15 Ocak 2026 - Perşembe

Şu anda buradasınız: / / Ebrehe Ordusu
Ebrehe Ordusu

Ebrehe Ordusu Duran Çetin

Rahmet Peygamberi henüz doğmamış.

Gelecek nur özlemle bekleniyor.

Bir şeyler oldu. Ortalık karıştı, karıştırıldı. Hükümranlık sevdası bütün kutsalları yok saydı. Ve ‘ben de varım’ diyerek güneyden kuzeye haber uçurdu.

Bir kilise yaptırdı. Kocaman, var olanların en büyüğü, en gösterişli ve en şaşalısı…

Kıskançlık ateşi ile kıvranırken niyeti Kâbe’ye rakip olmaktı.

İbrahim Peygamberin oğlu İsmail ile Mekke’de inşa ettiği Kâbe’ye rakip olmak gibi bir gafletin içindeydi.

Büyük bir had bilmezlik ile rakip olabileceğini sandı.

Bu bir sanıydı.

Ama insandı işte, bazen sanal ile gerçekliği karıştırabilirdi. Karıştırdı.

Sadece bunları değil ortamı da karıştırdı.

Herkesin bu yeni yapıyı ziyaret etmesini bekledi. Gelen olmadı. İlgi görmedi. İnsanların bu ilgisizliğine çok kızdı. Kâbe’nin etrafına topladığı insanları yaptığı kiliseye çekemediğine öfkelendi.

Doğudan Batıya yine haberler uçurdu. Herkes oraya gelmeli, onu ziyaret etmeli ve gelenlerden elde edilecek gelirle refah düzeyi yükselmeliydi.

Olmadı.

Olmayınca daha çok hırslandı.

Hırsından kudurmak üzereyken Kâbe’yi yıkma fikri bütün hücrelerine kadar yayıldı.

Çözümü bulmuştu. Kâbe ortadan kalkınca onu ziyaret eden hacılar yol değiştirecek ve Sana’daki bu büyük yapıyı ziyaret edecekti.

Beklentisi büyüdükçe büyüdü.

Mekkeliler de hacılar sebebiyle elde ettikleri gelirlerden mahrum kalacak ve Sana’ya gitmek zorunda kalacaklardı.

İyi bir plan diye sevindi durdu.

Planın detaylarıyla düşündü, büyük bir ordu olmalıydı, kimsenin baş edemeyeceği kadar çok.

Filler ile desteklenmeli ki güçlü bir saldırı yapabilsin. Fillerle donatılmış bir orduyla baş etmek kolay olmayacaktı.

Kâbe kulluğun nişanesiydi.

Kâbe Allah'ın yeryüzündeki ayetiydi.

Kâbe yıkılırsa kulluğun sembolü de yok edilmiş olacaktı.

Bu düşünceyle fokurdayan azgın insan Ebrehe’den başkası değildi. Şımarık bir insan böbürlenerek her istediğini yapabileceğini düşündü.

Tağut olarak bütün gücüyle saldıracak ve kendinden korkulması gerektiğini gösterecekti.

Başarırsa herkese hükümran olacak, istediğini alıp verebilecekti. Belki de bölgenin tamamını ele geçirip büyük olduğunu gösterecekti…

Aslında Ebrehe’nin niyeti bu değildi. Hedefi yönelişlerinin odak noktası olan kıbleyi değiştirmekti. Kıble olarak kendi yaptırdığı yeri belirlemek ve insanların oraya yönelişini sağlamaktı.

Böylece ekonomik ve siyasal gücü eline geçirecekti.

Ebrehe’nin kıblesi paraydı, dünyaydı, dünyalık elde etmek ve karnını şişirmekti.

Bunun için de insanlar artık ziyaret için Mekke’ye, Kâbe’ye gitmeyecekler ve Yemen’in Sana şehrine gelecekler, insanların kıbleleri değişecek, kervanların yolu Sana’dan geçecek ve tüm kabileler paralarını buraya akıtarak Ebrehe’nin cebini dolduracaktı.

Ebrehe’nin ordusu yola çıktı. Yolda büyüdükçe büyüdü. Kendisine karşı duranları yenip ordusuna kattı. Sonunda Mekke’ye yakın bir bölgeye ulaştı.

Öncü kuvvetler Mekke yakınlarına kadar gitti. Mekkelilere ait 200 kadar deveyi gasp edip Ebrehe’ye getirdiler.

Ebrehe’nin korkunç gücünü duymayan kalmadı.

İnsanlar, artık onun gücünün herkese boyun eğdirecek boyutta olduğunu fark ettiler.

Kendisine karşı konulmaması durumunda Mekkelilere zarar vermeyeceği fermanını da verdi.

Biri geldi Mekke’den.

İmdat dilemeye geldiği sanıldı. Af dileyecek kendilerini Mekke’ye götürecek beklentisi ile ilgi gösterildi.

Gelen alemlere rahmet Hz. Muhammed’in dedesi Abdulmuttalib’ten başkası değildi:

“Bizim böyle bir ordunun karşısında durabilecek gücümüz yoktur. Yıkmayı hedeflediğin bu eve gelince o Allah’ın beytidir, onun sahibi Allah’tır; dilerse onu korumasını bilir.” dedi ve sonra Mekke’nin reisi olarak develeri geri istedi.

Ebrehe, çok şaşırdı. Şaşkınlık ötesi bir şey yaşadı.

Abdulmuttalib’in kararlı tavrı karşısında el konular gasp edilen develeri teslim etti.

Ertesi gün.

Kibrin zirve yaptığı gün.

Artık bir adım sonra bölgenin tek egemen gücü olmaya ramak kala müstekbir bir tavırla yürüdü.

Hedefi Kâbe’ydi.

Kâbe’yi ele geçirecek ve yerle yeksan edecekti. Başka bir yol kalmadığını düşündü. Herkes ona boyun eğmiş, Mekke’nin reisi bile Kâbe için hiçbir şey yapmamıştı.

Kiminle savaştığını/savaşacağını bilmeden yürüdü.

Sahipsiz sandığı Allah’ın evine yürüyordu. Güçsüz ve yalnız zannettiği insanların mâbedine saldırıyordu. Halbuki…

Kâbe karşıdan göründü. Onu durdurmak için önüne çıkan kimse yoktu. Kâbe’yi savunmak için karşı koyan da...

Bu durum kibrini artırdı. Artık gözü bir şey görmez oldu. Az sonra Kâbe’yi yerle bir edecek ve sonra da herkese, bölgeye meydan okuyacak:

“Bakın ey insanlar, ben Kâbe’yi yıktım. Ben Allah'ın beytini yerle bir ettim. Ben yeryüzünde Allah’a kulluğu bitirdim. Yeryüzünde en büyük, en güçlü benim. Yeryüzünde egemen benim. Bundan böyle Allah’a değil bana kul olacaksınız. Allah’ı değil beni dinleyeceksiniz.” diyecekti.

İşte tam da o anda olanlar oldu.

Bir anda gökyüzü karardı.

Kuşlar her bir yanda uçuştu.

Ebrehe’nin anlayamadığı ve kavrayamayacağı o muhteşem manzara oluşuverdi.

Her bir yandan gökyüzü orduları taşlar attılar.

Her taşın hedefi belli, gidip hedefini buldu ve imha etti.

Ebrehe çok şaşırdı.

Karşılaştığı şey inanılmazdı. Dünyanın en güçlü ve kalabalık ordusu bir anda durdu. Durdurulmaz sanılan ordu duruverdi.

Donakaldı.

Gökyüzü orduları, koskocaman bir orduyu perişan etti. Fillerle yenilmez sanılan ordu yer ile yeksan oldu. Yenmiş ekin tanelerine döndü.

Allah'ın ayetlerini yalanlayanların sonunun ne olduğu bir kez daha tekrar etti Mekke yakınlarında.

Mekke kurtuldu.

Kâbe kurtuldu.

Allah evini korudu.

Allah mazlumları esirgedi.

Müstekbirlerin burnunu sürttü.

Hem de ne sürtüş.

Geri dönmeye bile mecal bulamadılar.

Her şeyin hâkimi olmayı düşünen fil sahiplerinin bu halini duymayan kalmadı. Herkes duyarak bildi, bilerek şahitlik etti.

Yerde Allah'ın ayetlerini yok etmeye yemin eden bu had bilmez insanın düştüğü duruma insanlık şahitlik etti.

Allah'ın gücüne bütün gözler şahitlik etti.

Dünyanın en güçlü ordusunun zayıf varlıklar olan kuşlara yenildiğine kıyamete kadar şahitlik etmeye devam edecek…

Allah'a ve onun hükümlerine savaş açanların sonlarının nasıl olacağına şahitlik edecekler…

Beklenenin aksine bu olay ile Kureyş’in saygınlığı iyice arttı. Yerle bir olacak itibarlarını Allah'ın lütfuyla korudular.

“Fil Senesi” olarak bilindi.

Takvimler fil senesinden önce ve sonra diye ayrıldı.

Yenilmez olarak düşünülen koskoca ordu, yenmiş ekin yapraklarına dönüverdi.

Mağrur Ebrehe de ona hizmet eden askerleri de helâk oldu. 60.000 asker bir anda yok oldu gitti...

Çünkü Allah’la savaşmak başkalarıyla savaşmaya benzemezdi…

 

***

1. Rabbinin, fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi?

2. Onların tuzaklarını boşa çıkarmadı mı?

3, 4, 5. Üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar atan sürü sürü kuşlar gönderdi. Nihayet onları yenilmiş ekin yaprakları haline getirdi. (Fil,105/1-5)

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

0(216) 611 04 64

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mah. Alemdağ Cad.
Adalet Sok. No:11 P.K 34772
Ümraniye / İstanbul