19 Nisan 2026 - Pazar

Şu anda buradasınız: / / Mucize Deve
Mucize Deve

Mucize Deve Duran Çetin

 

Sınanma devam eder gider.

Bazen insan bir insanla sınanır bazen başka bir varlıkla.

Hatta kendi kendine.

Madem sen bir peygambersin. Peygamber olduğunu gösterecek bir delil göster bize. Hem sen de bizim gibi birisin. Bizden birisin. Neden sen? Belki bir melek gelseydi…

Madem geldin, peygamber olduğunu söylüyor, Allah'ın elçisi olarak O’na inanmaya çağırıyorsun.

Bizim inanmamızı istiyorsun bunu ispat et.

Bir mucize getir.

Bilinmedik bir şey olsun.

Herkesin kabul edebileceği bir şey…

Bu istekte bulunan Semud halkıydı.

Çok sıkıntılı ve korkutucu bir istekti.

Daha önce mucize isteğinde bulunan kavimler, mucizeden sonra yalanlamaya devam ettikleri için kendi sonlarını hazırlamışlardı.

Allah'ın gazabını çeken bu davranışı istemiş olmaları Semud halkı için sonun başlangıcı olabilirdi.

Zaten doğruyu bulmaya niyetleri de yoktu.

Salih Peygamberi zor durumda bırakmak içindi bütün bu istekleri ya da onu yalanlayabilmek için bir dayanak…

Allah Peygamberini yalnız bırakacak değildi.

Bırakmadı da.

İster Peygamberleri Salih’i denemek maksatlı olsun isterse kendi sınanmalarına zemin hazırlamış olsunlar, Allah bir dişi deve yarattı.

Semud halkının görmeye alıştığı sıradan bir deve değildi bu.

Bu bir ayetti.

Bir mucize.

Gözlerinin içine sokarcasına bir delil.

İnkarcıların inkarlarından vazgeçmesi için yaratılmıştı.

Oyun eğlence olsun diye mucize gönderilmez/gösterilmezdi.

Deveyi istemekle kendi kendilerine zorunlu bir yol çizdiler. Bu yol onları nereye götürecek bilinmezdi. Ya kurtuluşa ya da öncekiler gibi bir gazabın ta içine…

Allah'ın izniyle Salih, şöyle dedi:

“İşte bir dişi deve! Onun (belli bir gün) su içme hakkı var, sizin de belli bir gün su içme hakkınız vardır.” (Şuara, 26/155)

İstenen deve geldi.

Madem istediniz, işte size bir mucize.

Ama bu mucize ile ilgili uymanız gereken kurallar var. Su kaynağı çeşmeden su içme hakkı sadece onun olmalıdır.

Su önemliydi. Suyun bir gün bile olsa onlardan alınması aslında kolay kabul edilebilir bir durum değildi. Ama sustular, kabullendiler. Çünkü buna kendileri sebep olmuştu. Böyle bir şey istememiş olsalardı bunlar başlarına gelmeyecekti…

Onlar için oldukça önemli olan bu su meselesi, başlı başına bir meydan okumaydı. Bu meydan okuma karşılık buldu ve bir süre devenin su kaynaklarından su içmesine ses çıkarmadılar.

"Bu sizin için bir ayet olarak Allah'ın dişi devesi; dolayısıyla bırakın onu Allah'ın arzında otlasın ve kötülükle ona dokunmayın." (Hud, 11/64) 

Meydan okuma, yalnızca bir gün devenin su içmesiyle sınırlı kalmadı. İstediği yerde istediği gibi otlamasına da izin verilmesi gerekirdi. Ona dokunulmayacak ve kötü niyetlerle onun engellenmemesi de istendi…

Adım adım sona doğru bir yolculuk başladı.

Adım adım…

Allah'ın gücü kudreti ve yaratıcılığını inkâr gibi bir adım böyle başladı…

"Ona bir kötülük dokundurmayın. Yoksa büyük bir günün cezasına çarpılırsınız." (Şuara, 26/156)

Bu bir meydan okuyuştu. Ölümüne bir uyarı…

Bu uyarı onları biraz korkutsa da bir süre katlandılar.

Ama sonunda, ondan kurtulmak için planlar yaptılar. Öfkelerine yenildiler. Birbirlerine danışmaya başladılar. Onu ortadan kaldırmak ve kendi başlarına musallat ettikleri bu badireyi yok etmek istediklerini ayan etmeye başladılar.

Nereye doğru bir adım attıklarını fark etmediler.

Bu işin sonunun nasıl olacağını da umursamadılar.

Halbuki örnekleri çok vardı. Duyagelmişlerdi.

Kibirli bir ileri gelen buna son verme görevini üstlendi. Allah'a ve Peygamberine karşı düşmanlık besleyenler, düşmanlıklarını açıktan ilan edenler ve gizliden gizliye düşmanlık besleyenler için önemli bir müjdeydi bu. Artık kendilerine ortak olan deveyi yok edecekler ve eskiden olduğu gibi suyu ve otlakları, tarla ve bahçeleri istedikleri gibi kullanabileceklerdi.

Kibirli reis bunu kolay bildi, kolay olacağını düşündü. Bu işi yaptığı zaman yandaşlarının yanında değeri artar diye hesap etti, kitap etti.

Bir yoldaşları çağrıldı. Hedef belli. Allah'ın emrini yok saymak. İstedikleri için gönderilen mucize deveyi ortadan kaldırmak.

Olacakları düşünmeden, düşüncesizce hareket ettiler. Böylece bilinen sona doğru hızlıca koştular…

En şakileri görevi üstlendi.

O da kavmin başına ne geleceğini hesap etmeden işini yaptı.

İlk önce devenin bacaklarını kesti.

“Derken onu kestiler, fakat pişman oldular.” (Şuara, 26/157)

Yapılmayacak olanı yaptı.

Hem kendinin hem yandaşlarının sonunu hazırladı…

Her yer suskun, yaşanan sessizlik iyiye alamet değil.

Her şey farklılaştı. Her şey değişti birden.

Sonrası mı?

Olması gerektiği gibi olacaktı.

Oldu da.

Büyük bir pişmanlıktı yaşananlar.

Pişmanlıklarla başlayan günün devamında Allah'ın mucize olarak gönderdiği devenin öldürüldüğünü duyan Salih Peygamber kavmine seslendi:

"Yurdunuzda üç gün daha metalanın." (Hud, 11/65)

Onlara üç gün mühlet verdi.

Yıllar sürecek ömür üç günle sınırlandı.

Onlar hâlâ inanmadılar.

İnanmadıklarını söylemekten çekinmediler.

“Böylece onları azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu ise iman etmiş değillerdir.” (Şuara, 26/157)

Üç gün sonra.

Üçüncü günün sonu.

Bir patlama duyuldu dört bir yandan.

Kulakları sağır edercesine bir ses...

İnsanın yüreğine korku salan bu sesle insanlar oldukları yerde kalakaldılar. Ne yapacakların bilemediler.

Yapacakları bir şey de yoktu. Yapamadılar. Yapmayı dahi akıl edemediler.

Sınandıklarını geç anladılar.

Kendi elleriyle sonlarını hazırladılar.

Bir ses ve arkasından sarsıntı.

Yer sarsıldı.

Yerle birlikte içindekiler beşik gibi sallandı.

Zelzeleydi yaşadıkları.

Ayakta bile duramadılar.

Sarsıldıkça sarsıldılar. Korkudan ödleri koptu. Yaptıklarına pişmanlıkları da fayda vermedi.

Sabahın ilk ışıklarıyla aydınlanan yeryüzünde o güne kadar görülmemiş bir manzara vardı.

Hayvanlar tarafından çiğnenmiş kuru çalılar gibi cesetler oraya buraya saçılmıştı.

Mahir oldukları taş oymacılığı ile hazırladıkları taştan köşkleri onları koruyamadı.

Kayalara oyulmuş barınakları da yeterli gelmedi.

Sarsıldıkça sarsıldılar.

Akılları başlarından gitti.

"Kendilerini o sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüz üstü düşe kaldılar." (A'raf, 7/78)

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul