20 Nisan 2026 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / / Bu Mübarek Ramazan’da Da Rabbim Benden Razı Oldu Diyebilecek Miyiz?
BU MÜBAREK RAMAZAN’DA DA RABBİM BENDEN RAZI OLDU DİYEBİLECEK MİYİZ?

Bu Mübarek Ramazan’da Da Rabbim Benden Razı Oldu Diyebilecek Miyiz? Zübeyde Nalbant

 “Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç tutmak size de farz kılındı. Umulur ki günah  ve fenalıklardan korunursunuz.” (Bakara 183) 

Şeyhulislam İbn Teymiyye (ra) dedi ki: “Dünyada öyle bir cennet vardır ki: “Ona girmeyen giremeyen ahiret cennetine giremez.“ Denildi ki: “Hangi cennettir o?” Dediler ki: “O, iman cennetidir.”

Allah (cc) Asr Sûresi’nde “Ancak iman edip ameli salih işleyenlerin kurtulacağını” buyurmaktadır. İman olmadan gece gündüz namaz kılsa, kabul olmayacağını, iman olmadan oruç tutsa, kabul olmayacağını, iman olmadan zekâtını verse, ondan kabul olmayacağını, iman olmadan hac ve umre yapsa dahi ondan kabul olmayacağını, iman olmadan yaptığı hayır ve hasenatın dahi kabul olmayacağını  buyurmaktadır. Günümüz insanları, Tevhid anlatıldığında onlara mantıklı gelse dahi rahatlarının bozulacağından korktuklarından dolayı İslam’ı kabul etmek nefislerine ağır geliyor. Hatta “Sen, sen ol kimsenin etlisine sütlüsüne karışma”, “Başını belaya sokma”, “Dünyayı sen mi kurtaracaksın. Abdestini al, namazını kıl, orucunu tut, Kur’an’ını oku sana karışan mı var?” diyorlar. Tamam da Kur’an-ı Kerim’de yüce yaratan bize; “Kalk zalimlerle mücadele et” buyuruyor. O yüzden onlara göre kıl beşi kurtar başı. Elhamdülillah Müslümanlar. Fakat rahmet Peygamberimizin metodu neydi? Hakim (ra)’ı tam 13 defa İslam’a davet ediyordu. Her seferinde de red edip tersleniyordu ama rahmet peygamberimiz bıkmadı, yılmadı 14. kez de gitti ve hidayetine vesile oldu. Var mı öyle hemencecik pes etmek? Müslümanlar olarak bizlerin en büyük cihadı, tembelleşmiş nefsimizle olan cihadımızdır. Gayret ve itaatimiz acaba Allah ve Rasulü’nün razı olacağı şekilde midir?

Şeyh Abdurrahman es-Sa’di rahimetullah: “Allah, dinine bir kelimenin yarısı kadar bile olsa yardım eden kimseyi rahmetiyle kuşatsın. Şüphesiz ki helak, kişinin bu dine davet etmek konusunda gücü yettiği şeyi terk etmesindedir.”

"Biz Allah’ın yolunda hiçbir kimsenin kınamasından çekinmeden ve korkmadan nerede de olursa olsun hakkı söyleyeceğimize dair, Resullullah (sas)’e biat verdik.”[1]

Evet Allah nasip etti, mübarek Ramazan ayına girdik. Geçen seneki Ramazan ayında sağ olan yakınlarımız bu Ramazan’da hayatta değil. Geçen sene Ramazan ayında hayatta olan sevgili annem (Allah ona rahmet etsin) bu Ramazan’da hayatta değil. Çünkü Allah böyle istedi ve böyle oldu.

Tevekkülün verdiği rahatlığı hiçbir dünya kelamı karşılayamaz. Bizlerde bir daha ki Ramazan’ı görmek nasip olur mu Allah bilir? Öleceğimiz kesindir, mühim olan kimin yolunda ve nasıl öldüğümüzdür. Allah yolunda ve Allah’ı razı eden işler peşinde iken ecelimiz gelirse, ölüm bize nimet olur. Yoksa sadece ölürüz. “Filanca ölmüş” derler, rahmet bile okumazlar. Maalesef yaşadığımız modern hayat, biz Müslümanları dahi bir vakum gibi içine çekerken, ömür sermayemiz her geçen gün biraz daha erimektedir. Öyle ki yol çetin, yük ağır ve süremiz kısıtlıdır.

Bir adam Abdullah b. Mübarek (rh)’e şöyle dedi: “Nasihat eden kaldı mı?”

Abdullah b. Mübarek de cevaben şöyle dedi: “Peki ya nasihat kabul eden kaldı mı?”

“Din bir nasihattir.”

“Dağlara buğday serpin Müslüman ülkesinde kuşlar aç kaldı demesinler” diyen Hz. Ömer, halimizdeki israfları görse ne derdi acaba? Hz Ömer, “Kuşları aç bırakmayın” derken, Gazze’de, Filistin’de ve diğer ülkelerde açlıktan ölen insanların halini görse bizlere ne derdi acaba? Hani hep anlatırken, Hz. Ömer’in adalet timsali olduğundan bahsederiz. Sanki adaletli olmak sadece ona mahsusmuş gibi. Hz. Ömer gibi adaletli bir halife ne zaman gelir Allah bilir? Ama dünya Müslümanları olarak bir araya gelip uyanılmadığı taktirde başımızdan bela ve musibet eksik olmayacaktır. Bu Ramazan’da buluşacağımız eşimizle, dostumuzla bol çeşitli yemeklerimizi hazırlarken, “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” sözünü göz önünde bulundurarak Gazze ve çevremizdeki insanları unutmamak gerekir. Medyanın verdiği yayınlardan, Gazze’nin halini hep birlikte izledik. Yemek bulamadığı için aç susuz teyzemiz, günlerdir oruç tutuyor. Eğer bizler aynı davaya gönül vermiş muvahhidler olarak, elimizi taşın altına koymayıp o büyük, küçük, yaralı, evsiz aç ve susuz kardeşlerimize yardım etmezsek, bu şekilde geleceğin nesilleri olarak yetiştirdiğimiz yavrularımızı da bilinçlendirmezsek, bu geçirdiğimiz Ramazan’dan dolayı Rabbim bizden razı olmuştur diyebilecek miyiz?

Ebu Hureyre şöyle anlatıyor:

Peygamber (sas) oturarak namaz kılarken ben huzuruna girerek, “Ey Allah’ın Rasulü! Bakıyorum oturarak namaz kılıyorsun? Sana isabet eden nedir?“ dedim. Rasulullah (sas), “Ey Ebu Hureyre! Açlıktır” dedi. Bunun üzerine ben ağladım, bana “Ey Ebu Hureyre! Ağlama, kesinlikle kıyamet gününde hesabın şiddeti dünyada Allah rızası için açlık çekene isabet etmez.“ buyurdu.[2]

Alimler şöyle derler: “İmkan insanı yetiştirmez, dert ve sorumluluk insanı yetiştirir.“

O, mazlumların çektikleri derdi çocuklarımıza aşılamak zorundayız. Çünkü bizlerin de, çocuklarımızın da İslam davasıyla ve Müslümanların derdiyle dertlenebilmesi için ilk önce bilinçlenmek gerekmektedir. Çünkü Cenab-ı Allah rolleri dağıtmaz, önce tanıtır. Yani isteyen Ebu Cehil olur, isteyen Ebu Bekir olur.

Öyle ki İslam dinini hafife alan kişiler, Dini’ni gereği gibi yaşayanları alaya alarak aşırılıkla suçlamaktadırlar. Ne yazık ki Batıya özene özene özünü kaybeden insanoğlu, gavurlaştığının farkına bile varmadan çarşaflıları, sakallıları ve Ramazan orucunu tutanları görünce, “Ben fakir insanların oruç tuttuğu gibi oruç tutmam” diyerek milletin aptallaştığını zannedip Allah’ın şeriatından ateşten kaçar gibi kaçıyorlar.

Rasulullah şöyle buyurmuştur:

“Kıyamet gününde hiçbir kul ömrünü nasıl ve nerede tükettiğini, ilmi ile ne yaptığını, malını nereden kazanıp nerede harcadığını ve bedenini ne uğurda yıprattığı sorulmadıkça bir yere kıpırdayamayacaktır.”[3]

Zulüm ve yokluk içerisinde yaşayan kardeşlerimiz onlar. Müslüman olduklarından dolayı çok ağır bedeller ödediler. Fakat hiç bir zaman ümitsizliğe kapılmadılar, sabrettiler. Çünkü onlar biliyorlar ki sabır insanın gönül kıblesidir. Zorlukta ve darlıkta alemlerin Rabbine yönelip, onun hatırına her şeye tahammül etmişlerdir. Bizler televizyonda izlemeye dahi tahammül edemezken, onlar çocuklarının kopmuş kafatasını kucaklayıp dua ediyor: “Rabbim benden razı mısın?“ Allahu Ekber. Biraz kendimizi sorgulayıp müşahede etme vakti  gelmedi mi? Ama onlar biliyorlar ki Allah’ın hükmü kesindir, yine onlar biliyorlar ki Allah sabredenlerle beraberdir.

Fakat imandan nasibi olmayanlar, Müslümanların derdinden ne anlasınlar ki? Onlar nereden bilecekler Müslüman kardeşleri aç diye? Sabaha kadar uyuyamayanların halini nereden bilecekler? Yemek yerken o açlıktan ölen yavruların halini görünce yediği yemeğin boğazına dizildiğini, nereden bilecekler? Onlar ki menfaat üzere yaşarlar, onlar ki dostuna küser düşmanıyla yatıp kalkarlar. Onlar ki menfaati bitti mi masadan kalkıp gider, yine onlar kendi aralarında birbirlerini sevmiyor ama seviyor gibi görünüyorlar. Ama Müslümanlar hiç tanımadığı, görmediği, kan bağı olmadığı halde onların derdiyle dertlenendir. Çünkü, yüce yaradan öyle istedi, kardeş kıldı, onların acısını hissetmemiz gerektiğini emretti.

Ramazan ayı öyle bir aydır ki Kur’an o ayda inmiştir. “O, Kur’an ki insanlara hidayettir. Doğru yolu hak ile batılı ayırt eden hükümlerin nice açık delilleri vardır.” (Bakara 185)

“Ramazan ayının ilk gecesi olunca, şeytanlar ve azgın cinler zincire vurulur, cehennem kapısı kapatılır ve hiç biri açılmaz. Cennetin kapıları açılır ve hiçbiri kapanmaz. Sonra bir (melek) şöyle seslenir: ‘Ey hayır dileyen, ibadet ve kulluğa gel! Ey şer isteyen uzatma, günahlardan vazgeç!’ Allah’ın bu ayda ateşten azat ettiği nice kimseler vardır ve bu ramazan boyunca her gece böyledir.”[4]

Sadaka vermekle mal eksilmez. Allah, rızası için hayır yapanın, Allah, rızası için affeden kulunun değerini artırır. Bu mübarek aylar Allah’a isyan edilecek aylar değildir. Yani Ramazan otuz gece ise bu otuz gecenin her birinde kullarının bir kısmını azat ediyor. Umulur ki bizlerde bunlardan biri olabiliriz. İnsan sabırla ölçülür, oruçla demlenir. Bir işi veya hareketi devam ettirmek veya gelen kötülüklere şuurla karşı koymak oruç sabrıyla olur ve toplumdaki yerini onunla yani oruçla alır.

Şehvetin, kinin, kibrin ve gururun esirlik kitlelerini parçalamak isteyenler oruç tutmalıdır. Çünkü oruç bizleri fakirlerle tanıştırır, dertlerini dinletir, üzüntü ve şikayetlerimizin dinmesini, gönlümüzde sevinç ve huzur ampulünün yanmasını sağlar. Allah’ın biz kullarına saçtığı rahmeti görmek, onun lütuf ve merhametine kavuşmak isteyen oruç tutmalıdır, namaz kılmalıdır, çünkü oruç kalkandır ve aynı zamanda oruç sabrın yarısıdır. Ramazan ayını bu şekilde geçiren insanlar sadece ve sadece Allah rızası için mazlum kardeşlerini unutmaması gerekmektedir. Aynı davaya gönül vermiş Müslümanlar olarak yardımlaşmada çok acele etmek gerekir. Allahu a’lem gidişat hiç iyiye gitmiyor, dünya son zamanlarını yaşıyor sanki. Sonuçta ahir zaman ümmetiyiz, o yüzen bizlerden yardım bekleyen kardeşlerimize gücümüz nispetinde bu Ramazan’ın onlara bayram olması ve bir nebzede olsa acılarını unutması için elimizden geleni yapmamız gerekmektedir. Rasullullah (sas) buyurduğu gibi, “Ahir zamanda kıyamete yakın savaşlar, depremler, hastalıklar, toplu ölümler olacaktır.” Bu kadar sona yaklaşmışken hala gaflet uykusunda olup Allah’ı, ahireti unutan insanlara şaşmamak gerekir. Ne yazık ki dünya bu haksızlık ve adaletsizlikten, mazlumlara yapılan zulümlerden, haksızlık ve iğrençliklerden can çekişmektedir. Dünyanın her tarafında Müslüman ve mazlumların kanının akıtılmasıyla insanlar acı, zulüm, açlık ve susuzlukla imtihan edilirken, Ramazana girdik. Şimdilik ateşkes ilan edildi, insanlar tekrar hayata tutunmaya çalışıyorlar, yuvalarını kurup eş, dost, hayatta kalanlarla bir araya gelmeye çalışıyorlar. Çok üzücü bir Ramazan daha yaşamaktayız. Dünyada uyanışa, dirilişe geçen, kıyama kalkıp izzeti kazananlar olduğu gibi, korku ve çıkarlarından dolayı zalim ve kafir otoritelerin yanında yer alan uzlaşmacı olan zilleti, izzetli ölüme tercih eden sözüm ona Müslümanlar ne yazık ki tarih boyunca hep vardı. Şu anda da misyonlarını devam ettirmektedirler.

Küfür dünyası cahiliyenin, şirkin, zulmün en uç noktasını yaşarken, ne yazık ki halkı Müslüman olan beldelerde yaşayan insanlar, aynı zamanda küfrün kuklaları tarafından çağdaş şirk ve zulmü yaşatmaktadırlar. Müslüman olan ailelerin çocukları üzerinde emperyalist kafirlerin oynadıkları oyun müminleri İslam’dan uzaklaştırmaktadır. Veya imanlarına zulüm karıştırmak suretiyle yine bu mübarek Ramazan’da oyunlarına başladılar. Herkes biliyor ki lanetlenmiş yahudi ordusu ve müttefikleriyle durmayacak, yine yuvalar yıkılacak, yine acı, yine zulüm ve yine açlık olacak. Bizler inananlar olarak büyük imtihandayız, hesabımız çok büyük. İnşallah bu Ramazan’da tutulan oruçların bizlere ve dünya Müslümanlarına bir kalkan olduğunu, acılara, istek ve arzulara bir baş kaldırış, bir taarruz, bir gem vurma olduğu gibi geniş olarak da şeytana ve şeytani olan her şeye karşı bir başkaldırı, savunma  olduğunu unutmamak gerekmektedir.

Oruç, nefsin şiddetini kırar. Ayrıca tutulan oruç, açlık ve susuzluğun ne demek olduğunu fiilen anlamaktır. Oruç, açlıktan mideleri kazınan, iskeleti ortaya çıkmış, mazlum yoksulların, aç susuz yardıma muhtaç insanların halleriyle duygulanmak ve onlara yardım hissiyle yaklaşmaktır. Yine oruç, küfre karşı mücadele veren, peygamberlerin yolunu takip eden muvahhid mü’minlerin mücadelelerini anlamak için yapılan bir tatbikattır. Yine oruç, biz inananlara Allah Teala’ya yönelmeyi zulme karşı direnmeyi ve sabretmeyi öğretir. Yine oruç,  bedenimizin, ruhumuzun, maddi ve manevi hastalıklardan korunabilmesi için ahlakımızın kuvvetlenmesine ve Allah’ın razı olmayacağı şeylerden sakındırmak için bir manevi  ilaçtır. Yüksek ahlaki duygularımızı geliştirmek oruçla mümkündür. İslam nazarında imandan sonra namaz ve oruç gelir ki o da sıhhat ve afiyettir.

Allah’ın dinine yardım etmeden, bu dinin sancağını yüceltmek için çaba göstermeden Allah’ın huzuruna çıkan her Müslümanın mazereti ne olursa olsun Allah (cc) hiçbir mazeretleri kabul etmeyecektir.

Rabbim bu mübarek Ramazan’da tutuğumuz oruçtan razı oldu mu?

Rabbimin razı olduğu şekilde kulluğumuzu eda edebildik mi?

Fakiri fukarayı zekatımızla, fitremizle, hakkıyla gözetebildik mi?

Allah’ın dinini yeryüzüne hakim kılmak ve gasbedilmiş ülkelerdeki kardeşlerimizin özgürleştirilmesi için ne kadar çaba gösterdiğimizi sorarsa ne cevap vereceğiz?

“Rabbim bu gaye için çalışmanın benim üzerime farz-ı ayn olduğunu bilmiyordum mu?” diyeceğiz.

“Rabbim sen bizi yeryüzüne halife olarak gönderdin ama bizim bunlar için çalışacak vaktimiz yoktu, dünyalık metalardan vazgeçemedik mi?” diyeceğiz.

“Rabbim senin için bu davada çalışmanın zor ve bu yolun dikenlerle dolu olduğunu bildiğim için korktum. Her tarafımı korku sarmıştı mı?” diyeceğiz.

Kardeşler dersler yapıyoruz ama derslerden ders çıkarmamız gerekmez mi? Allah, aynı davaya gönül vermiş insanları kardeş ilan etti. Bakın Sadnaya Hapishanesi’ndeki kardeşlerimizi yerin yedi kat altındaki halini görünce üzüldük. Gençlerimiz pres ve silindirlerin içinde can verdi. Yaşlılarımız, çocuklarımız, açlıktan, soğuktan öldü. Mescitlerimiz yıkıldı, Kur’anlar yakıldı, evler tarandı, rüku ve secdelerde insanlar öldürüldü. İslam’ın tatbik edildiği iddia edildiği memleketlerin durumu da diğerlerinden farklı değil. Mesela Türkiye yüzde doksanı Müslümanlarla dolu bir ülke deniliyor. Peki sormak gerekir bu yüzde doksanı Müslüman olan ülke kimin koyduğu kanunlarla yönetiliyor?  Kimin koyduğu kanunlara tabi olmuş? İslam ülkesi dediğimiz, Allah’ın beyti Mekke’ye gidiyoruz orada dahi İslam hakim değil. Her yerde günahlar haddi aşmalar aleni olarak işleniyor.  Bu acı durumu değiştirmek, bazılarının zannettiği gibi çok da zor değil. Bizler nerede olursak olalım Allah’a verdiğimiz sözü yerine getirip, hazırlık yapıp, onu en büyük hedef olarak görmemiz gerekmektedir.

“Bu yol canlarını avuçlarında taşıyan yiğitlere ihtiyaç duyan bir yoldur. Onlar öyle bir yiğitler ki dünyalık yüklerini hafifletmiş ve bütün gayretlerini bir noktada toplamışlardır.” O, ahiretteki hesap korkusudur.

Bizler inananlar olarak erkeğimizle, kadınımızla, yaşlımızla, hatta bıyığı yeni terlemiş gençlerimizle bu yiğitlerden olmak için bizlere hayatta olduğumuz müddetçe fırsat verilmiştir. Azmimizi gevşetecek eş, çocuk, mal endişesi bizleri meşgul etmeden ruhlar aleminde yüce Allah’a verdiğimiz sözü yerine getirme hususunda acele edilmesi gerekir. Umulur ki arzuladığımız, özlemini çektiğimiz hedefe bir an önce ulaşılabilinsin.

“Muhakkak ki Allah müminlerin mallarını ve canlarını cennet karşılığında satın almıştır.” (Tevbe 9/111)

    

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

  

 


[1] Buhari.

[2] Kenzü-l Ummal, IV/ 41; Ebu Nuaym, Hilye’de; Hatib, İbni Asakir ve ibni Neccar.

[3] Tirmizi, Sıfatü’l Kıyame 1.

[4] Tirimizi, Savm 1...

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul