Eğarr İbni Yesâr el-Müzenî radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Ey insanlar! Allah’a tevbe edip ondan af dileyiniz. Zira ben ona günde yüz defa tevbe ederim. “ (1)
Konuya itiraz olmasın diye gerçekten bunu unuttuğumuzu kabullenip, yazıya odaklanıp ders çıkarılması için; gelmiş ve geçmiş günahları affedilmiş, insanlara “usvetül-hasene” olarak gönderilen bizim ve tüm insanlığın önderinin sözü ile başladık. Rabbim bize ve siz değerli okuyuculara kabul edilen tevbe ve salih amele yönlendirilmiş bir kalp nasip eylesin.
Tevbenin sözlükteki asıl anlamı, dönmektir. Günahtan vazgeçmek, o masiyeti işlemeye pişman olmak ve ebediyyen bir daha ona dönmemek üzere kesin karar vermek. Eğer masiyet bir insan hakkı ile alakalı ise o takdirde dördüncü bir rüknü (esası) daha vardır o da hak sahibinin hakkını helal etmesini sağlamaktır.
Tevbenin aslı, pişmanlıktır ve tevbenin en büyük esası budur.
İlim adamları bütün masiyetlerden tevbe etmenin vacip (farz) olduğu ve geciktirilmesi caiz olmamak üzere derhal yapılmasının vacip olduğunu ittifakla kabul etmişlerdir. Masiyetin küçük ya da büyük olması arasında fark yoktur. (2)
“Sonra Âdem, Rabbinden öğrendiği sözlerle Allah’a yalvardı, tevbe etti. Allah da tevbesini kabul buyurdu. Doğrusu O, tevbeleri çok kabul eden, nihâyetsiz merhamet sahibi olandır.” (3)
“Biz, her bir peygamberi, Allah’ın izniyle kendisine itaat edilsin diye gönderdik. Şayet onlar kendilerine zulmettiklerinde hemen sana gelip Allah’tan bağışlanma isteselerdi ve Peygamber de onlar için mağfiret dileseydi, onlar Allah’ın tevbeleri çok kabul edici ve çok merhametli olduğunu mutlaka görürlerdi.” (4)
“Ey iman edenler! İçten ve samimi bir tevbe ile Allah’a yönelin. Umulur ki Rabbiniz günahlarınızı örter ve sizi içinde ırmaklar akan cennetlere yerleştirir. O gün Allah Peygamber’i ve onunla beraberindeki mü’minleri utandırmayacak, hayal kırıklığına uğratmayacaktır. Onların nurları önlerinde ve sağlarında koşturup yollarını aydınlatır. Onlar da: “Rabbimiz! Nûrumuzu tamamla ve bizi bağışla! Şüphesiz senin her şeye gücün yeter!” diye dua ederler.” (5)
Tevbe, Hz. Adem (a.s.) ile başlayan ve son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) ile devam eden bir ibadettir. Konunun başında zikrettiğimiz hadisi şerifte de Resulullah (s.a.s.) bunu bize tavsiye etmektedir. Çünkü o bir hadisi şerifte şöyle buyuruyor:
Ebu Musa el-Eşari dedi ki: Rasûlullah (s.a.s.) bize kendisinin çeşitli isimlerini sayıp dedi ki:
“Ben Muhammed'im, Ahmed'im, Mukaffa’yım, Haşir’im, tevbe peygamberiyim, rahmet peygamberiyim.”(6)
O yirmi üç yıllık risalet görevinde tüm insanlığı ve ona iman edenleri tevbeye davet etti. İnsanlığı Rablerine karşı işlemiş olduğu küfrü ve şirki terk edip âlemlerin rabbine yönelmelerini telkin eyledi. Kendisine iman edenleri de işlemiş oldukları küçük veya büyük günahlara tevbe etmeye yöneltti ve onların tevbesinin kabulü için dua etti. Rabbimizin merhametini ne anlatmaya ne de yazmaya imkanımız vardır. Ancak bir örnekle rahmetinin üzerimizdeki (iman edenler için) büyüklüğüne deyinelim.
Arşı taşıyan ve onun etrafında bulunan melekler, Rablerini överek tesbih eder, O’na inanır ve mü’minlerin bağışlanmaları için şöyle dua ederler: “Rabbimiz! Senin ilmin ve rahmetin her şeyi kuşatmıştır. O halde tevbe edip sana yönelen ve senin yoluna uyanları bağışla ve onları kızgın alevli cehennem azabından koru!”(7)
Rabbim sen bizi peygamberlerin ve meleklerin affedilmesi için dua edilen kullarından eyle diyerek meseleyi daha iyi anlamaya gayret edelim. Ve bizler tevbe edince ne yapmamız gerektiğini Allahın kitabına ve resulünün sözlerine bakarak öğrenelim.
“Onlar; günahlarına tevbe eden, ibâdetle meşgul olan, hamdeden, oruç tutan, rükû eden, secde eden, iyilik ve güzellikleri teşvik edip yayan, her türlü kötülük ve çirkinliğin önünü almaya çalışan ve Allah’ın koyduğu sınırları gözetenlerdir. Rasûlüm! Sen böyle gerçek mü'minleri müjdele!” (8)
“Ancak tevbe edip hallerini düzeltenler, Allah’a sımsıkı sarılanlar ve dinlerini tam bir ihlasla yaşayıp bütün samimiyetleriyle Allah’a yönelenler başka. İşte onlar gerçek mü’minlerle beraberdirler. Allah mü’minlere pek büyük bir mükâfat verecektir.” (9)
“Allah, haramları ve helâleri size apaçık bildirerek yolunuzu aydınlatmak, sizi daha önce yaşamış sâlih insanların gerçek kurtuluş yollarına iletmek ve sizi yanlış yollara gitmekten koruyup affına ve rahmetine yöneltmek istiyor. Allah her şeyi hakkıyla bilen, her hükmü ve işi hikmetli ve sağlam olandır.” (10)
Enes (r.a)’ten rivayet edildiğine göre; Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurdu demiştir:
“Adem oğullarının hepsi çok günah işler. Çok günah işleyenlerin en hayırlısı çokça tövbe edenlerdir.”(11)
Numan b. Beşir hutbe verip dedi ki:
“Şüphesiz Allah'ın kulunun tevbesine sevinmesi azığını ve kırbasını bir deveye yükledikten sonra yola koyulan nihayet düz bir yere varınca kaylule (öğle dinlenme) vaktine giren bu sebeple inip de bir ağacın altında kaylule uykusuna yatan gözü kendisine galip gelince (uyuyunca) devesi de sıvışıp giden, uyandığında koşup bir tepeye çıktığı halde bir şey görmeyen, sonra koşup ikinci bir tepeye çıkan yine bir şey görmeyen, sonra koşup üçüncü bir tepeye çıktığı halde yine bir şey görmediği için geri dönerek kaylule uykusuna yattığı yerine geri dönen, kendisi oturmakta iken ansızın devesi yürüyerek kendisine gelen ve nihayet yularını sahibinin eline bıraktığı adamın sevinmesinden daha fazladır. Yemin olsun ki Allah'ın kulunun tevbesi dolayısıyla sevinmesi o hali üzere devesini bulduğu o zamandan daha fazladır.”
Simak dedi ki: “Şa’bi, Numan'ın bu hadisi Nebi sallallahu aleyhi ve selem'e ref ettiğini ileri sürmüştür. Ben ise bunu duymadım.” (12)
Haris bin suveyd’den Resulullah (s.a.s) şöyle buyurdu:
“Mü’min günahlarını her an üstüne devrilecek bir dağın altında oturmak gibi algılar. Facir ise günahlarını burnuna konan bir sinek gibi düşünür.”(13)
Zikrettiğimiz ayetler bizi pişmanlığa götürüp oradan da salih amele iletiyor. Salih amellerde Allah’ın sınırlarını aşmamaya ve korumak için insanlara iyiliği emredip , kötülükten sakındırmaya götürüyor. İşte Allah böylelikle kullarını kendisinin rızasına döndürüyor.
İnsanlığa rahmet olarak gönderilen Rasûlullah (s.a.s.) de hadislerin de bizlerin her an nefsimize yenilip hata ve günah işleyebileceğimizi bize haber veriyor. Bununla beraber bunun telafisini bizlere gösteriyor. Rasûlullah’ın eğitiminden geçen sahabe korku ile ümit arasında yaşayıp, Allah’ın rızasını tevbe etmek ve salih amel işlemekle arıyordu. Baktığımızda kimi sahabeler ilim öğrenip insanlara hayatlarında ki doğru ve yanlışları öğretiyor, kimileri de Allah yolun da cihad ederek bu dosdoğru yolu diğer iman etmemiş insanlara ulaştırıyordu. Çünkü hata ve günahlara pişmanlık bizi embesilliğe ve tembel bir şekilde evlerimizde oturmaya sevk etmeyecek. Çünkü pişmanlığın dışa yansıması birincisi Allah’a isyanın engellenmesi, ikincisi nefislere zulmedilmemesi için gece ve gündüz ashabın yaptığı gibi Allah yolunda cihad etmektir.
Kimimiz küfür ve şirk içerisinde iken, kimimizde nefislerine zulmederken, iman edenlerden bir taife bizlere ulaştı da biz bunlardan Allah’a tevbe ederek, ona firar ettik. Allah kendisine yönelmek isteyenlere fırsat veriyor ve kitabında şöyle buyuruyor:
“Yoksa hayatı boyunca günah işleyip işleyip de, nihâyet kendisine ölüm gelip çattığında: “Ben şimdi tevbe ediyorum” diyenlerin ve kâfir olarak ölenlerin tevbeleri kabul edilmeyecektir. Biz, böyleleri için can yakıcı bir azap hazırladık.” (14)
“Ümidinizi kesmeyin, fakat tepenize o azap inmeden önce de tevbe edip Rabbinize yönelin ve O’na teslim olun. Aksi halde kimseden yardım göremezsiniz.” (15)
Ebu Hureyre (r.a.), Rasûlullah (s.a.s.)'den şöyle buyurdu:
“Kim Güneş battığı yerden doğmadan önce tevbe ederse, yüce Allah'tan tövbesini kabul eder.“ (16)
Yine yolumuzu aydınlatan ayet ve hadislerle beraber, Rabbimizden tevbe etmek ve affolunmak kaydıyla son nefesimizi vermeyi istiyoruz. Konumuzu Rasûlullah (s.a.s.)’in bir hadisiyle ve duasıyla bitirmek istiyoruz ki bu hadis istiğfarların en üstünüdür.
Şeddad b. Evs’ten nakledildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
“İstiğfarların efendisi (en üstünü) şöyledir: Allah’ım! Sen benim Rabbimsin. Senden başka ilah yoktur. Beni, Sen yarattın ve ben Senin kulunum. Ben gücüm yettiğince seninle yaptığımız ahde sadık kalacağım ve vaadine ulaşmaya çalışacağım. Yaptıklarımın şerrinden sana sığınırım. Bana verdiğin nimetleri de benim işlediğim günahları da biliyor ve kabul ediyorum. Beni affet. Çünkü günahları senden başka bağışlayacak kimse yoktur. Kim bu duayı içeriğine gerçekten inanarak gündüz söyler ve akşam olmadan gün içinde ölürse cennete girer. Yine kim bu duayı içeriğine iman ederek gece yapar ve sabah olmadan ölürse cennete girer.”(17)
“Ey mü’minler! Hepiniz tevbe ederek Allah’a yönelin ki kurtuluşa eresiniz.” (18)
Dipnotlar
1. Müslim, Zikir 42. Ayrıca Ebû Dâvûd, Vitir 26; İbni Mâce, Edeb 57.
2. Sahihi Müslim Şerhi el-Minhac, “Kitabut Tevbe”, c. 11, s. 169.
3. Bakara Suresi, 37.
4. Nisa Suresi, 64.
5. Tahrim Suresi, 8.
6. Sahihi Müslim Şerhi el-Minhac, “Faziletler Kitabı”, c. 10, s.153.
7. Mü’min Suresi, 7.
8. Tevbe Suresi, 112.
9. Nisa Suresi, 146.
10. Nisa Suresi, 26.
11. Süneni İbn Mace, c. 10. s. 528. Bu hadisi Tirmizi, Ahmed, Darimi ve Hakim de rivayet etmiştir.
12 Sahihi Müslim Şerhi el-Minhac, “Kitabut Tevbe”, c. 11, s. 174.
13. Sahihi Müslim Şerhi el-Minhac, “Kitabut Tevbe”, c. 11, s. 173.
14. Nisa Suresi, 14.
15. Zümer Suresi, 54.
16. Müslim Şerhi el-Minhac, c. 10, s. 109-110.
17. Fethul Bari, c.12, s. 427 (Hadis no: 6306)
18. Nur Suresi, 31.


