21 Nisan 2026 - Salı

Şu anda buradasınız: / / Muhacire, Ensar Olmak
Muhacire, Ensar Olmak

Muhacire, Ensar Olmak Muhammed İslamoğlu

Kendisinden başka hak ilâh olmayan, kâinatın yegâne Rabbi Allah Teâlâ, kendisine hiçbir şübhe duymadan iman edip, en son Nebî ve en son Rasul Muhammed (s.a.s.)'i önder edinerek tâbi olup itaat eden, bu hâllerinden dolayı içinde bulundukları cahiliyye toplumuna egemen Mekke lâik-demokratik şirk devleti tarafından işkence, zulüm ve baskı görüp de hicret eden Muhacir muvahhid mü'min kullarını övmekte, onları bağırlarına basan Medineli Ensar'ın hayırlar dolu güzelliklerini beyân buyurmaktadır:

"Allah'ın o (fethedilen) şehir halkından Rasulüne verdiği fey, Allah'a ve Rasul'e (ve Rasul'e) yakın akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aiddir. Öyle ki, (bu mallar ve servet) sizden zengin olanlar arasında dönüp dolaşan bir devlet olmasın. Rasul, size ne verirse artık onu alın, sizi neden sakındırırsa artık ondan sakının ve Allah'dan korkun. Şübhesiz Allah, cezâsı (ikâbı) pek şiddetli olandır.

(Bundan başka bu mallar,) hicret eden fakirleredir ki onlar, Allah'dan bir fazl (lûtuf ve ihsân) arayıp, Allah'a ve O'nun Rasulüne yardım ederlerken yurtlarında ve mallarından sürülüp çıkarılmışlardır. İşte bunlar, sadık olanlar bunlardır.

Kendilerinden önce o yurdu (Medine'yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin cimri ve bencil tutkularından korunmuşsa, işte onlar, felâh (kurtuluş) bulanlardır."1

Katâde (rh.a.), bu ayeti açıklarken şunları beyân eder:

"Bunlar, kendi yurtlarında müslüman olup da Rasulullah (s.a.s.) yanlarına gelmeden iki yıl önce mescidleri yapan Ensar denilen topluluktur. Bu konuda da Allah, onları en güzel bir şekilde övmüştür. Bu ilk olan iki tâife de bu ümmettendir. Onlar, fazileti aldılar ve yollarına (yaşantılarına) devam ettiler."

Mücahid (rh.a.) ise şunları söyler:

"Burada Ensar kasdedilmektedir. Onların, Muhacirleri kendi nefislerine tercih ettiği görülünce Allah, onların alçak gönüllülüğünü vasfetti. O feyden Ensar'a bir şey verilmemekteydi."2

Allah Teâlâ, cümlesinden razı olsun, Ensar:

"Ey iman edenler, eğer siz Allah'a (Allah adına İslâm'a ve müslümanlara) yardım ederseniz, O da size yardım eder ve sizin ayaklarınızı sağlamlaştırır."3 ayeti gereği Muhacir kardeşlerine yardım ettiler ve İlâhî yardıma mazhar oldular...

Onlar:

"Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslâm uğrunda) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar, Allah'ın sınırlarını (indirdiği emir ve hükümlerini) koruyanlar, sen (bütün) mü'minleri müjdele."4 vasfını taşıyıp Allah tarafından müjdelenen şahsiyetlerdi...

İmam Ebu Mansûr el-Mâtürîdî (rh.a.), "Te'vîlâtü'l-Kur'ân" adlı meşhur eserinde, Ensar'ın fedâkârlığını şöyle anlatır:

"Onlardan önce bu yurda yerleşmiş olanlar, yani orayı, hem kendilerini, hem de muhacirleri içine alacak derecede geniş bir vatan edinenler ki, bunlar Ensar'dır. Gönülden inanmış olanlar, yani Ensar, hicretten önce iman etmişlerdi. Böylece Muhacirlerin, onların kin ve düşmanlıklarından emin olmaları ve kötülüklerinden korkmamalarını sağlamış oluyorlardı. Daha önce, yani hicretten önce, kendilerine göç edip gelenleri severler. Yani, Cenâb-ı Hak, kendi sevgisini onların kalblerine koydu. Bu sayede Muhacirleri kendi vatanlarında misafir ettiler, mallarını da onlara harcadılar. Onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık duymazlar, yani Rasulullah (s.a.s.), Hayber'i Muhacirler arasında paylaştırıp Ensar'a pay vermeyince, Muhacirlere verdiğinden dolayı Ensar, kalblerinde hiçbir rahatsızlık duymadı. Cenâb-ı Hak, onların kalblerini zenginleştirdiğinden asla bir ihtiyaç ve rahatsızlık duymadılar.

Ayette kullanılan 'hâcet' kelimesinin, kıskançlık ve kin anlamına gelmesi muhtemeldir. Yani Allah Teâlâ, onların kalblerini temizlemiş, o kadar ki bu sebeble içlerinde hiçbir rahatsızlık duymadılar. Kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile onları, kendilerine tercih ederler, yani onlar, kendi malları konusunda Muhacirleri kendilerine tercih ettiler, mallarını onlara sarfetmek konusunda hiç rahatsızlık duymadılar. Hattâ kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile yine de Muhacirleri kendilerine tercih ettiler."5

Muhammed Ali es-Sâbûnî, "Safvetü't-Tefâsîr" adlı eserinde bu konuda tefsirlerde yer alan bilgileri özet hâlde beyânla şunları kaydeder:

"Sanki yüce Allah şöyle buyuruyor: Fey ve ganimetler, Mekke kâfirlerinin yurtlarından göçe zorlamaları sonucu, Allah'ın rızasını ve lûtfunu isteyerek yurtlarını ve mallarını terkeden o Muhacir fakirler içindir.

Onlar, Allah'ın emrini yüceltmek ve dinine yardım etmek maksadıyla hicret ediyorlar. İşte bu güzel sıfatları taşıyanlar, imanlarında samimî olanlardır.

Katâde şöyle der:

—O Muhacirler, Allah ve Rasulü aşkına yurtlarını ve mallarını, çoluk-çocuklarını ve vatanlarını bırakanlardır. Hattâ onlardan bazıları açlıktan karınlarına taş bağlıyorlardı ki, onunla belini düz tutsun.

Medine'ye yerleşip orayı yurt edinen ve Muhacirlerin birçoğundan önce iman edenler, yani Ensar var ya onlar, Muhacir kardeşlerini sever ve mallarıyla onlara yardım ederler.

Kurtubî şöyle der: Yani, Ensar, Muhacirlerden önce yurda yerleşen, samimî ve kesin bir şekilde iman edenlerdir. Tebevvü', yerleşmek ve karar kılmak demektir. Yüce Allah, bununla Ensar'ın Muhacirlerden daha önce iman ettiğini kasdetmiyor. Bilakis onların, Peygamber'in kendilerine hicret etmeden önce iman ettiklerini kasdediyor.

Hâzin şöyle der: Olay şudur: Ensar, Muhacir'i kendi evlerine oturttular ve mallarına ortak ettiler.

Ensar, kendilerine verilmeyip de Muhacirlere verilen ganimetten dolayı hiçbir kıskançlık, kin ve üzüntü duymuyorlardı.

Tefsirciler der ki: Rasulullah (s.a.s.), Nadiroğulları'nın mallarını Muhacirler arasında bölüştürdü. Üç kişi dışında Ensar'dan hiç kimseye bir şey vermedi. Ensar, bu bölüştürmeden memnun oldu. Onlar, son derece ihtiyaç ve yoksulluk içinde olsalar da, malın başkalarına verilmesini tercih ederler. Onların bu tercihi, mala ihtiyaçlarının olmadığından değildir. Aksine bu tercihleri, mala ihtiyaçları olmasına rağmendir. İşte bu, başkasını kendisine son derece tercih etmektir (îsâr). Allah, kimi cimrilikten korur ve uzak tutarsa, o, felâh bulup kazanmış demektir. Şuhh, şiddetli hırs ve tamahkârlıkla birlikte cimrilik demektir. Şuhh, yaratılıştan nefiste bulunan bir huydur. Onun içindir ki, 'nefsinin şuhhu' denilerek tamamlama yapıldı.

İbn Ömer (r.anhuma) şöyle der:

—Şuhh, kişinin, malını vermemesi değildir. O, kendisine aid olmayan bir şeye kişinin tamah etmesidir.

Hadiste şöyle buyrulmuştur:

"Cimrilikten sakının! Çünkü o, sizden öncekileri yok etmiş, onları kan dökmeye ve haramları helâl saymaya itmiştir."6

İslâm tefsir âlimleri, olay konusunda bu tesbitleri yapmış ve Muhacir muvahhid mü'minlere, Ensar olan muvahhid mü'minlerin örnek güzel ahlâklarını böyle beyân etmişlerdir!..

Rabbimiz Allah Teâlâ, kendisine ve iman edilmesi kendilerine emredilen, öylece iman eden muvahhid mü'min kullarını kardeşler kılmış, birbirlerinin velileri olduğunu beyân buyurmuştur...7 Kendisi de, yegâne Rabb ve İlâhları sıfatıyla onların velîleri olduğunu açıklamıştır...8

Rabbimiz Allah'ın birbirine kardeş ve velî kılmış olduğu muvahhid mü'minleri salih selefi, bu kardeş kılınma İlâhî nimetini nasıl uyguladığına bakalım!..

1- Enes (r.a.) şöyle der:

—Rasulullah (s.a.s.), Medine'de benim evimde, Kureyş ile Ensar arasında kardeşlik akdi yaptı!9

2- Enes b. Mâlik (r.a.) anlatır:

Abdurrahman b. Avf, Medine'ye bizim yanımıza geldiği zaman Rasulullah (s.a.s.), O'nunla Sa'd ibnu'r-Rabî arasında kardeşlik akdi yaptı.10

3- Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:

Abdurrahman b. Avf, (hicret edip) Medine'ye bizim yanımıza geldi. Rasulullah, O'nunla Sa'd ibnu'r-Rabî arasında kardeşlik akdi yaptı. Bu Sa'd, malı çok bir zât idi.

Sa'd, Abdurrahman'a:

—Ensar, benim malca en zengin olduğumu bilmişlerdir. Ben malımı, benimle senin aranda ikiye taksim edeceğim. Benim iki tane kadınım vardır. Bak düşün! Onlardan hangisi senin hoşuna giderse, ben onu boşayacağım da o kadına iddetinden çıkıp evlenmesi helâl olunca, sen onunla evlen, dedi.

Abdurrahman, Sa'd'a:

—Allah sana, ehlin (ve malın) hakkında bereket ihsân eylesin! (Ticaret yapılan çarşınız nerede?), dedi.

(Bunun üzerine O'na, Kaynukaoğulları çarşısını gösterdiler.) Artık Abdurrahman, o günlerde çarşıdan muhakkak yağdan, keşten bir mikdar şey kazanmadan dönmedi. Çok geçmedi. Nihayet Abdurrahman, üzerine sarı koku (zaferan) bulaşmış olduğu hâlde Rasulullah'a (ziyarete) geldi.

Rasulullah (s.a.s.), O'na:

"Senin hâlin nedir (Evlendin mi)?" diye sordu.

Abdurrahman:

—Ben, Ensar'dan bir kadınla evlendim, dedi.

Rasulullah:

"O kadın hakkında ne kadar mehir verdin?" diye sordu.

O da:

—Altından bir çekirdek ağırlığı yahud altından bir çekirdek verdim, dedi.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.):

"Bir koyunla olsun düğün aşı yap!" buyurdu.11

4- Rabbimiz Allah Teâlâ'nın buyurduğu:

"Anne-babanın ve yakınlarının geriye bıraktıklarından her birine mirasçılar kıldık. Yeminlerinizin (akid ile) bağladığı kimselere de kendi paylarını verin. Şübhesiz Allah, her şeye şahid olandır."12 ayet-i kerimeyi İbn Abbas (r.anhuma) şöyle açıklamaktadır:

"Her biri için mevlâlar yaptık", mirasçılar yaptık, demektir.

"Yeminlerinizin (akid ile) bağladığı kimseler." Muhacirler ve Ensar'dır ki, Muhacirler, Medine'ye geldikleri ilk zamanlarda Rasulullah'ın kurduğu kardeşlik sebebiyle Ensar'a, kendi hısımlarından evvel mirasçı olurlardı.

Fakat sonra: "Yakınların geride bıraktıklarından her birine mirasçılar kıldık." ayeti inince, bu ayetin birinci kısmı (yani ayetu'l-mevâlî), ikinci kısmını (yani ahidleşme ayetini) neshetti.

"Yeminlerinizin (akid ile) bağladığı kimseler." kavline gelince:

Ancak yardım etmek, ihsân eylemek ve nasihat etmek kaldı. Ahidleşenler hakkında verilegelen miras gitti. Kardeşlik akdi sebebiyle miras almakta olan kimseye vâsiyet yapılabilir."13

Abdullah ibn Abbas (r.anhuma)'nın beyânı böyle! Kan bağıyla akrabaların verâseti ayetle beyân buyruluncaya kadar, Ensar ile kardeşlik akdiyle kardeş edilen Muhacirler, onlara vâris oluyorlardı... Böyle bir kardeşlik!.. Bu, iman kardeşliği idi!.. Bu, İslâm kardeşliği idi... İman ile İslâm'dan başka hiçbir şey böyle muazzam bir kardeşliği gerçekleştiremez!.. Bu iman ve İslâm kardeşliği, katıksız iman eden muvahhid mü'minler için her çağda, her zaman ve her mekânda geçerlidir... Sa'd ibnu'r-Rabî olan Ensar'a, Abdurrahman b. Avf gibi Muhacir olmak gerek!..

"Allah sana, ehlin ve malın hakkında bereket ihsân eylesin! Ticaret yapılan çarşın nerede?"

5- Ebu Hüreyre (r.a.) anlatır:

Ensar, Rasulullah (s.a.s.)'e:

—Hurmalıklarımızı, bizimle Muhacirler arasında taksim et, dediler.

Rasulullah (s.a.s.):

"Hayır, taksim etmem!" buyurdu.

Ensar, Muhacirlere:

—(Terbiye ve sulama) işlerini sizler yükleniniz de hurma mahsulünde bizlere ortak olunuz, dediler.

Muhacirler, Ensar'a:

—(Rasulullah'dan gelen bu emri) işittik ve itaat ettik, dediler.14

6- Enes (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), Medine'ye gelince Muhacirler, O'na gelerek:

—Ya Rasulallah, aralarına indiğimiz cemaat (Ensar) kadar, çoktan bol bol saçan ve azdan da en iyi şekilde yardım eden bir cemaat görmedik. Geçim sıkıntımıza yettiler, mutluluklarına bizi ortak ettiler. Nihayet bütün sevabı alıp götüreceklerinden korktuk, dediler.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Ne var ki, onlar için Allah'a duâ ettiğiniz ve kendilerine medh u senâda bulunduğunuz müddetçe (siz de onlara karşı teşekkür vazifenizi yapmış olursunuz)!" buyurdu.15

7- Enes (r.a.) rivayet eder:

Rasulullah (s.a.s.), Bahreyn'den bir kısım araziyi ayırıp Ensar'a vermek istedi.

Ensar:

—Bize ayırıp vereceğiniz gibi, Muhacir kardeşlerimize de arazi ayırıp vermeniz şartıyla kabul ederiz, dediler.

Rasulullah (s.a.s.):

"Benden sonra yakın bir zamanda başkalarının sizlere üstün tutulmasına şahid olacaksınız. Sizler, Allah'a ve Rasulüne kavuşuncaya kadar sabredin!" buyurdu.16

Âlemlere rahmet ve bir eğitip öğretici olarak gönderilen Rasulullah (s.a.s.)'in iman, cihad ve edeb mektebinin en iyi derece ile me'zun olan talebeleri Ensar-ı Kirâm, kendileri için istenileni, Muhacir kardeşleri için de istemekte, onlara verilmez ise kendilerinin de kabul etmeyeceklerini beyân etmektedirler... Bu îsâr, katıksız imanın gereğidir... Muvahhid mü'minler, hangi çağda, hangi beldede ve hangi şartlarda olurlarsa olsunlar, onların asla değişmeyen imanî karekteri budur!..

Enes (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Hiçbiriniz, kendiniz için arzu ettiğinizi kardeşiniz için arzu etmedikçe iman etmiş olmaz!"17

İmam Muhyiddin en-Nevevî (rh.a.), "el-Minhâc" adlı meşhur "Sahih-i Müslim Şerhi"nde bu hadisin açıklamasını şöyle yapar:

"İlim adamları -Allah'ın rahmeti onlara olsun- şöyle demişlerdir: Tam iman etmiş olmaz, anlamındadır. Yoksa iman, asıl itibariyle bu nitelikte olmayan kimseler için de elde edilmiş olur.

Sözkonusu edilen sevgi ise, kendisi için sevdiği itaat ve mubah şeyleri kardeşi için de sevmesidir. Buna da, bu hadisin Müslim tarafından nakledilen rivayetinde geçen: 'Kendisi için sevdiği hayrı, kardeşi için sevmedikçe' lafızları delildir.

Şeyh Ebu Amr b. es-Salâh der ki: Böyle bir iş zor ve imkânsız işlerden sayılabilir, oysa durum böyle değildir. Çünkü bunun anlamı, kendisi için sevdiğini müslüman kardeşi için de sevmedikçe hiçbirinizin imanı kemâl bulmaz demektir. Bu da, kendisinin elde ettiğinin bir benzerini kendi elinde bulunan bir ortaklığı sözkonusu olmaksızın kardeşinin üzerindeki nimet, kendisindeki nimeti herhangi bir şekilde eksiltmeksizin onun tarafından da elde edilmesini sevmekle gerçekleşir. Böyle bir sevgi ise, selim bir kalb için kolaydır amma bu, ancak kin ve hased dolu kalb için zordur. Allah, bize de, bütün kardeşlerimize de afiyet versin. Allah, en iyi bilendir."18

Hak İslâm dâvâsının erleri olan katıksız iman sahibi her muvahhid mü'min, Muhacir'e Ensar olan seleflerini kendisine örnek almalı, maddî ve manevî fedâkârlık konusunda onlar gibi davranmalı, kendisini Ensar, diğer kardeşlerini Muhacir gibi görüp onlara en hayırlı bir tavırla davranmalıdır...

Yüz küsür yıldan beridir İslâm düşmanları tarafından işgal edilen İslâm topraklarında esaret hayatını yaşayan mü'min müslümanlar, düşmanlarının aralarına gerdiği sınırları kaldırmak için en son imkânlarını kullanmalıdırlar... İslâm düşmanları, yabancısı ve yerlisi ile aynı zulmü işlemekte, mü'min müslümanların kalblerinin, beyinlerinin, ruh ve cesedlerinin arasına sınırlar koymuş, onları birbirinden ayırmaya çalışmış, yer yer başarı elde etmişlerdir... Paramparça ettikleri İslâm topraklarına çizilen güya ülke sınırlarının yanıbaşında kalblere ve ruhlara da sınırlar çizilmiş, yasaklar konulmuş ve ayıran duvarlar yükseltilmiştir!..

Yeryüzünün neresinde olursa olsun, Allah'ı Rabb, İslâm'ı din, Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'i önder kabul edip katıksız iman etmiş mü'min müslümanlar, birbirlerinin kardeşleri ve velîleridirler... Bu kardeşliği ve velîliği, Muhacir ve Ensar önderliğinde olduğu gibi yeniden diriltmek, istenilen şekilde yaşanır hâle getirmek kurtuluş için olmazsa olmazdır!..

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:

"Gerçek şu ki, iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte birbirinin velîsi olanlar bunlardır."19

"İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler ile (hicret edenleri) barındıranlar ve yardım edenler, işte gerçek mü'min olanlar bunlardır. Onlar için bir bağışlanma ve üstün bir rızık vardır."20

Birbirlerinin kardeşleri ve velîleri olan gerçek mü'minler, kendilerinden ve en yakın çevrelerinden başlayarak bu velâyeti canlandırıp yaşar hâle getirdiklerinde, Allah kendilerini muzaffer kılar... Kurtuluş budur!..

  1. Haşr, 59/7-9.
  2. Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsir bi’l-Me’sûr, çev. Hasan Yıldız, İst. 2012, c. 14, sh. 340. Abd b. Humeyd ve İbnu’l-Munzir’den.
  3. Muhammed, 47/7.
  4. Tevbe, 9/112.
  5. Ebu Mansûr el-Mâtürîdî, Te’vîlâtü’l-Kur’ân Tercümesi, çev. Prof. Dr. S. Kemal Sandıkçı, İst. 2019, c. 15, sh. 82-83.
  6. Muhammed Ali es-Sâbûnî, Safvetü’t-Tefâsîr, çev. Prof. Dr. Sadreddin Gümüş, vdğ. İst. 2016, c. 6, sh. 345-346. (6. Baskı)

Zikredilen hadis-i şerif için bkz.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Birri ve’s-Sılâ, B. 15, Hds. 56.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, c. 16, sh. 430, Hds. 23822.

  1. Bkz. Hucurat, 49/10. Tevbe, 9/71.
  2. Bkz. Bakara, 2/257.
  3. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Kefâle, B. 2, Hbr. 3.

Kitabu’l-Edeb, B. 67, Hbr. 109.

Kitabu’l-İ’tisâm, B. 16, Hbr. 69.

Sahih-i Müslim, Kitabu Fedâilu’s-Sahâbe, B. 50, Hbr. 204-205.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Ferâiz, B. 17, Hbr. 2926.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 17, sh. 441-442, Hds. 25119-25122.

İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye-Büyük İslâm Tarihi, çev. Mehmet Keskin, İst. 1994, c. 3, sh. 334.

  1. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Edeb, B. 67, Hbr. 108.

Kitabu’l-Kefâle, B. 2, Hbr. 2.

İbn Hişam, İslâm Tarihi-Siret-i İbn Hişam Tercemesi, çev. Hasan Ege, İst. 1985, c. 2, sh. 177.

  1. Sahih-i Buhârî, Kitabu Menâkibi’l-Ensar, B. 2, Hds. 6.

Kitabu’l-Buyû, B. 1, Hds. 3.

Kitabu’n-Nikâh, B. 7, Hds. 10.

Sahih-i Müslim, Kitabu’n-Nikâh, B. 13, Hds. 79-83. (Kısmen)

Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-Birri ve’s-Sılâ, B. 22, Hds. 1998.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 12, sh. 367-369, Hds. 17742-17746. c. 17, sh. 146, Hds. 25129.

  1. Nisa, 4/33.
  2. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Kefâle, B. 2, Hbr. 1.

Kitabu’t-Tefsir, B. 79, Hbr. 102.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Ferâiz, B. 16, Hbr. 2922.

  1. Sahih-i Buhârî, Kitabu Menâkıbi’l-Ensâr, B. 2, Hds. 7.

Kitabu’ş-Şurût, B. 5, Hds. 7.

  1. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu’l-Kıyame, B. 15, Hds. 2604.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Edeb, B. 11, Hds. 4812.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 17, sh. 442-443, Hds. 25123-25124.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 4, sh. 74, Hds. 2415.

  1. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Musâkât, B. 15, Hds. 24-25.

Kitabu’l-Cizye, B. 4, Hds. 6.

Ebu Bekr Abdullah b. ez-Zübeyr b. İsâ el-Kureşî el-Humeydî, Müsned-i Humeydî, çev. Yusuf Ertuğrul, Konya, 2015, sh. 547, Hds. 1229.

  1. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-İman, B. 6, Hds. 6.

Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 17, Hds. 71-72.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu’l-Kıyame, B. 22, Hds. 2634.

Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-İman, B. 19, Hds. 4983.

Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 9, Hds. 66.

  1. İmam Muhyiddin en-Nevevî, Sahih-i Müslim Şerhi-el-Minhâc, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2012, c. 1, sh. 525.
  2. Enfal, 8/72.
  3. Enfal, 8/74.

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul