"Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifâ ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet geldi."1
"Andolsun, Biz bu Kur'ân'da, belki öğüt alıp düşünürler diye, insanlar için her bir örnekten verdik."2
"Gerçek (şu ki), o (Kur'ân,) elbette bir öğüttür. Artık kim dilerse, öğüt alıp düşünür."3
Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, yalnız kendisine ibadet, yani itaat etsinler ve asla şirk koşmasınlar diye yarattığı insan kullarına, katından "İlâhî Kitap" göndererek öğüt/nasihat etmiş, onlara doğru yolu gösterip hayır üzere olmalarını, insanın şahsiyetine uymayan bütün kötülüklerden alıkoymuştur... İnsan kullarının bütününe gönderdiği son kitabı "Kur'ân-ı Kerim," baştan sona iyiliğin emri, kötülüğün yasaklandığı bir öğüttür...
Allah azze ve celle, insan kulları arasında seçip vazifeli kılarak, kendilerine öğütlerini vahyettiği Nebî ve Rasul kulları da, içinde bulundukları toplumlar için birer öğütçü idiler... Onlara, Allah'ın buyurduğu hayrı, iyiliği ve güzelliği beyân edip yapılmasını öğütlerken, onları bütün haram ve günahlardan alıkoymaya var güçleriyle gayret ediyorlardı...
"(Nuh, kavmine dedi ki:) 'Size, Rabbimin risâletini tebliğ ediyorum. (Ayrıca) size öğüt veriyor ve sizin bilmediklerinizi ben, Allah'dan biliyorum.
Sakınıp rahmete kavuşmanız için, içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam aracılığı ile bir zikir (Kitap) gelmesine mi şaştınız."4
"(Hud, kavmine dedi ki:) 'Size, Rabbimin risâletini tebliğ ediyorum. Ben, sizin için güvenilir bir öğütçüyüm."5
İlk insan, ilk peygamber ve ilk medeniyet kurucusu Âdem (a.s.)'dan, en son Nebî ve en son Rasul Muhammed (s.a.s.)'e kadar bütün Nebîler ve Rasuller (Allah'ın salât ve selâmı cümlesine olsun), insanlar için öğüt vericiler ve hak yolun rehberleri idiler...
Rabbimiz Allah, yegâne önderimiz Rasulü Muhammed (s.a.s.)'e şöyle buyurur:
"Biz, onların neler söylediklerini daha iyi biliriz. Sen, onların üzerinde bir zorba değilsin. Şu hâlde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'ân ile öğüt ver."6
"İşte bunların, Allah kalplerinde olanı bilmektedir. O hâlde sen, onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve onlara nefislerine ilişkin açık ve etkileyici söz söyle."7
Katâde (rh.a.):
"Sen, onların üzerinde bir zorba değilsin." ayetini açıklarken şöyle demiştir:
"Yüce Allah, Peygamberiniz (s.a.s.)'in zor kullanıp zorbalık yapmasını yasaklamış ve bu konuda: "Şu hâlde, Benim kesin tehdidimden korkanlara Kur'ân ile öğüt ver." buyurmuştur.8
Rasulullah (s.a.s.), kıyamete kadar bütün insanlara öğüt verici olduğu gibi, O'na iman edip izinde giden her muvahhid mü'min de, O'ndan öğrendikleri gibi birer öğüt verici/ nasihatçidirler... O'na bey'at edenler, bey'at verdikleri sırada bu görevi de üslenmiş ve gereğini yapmışlardır!..
Cerîr b. Abdillah (r.a.) anlatır:
- Ben, Rasulullah (s.a.s.)'e namazı dosdoğru kılmak, zekat vermek ve her müslümana öğüt vermek (ona hayır isteyici) olmak üzere bey'at ettim.9
Hangi asırda ve hangi beldede olursa olsun muvahhid mü'minler, salih öncüleri gibi davranıp birbirlerine öğüt/nasihat etmeli, hayırlı dileklerini ve görüşlerini gündeme getirmelidirler...
Selef-i Salihin'den Emiru'l-mü'minin İmam Ömer ibnu'l-Hattab (r.a.), mü'min müslümanların hayır isteyicisi ve onlara hayırlı öğütlerde bulunan bir öncü şahsiyet idi...
Eslem (rh.a.) anlatır:
Emiru'l-mü'minin İmam Ömer ibnu'l-Hattab (r.a.) şöyle duâ ederdi:
- Allah’ım, bana kendi yolunda şehid olmayı nâsib et ve benim ölümümü de Rasulullah'ın beldesinde yap!
İmam Ömer (r.a.)'ın kızı ve Rasulullah (s.a.s.)'in hanımı olan mü'minlerin annesi Hafsa (r.anha) da:
- Ben Ömer'den, bunun benzeri bir duâyı işittim, demiştir.10
Mü'minlerin annesi Hafsa (r.anha) der ki:
Ömer'in:
- Allah’ım, yolunda şehid olmayı ve Rasulünün toprağında vefat etmeyi nâsib et, dediğini duydum.
(Kendisine:)
- Bu dediğin nasıl olur? diye sordum.
- Allah dilediğinde olur, dedi.11
Ve Emiru'l-mü'minin İmam Ömer (r.a.)'ın duâsı:
"Allah’ım, benin ölümüm Sana, kıyamet gününde bahâne edeceği, bir secde bile etmiş bir kulun elinden olmasın."12
Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ, İmam Ömer (r.a.)'ın duâsını, O'nun istediği gibi kabul buyurdu... İmam Ömer (r.a.), bir mecusî olan Ebu Lu'lu tarafından hançerlenerek, Medine'de şehîd oldu!..
Abdullah b. Ömer (r.anhuma) der ki:
- Ömer ibnu'l-Hattab, yıkandı, kefenlendi ve namazı kılındı. O, şehîddi. Allah, O'na rahmet etsin.13
Emiru'l-mü'minin şehîd İmam Ömer (r.a.), mü'min müslümanlara öğüt ederken der ki:
- Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekin ve büyük arz için de kendinizi donatın! Çünkü kıyamet gününde hesab, ancak dünyada iken kendini hesaba çekenler için hafif olacaktır.14
Ehil olanın öğüdüne kulak verip dinleyenler, her zaman kâr etmiş ve hayırlı sonuçlara ulaşmışlardır... Muvahhid mü'minler, öğüt dinleyip gereğini yapanların en önde gidenleridir... Çünkü onlar:
"Tağuta kulluk etmekten kaçınan ve Allah'a içten yönelenler ise, onlar için bir müjde vardır. Öyleyse kullarıma müjde ver.
Ki onlar, sözü işitirler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerini hidayete erdirdiği kimselerdir ve onlar temiz akıl sahibleridir."15 diye Rabbimiz Allah azze ve celle tarafından övülen şahsiyetlerdir...
İmam Ömer (r.a.), hesaba çekilmeden önce kendilerini hesaba çeken ve hesap gününe kendisini hayırdan yana hazırlayan her mü'min müslümanın duygularına tercüman olan şu hâlini beyân eder:
- Gökten birisi: Ey insanlar, içinizden biri hariç hepiniz cennete gireceksiniz! diye seslense, cennete giremeyecek o kişinin kendim olmasından korkarım!
Yine gökten birisi: Ey insanlar, içinizden biri hariç hepiniz cehenneme gireceksiniz! diye seslense, cehenneme girmeyecek o kişinin kendim olmasını umarım.”16
İmam Ömer (r.a.), mü'min şahsiyeti tarif eder!..
Yahya b. Said (rh.a.) nakleder:
Emiru'l-mü'minin İmam Ömer ibnu'l-Hattab (r.a.) şöyle der:
- Mü'minin şerefi takvasıdır, dini soyudur, iyiliği ahlâkıdır.
Cesaret ve korkaklık, Allah'ın dilediğine verdiği sıfatlardır. Korkak, babasından ve annesinden kaçar. Cesur kimse de, hayatını hiçe sayarak, korkmadan savaşır.
Öldürülme de bir nevi ölümdür. Şehîd, kendisini Allah'a adayan kimsedir.”17
İmam Ömer (r.a.) şöyle dedi:
- Kişinin şerefi dininde, fazileti ahlâkında ve asâleti aklındadır!18
Dosdoğru ve Sünnet üzere kılınan namaz, muvahhid mü'minlerin Rabbleri Allah'a yaptıkları itaatın en büyük göstergesidir... Allah'a yapılan itaatler de bunun gibidir... Her hâllerinde namazdaymış gibi itaatını devam ettirenler, Rabbleri Allah'ın rızasını kazanan sadık kullardan olurlar...
Bu hakikatin bir örneği!..
Ebu Bekr b. Ebî Musa anlatır:
Ebu Musa, yatsıdan sonra Ömer ibnu'l-Hattab'ın yanına gitti.
Ömer, O'na:
- Seni (bu saatte buraya) getiren nedir? diye sordu.
Ebu Musa:
- Seninle konuşmak için geldim, dedi.
Ömer:
- Bu saatte mi? diye sordu.
Ebu Musa:
- Bu, bir fıkıh meselesidir, dedi.
Bunun üzerine Ömer oturdu ve gece boyu konuştular.
Sonra Ebu Musa, Ömer'e:
- Namaza ey mü'minlerin emiri! dedi.
Ömer:
-Biz, zaten namazdayız! karşılığını verdi.19
Ebu Nadra (rh.a.) anlatıyor:
Ömer (r.a.), Ebu Musa el-Eş'arî'ye:
- Rabbimize olan şevkimizi arttır, dedi.
O da Kur'ân okudu.
(Daha sonra:)
- Haydi namaza! dediler.
Bunun üzerine Ömer (r.a.):
- Biz, namazda değil miyiz ki? cevabını verdi.20
Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ, kulu ve Rasulü Muhammed (s.a.s.)'e insanlar arasında nasıl hüküm vereceğini öğretmiş ve kıyamete kadar en güzel örnek kılmıştır...
Şöyle buyurur Allah azze ve celle:
"Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen haktan sapıp onların hevâ (istek ve tutku)larına uyma."21
İmam Ömer (r.a.)'ın, Kadı Şureyh'e olan öğüdü, mü'min müslümanlar arasında davâlarına bakıp en hayırlı şekilde sonuçlandıran her kişi içindir de!..
Şureyh (rh.a.) anlatıyor:
Ömer'e yazarak bazı meselelerin hükmünü sordum. O da, bana şunu yazdı:
"Dâvaları, Allah'ın Kitabı'ndaki hükümlerle hükümlendir. Kur'ân-ı Kerim'de hükmünü bulamazsan, Rasulullah'ın hadisleriyle hüküm ver. Kur'ân'da ve Sünnet'te bulamazsan, Selef-i Salih'inin fetva ve hükümleriyle amel et. Kur'ân'da, hadiste ve Selef-i Salih'inin fetvalarında da bulamazsan, istersen ictihad yap, istersen çekimser kal. Hükümsüz kalman, senin için daha hayırlı sanıyorum. Selâm, üzerinize olsun."22
Şehid İmam Ömer ibnu'l-Hattab (r.a.)'dan gelen rivayete göre:
O, bir seferinde (Medinelilerin mezarlığı olan) Bakî el-Garkad'dan geçip şöyle der:
- Selâm size ey kabir ehli, bizden haberler şunlardır:
Sizin hanımlarınız evlendiler, evlerinize başkaları yerleşti, mallarınız da paylaşıldı!
Söyleyeni görülmeyen bir ses, O'na şu cevabı verdi:
- Ey Hattab'ın oğlu, bizdeki haberler de şöyle:
Önden gönderdiklerimizi gördük, infâk ettiğimiz bizim kârımız oldu, geriye bıraktığımızı ise zarar ettik.23
İmam Ömer (r.a.)'ın bu ibret verici ve öğüt almak isteyene en güzel öğüt olan beyânından sonra, salih selefimizden Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'ın öğütlerine kulak kesilelim!..
Abdullah b. Mes'ud (r.a.) şöyle der:
-Said, başkasından ibret alandır!24
Said kişi, akîdesi sağlam, akıllı, edebli, ahlâklı, firasetli, salih amelli olan iman ehli şahsiyet... Başkasından ibret alması, söz ve hareketlerinden kendisine pay çıkarıp öğüt almasıdır...
Avn b. Abdullah anlatıyor:
Abdullah b. Mes'ud, bana:
- İlim demek, çokça rivayette bulunmak değil, haşyet (Allah) korkusu demektir! dedi.25
Abdullah b. Mes'ud (r.a.), bu tesbitiyle gerçek âlimin kim olduğunu beyân etmiştir... Âlim, Allah'dan başka rab ve ilâhlara tapınan, hevâsını ilâhlaştıran ve tuğyan hâlinde olup çok şey bilen bilgin kişi değildir... Gerçek âlim, ilim sahibi olmakla beraber, Allah'a katıksız iman edip emrolunduğu gibi dosdoğru olarak kulluk vazifelerini yapan ve yegâne Rabbi Allah'dan korkan kişidir!..
Rabbimiz Allah Teâlâ, âlim kullarını bu şekilde beyânla:
"Kulları içinde Allah'tan ancak âlim olanlar içleri titreyerek korkar. Şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır."26 buyurur.
Sadece bilgi yüklü değil, bildikleriyle amel eden, âlim olma sıfatını hak eder!..
Abdullah b. Mes'ud (r.a.), mü'minlere öğüt verirken şöyle der:
- İlim öğrenin, öğrenince de onunla amel edin!”27
Amele dönüşmeyen ilim veya bilgi, sahibine yük olduğu gibi, onu hem Allah'a karşı, hem de insanlara karşı sorumlu kılar...
Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu (içindeki derin anlamları, hikmet ve hükümleriyle gereği gibi) yüklenmemiş olanların durumu, koskoca kitab yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan kavmin durumu ne kötüdür. Allah, zalim bir kavmi hidayete erdirmez."28
Abdullah b. Mes'ud (r.a.), bu tip bilgi yüklü kişiler için şöyle der:
- Onlar, amel etmedikleri bir ilmin fakîhleridir!”29
Olması gerekli iken amele dönüşmeyen ilim, faydasız ilimdir... Faydasız ilimden Allah'a sığınılmalıdır!..
Abdullah b. Mes'ud (r.a.), ümmete öğüt verirken, kendi durumlarını beyân eder ve Allah'ın verdiği iman ve İslâm nimetinden dolayı kazandıkları seviyeyi, ulaştıkları dereceyi açıklamaktadır...
Abdurrahman b. Yezid (rh.a.) anlatıyor:
Bir gün, Abdullah b. Mes'ud'a çözülmesi gereken birçok mes'ele soruldu. Bunun üzerine Abdullah (r.a.) şunları söyledi:
- Bir zamanlar biz, hiçbir hüküm veremezdik. Daha sonra Allah Teâlâ, gördüğünüz gibi bu seviyeye gelmemizi takdir etti. Bundan sonra hükümlendirilmesi ve sulh edilmesi gereken herhangi bir hadise ve mes'ele ile sizden birisi karşılaşırsa, Allah'ın Kitabı'ndaki ayetlerin ışığında hükmünü versin. Allah'ın Kitabı'nda hükmü bulunmayan bir mes'ele ile karşılaşırsa, Rasulullah'ın verdiği hükümlerle (hadislerle) hükmetsin. Kur'ân-ı Kerim'de ve Rasulullah'ın hadislerinde hükmü bulunmayan bir mes'ele ile karşılaşırsa, salihlerin (ilim erbâbının) verdiği fetva ve hükümlerle cevab versin. Eğer Allah'ın Kitabı'nda, Rasulullah'ın hadisinde, Selef-i Salih'inin fetvalarında da cevabı bulunmayan hadiselerle karşılaşırsa, aklını kullanarak ictihad yapsın. "İctihad yapmaktan korkar, çekinirim" demesin. Çünkü helâl ve haram tamamen açıklanmıştır. Bunların arasında şüpheli şeyler ve kapalı mes'eleler vardır. Seni şüpheye düşüren şeyleri bırak. Şüpheye düşürmeyenlerle amel et!30
Abdullah b. Mes'ud (r.a.)'ın ümmete öğüt için beyân ettiği ve öğüt alacaklara yeterli gelen sözlerinden birisi de şudur!..
Abdullah b. Mes'ud (r.a.) anlatıyor:
Günün birinde bana bir adam geldi ve benden kendisine ne cevab vereceğimi bilmediğim bir şey sordu da şöyle dedi:
- Şu bir kişi hakkında re'yin nedir? Ki o zinde, silahı üzerinde olarak sevinç içinde kumandanlarımızla beraber savaşlara katılır, fakat kumandanlarımız (ona ve) hepimize karşı sayamayacağımız derecede çok ve ağır vazifeler hakkında kesin ve şiddetli emirler verir. (Şimdi bu katlanılmaz işlerde gâzînin durumu nedir? Şu hâlde gâzînin, kumandanlarının bu ağır emirlerine itaat etmesi vâcib midir?) diye sordu.
Ben de ona şöyle cevab verdim:
- Vallahi, ben sana ne cevap vereceğimi bilmiyorum! Şu kadar ki, biz Rasulullah ile beraber (birçok gaza/ savaşlarda) bulunduk. O, bir iş hakkında emir verince, verilen vazifeyi biz görünceye kadar, bize karşı azim ve şiddet göstermemeye yakın (bir vaziyette) bulunurdu. Bunun bir müstesnâsı da vardır.
Sizden herhangi biriniz Allah'ın azâbından korunduğu müddetçe, daima hayır ile beraberdir. Şayet onun gönlünden (bir hususta câiz midir, değil midir diye) bir şüphe uyandığında o kimse, (üstün ve hayırlı diğer) bir kimseye sorup, ondan (onun öğüdünden) gönlündeki şüphe hastalığını şifâlandırabilir. -Sizin öyle (hak sözlü) bir kişiyi bulamayacağınız günler yaklaşmıştır.-
Kendisinden başka ibadete değer bir ma'bud bulunmayan Allah'a yemin ederim ki ben, dünyadan geri kalan ve geçen günleri ancak derede birikmiş su gibi düşünüyorum. Onun sâfîsi içilmiş de geriye bulanığı kalmıştır.31
Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)'in iman ve cihad mektebinde yetişmiş Ashab-ı Kiram (Allah, cümlesinden razı olsun), firaset ve basiret sahibi değerli şahsiyetler idi... Onların, ümmete yaptıkları öğütler de çok değerlidir... Çünkü onların, eğiticisi ve öğreticisi, insanlık âleminin en değerli şahsiyeti olan Rasulullah (s.a.s.) idi... Onlar, Rasulullah (s.a.s.)'in eğitiminden geçip me'zun oldular ve onları Rasulullah (s.a.s.) terbiye etti, edeblendirip yetiştirdi... Kâmil insanların, yani katıksız iman edip emrolundukları gibi dosdoğru olup salih amel işleyenlerin imamı Rasulullah (s.a.s.)'in iman, cihad ve edeb mektebinin mezunları olan Ashab-ı Kiram, en hayırlı nesil ve ümmetin öncüleridirler.... Rasulullah'tan aldıklarını sadık emanetçiler olarak hem amel ettiler, hem de sonraki nesillere aktardılar...
"Öğüt alıp düşünmesini bilen bir topluluk için."32
- Yunus, 10/57.
- Zümer, 39/27.
- Müddessir, 74/54-55.
- A’râf, 7/62-63.
- A’râf, 7/68.
- Kaf, 50/45.
- Nisa, 4/63.
- Celâleddin es-Suyutî, ed-Dürrü’l-Mensûr fi’t-Tefsir bi’l-Me’sûr, çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2012, c. 13, sh. 612, Abd b. Humeyd, İbn Cerîr ve İbnu’l-Munzîr’den.
- Sahih-i Buhârî, Kiatbu’l-İman, B. 42, Hbr. 50.
Kitabu’z-Zekat, B. 2, Hbr. 7.
Sahih-i Müslim, Kitabu’l-İman, B. 23, Hbr. 97-98.
Sünen-i Nesâî, Kitabu’l-Biat, B. 6, Hbr. 4139-4140.
- Sahih-i Buhârî, Fedâilu Medine, B. 13, Hbr. 24.
İmam Mâlik, Muvatta’, Kitabu’l-Cihad, Hbr. 34.
- Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ ve Tabakâtu’l-Asfiyâ, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 1, sh. 79.
- Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ, c. 1, sh. 78.
- İmam Mâlik, Muvatta’, Kitabu’l-Cihad, Hbr. 36.
- Sünen-i Tirmizî, Kitabu Sıfatu’l-Kıyame, B. 14, Hds. 2577, devamında.
- Zümer, 39/17-18.
- Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ, c. 1, sh. 77.
- İmam Mâlik, Muvatta’, Kitabu’l-Cihad, Hbr. 35.
- İbn Ebî Şeybe, Musannef, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2011, c. 10, sh. 45, Hbr. 25843. sh. 297, Hbr. 26463, 26466.
- İbn Ebî Şeybe, Musannef, c. 3, sh. 365, Hbr. 6756.
- İmam Ahmed b. Hanbel, Kitabu’z-Zühd, çev. Mehmet Emin İhsanoğlu, İst. 1993, c. 1, sh. 176, Hbr. 622.
- Mâide, 5/48.
- Sünen-i Nesâî, Kitabu Âdâbu’l-Kudât, B. 12, Hbr. 5364.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 20, Hbr. 169.
İmam Nesâî, es-Sünenü’l-Kübrâ, çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2011, c. 5, sh. 612, Hbr. 5911.
İbn Abdi’l-Berr, Câmiu Beyâni’l-İlmi ve Fadlihi, çev. Mahmud Varhan-Ali Yücel, İst. 2015, sh. 302-303, Hbr. 1021-1023.
- İmam Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 1997, c. 2, sh. 275.
- Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Kader, B. 1, Hbr. 3.
- Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ, c. 1, sh. 143.
- Fatır, 35/28.
- Ebu Nuaym el-Isbehânî, Hilyetu’l-Evliyâ, c. 1, sh. 143.
- Cuma, 62/5.
- Abdullah b. Mübarek, Kitabu’z-Zühd ve’r-Rekâik, çev. Abdullah Samed Afaracı, İst. Sh. 36, Hbr. 76.
- Sünen-i Nesâî, Kitabu Âdâbu’l-Kudât, B. 11, Hbr. 5362-5363.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 20, Hbr. 167, 171.
İbn Abdi’l-Berr, Beyâni’l-İlmi ve Fadlihi, sh. 302-303, Hbr. 1022-1024.
- Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-Cihad ve’s-Siyer, B. 110, Hbr. 170.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 1, sh. 564-565, Hbr. 428.
- En’âm, 6/126.


