih, S. Ulûmu’l-Hadîs ve Mustalahuhu, s: 107)

 

-Rivâyet olayında hoş bir nükte

İslâmî ilimlerde kullanılan terimler ve kavramlar sözlük anlamlarından alınarak onlara mecâzi manalar verilmiş, o ilim dalında maksadı, manayı, mesajı ifade edecek şekilde kullanılmıştır. Terimler ve kavramlar kök anlamlarından temamen kopuk değildir. Bu durumu ‘râvi’ kelimesinde de görmek mümkündür.

‘Râvi’nin sözlükte; su taşıyan, suyu ihtiyacı olan birine götüren olduğunu hatırlayalım. Rasûlüllah (sav) görevi açısından bir su kaynağı, bir pınar gibidir. O’nun sözleri, uygulamaları, öğütleri, yani ondan rivâyet edilen şeyler (mervi olan haberler) su gibidir. Râvinin işi, pınar gibi su kaynağı olan Peygamber’den suyu alıp, susamış gönüllere, su kaynağına direkt ulaşamayan kimselere o şifa suyunu taşımaktır, ulaştırmaktır.

Burada beş tane mecâzi anlam ile karşı karşıyayız: 1.Pınar, 2.su, 3.su taşıma işi, 4.su taşıyıcılar ve 5.su deposu...

Hadiscilerin ifadesiyle bunlar: 1.hz. Muhammed’in peygamberlik kişiliği, 2.onun hadisleri, onunla ilgili haberler, 3.bunların sonraki nesillere aktarılması, 4.hadisleri nakleden râviler ve 5.bu hadislerin toplandığı kitaplar...

 

-İsnat sistemin ortaya çıkması

Buna hadisleri senetlendirme sistemi, rivâyetin kimler kanalıyla geldiği tesbit etme metodu da diyebilirsiniz.

Bir sözün Peygamber’e (sav) ait olması ile başkalarına ait olması arasında fark vardır. Çünkü Peygamber’in sözü dinde bağlayıcıdır. Bir anlamda Rasûlüllah’a itaattir. (Allah (cc) ise mü’minlere pek çok âyette Elçi’ye itaat etmelerini, onu örnek almalarını emrediyor. Onun Din adına ne dediği, İslâmı nasıl yaşadığı bilinmezse, ya da bu konudaki haberler güvenilir değilse, mü’minler bu itaat görevini hakkıyla yapamazlar.) 

Allah’ın Elçisi (sav) şöyle dedi: “Sözümü işitip güzelce belleyen ve bellediği gibi başkalarına tebliğ eden (ulaştıran) kimsenin Allah yüzünü ak etsin.” (Ebû Dâvûd, İlim/10. Tirmizî, İlim/7. İbni Mâce, Mukaddime/18, Menâsik/76. Darimî, Mukaddime/24) 

“Burada bulunanlarız bulunmayanlara (işittiklerini)  ulaştırsın. Zira olabilir ki burada bulunanlarınız sözü kendisinden daha anlayışlı birine tebliğ etmiş olur.” (Buhârî, Fiten/8, İlim/9, Hacc/132. Tirmizî, İlim/7)

Rasûlüllah’ın Kur’an’ı pratik hayata aktarması yani uygulması onun görevi idi. Sahabeler bu durumu iyi bellemişlerdi. İslâmı ondan öğrendiler ve öğrendiklerini de hem uyguladılar, hem de  sözlü ve az da olsa olarak kendilerinden sonra gelenlere aktardılar.

Sahabeler Peygamberle ilgili bir sey anlatırken çok dikkatli idiler. Onlar Peygamberden duymadıkları bir şeyi anlatmazlardı. Onlar Rasûlüllah’ın “Bile bile her kim bana yalan isnat ederek yalan uydurusa Cehennemdeki yerine hazır olsun” (Buhârî, İlim/38, Cenâiz/33, Edeb/109. Müslim, Zühd/82. Ebû Dâvûd, İlim/4. Tirmizî, Fiten/70, İlim/18.v.d.) sözündeki tehdidi anlamışlardı.

Onlar hadisleri öğrenme ve öğretmedeki gayretlerine rağmen yanılma ihtimalini de hesaba katmışlar. Bazı sahabeler hata yaparım endişesi ile fazla hadis nakletmemişler.  

Hadis rivayetinde ‘tesebbüt’, yani sözün veya haberin Rasûlüllah’a ait oluşunun sabit/kesin oluşu önemlidir. Bu titizliği öncelikle sahabelerde görüyoruz. Kaynaklar bu konuda sahbelerden ve ilk halifelerden pek çok örnek veriyorlar.

Onların bu tutumu, Rasûlüllah’a ait bir sözü ve haberi naklatmadeki titizlikleri hadis rivâyetinde prensip oldu.

Daha sonraki yıllarda fitneciler Peygamber adına yalan söylemeye başlayınca âlimler hadis rivâyet edenlere; “bu hadisi kimden duydun?”diye soruyorlardı. Onlar rivâyet ettikleri sözleri veya haberleri kimden aldıklarını, öğrendiklerini isbat etmek zorunda idiler. (Çakan, İ. L. Ana Hatlarıyla Hadis, s : 45-50)

Bu sıkı tutum, (kimden duydun sorusu) zamanla isnat/senetlendirme sistemin ortaya çıkmasına sebep, rivâyetlerde temel prensip oldu ve giderek yaygınlaştı. Yaptığı rivâyetin kaynağını söylemeyenlerin veya bildirmeyenlerin sözlerine itibar edilmez, yaptığı rivâyet alınmazdı.

         Rivâyetlerin kaynağının sorulmasının, yani senet araştırmasının Hicrî birinci asrın ikinci yarısından sonra başlaması, az da olsa sahabeler ve daha sonra tabiîler (2. kuşak) tarafından kullanılması, hadis öğrenme ve derleme için yolculukların başlamasına sebep oldu. 'Rıhle' denilen bu yolculuklarla, hadisi ilk rivâyet edenin ağzından duymak imkanı sağlanıyor, sağlam senet elde ediliyordu.

 

-Hadis rivâyetinde râviler

Hadis ilmine göre, bir kimsenin râvi sayılabilmesi için, o kimsenin mesleğinin hadis olması, hadisteki hükümleri bilmesi  gerekmez. Rivâyetin şartlarına uyduktan sonra, hadisi bilen herhangi biri de rivâyette bulunabilirdi.  

Senet, hadislerin sağlamlığını tesbit etmede son derece önemli idi. İslâmın ilk asırarında, yani hadislerin (bir anlamda Sünnetin) tedvin edilip (derlenip) yazıya aktarıldığı dönemde bütün hadis kitaplarında hadisin kendisiyle beraber mutlaka senedi de yazılmıştır. Senedi olmayan rivâyetlere kimse güvenmemiş, hadis olarak kabul etmemiştir.

Hadisi toplayan ve kitabına yazan hadis âlimi hadisi kendisine ulaştıran râvileri sırasıyla sayar, onların birbirlerinden hadis aldıklarını gösterir ve sahabeye ulaşırdı. 

         Mesela, A isimli kişi Peygamberden bir söz duymuş, bir olaya şahit olmuş ve bunu B isimli kişiye aktarmış. C isimli kişi de o sözü B adlı şahıstan duymuş. Ondan da D isimli şahıs duymuş. E isimli kişi de D’den duyduğunu kitabına yazmış.

Buradaki A B C D ve E isimli kişiler râvilerdir ve hadisin senedidir.

İşte bu râvileri (râviler zincirini) Rasûlüllah'a kadar tesbit etme işine “isnat (senetlendirme) sistemi” denir.

Senet veya isnat zinciri hadisin en önemli bölümüdür. Senette bir kopukluk veya kusur, râvilerde bir zayıflık, bilinmemezlik, kusur, yanılma gibi zaaflar varsa, bunlarla hadisin güvenirliliği azalır.

Sözün doğruluğundan daha fazla onu rivâyet eden, onu bir başkasına haber veren önemlidir.

(Zamanımızda senetsiz rivâyet edilen, ya da yazılan hadisler bizi şaşırtmamalı. Önemli olan hadislerin asıl kaynak kitaplardan alınmasıdır. Şimdilerde konuşmalarında veya yazılarında hadis rivâyet edenler, onun bilinen original kaynağını belirtmeliler.)

Hadisleri aktaranlara ‘râvi’, anlatılan haberlere de ‘mervi’ denildiğini hatırlayalım. Hicrî ikinci yüzyıldan sonra gelen hadis âlimleri, hadisleri derleyip kitaplara yazmaya başladılar. Onlar hadis bilen kimselere gidiyorlar ve o hadisi kimden duyduklarını soruyorlardı. Onlar da  hadisi kimden öğrenmişlerse, o hadis hocasının adını söylüyorlardı. Böylece Peygamberimize kadar  rivâyet zincirleri (senetler) oluştu.   

Rivâyet zinciri kesintisiz olursa, yani Peygambere kadar herkes bir önceki hocasından bizzat hadisi dinlemişse veya almışsa, râvilerin hepsi de sağlam (güvenilir-sika) kimselerse; o hadis sağlam, güvenilir (mütevâtir, sahih) sıfatını kazandı.

Muhaddisler (hadis âlimleri) hadislerin ve Rasûlüllah’a ait haberlerin rivâyetlerinin en sağlam ve güvenilir bir yolla ümmete ulaşabilmesi için bazı şartlar ileriye sürdüler, kriterler geliştirdiler. Hadisleri veya rivâyet edilen haberleri çeşitli açılardan incelediler.

Buna “hadis usûlü-ılmu’l-hadîs” ya da “dirâyetu’l-hadîs ilmi” dendi. Bu elbette birden bire ortaya çıkmadı. Ya da hadisçiler biraya gelip rivâyet şartlarını tesbit etmediler. Ama râvilerin hadis rivâyeti konusundaki tutumları süreç içerisinde bu ilmin gelişmesine yol açtı. Hadis rivâyeti ilgili âlimler tarafından belirli şartlara ve ölçülere bağlandı.  

Bunun sebebi Dinin, sahih din tasavvurunun korunmasıdır. Çünkü dinin temel kaynağı Kur’andır, onun pratiği ise Sünnet’tir, yani Rasûlüllah’ın islâmî hayatıdır, Allah adına yaptığı uygulamalardır. Bunlarla alakalı haberler de en sağlam bir yol ile aktarılmalı ki insanlar dinlerini sahih bilgilerden öğrenebilsinler, uygulayabilsinler. Dinleri hakkında şüpheye düşmesinler.

 

-Râvilerin güvenilir (sika) olmasının şartları

Hadis ilminin önemli bir bölümü râvilerle ilgili meselelerdir. Bu konuda sayısız kitaplar yazılmış, araştırmalar yapılmıştır. Râvileri inceleyen hadis ilminin bu bölümüne “ilmu’l ricâl-râviler ilmi” denmiştir.

Hadiscilere, fâkihlere göre bir hadisin sahih olup olmaması temamen olmasa bile, bir yönüyle râvilerinin güvenilir olup olmamasına bağlıdır. Bir râvinin güvenilir sayılabilmesi için de onda bazı özelliklerin olması gerekir.

Hadis uzmanları güvenilir râvilere ‘sika râvi’ dediler. Bir râvinin sika sayılabilmesi için de şu şartları taşıması gerektiğini şart koştular:

1.Râvinin müslüman olması. Gayr-i müslim hadis râvisi olamaz. Allah’a ve Rasûlüne iman etmeyen, onlara ait alanda söz sahibi ve görevli değildir.  

2.Ravinin adâlet sahibi olması. Hadis ilmindeki adâlet, râvinin her işinde dürüst, iyi ve iyilik sahibi bir müslüman olması, takva sahibi, dini emirleri gereği gibi yerine getiren  kimse olmasıdır. ‘Sika’ diye nitelenen râviler, Allah’ın koyduğu sınırlara uyan, güzel ahlâk sahibi, şahsiyetli kimselerdir. Onlar, şirk, fısk (günah), bid’at gibi müslümana yakışmayacak sıfatlardan uzaktır.

3.Râvinin mükellef, yani âkil-bâliğ olması. (Sahabelerin çocuk olanları da sika sayılmıştır.) Her alanda olduğu gibi hadis rivâyetinde de akıl önemlidir. Hadis/sünnet din olduğuna göre onu öğrenen, öğreten ve nakleden de akıllı olmalı. Ne söylediği bilmeyen, dalgın, aklı karışık, çok yanılan kimselerin naklettiklerine güvenilmez. Bâliğden maksat da çocuk olmaktan çımış, ne söylediğini ve yazdığını bilen kimsedir.

4.Râvinin zapt sahibi olması. Bu da râvinin rivâyet ettiği hadisi veya haberi hocasından en iyi şekilde alması, öğrenmesi ve muhafaza etmesi demektir. Bu, ya olduğu gibi ezberlemek ya da yazıyla tesbit etmektir. Râvi, ezbere veya yazıyla aldığı hadisi olduğu gibi korur, değiştirmez, ilâve ve çıkarmada bulunmaz ve öylece rivâyet eder. İşte bu da râvinin ‘zabt’ sıfatıdır.

Zapt öncelikle kuvvetli hafiza ve güçlü kalem işidir. Bir yerde kalem imkanı varsa, hadisleri yazmak ezberlemekten daha sağlıklıdır. Hatta Kur’an’ın ve Rasûlüllah’ın kelemle yazı yazmayı teşvik ettiğini bile söyleyebiliriz.

Bu şartlara kısaca ravinin “adâlet ve zabt sıfatları” denmiş.

 

-Râvilerin değerlendirilmesi (cerh ve ta’dil)

Yaralamak manasına gelen ‘cerh’ (sözlük anlamıyla; yaranın deşilip içindekini açığa çıkarma), bir râvinin “adâlet ve zabt” sıfatlarını taşıyıp taşımadığını araştırıp tesbit etme çalışması demektir. Hadis ilminde ‘cerh’; bir râvinin adeta hastanın ameliyat masasına yatırılması gibi, hadis rivâyetini tehlikeye düşürecek kusurlarını tesbit etmektir.

‘Ta’dil’ ise bir râvinin “adâlet ve zabt” sıfatlarını araştırarak onun sika râvi olduğunu ortaya koyma çalışmasıdır. Buna göre hadis usûlünün bir alt birimi olarak ‘cerh’ râvinin eksilerini, kusurlarını, sika olmadığını; ‘ta’dil’ ise râvinin artılarını, güvenilir (sika) oluşunu tesbit etme çabalarıdır. Tabiiki bu çalışma önyargısız, tarafsız, insaflı ve objektif olmalı...

Râvinin güvenilir (sika veya makbûl) olup olmadığını tesbit için onun hadisleri nasıl öğrendiği, kimden nasıl aldığı, artıları ve eksileri, nerede yaşağıdı, ailesi, İslâmî yaşantısı sıkı sıkıya araştırmaya tabi tutuluyordu.

Râvi veya mervi hakkında bu makbûl veya sikadır, bu merduttur (reddedilir) denildiği zaman bu; o nakledilen şeyle amel edip etmemek kasdedilmiyor. Kabul edilir, reddedilir yargısı haberin nakledilmesi edilmesi hakkındadır. Bir râviyi “makbûl-sika” saymak, onun rivâyetine değer verip kabul etmek, bir râviyi reddetmek de onun rivâyetine değer vermeyip kabul etmemektir. (Sâlih, S. Ulûmu’l-Hadîs ve Mustalahuhu, s: 108)

Hadis ilminde râviyi cerh etmeye ‘ta’n etmek’ de denir. Sözlükte; sözle ayıplamak anlamlarındaki ‘ta‘n’ hadis terimi olarak “adâlet ve zabt sıfatlarından birini veya her ikisini tam anlamıyla taşımadığını söyleyerek râviyi tenkit etmek” anlamında kullanıldı.

Hadis usûlünde birçok ‘ta‘n’ sebebi bulunmakla birlikte bunlar on başlık altında toplanmıştır. Sonradan “metâin-i aşere” diye anılan cerh sebeplerini İbn Hacer el-Askalânî kusurun dercesine göre sıralamış.

Beş tanesi râvinin adâlet sıfatıyla ilgilidir:

1.Râvinin yalancı olması. Râvinin kasten hadis uydurup bunu Rasulüllah’a isnat etmesidir. Böyle bir râvinin rivayet ettiği şey hadis değil mevzû (uydurma) olup reddedilir.

2.Râvinin yalancılıkla itham edilmesi. Bu ister günlük hayatında, isterse hadis rivâyetinde olsun, yalancı olarak tanınan, yalan söylediği tesbit edilen kimseden hadis alınmaz.

3.Râvinin fâsık olması. Yani aşırı günahkâr olması, haramlara dalması, fısk olan bu davranışlarının açığa çıkması.

4.Râvinin bid’at ehli veya zındık olması. İslâmın ana ilkelerine aykırı görüşleri olması, böyle olan gruplara mensup olması, bunları uydurduğu hadislerle desteklemesi veya hadisleri bâtıl görüşlere uygun te’vil etmesi. Ya da müslüman olmadığı hâlde öyle görünmesi...

5.Râvinin bilinmemesi. Öyleki cerh ve ta’dile konu olmayacak meçhul bir kimse olması. Şüphesiz kim olduğu, sika olup olmadığı belli olmayan birinin rivâyetine güvenilmez.

-Râvinin zabtı ile ilgili cerh sebepleri:

1.Râvinin aşırı yanılgıya düşmesi. Râvinin cehâleti, Arap diline hâkim olmayışı, biyolojik ve psikolojik özürlülüğe yakalanması, rivâyeti yanlış anlayıp yanlış nakletmesi.

2.Râvinin gâfil ve sefih olması. Dikkatsizlik ve dalgınlık sebebiyle ezberlediği veya yazdığı rivâyetleri birbirine karıştırması. Hadisleri dinlerken ve naklederken gevşeklik göstermesi. Ne söylediğini bilemeyecek kadar düşük seviyeli olması.

 3.Râvinin vehme kapılması. Râvinin rivâyet kurallarını bilmemesi yüzünden hadisi yanlış rivâyet etmesidir. Bu yanlışı ya senette ya metinde yapabilir.

4.Râvinin hafıza kaybına uğraması. Râvinin farklı sebepler yüzünden hadis rivâyetinde hataların fazla olması.  Hafıza kaybı olan râviler hadisleri sağlamca ezberleyemez, unutabilir, birbirine karıştırabilir, sika râvilerin rivâyetine aykırı olabilir.

5.Râvinin sika râvilere muhalefet etmesi. Zayıf olarak nitelenen bir râvinin sika râvilere, sika bir râvinin kendinden daha sika olan râvilere aykırı hadis rivayet etmesidir. Muhalefet isnadda (senette)  olabileceği gibi metinde de görülebilir. ((Sâlih, S. Ulûmu’l-Hadîs ve Mustalahuhu, s: 127-135. Erul, B. TDV İslâm Ansiklopedisi, 39/559. İslâmoğlu, B. Hadis Dersleri, s: 78-82)

Bu on kusurdan biri bir râvide tesbit edilirse artık ona sika denmez ve onun rivâyetleri makbûl sayılmaz. Herhangi bir senette bu şekilde cerh edilen bir râvi varsa ona “zayıf râvi”, onun rivâyetine de “zayıf veya mevdu hadis” denmiş.

Hadisleri değerlendirme konusunda bu işin uzmanı muhaddislerin diğer kriterler yanında râviler hakkındaki “cerh  ve ta’dil” çalışmaları (eleştirileri) göz önünde bulundurulmalı diyorum.

 

Hüseyin K. Ece

08.11.2024

Zaandam

 

 

 

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul