ZULÜM
Bismillâhirrahmânirrahîm
Yüce Allah Kitab-ı Kerimi’nde şöyle buyurmaktadır:
“Tevrat’ta onlara; cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara karşılıklı ödeşme yazdık. Kim hakkından vazgeçerse ona keffâret olur. “Kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar zâlimlerdir”. (Mâide s. 5/45)
Tevrat’ta bulunan bu hükümler, aynen İslâm şeriatında da varlığını muhafaza etti ve kıyâmete kadar da devam edecektir. Elbette bu hükümler ancak İslâm diyarında tatbik edilebilir. Çünkü İslâm diyarının hududları haricinde bunları tatbik edecek herhangi bir İslâmi bir idâre bulunmamaktadır.
İlâhi şeriatın getirdiği bu büyük prensip, gerçekten insanın yeniden doğuşunun ilanıdır. Öyle bir insan ki, her ferd eşitlik hakkının nimetlerinden faydalanıyor. Önce aynı şeriat ve aynı hükümle muhakeme edilerek, sonra aynı esas ve aynı değer ölçülerine göre kısas edilerek bu eşitliğin ameli vakıasını müşahâde ediyor.
İslâm, bu esası ilk ilân eden nizamdır. On dört asırdır birçok beşer yapısının sistemi geldi ve geçti. Hatta kanunî nazariyat yönünden başarılı sayılabilecek metinlerde üretildi. Fakat bu nizamlar, ameli tatbikat yönünden temsil ettikleri seviyelerin çok çok altlarına düştüler.
Bir diğer ayet-i kerimede Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
“Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah’tan başka velileriniz yoktur, sonra yardım da göremezsiniz.” (Hud, s. 11/113)
Abdullah b. Mes’ud (ra) anlatıyor:
“İman edenler ve imanlarına zulüm bulaştırmayanlar, işte güvenlik onlar içindir ve onlar hidâyete ermişlerdir.” (En’am, 62/82)
Ayet-i kerimesi inzal buyrulduğunda Müslümanlara ağır geldi ve:
“Ya Rasulullah, bizim hangimiz nefsimize zulmetmez ki?” dediler.
Rasulullah (sav) :
“Bu ayette ki zulüm, sizin anladığınız gibi değildir. O zulüm ancak şirktir. Lokman aleyhisselam oğluna öğüt verirken;
“Ey oğlum! Allah’a şirk koşma, şüphesiz ki şirk, gerçekten büyük bir zulümdür.” (Lokman, 31/13) dediğini işitmediniz mi?”[1]
Elbette en büyük zulüm iman konusunda ki yapılan zulümdür. O da imana karışan şirktir. Yüce Allah Kur’an’da şöyle buyurmaktadır:
“Onların çoğu şirk (zulüm) koşmadan Allah’a iman etmezler.” (Yusuf, 12/106)
İmana şirk bulaştığında, imanı ve ameli yok eder. Allah katında makbul olan iman, kendisine şirkin küfrün ve nifakın karışmadığı, tertemiz olan imandır.
“Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa size ateş dokunur.” Ayet-i kerimesi kafirleri, müşrikleri ve bid’at ehli olan ve onların dışında türlü masiyet işleyen kimseleri terk edip onlardan uzaklaşmaya açık bir delildir. “Sonra size ateş dokunur” yani onlarla içli-dışlı olmak, onlarla sohbetlerde bulunmak, onların fısklarına karşı çıkmamak ve yaptıkları işlere de birlikte muafakat etmek suretiyle size ateş dokunur.[2]
Zâlim kim olursa olsun, nerede bulunursa bulunsun, mü’min bir şahsiyetin ona meyletmesi asla düşünülemez. Mü’minin vazifesi, yeryüzünde ki zulmü ve sömürüyü yok etmektir. Çünkü zulmü işleyenler ateştedir ve ateşe çağıranlardır. Her kim ki zulme ve zâlime yardımcı olursa o da zâlimlerdendir.
“Zulmedenlere meyletmeyin, yoksa size ateş dokunur.” ayetindeki gerçeği tam anlayabilmek için birkaç tefsirden geniş bilgilere müracaat edelim.
1 – İbn Kesir’den.
İbn Abbas’dan naklen Ali b. Ebu Talha burayı, “Onlara yağcılık yapmayın” şeklinde açıklar.
Avfî ise İbn Abbas’ın burada ki meyli, küfre meyletmekle tefsir ettiğini söylemiştir.
Ebu’l-Aliye: “Onların amellerini hoş görüyle karşılamayın” derken,
İbn Abbas’tan rivayetle İbn Cüreyc, “Haksızlık edenlere meyletmeyin”. açıklamasını getirmiştir.
Bu söz güzeldir. Yani, zâlimlerden yardım istemeyiniz ki, böylece onların geri kalan işlerinden hoşnut olmuş olursunuz. “Yoksa size de ateş dokunur”. Sizin Allah’tan başka sizi kurtaracak bir dostunuz, O’nun azabından sizi kurtaracak bir yardımcınız da yoktur.”[3]
2 – Saffetü’t-Tefsir’den.
Zâlim idarecilere karşı ve onların dışında ki diğer fasıklara yakınlık göstermeyin, sonra sizi cehennem ateşi yakar.
Beydâvî şöyle der:
“Rükûn” az eğilmedir. Yani onlara doğru az bir şekilde dahi olsa yakınlık göstermeyin. Sonra yakınlık göstermeniz sebebi ile sizi ateş yakar. Kendisinde zulüm denecek kadar bir şey bulunan kimseye, birazcık eğilim göstermek, böyle olursa zulümle damgalanmış, zâlimlere eğilim göstermek ve onlara tamamen yaklaşmak hususunda ne dersin ? Cevap:
“Sizi Allah’ın azabından koruyacak kimseniz yoktur. Sonra bu belaya karşı size yardım edecek kimse de bulamazsanız.”
Kurtubi şöyle der:
“Bu ayet, kâfirlerden ve isyankârlardan uzak durmak gerektiğine delâlet eder.” Çünkü onlarla beraber olmak, onlar gibi kâfir ve isyankâr olmaktır. Zira onlarla beraber olmak, onlara sevgiden daha ileri gelir. Mecburi hallerde zâlimlere zâhiren dost olmak bu yasaklamanın dışındadır.”
3 – Furkan Tefsir’inden.
“Zulmedenlere meyletmeyin, hiçbir hususta onlara dayanıp güvenmeyin. Zâlimlere meyletmek apaçık bir zulümdür. Ayet-i kerimedeki bu yasak, bizde yaygın halde bulunan manevi bir hastalığı tedavi etmektedir. Bu hastalık, ihtiyaçlarımızı gidermek ve çıkarlarımızı korumak için büyüklere sığınmamızdır. Bunun içinde onların etrafına sokulur, dalkavukluk ederiz.
Hakkı gizler, iyiliği emretmez, kötülüğü yasaklamayız. Allah’ın dinine ve hükmüne tecavüz eden zâlimdir. Ya kâfirlere ve müşriklere ne dersiniz. Kendi kendilerine, başkalarına, milletlerine, vatanlarına zulmedenlere yönelmeyin. Aksi takdir de size cehennem ateşi dokunur. Sonra Allah’tan başka size yardım eden de bulunmaz.”[4]
4 –el-Esas Fi’t-Tefsir’den.
“Zulmedeneler meyletmeyin, onlara meyledip, yanaşıp, durumlarını beğenmeyin. Herhangi bir günah üzere onlarla yardımlaşmayın. Onlara katılmayın, yoksa size ateş dokunur. Onlara meyledip yaklaşmanız sebebiyle size de ateş isabet eder. Sizin Allah’tan başka velileriniz yoktur. O’nun azabından hiç kimse sizi kurtaramayacaktır. Sonra size yardımda edilmez. Burada yer alan “sonra” sözcüğünün ifadesi, ebediyen yardım olunmayacağını ortaya koymaktadır. O halde zulmedenlere yanaşmanız halinde O, size yardımcı olmaz. Çünkü bu yanaşmanız sebebiyle azaplandırılmanız hükmünü zaten vermiştir.”[5]
İmam Kurtubi bu ayetin tefsirinde şunları kaydeder:
“Buyruk”, zâlimleri sevmeyin ve onlara itaat etmeyin anlamındadır.
İbn Cüreyc: “Onlara hiçbir şekilde meyletmeyin anlamındadır.”
Ebu’l-Âliye ise: “Onların amellerine razı olmayın” diye açıklamıştır ki, hepsi birbirine yakın ifadeler kullanmışlardır.
İbn Zeyd der ki: “Burada ki rükûndan maksat, zâlimlere yağcılık yapmaktır”. Bu da onların küfürlerini tepki ile karşılamamak, reddetmemek demektir.”
Bir de “Zulmedenlere meyletmeyin” buyruğunda ki zulmedenlerden kastın müşrikler olduğu söylendiği gibi, hem müşrikler hakkında ve hem de günahkârlar hakkında umumi olduğu da söylenmiştir.
İslâm ulemâsı tarafından kaleme alınmış olan “Zâlimlere meyletmeyiniz” açıklamanın ışığında günümüz toplumların durumunda, çok acı ve vahim bir tablo karşımıza çıkmaktadır.
Dindeki zulmün mahiyetini ve yerini Yüce Allah’ın ayet-i kerimesinde ne buyurduğunu, Rasulullah (sav)’in hadisi şerifinde de ne buyurduğunu kısaca gördük.
“Zulmedenlere kesinlikle meyletmeyin.” Onlara tâbi olmamak, çok küçük bir hürmet veya saygı göstermemek gerek. Yüce Allah’ın hakimiyetini gasp eden bu zâlimlere nasıl meyledilir ki!.. Yüce Allah “onlara meyledenleri” ateş ile tehdid etmektedir.
Sevgili okur kardeşim inşallah bir daha ki sayıda devam etmek niyeti ile Allah’ın selamı ile selamlıyorum.
Vesselamu aleykum verehmetullahi veberekatuhu.
[1] Sahih Buhari, Kitabu’l-Enbiya, B. 43. Hadis, 101.
Sahih Müslim, Kitabu’l-İman, B. 56. Hadis, 197.
[2] Kurtubi, el-Camiu li-Ahkâmi’l-Kur’an, C. 9, Sh. 166-167.
[3] Kul Sadi Yüksel, Yeryüzünün Varisleri, Madve Y. 1997. İstanbul. S.182.
İbn Kesir Tefsiri, C 8. Sh. 3992.
[4] Kul Sadi Yüksel, Yeryüzünün Varisleri, A.g.e. sh. 185.
Prof. Dr. M. Mahmud Hicazi, Furkan Tefsiri, Çev. Mehmet Keskin. İlim y. İstanbul, Ty. C. 3. Sh 151, vb.
[5] Kul Sadi Yüksel, Yeryüzünün Varisleri, A.g.e. sh. 186.
Said Havva, el-Esas Fi’t-Tefsir. Çev. M. Beşir Eryarsoy, Şamil y. İstanbul, 1990. C. 7. Sh 126.


