21 Nisan 2026 - Salı

Şu anda buradasınız: / / Ramazan Ayının Şuur Ve Bilinci
Ramazan Ayının Şuur ve Bilinci

Ramazan Ayının Şuur Ve Bilinci Halil Kara

"Ramazan ayı; öyle bir aydır ki, insanlara doğru yolu gösteren, hak ile batılı ayıran Kur'an, o ayda indirilmiştir. Sizden her kim Ramazan hilalini görürse oruç tutsun. Kim de hasta olur veya seferde bulunursa, diğer günlerde o kadar oruç tutsun. Allah, sizin için kolaylık ister, güçlük istemez. Bu sayıyı tamamlamanız; size hidayet ihsan etmiş olduğundan Allah'ı tekbir ile yüceltmeniz içindir ve umulur ki şükredesiniz". (Bakara, 185)

Allah Teâlâ Ramazan ayına diğer aylardan ayırt ederek övüyor ve bu ayı, Kur'an-ı Azim'i indirmek üzere bizzat kendisinin seçtiğini bildiriyor. Bu ayın bütün ilahi kitapların peygamberlere indirilmek üzere tahsis edilmiş ay olduğu hadiste varid olmuştur.

Nitekim İmam Ahmed ibn Hanbel der ki:

Bize Haşim Oğullarının kölesi Ebu Said Vasile İbn Eska'dan nakletti ki, Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuş:

“İbrahim'in sahifeleri Ramazan'ın ilk gecesinde indirildi. Tevrat Ramazan'ın 6. gecesinde indirildi. İncil Ramazan'ın 13. gecesinde indirildi. Allah Teâlâ Kur'an'ı ise Ramazan'ın 24. gecesinde indirmiştir.” Cabir ibn Abdullah'tan rivayet edilen hadiste ise, “Zebur Ramazan'ın 12. gecesinde, İncil 18. gecesinde indirilmiştir." Bu hadisi İbni Merduyeh rivayet etmiştir.[1]

Hz. İbrahim'in sahifeleri, Tevrat, Zebur, İncil topluca bir gecede indirildi. Kur'an-ı Kerim ise bütün halinde bir gecede Beytül İzzet'ten Ramazan ayında ve Kadir Gecesi’nde dünya göğüne indirildi. Nitekim Allah Teâlâ: "Doğrusu biz onu Kadir Gecesi'nde indirdik" ve "Doğrusu biz onu mübarek bir gecede indirdik" buyurmaktadır.

Daha sonra Kur'an olayların akışı doğrultusunda Rasulullah (s.a.s.)'e peyderpey indirilmiştir.

Bu ay Kur'an-ı Kerim’de adı geçen ve değerine vurgu yapılan tek aydır. İnsanlara doğru yolu gösteren Kur'an-ı Kerim bu ay içerisinde Hz. Muhammed (s.a.s.)'e indirilmeye başladığı ve Müslümanlara farz olan oruç bu ayda tutulduğu için Ramazan ayı büyük öneme sahiptir. Ramazan ayı geldiğinde manevi yaşantısına daha da önem veren Hz. Peygamber (s.a.s) Cebrail ile bir araya gelip karşılıklı Kur'an-ı Kerim'i okumuş (mukabele) ve her zamankinden daha cömert davranmıştır.[2] Ramazan'ın son 10 günü girdiğinde geceleri her zamankinden daha yoğun bir şekilde Allah'a kulluk ederek değerlendirmiş, ev halkını gece ibadeti için uyandırmış, kendisini tamamen ibadete vererek, eşleri ile ilişkisini kesmiştir.[3]

Hz. Peygamber (s.a.s.) bu gibi uygulamaları ve bu konudaki tavsiyeleriyle, Ramazan ayının manevi atmosferinden ve bereketinden en güzel şekilde nasıl istifade edileceğini Müslümanlara göstermiştir.[4]

"Ey iman edenler sizden evvelki (ümmet)lere farz kılındığı gibi sizin üzerinize de oruç yazıldı (farz kılındı). Ta ki korunasınız." (Bakara, 183)

Bakın Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Umulur ki takva erleri olasınız, muttakilerden olasınız.”

Yani tüm hayatınızı Allah için yaşayıp, bu oruçla da hayatı Allah için yaşamanın bir boyutunu gerçekleştiresiniz. Şüphesiz oruçta başka faydalar da, gerekçeler de vardır. Ama öncelikle bakıyoruz ki, Bakara sûresi’nin bundan sonraki ayetlerinde değerlendirdiği bütün olaylarda savaş, barış, hac, infak, fâizden sakınma gibi konularda hep takva görüyoruz.

Takva, hayatı Allah için yaşamak, Allah için değerlendirmek, tümüyle Allah’a verebilmenin, tüm hayatta Allah’ın koruması altına girip onunla yol bulabilmenin adıdır. Bakıyoruz ayetlerde, şu işi yaparsanız takvalı olursunuz, bu işi yapmazsanız takva sahibi olursunuz, savaşı şöyle değerlendirirseniz muttaki olursunuz, fâizden şöylece kaçınırsanız muttaki olursunuz, orucu böyle yaparsanız muttaki olursunuz, haccı, Arafat’ı, Müzdelife’yi şöylece değerlendirirseniz muttaki olursunuz gibi emirler bizim için aynı zamanda şöyle bir sistem oluşturmaktadır: “Bu din sadece birtakım kuru emirler, bir kısım ölü kaideler ve şekli kurallar dini değildir. Bu din vicdana, imana ve dolayısıyla öte âlem imanına, Allah’a bağlılık imanına bağlı olan ve hayatı yalnızca Allah için yaşamanın imanını gerektiren bir özelliğe sahiptir.”[5]

Takva, hayatın tamamını Allah için gündeme getirmek, Allah'ın emrettiklerini yapmak, nehyettiklerinden sakınmaktır.

Takva, Allah'ın indirdiği hükümlerle hükmetmektir.

Takva, Allah'ın yasasının dışındaki bütün yasaları ve ideolojileri reddetmektir. Hâkimiyeti kayıtsız şartsız Allah'a tahsis etmenin adıdır.

İbn Ebî Hâtim, Dahhâk'tan bildiriyor:

“İlk tutulan oruç şekli Hz. Nûh'tan itibaren tutulan oruç idi. Aynı orucu Hz. Peygamber (s.a.s.) ve ashabı da tutmuşlardır. Bu oruç da her aydan üç gün yatsıya kadar tutulurdu. Hz. Peygamber (s.a.s.) ve ashabı da Ramazan orucunun farz kılınmasından önce bu şekilde oruç tutarlardı."

İbn Ebî Hâtim'in İbn Ömer'den bildirdiğine göre Rasulullah (s.a.s.):

“Yüce Allah Ramazan ayı orucunu sizden önceki ümmetlere de farz kılmıştı" buyurmuştur.

Ahmed ve Beyhakî, Câbir'den bildiriyor: Rasulullah (s.a.s.):

“Yüce Allah şöyle buyurur: ‘Oruç, kulun kendini cehennem ateşinden koruduğu bir kalkan gibidir. Oruç benim için tutulur, mükâfatını da bizzat ben veririm’ buyurmuştur.” Yine Allah Rasulü’nün: “Oruç, kişiyi cehennem ateşinden koruyan sağlam bir kalkandır" buyurduğunu işittim.

Beyhakî, Eyyûb b. Hassân el-Vâsitî'den bildiriyor: Adamın birinin Süfyân b. Uyeyne'ye:

“Ey Ebu Muhammed! Peygamberimiz (s.a.s.)’in yüce Allah'tan naklen rivayet ettiği: ‘İnsanoğlu tüm amellerini kendisi için yapar. Sadece orucu benim için tutar. Bundan dolayı bunun mükâfatını bizzat ben vereceğim’ sözü hakkında ne dersin?" diye sorduğunu işittim.

İbn Uyeyne şu karşılığı verdi: “Bu en güzel ve en hikmetli hadislerden biridir. Zira kıyâmet gününde yüce Allah kulunu hesaba çektiği zaman yaptığı tüm kötülükleri oruç dışındaki amellerinden karşılar. Oruç dışında başka bir ameli kalmadığı zaman da geriye kalan kötülüklerini oruçtan karşılar ve yine oruç dolayısıyla onu cennete sokar."

Mâlik, İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Buhârî, Müslim ve Nesâî'nin Ebu Hureyre'den bildirdiğine göre Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

Yüce Allah: "İnsanoğlunun, oruç hariç tüm amelleri kendisi içindir. Ancak orucu benim için tutar. Bunun içindir ki orucunun mükâfatını bizzat ben vereceğim. Oruç kişinin kalkanıdır" buyurur. Biriniz oruçlu olduğu zaman öfkelenip kötü laflar etmesin. Biri ona kötü bir laf ettiği veya onunla kavga etmek istediği zaman ona: "Ben oruçluyum" desin. Muhammed'in canı elinde olana yemin olsun ki oruçlu kişinin ağzının kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir. Oruçlu kişinin iki sevinci olur. İftarını yaptığı zaman sevinir. Bir de Allah'ın huzuruna çıktığı zaman (alacağı mükâfat için) oruç tuttuğuna sevinir.

İbn Ebî Şeybe, Ahmed, Buhârî, Müslim, Nesâî, İbn Huzeymeve Beyhakî'nn Sehl b. Sa'd'dan bildirdiğine göre  Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Cennetin sekiz kapısı vardır. Reyyân adında bir kapısı vardır ki kıyamet gününde bu kapıdan çokça oruç tutanlardan başka kimseler giremez. Orada: ‘Oruç tutanlar nerede?» diye sorulur ve oruç tutanlar bu kapıdan içeriye girer. Son oruçlu da bu kapıdan girdiği zaman kapanır ve artık başkaları bu kapıdan giremez."

İbn Huzeyme kendi rivayetinde şu ziyadeyi yapar: “Bu kapıdan içeriye giren kişi, kanana kadar cennet içeceklerinden içer. Bunları içen kişi de artık bir daha susuzluk çekmez. "

Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğini göre Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Oruçta riya olmaz. Yüce Allah: "Kul orucunu benim için tutar; bundan dolayı mükâfatını bizzat ben veririm. Zira benim için yiyeceğinden içeceğinden uzak durur" buyurur."

İbn Ebî Şeybe, Buhârî, Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî, İbn Mâce ve Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.), "İman ederek ve karşılığını Allah'tan bekleyerek Ramazan orucunu tutan kişinin geçmiş günahları bağışlanır" buyurmuştur.

Nesâî ve Beyhakî'nin, Amr b. Şuayb'tan, o babasından o da dedesinden naklen bildirdiğine göre  Rasulullah (s.a.s), “Oruçlu kişinin iftar vaktinde edeceği dualardan biri kabul görür" buyurmuştur.

Beyhakî'nin Abdullah b. Ebî Evfâ'dan bildirdiğine göre Rasulullah (s.a.s.), “Oruçlunun uykusu ibadet, suskunluğu tesbh gibidir. Oruçluyken yaptığı amel kat kat karşılık görür, ettiği dualar kabul edilir ve günahları bağışlanır" buyurmuştur.

İbn Adiy, el-Kâmil'de, Ebû Hasan b. Ahmed b. Cumey' el-Gassânî, Ebû Saîd b.el-A'râbî ve Beyhakî'nin Hz. Âişe'den bildirdiğine göre Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Bir kul oruçlu bir şekilde sabahladığı zaman kendisi için semaya doğru bir (rahmet) kapısı açılır. Tüm uzuvları yüce Allah'ı tesbih eder. Bu ameli Allah katına ulaşana kadar dünya semasında olan melekler ona bağışlanma diler. Oruçlu iken iki rekat namaz kıldığı zaman tüm gökler onun için ışıldar ve cennette eşleri olacak huriler: "Allahım! Onu bizim yanımıza al, zira onu görmeyi çok özledik!" demeye başlarlar. Oruçlu iken "Lâ ilahe illallah" veya "Subhânallah" veya “Allahu Ekber” demesi halinde Allah katına ulaşana kadar yetmiş bin melek bu sözünün sevabım yazıp dururlar."

Beyhakî'nin, Ali b. Ebî Tâlib'den bildirdiğine göre: Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Yüce Allah, İsrail oğullarından bir peygambere: ‘Kavmine söyle! Benim rızam için bir gün oruç tutan kulunun bedenini sağlıklı, mükâfatını ise büyük kılarım’ diye vahyetti. "

İbn Ebî Şeybe ile Beyhakî, Ebû Mûsa el-Eş'arî'den bildiriyor: Bir gazvede deniz yolculuğunda iken bir sesin: “Ey gemi yolcuları! Durun da sizlere bir şeyin haberini verelim!" diye seslendi.

Ben: “Rüzgar tam istediğimiz gibi esiyorken, yelkenlerimiz rüzgarla dolu iken ve gemimiz hızla denizde yol alıyorken nasıl duralım?" karşılığını verdim.

Ses: “Yüce Allah'ın kendine takdir edip sözünü verdiği bir şeyi sizlere haber vereyim mi?" diye sorunca, ben: “Tabi ki ver" karşılığını verdim.

Bunun üzerine ses: “Yüce Allah, kendisi için dünyada bir gün susuz kalan kişiyi kıyamet gününde asla susuz bırakmayacağının garanti ve sözünü verdi" dedi.

Ahmed, Nesâî, İbn Huzeyme, İbn Hibbân, Hâkim ve Beyhakî, Ebû Umâme'den bildiriyor: Allah Resulü’ne (s.a.s.):

“Yâ Rasulallah! Bana, yüce Allah'ın faydasını göstereceği bir amel söyle" dediğimde:

“Oruçlu olmaya çalış; zira sevabı bakımından orucun dengi olan başka bir amel daha yoktur" buyurdu.

Beyhakî, Abdullah b. Rebâh'tan bildiriyor:

“Kıyamet gününde insanlar henüz hesapta iken çokça oruç tutanlar, kendileri için kurulan sofralardan yerler."

Beyhakî, Ka'bu'l-Ahbâr'dan bildiriyor:

“Kıyamet gününde bir münadi şöyle seslenir:

“Ahiret için çalışan kişinin bu çalışmasının mükâfatı ziyadesiyle verilir. Ancak çokça Kur’an okuyan ile çokça oruç tutanların mükâfatları hesapsızca verilir."

İbn Ebî Şeybe'nin Ebu Hureyre'den bildirdiğine göre Rasulullah (s.a.s.):

“Her amel sahibinin cennette, ameline göre çağrılıp içeri gireceği bir kapısı olur. Çokça oruç tutanların ise Reyyân adında bir kapısı vardır" buyurmuştur.

Beyhakî'nin Ebû Hureyre'den bildirdiğine göre Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyururdu:

“Rabbiniz: ‘Oruç bir kalkandır. Kulum oruçla kendini Cehennem ateşinden korur’ buyurur. "

İbn Ebî Şeybe, Nesâî, İbn Huzeyme ve Beyhakî'nin Ebû Ubeyde'den bildirdiğine göre Rasulullah (s.a.s.): “(Gıybet ve yalan ile) parçalamadıktan sonra oruç kişiyi (günaha bulaşmaktan) koruyan bir kalkandır" buyurmuştur.

Taberânî, M. el-Evsat'ta Ebu Hureyre'den bildiriyor: Rasulullah (s.a.s.): "Parçalanmadıktan sonra oruç kişiyi koruyan bir kalkandır" buyurdu. Kendisine:

“Peki, nasıl parçalanır?" diye sorulunca da:

“Yalan söyleyerek veya gıybet yaparak" karşılığını verdi.

Tirmizî ile Beyhakî, Süleym Oğulları’ndan bir adamdan bildiriyor: Rasulullah (s.a.s.) elimden tuttu ve:

“Subhanallah demek, Mizan'ın yarısını doldurur. Elhamdülillah demek, de Mizan'ın tümünü doldurur. Allahu Ekber demek, yerle gök arasını doldurur. Abdest, imanın yarısıdır. Oruç da sabrın yarısıdır" buyurdu.

İbn Ebî Şeybe, İbn Mâce ve Beyhakî'nin Ebu Hureyre'den bildirdiğine göre Rasulullah (s.a.s.):

“Oruç, sabrın yarısıdır. Her şeyin bir zekatı vardır, bedenin zekatı da oruçtur" buyurmuştur.[6]

Ramazan ayına özel diğer ibadette teravih namazıdır. Yatsı namazından sonra kılınan teravih namazının, başlangıçta ashabına cemaatle kıldıran Hz. Peygamber (s.a.s), ümmetin yükünü arttırabileceği düşüncesiyle bu uygulamadan vazgeçmiş, bu namazı iki veya üç gün mescide kıldırmış, cemaatin gittikçe çoğaldığını görünce mescide çıkmamaya başlamış ve Allah'ın farz kılabileceği endişesiyle böyle yaptığını söylemiştir.[7]

Hz. Peygamber (s.a.s)’in ve sahabenin çok önem verdiği bir nafile ibadet olan Teravih namazı, Hz. Ömer'in halifeliği döneminden bu yana cemaatle ve genellikle 20 rekat olarak kılınmaktadır. Ramazan'a özel ibadetlerden biri olan fıtır sadakası, mali durumu belli bir düzeyde olan Müslümanlarca, bu ayın sonunda ve Ramazan Bayramı'ndan önce ihtiyaç sahiplerine ödenir. Böylece hem fakir Müslümanların daha rahat bir bayram geçirmeleri temin edilir hem de bu sadakayı veren kimselerin manen arınmaları mümkün olur. Öte yandan Hz. Peygamber (s.a.s.) Ramazan ayında yapılan yardımların öteki aylara göre daha faziletli olduğunu ifade etmiştir.[8] Bundan dolayı Müslümanlar, sorumlu olmamakla birlikte zekatlarını bu ayda ödemeyi adet haline getirmişlerdir. Ramazan ayının son günlerinde itikafa girmek yani belirli bir müddet ibadet niyetiyle cami ya da mescit gibi bir mekana çekilerek dış dünya ile ilişkilerini kesmek ve kendini tamamıyla ibadete vermekte sünnettir. Nitekim Resûlü Ekrem (s.a.s) Ramazan'ın son 10 gününde itikafa girmeyi adet haline getirmiş ve vefatına kadar bu ibadete devam etmiş, onun ardından hanımları da bu sünneti hiç terk etmemişlerdir.[9]

Hz. Peygamber (s.a.s.)’in itikaf sünneti de Ramazan'ın son günlerinin daha yoğun olarak ibadetle geçirilmesi gerektiğini göstermektedir. Çünkü bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi, bugünler içerisindedir. Ramazan'a özgü bir ibadet olmasa da Ramazan'da yapılması daha faziletli olan itikaf sırasında kişi gücü yettiği kadar namaz kılmalı, Kur'an-ı Kerim okumalı, Allah'tan bağışlanma dilemeli, dua etmeli, Allah'ın varlığı, birliği, kudreti hakkında derin düşüncelere dalmalı ve gereksiz şeyler konuşmamalıdır.

Müslümanların başta oruç olmak üzere yoğun bir şekilde Allah'a ibadetle geçirdikleri Ramazan ayının ardından gelen şevval ayı, Hz. Peygamber (s.a.s.) tarafından bayram olarak ilan edilmiştir. Bu yüzden Şevval ayının Müslümanlar tarafından Ramazan Bayramı olarak kutlanması gündeme gelmiştir. Böylece Müslümanlar bir önceki ayı manevi duygular içinde ve çeşitli ibadetlerle geçirmenin, Allah'ın rahmetinin nail olma ümidinin sevincini gönüllerinde taşırlar. İlk gün sabah namazının ardından topluca, bayram namazı ile başlayan bu sevinç günleri, toplumsal kaynaşmanın en güzel örneklerindendir. Her zaman sevinç ve coşkuyla karşılanan Ramazan ayında ve Ramazan Bayramı'nda İslam dünyasının çeşitli bölgelerinde farklı kültürel ve sosyal etkinlikler düzenlenir. Ramazan ayını Allah'ın emirlerine uyarak geçiren bir Müslüman Ramazan Bayramı’na erişerek mükâfatlandırıldığı gibi bütün hayatını yüce Allah'ın istediği doğrultuda geçirdiği takdirde, ebedi mutluluk ve cennette ödüllendirileceğine inanır.

 


[1] İbn Kesir, Bakara Sûresi 185. ayetin tefsiri.

[2] Buhârî, Savm 7; Müslim, Fezail 50.

[3] Buhârî, Fadlu leyleti’l-kadr 5; Müslim, İtikaf 7, 8.

[4] TDV İslam Ansiklopedisi, Ramazan mad.

[5] Ali Küçük, Besaru’l-Kur'an, Bakara Sûresi 183 ayet tefsiri.

[6] Ed-Durru’l-mensur, Bakara 183 ayet tefsiri.

[7] Buhârî, Teheccüd 5, Salatü’t-teravih 1; Müslim, Salatu’l-misafirin, 177, 178.

[8] Tirmizi, Zekat 28.

[9] Buhârî, İtikaf 1; Müslim, İtikaf 5.

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul