21 Nisan 2026 - Salı

Şu anda buradasınız: / / Hz. Aişe’nin İlmi Ve İslam’a Katkıları
Hz. Aişe’nin İlmi Ve İslam’a Katkıları

Hz. Aişe’nin İlmi Ve İslam’a Katkıları Rüveydanur Işık

Mü’minlerin annesi Hz. Âişe (r.anha) İslam tarihinde yalnızca Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’in eşi olarak değil, aynı zamanda derin ilmî, üstün zekâsı ve toplum üzerindeki etkisiyle tanınan bir rehber olarak öne çıkmıştır. Onun hadis ilmîndeki otoritesi, Kur’an-ı Kerim’i anlamadaki yetkinliği ve sahabe nesline rehberlik eden bilgeliği, İslam ilim geleneğinin temel taşlarından biri olmuştur. Bu denememiz Hz. Âişe’nin ilmî liderliğini, eğitim ve öğretim alanındaki katkılarını ve onun insanlar için ilham verici bir rol model oluşunu ele almayı amaçlamaktadır.

Hz. Âişe’nin karakterini, ilmî kişiliğini ve rehberliğini daha iyi anlamak için onun yetiştiği aileyi tanımamız gerekir. Ailesindeki her ferd İslam için mücadele etmiş cesur kahramanlardır. Sadakat, mücadele ve cesaret bu ailenin her bireyinde ortak bir özellik olarak kendini göstermiştir. Bu erdemler, Hz. Âişe’nin (r.anha) karakterinin temellerini atmış ve onun İslam’a hizmet yolunda önemli bir lider ve rehber olmasını sağlamıştır.

Babası Ebu Bekr bin Ebu Kuhâfe es-Sıddîk’tır. Rasulullah (s.a.s)’e olan derin bağlılığı ve sarsılmaz imanı sebebiyle kendisine “Sıddîk” lakabı verilmiştir. Rasulullah (s.a.s) onun hakkında “İslam’a kimi davet ettiysem illaki bir duraksaması, düşünmesi ve tereddüdü olmuştur. Ancak Ebu Bekr b. Kuhâfe hariç. Onu davet ettiğimde ne tereddüt etti ne de duraksadı.”[1] Babası Sıddîk lakabıyla tanındığı için Hz. Âişe’ye “Sıddîka” “bint’us Sıddîk” denilmiştir.  Babası Hz. Ebu Bekr (r.a) İslam tarihindeki ilk müslüman erkek, ilk halife, Rasulullah (s.a.s) ile hicret eden ilk kişi, Mescid-i Nebevi ’nin genişletilmesine önayak olan ve Kur’an-ı Kerim’i toplayan ilk kişi olarak bilinir. Hz. Ebu Bekr (r.a.) en faziletli sahabeden biri olarak tanınır. Sadakati, tevazuu, cesareti ve Allah’a olan teslimiyetiyle Müslümanlara örnek olmuştur. Rasulullah (s.a.s)’in “İnsanlardan dost edinseydim, Ebu Bekr’i dost edinirdim.”[2] sözleri onun Allah ve Rasulü katındaki üstün değerini ifade eder.

Annesi Âmir ’in kızı Ummu Rûman’dır. Temiz ve asil bir soydan gelmektedir. İslam’dan önce Hz. Ebu Bekr (r.a.) ile evlenmiştir. İlk Müslümanlardan biri olarak İslam’ın yayılmasına destek olmuş, ailesini bu yolda yönlendirmiştir. Çocuklarına iyi bir terbiye vermiş, Hz. Âişe (r.anha)’ın İslam’ı öğrenmesinde büyük bir rol oynamıştır. Rasulullah (s.a.s.) onun hakkında “Cennet kadınlarından birini görmek isteyen Ummu Rûman’a baksın.”[3] buyurmuştur.

Kardeşi Abdurrahman b. Ebu Bekr (r.a.)’dır. Hudeybiye anlaşmasından sonra müslüman olmuştur. Cesareti, zekâsı ve savaş stratejileri ile tanınır. Birçok savaşa katılmış, İslam için mücadele etmiştir. Muaviye b. Ebi Süfyan, oğlu Yezid için bey’at istediğinde Ona şöyle demiştir: “Herakliyus’tan mısın? Bir Kisra ölünce yerine başka bir Kisra mı gelecek, Allah’a yemin olsun ki bunu asla yapmayacağım.”[4] Hakkı söylemekten geri durmayan, cesaret timsali bir sahabe olarak adını tarihin sayfalarına yazdırmıştır.

Kız kardeşi Esma binti Ebu Bekr, Zâtu’n-Nitakâyn’dır. İslam tarihinin önemli kadın sahabilerinden biridir. Mekke’de İslam’ı kabul eden ilk kadınlardan olup, Müslümanların zor zamanlarında İslam’a ve Rasulullah’a (s.a.s.) olan desteğini hiçbir zaman esirgememiştir. Hicret sırasında Rasulullah (s.a.s.) Hz. Ebu Bekr ile yola çıktığında Sevr mağrasında onlara yemek taşımış, onları gizlemiştir. Hz. Esma’da akıl ve hikmet sahibi, insanlara rehberlik eden bir kadındı. Rasulullah (s.a.s) onun hakkında “Sadıkların Annesi” buyurmuştur.[5]

Hz. Âişe bi’setin 4. Yılında (614) Mekke’de doğdu. Rasulullah (s.a.s.) ile evlendiğinde daha büyük olduğunu söyleyen bazı çağdaş araştırmacıların dayandıkları kaynaklar sağlam değildir. Hz. Âişe’den nakledilen “Ben ebeveynimi bildim bileli onları müslüman buldum.”[6]  ifadesinden bi’setten sonra doğduğu anlaşılmaktadır. Rasulullah (s.a.s) ile nikâhı hicretten önce Mekke’de kıyılmıştır. Hicretin 2. yılı Şevval ayında (Nisan 624, iki bayram arasında) Hz. Peygamber’le evlenmiştir.[7]

Hz. Âişe Bedir Gazvesi’ne katılmıştır. Uhud Gazvesi’nde sırtında su taşıma, haber toplama ve yaralılara bakma gibi geri hizmetlerde çalışmıştır.[8] Hendek Savaşı’nda ise Benî Hârise kabilesinin kalesinde Sa‘d b. Muâz’ın annesiyle birlikte bulunmuştur. Hudeybiye Musâlahası’na da katılmıştır. Mekke fethi için hazırlıklara başlandığında seferin ne tarafa olacağını herkesten gizleyen Rasulullah (s.a.s.) bunu sadece Hz. Âişe’ye bildirmiş, Hz. Ebû Bekr bu hazırlığın Mekke için olduğunu kızından öğrenmişti. Hicretin 10. yılında yapılan Vedâ Haccı’na diğer ummehâtu’l-mu’minîn ile birlikte katılmıştır.[9]

Hz. Âişe’nin iştirak ettiği en mühim seferlerden biri 2 Şâban-1 Ramazan 5 (27 Aralık 626-24 Ocak 627) tarihlerinde gerçekleşen Benî Mustaliḳ Gazvesi’dir. Rasulullah (s.a.s.) sefere çıkarken Hz. Âişe’yi yanına almış, savaş sonrası Medine’ye dönülürken ordunun konakladığı bir yerde Hz. Âişe devesinden (mahmil) inip bir ihtiyacını gidermek için ordugâhtan biraz uzaklaşmış, dönüşünde boynundaki gerdanlığın düştüğünü fark etmişti. Gerdanlığı aramaya çıktığı sırada onun mahmilde olduğu düşünülerek orduya hareket emri verilmişti. Hz. Âişe geri dönünce konak yerinde kimseyi bulamadı ve kendisini almaya gelecekleri ümidiyle beklemeye başladı. Ordunun artçısı Safvân b. Muattal, Hz. Âişe’yi görünce onu devesine bindirip orduya yetiştirdi. Bu savaşa katılmış olan münafıkların reisi Abdullah b. Ubey b. Selûl, Hz. Âişe aleyhine iftira ve dedikoduya başladı. Bazı Müslümanlar da onun bu çirkin iftirasına alet oldular. Rasulullah (s.a.s.) ve Âişe’nin ebeveyni dedikodular sebebiyle çok üzüldüler. Savaş dönüşü bir ay kadar hastalanan Hz. Âişe, kendisine yapılan bu iftirayı çok sonra tevafuken öğrendi, Rasulullah’dan izin alıp babasının evine gitti ve üzüntüsünden günlerce ağladı. Nihayet Nûr sûresinin 11-21. âyetleri nâzil oldu ve Allah Teâlâ yapılan dedikoduların tamamen asılsız olduğunu ve Âişe’ye iftira edildiğini bildirdi. Bu âyetlerin nâzil olmasıyla çok sevinen Hz. Ebû Bekr ile hanımı Ummu Rûman, kızlarına Hz. Peygamber’e gidip teşekkür etmesini söyledilerse de Hz. Âişe, “Hayır! Vallahi gitmem! Ben yalnızca suçsuz olduğumu ortaya çıkaran Allah’a hamd ederim” dedi.[10] Hz. Âişe katıldığı bir başka seferde (Mekke fethi yahut Zâtu’r- Rikâ) kardeşi Esma’dan ödünç aldığı gerdanlığı yine kaybetti. Rasulullah gerdanlığın aranması için bazı kimseleri gönderdi. Müslümanlar susuz bir yerde bulunuyorlardı. Sabah namazı vakti yaklaştığı ve su olmadığı için gerek Hz. Ebû Bekr gerekse diğer bazı Müslümanlar Hz. Âişe’ye çok kızdılar. Bunun üzerine teyemmüm âyeti nâzil oldu. Babası ve diğer Müslümanlar hayırlı bir işe vesile olduğu için ona dua ettiler. [11]

Rasulullah (s.a.s) hicretin 11. yılı Safer ayının (Mayıs 632) son haftasında rahatsızlanınca, diğer hanımlarının iznini alarak Hz. Âişe’nin odasına geçti ve mübarek başı onun kucağında olduğu halde vefat etti ve onun odasına defnedildi. On sekiz yaşında dul kalan Hz. Âişe, Peygamber hanımlarının başkalarıyla evlenmelerini yasaklayan Kur’an hükmüne uyarak bir daha evlenmedi. Hz. Peygamber’den sonra kırk yedi yıl daha yaşadı ve altmış beş (veya altmış altı) yaşında iken 17 Ramazan 58 (14 Temmuz 678) Çarşamba gecesi, vitir namazını kıldıktan sonra Medine’de vefat etti. Ölümü Medine’de büyük bir üzüntüyle karşılanmış, cenazesi aynı gece kaldırılmıştır. Kadınlar da dahil olmak üzere Medine ve civarındaki bölgelerde yaşayan bütün halk geceleyin Cennetu’l-Bâki’ye gelmiş, cenaze namazı mezarlığın ortasında Medine vali vekili Ebû Hüreyre tarafından kıldırılmış, vasiyeti üzerine oraya defnedilmiştir. Onu kabre erkek ve kız kardeşlerinin çocukları koymuşlardır.[12]

Hz. Âişe İslamî ilimlerin inşası konusunda etkili bir şahsiyet olarak tarihe geçmiştir. Onun ilmî kişiliğinin temelini, genç yaşta başlayan öğrenme tutkusu, Rasulullah (s.a.s.)’in evine gelmesiyle onun eğitiminden faydalanması ve İslam’ın erken dönemindeki sosyal olaylara yakından şahit olması etki etmiştir.

Hz. Âişe, zekâsı, güçlü hafızası ve derin anlayışıyla, ahlak, fıkıh ve hadis ilminde bir otorite haline gelmiştir. Onun bilgiye olan düşkünlüğü ve öğrenme azmi sadece kendi dönemindeki sahabeleri değil, sonraki nesilleri de etkileyen bir ilmî miras bırakmasını sağlamıştır.

Rasulullah (s.a.s.)’in sünnetini öğrenme ve öğretme konusundaki azmi, onun İslam toplumunda kadınlar için bir ilim ve hikmet örneği olmasını sağlamıştır. Bu nedenle Hz. Âişe’nin ilmî kişiliği, bireysel bir başarı olarak değil, ümmetin aydınlanmasına katkıda bulunan bir rehberlik olarak değerlendirilmelidir.

Hz. Âişe (r.anha); tefsir, kelâm, fıkıh ve hadis ilimlerinin kurulmasında rol oynayan 2210 hadis rivayet etmiştir.

Hz. Âişe fesahat ve belagati çok iyi bilirdi. Arap dilinin inceliklerine hakimdi. Lebîd’in birçok beyti, Kâ‘b b. Mâlik’in hemen hemen bütün kasideleri, Hassân b. Sâbit ve Abdullah b. Revâha’nın manzumeleri onun ezbere bildiği şiirler arasında yer alır. Kur’an ve hadisin anlaşılması ve dili doğru kullanmanın değeri sebebiyle, şiirin önemine işaret ederek, “Çocuklarınıza şiir öğretiniz ki dilleri tatlansın” derdi.[13]

Hz. Âişe şiir, belagat ve fesahat bilgileri ile hitabeti insanları etkileyen bir hatipti. Babasının kabrinin başında yaptığı dua, Cemel vakasında yaptığı hutbe ve bazı mektupları onun edebi şahsiyetini gösteren örneklerdir. İmam Zehebi Âişe (r.anha)’ın belagati ve fesahati hakkında: “Onun sözlerini duyduğunuzda, bir edebiyat üstadının kaleminden dökülmüş gibi görünür. İfadeleri açık, yerinde ve güzeldi.”[14] demiştir.

Ayrıca Arap tarihi, ensâb ilmî, cahiliyye örf ve adetlerini bilirdi. Bu ilimleri hakkında derin bilgi sahibi olan babasından öğrenmiştir. Ahlakı ve davranışlarında babasını örnek aldığı gibi, ilme ve öğrenmeye olan merakında da onu örnek almıştır. Hz. Âişe meraklı bir karaktere sahiptir. Onun karakteri ilmin ayağına gelmesini bekleyen pasif bir karakter değil, ilme giden ve öğrenmek için azmeden cesur ve kararlı bir karakterdir.

Kur’an-ı Kerim’i küçük yaşta ezberlemiştir. İmam Zehebi, Hz. Âişe’nin ilmî ve Kur’an’ı anlama konusundaki derinliğini şu sözlerle ifade eder: “Ümmetin âlimlerinin büyükleri, Hz. Âişe’ye gelip ondan bilgi alırdı. Çünkü Âişe, Kur’ân’ı en iyi anlayan ve en isabetli yorumlayanlardandı.”[15]

Sünnetin doğru anlaşılması için çabalamış, Kur’an’ı tefsir etmiş, hükümlerin doğru anlaşılması için usul-i fıkha katkıda bulunmuştur. Onun içtihad ve fetvaları, fâkih ve müçtehid olarak kabul edilmesini sağladı. Rasulullah (s.a.s.)’in ashabından çok fetva vermesi ile meşhur olan yedi kişiden birisi de Hz. Âişe  (r.anha) olmuştur. Muksirûndan olan yedi sahabenin de dördüncüsüdür. Rasulullah (s.a.s).’in ashabından Ebu Musa el-Eş’ârî’nin şu sözleri onun muhaddis ve fâkihliğini en iyi anlatan rivayetlerden biridir: “Biz sahabiler bir hadis veya meselede ihtilaf ettiğimizde Hz. Âişe’ye sorardık ve mutlaka onun yanında bu konuda bir bilgi bulurduk.”[16]

Hz. Âişe tıp bilgisine sahipti. Ona tıbbi bilgiyi nereden öğrendiği sorulduğunda şu cevabı verdiği rivayet edilir: “Rasulullah (s.a.s.) hastalandığında Arap kabilelerinden doktorlar gelir, ona tedavi yöntemlerini anlatırlardı. Ben de onların söylediklerini öğrenirdim.”[17]

İslam tarihindeki öncü şahsiyetlerin her biri bizler için birer örnek ve ilham kaynağıdır. Hz. Âişe de öncü şahsiyetlerden biridir. Hikmet sevgisi ve öğrenme arzusu ile öne çıkmıştır. Kadınlara da bu konuda rehber olmuştur. Hz. Âişe’nin ilmî kişiliğinden ilham almak, sadece bilgiyi edinme süreci değil aynı zamanda onun tavır ve davranışlarını, içsel değerlerini de anlamakla mümkündür. Hz. Âişe’nin ilmî kişiliğinden ilham alabileceğimiz bazı temel noktalar şunlardır:

1. Öğrenme Arzusu: Hz. Âişe’nin ilmî kişiliğini oluşturan en büyük özelliği öğrenmeyi sevmesi ve arzulamasıdır. Mü’mine gelen ilk emir “Oku!” emridir. Kâinatı, alemi, insanı “Oku!”. “Okumak” öğrenmek için bir araçtır. Mü’min Rabbinin yarattığı her varlığa karşı bir bilme, öğrenme arzusu taşır. Aslında bu arzu daha derin bir anlama sahiptir: Rabbini bilmeye olan arzusunun yansımasıdır. Kul kâinata baktığında, evrenin yaratılışı ve varlıkların düzeni sayesinde bir yanda Allah’ın varlığını, kudretini ve hikmetini görür.

Bizler de Hz. Âişe’nin bu tutumunu hayatımıza entegre edebiliriz; öğrenmeye açık olmak, yeni bilgiler keşfetmek, ilim yolunda azimli ve sabırlı olmak.

2.Eleştirel Düşünme ve Sorgulama: Hz.Âişe sadece duyduğu bilgileri aktarmakla kalmamış, öğrendiklerini derinlemesine incelemiş ve doğruluğunu sorgulamış hatta tartışmıştır. Bu yaklaşım doğru bilgiyi edinme noktasında önemli bir adım olabilir. Bizler de bir konu hakkında derinlemesine düşünmeyi ve sorgulamayı öğrenmeliyiz. Bu İslam geleneğinin, “gözünü kapa, bana tabi ol” düsturu ile hareket eden, Hristiyan gelenekten ayrıldığı en önemli noktalardan biridir.

3.Bilgiye Saygı ve Onu Paylaşma: Hz. Âişe, öğrendiği bilgileri çevresindekilerle paylaşarak toplumsal katkı sağladı. Bilgiye sahip olduktan sonra bunu paylaşmak, faziletli bir davranıştır. Müslümanlar sohbetlerini, faydalı bilgilerle süslediklerinde etraflarını aydınlatan birer kandil olurlar. İhtiyacımız zulmet dolu bu dünyada yolumuzu aydınlatacak kandillerden başka nedir ki?

Kişinin başkalarına faydalı olması, çevresine ışık saçması için fedakârlık yapması, zorluklara göğüs germesi hatta önce kendi nefsine faydalı olması gerekir. Âriflerden birinin şu sözü ne güzeldir: “Mum olmak kolay değildir. Işık saçmak için önce yanmak gerekir.”

Hz. Âişe, hayatı boyunca birçok zorluğa göğüs germiş, önüne çıkan zorluklara rağmen ilmî yolculuğundan vazgeçmemiştir. Yanan bir mum gibi, o günden bugüne bizleri aydınlatmaya devam etmektedir.

 

  1.  
  2.  
  3.  
  4.  
  5.  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


[1] Buhari:2\200

[2] Müslim, Fedailu’s-sahabe,6,7

[3] İbn Sad, et-Tabakâtu’l-Kubrâ, c.8, syf.277

[4] İbn Sad, et-Tabakâtu’l-Kubrâ, c.5, syf. 250

[5] İbn Sad, et-Tabakâtu’l-Kubrâ, c.5, syf. 100

[6] Buhârî, “Kefâlet”, 4

[7] Zehebî, II, 141-142

[8] Vâkıdî, I, 249, 265, 292

[9] TDV. İslam Ansiklopedisi, Hz. Âişe.

[10] Buhârî, “Şehâdât”, 15

[11] TDV. İslam Ansiklopedisi, Hz. Âişe.

[12] TDV. İslam Ansiklopedisi, Hz. Âişe.

[13] TDV. İslam Ansiklopedisi, Hz. Âişe.

[14] İmam Zehebi, Siyeru A’lamu’n-Nubela

[15] İmam Zehebi, Siyeru A’lami’n-Nubelâ: Âişe

[16] Tirmizi, Sünen

[17] İbn Sad, et-Tabakâtu’l-Kubrâ, c.10

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul