08 Mart 2026 - Pazar

Şu anda buradasınız: / / Rasulullah (s.a.s.) Ve Ashabının Yolunda Olanlar
Rasulullah (s.a.s.) Ve Ashabının Yolunda Olanlar

Rasulullah (s.a.s.) Ve Ashabının Yolunda Olanlar Abdullah Dâi

Abdullah b. Amr (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“İsrailoğullarının başına gelen her şey, benim ümmetimin de aynı şekilde başına gelecektir. Onlar, bir çift ayakkabının eş olması gibi aynı durumda olacaklardır. Hattâ onlardan açıkça annesine yaklaşan kimse olduysa, ümmetimden de böyle yapanlar çıkacaktır.

İsrailoğulları, yetmiş iki fırkaya ayrılmışlardı. Ümmetim ise yetmiş üç fırkaya ayrılacaktır. Bunlardan biri hariç hepsi cehennemde olacaktır.”

Bunun üzerine Sahabîler:

— O fırka kimdir? diye sordular.

 Rasulullah (s.a.s.):

“Benim ve Ashabımın yolunu takib edenlerdir.” buyurdu.1

El-İmam el-Kadî Ali b. Muhammed b. ed-Dımeşkî Ebi’l-İzz el-Hanefî (rh.a.), “Muhezzebu Şerhi’l-Akîdetu’t-Tahaviyye” adlı meşhur eserinde Abdullah b. Mes’ud (r.a.)’ın şu beyânını kaydeder!..

Abdullah b. Mes’ud (r.a.) şöyle der:

—  Kim, aranızda bir sünnet /yol izleyecek olursa, ölmüş olanların sünnetini takib etsin. Çünkü hayatta olanların fitneye düşmeyeceğinden emin olamazsınız.

Sözünü ettiğim bu ölmüş kimseler, Muhammed (s.a.s.)’in Ashabı’dır. Onlar, bu ümmetin en faziletlileri, en iyi kalblileri, en derin bilgilileri ve yapmacığa sapmaktan en uzak olanlarıydı.

Onlar, Allah’ın, Peygamberine arkadaş olmaları için ve dinini dimdik ayakta tutmaları için seçtiği bir topluluktu. Onların faziletlerini bilip kabul edin. İzledikleri yollarda onların ardından gidin. Elinizden geldiği kadarıyla onların ahlâkını kendinize huy edinin. Onların yapıştıkları gibi dininize yapışın. Çünkü gerçekten onlar, dosdoğru hidayet üzere idiler!..2

Cahiliyye toplumları hâline getirilen işgal altındaki İslâm topraklarındaki toplumlarda İslâm inkılabını, Allah’ın izniyle gerçekleştirecek muvahhid mü’minlerin yolu, Rasulullah (s.a.s.)’in ve Abdullah b. Mes’ud (r.a.)’ın beyân ettikleri yoldur!.. Allah Teâlâ tarafından kendilerine nimet verilen Peygamberlerin, sıddîklerin, salihlerin ve şehidlerin dosdoğru yolu!..3

Yeryüzünün ve Peygamberlerin vârisleri olan muvahhid mü’minler,4 yaradılış gayesine uygun bir şekilde yegâne Rabbleri Allah Teâlâ’ya ibadet eder, gerek akidede, gerekse amellerde Allah’ı Tevhid edip O’na asla şirk koşmazlar… Kendisinden başka kanun koyucu hak ilâh olmayan Allah Azze ve Celle’ye O’nun razı olacağı gibi kulluk yapan muvahhid mü’minler, katıksız iman ettikleri önderleri Rasulullah (s.a.s.)’i örnek edinerek yaşamaya gayret ederler… Hayatın her hâlinde Rasulullah (s.a.s.)’in Sünneti gereği amel etmeye çalışan bu yüce şahsiyetler, Ashâb-ı Kirâm’ın itaat anlayışı ile Allah’a ve Rasulüne itaat ederler… Gece abid, gündüz mücahid olma inancı ve anlayışı ile hareket ederler…

İslâm dâvâsının sadık erleri, sarsılmaz sağlam inançları, Sünnet üzere salih amelleri, güzel ahlâkları ve itaatlarıyla diğer insanlara örnek olur, onların İslâm’a karşı şevklerini arttırır, hidayet bulup iman etmelerine vesile olurlar…

Bir örnek olay!

Said b. el-Müseyyeb (rh.a.) der ki:

Fetih (Mekke’nin Fethi) gecesinde insanlar, Mekke’ye girdikleri zaman sabaha kadar Tekbir ve Tehlil getirip Ka’be’yi tavaf ettiler.

Ebu Süfyân, (hanımı) Hind’e:

— Bütün bu olanların Allah katından olduğunu kabul ediyor musun? diye sordu.

(Hind de:

— Evet, Allah katından oluyor! diye cevab verdi.)

Sonra Ebu Süfyân, sabahladığında Rasulullah (s.a.s.)’in yanına gitti.

Rasulullah (s.a.s.), kendisine:

“Hind’e: ‘Bütün bu olanların Allah katından olduğunu kabul ediyor musun?’ diye sormuştun.

O da: ‘Evet, Allah katındandır’ diye cevab vermişti.” buyurdu.

Bunun üzerine Ebu Süfyân:

— Senin Allah’ın kulu ve Rasulü olduğuna şehadet ederim. Kendisi adına yemin edilen Allah’a yemin olsun ki, benim bu söylediğimi yüce Allah’dan ve Hind’den başka kimse işitmemişti, dedi.5

Hind b. Utbe, kocası Ebu Süfyân’a:

— Ben, gidip Muhammed’e bey’at etmek istiyorum, dedi.

Ebu Süfyân:

— Ben, senin bu sözünü, dün yalanlar davranışta bulunduğunu görmüştüm! dedi.

Hind:

— Vallahi, bu Mescid’de, bu geceden öncesine kadar (müslümanların yaptığı gibi) Allah’a hakkıyla ibadet edildiğini görmedim! Vallahi, onlar geceyi namaz kılarak geçiriyorlar! dedi.

Ebu Süfyân:

— Sen yapacağın şeyi muhakkak yaparsın! Kavminden bir adamı yanına al da, bey’at etmeye onunla birlikte git! diye karşılık verdi.6

Hind binti Utbe, müslüman olmadan önce İslâm’ın, Rasulullah (s.a.s.)’in ve şehidlerin efendisi Hamza b. Abdulmuttalib (r.a.)’ın ciğerini yarılan göğsünden çıkarıp çiğneyecek kadar mü’minlerin düşmanı iken, Mekke’nin fethinde “Mescid-i Haram”da ibadet eden Ashâb-ı Kirâm’dan gördüğü o hayır, güzellik, iyilik ve zirvedeki ahlâk karşısında hidayeti tercih edip müslüman olarak Rasulullah (s.a.s.)’e gidip bey’at etmişti!..

En hayırlı ümmetin, en hayırlı nesli olan Ashâb-ı Kirâm, dillerinden ziyâde hâlleriyle, yani İslâm’ı yaşayarak insanlara tebliğ ediyor, onları bu hayırlı, iyi ve güzel hayata davet ediyorlardı… İslâm, fıtrat dinidir… İnsan fıtratına uyumlu, her yönüyle olumlu, her hâliyle hayırlı ve insanların yaratılış gayesinin gereğidir… Ona iman edip gereği olan salih amelleri işleyenler, yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ tarafından yeryüzünün vârisleri kılınmışlardır…7

Bu vârislerin ertelenmez ve olmazsa olmaz görevi, Âlemlerin Rabbi Allah’a emrolundukları şekilde ibadet, yani itaat etmektir… Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar ve hayatın hangi şartlarında bulunurlarsa bulunsunlar, imkânları nisbetinde bu görevlerini hakkıyla yerine getirir ve asla ihmal etmemeye gayret ederler… İslâm topraklarını işgal eden çağdaş tağutların zulmü altındaki esaret hayatında da olsalar ya da Allah’ın izniyle yeryüzünde muktedir iktidar sahibleri olsalar, her hâllerinde kulluk görevlerini hakkıyla yapmaya çalışırlar…

Muvahhid mü’min kullarının en dar anlarında, müşriklerin işkenceleri altında iken yine kendisine itaat ettiklerini ve yeryüzünde iktidar sahibleri kılındıklarında da ibadetlerinde devamlı olduklarını Rabbimiz Allah şu şekilde beyân buyuruyor:

“Kahrolsun Ashab-ı Uhdud.

Tutuşturucu yakıt dolu o ateş.

Hani kendileri (ateş hendeğinin) çevresinde oturmuşlardı.

Ve mü’minlere yaptıklarını seyrediyorlardı.

Onlardan, yalnızca üstün ve güçlü olan, övülen Allah’a iman ettiklerinden dolayı intikam alıyorlardı.

Ki O (Allah), göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Allah, her şeyin üzerinde şahid olandır.

Gerçek şu ki, mü’min erkeklerle mü’min kadınlara işkence (fitne) uygulayanlar, sonra tevbe etmeyenler, işte onlar için cehennem azâbı vardır ve yakıcı azâb onlarındır.”8

“Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma’rufu (iyiliği) emrederler, münkerden (kötülükten) sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah’a aiddir.”9

Suheyb (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Mü’minin durumuna hayret doğrusu! Çünkü onun bütün durumları (onun için) bir hayırdır. Bu ise, mü’minden başka kimse için söz konusu değildir. Ona bir rahatlık isâbet ederse şükreder ve bu, onun için bir hayır olur. Ona bir darlık/sıkıntı da isâbet ederse sabreder, bu da onun için bir hayır olur.”10

Yeryüzünde yaşayan ve her hâlleri hayırlı olan mü’min müslümanlar, birlik ve beraberlik için, kardeşlik ahkâmına riâyet ederek, velâyetin gereğini yaparak örneklik teşkil etmeli, Allah’a kul olma konusunda görevlerini kâmil mânada yerine getirmelidirler… Ayrıca gururdan ve kibirden tamamen arınıp mütevazı kullardan olmak, onların en tabiî hâlleridir…

İnsanların yegâne Rabbi, Meliki ve İlâhı Allah Teâlâ’nın sevdiği ve O’nu seven muvahhid mü’min kullar, mü’min kardeşlerine karşı mütevazı, yani alçak gönüllü, Allah’ın, İslâm’ın, müslümanların düşmanları olan kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar…11 Tevazu ehli olan mü’min müslüman şahsiyetler, gururdan, kibirden arınmış olup insanlara karşı hoşgörülü davranır, kendilerine karşı işlenen hatâları görmezlikten gelir fakat Allah’a karşı yapılan isyanlara şiddetli tepki gösterirler… Çünkü onlar, Allah için sever, Allah için öfkelenirler… Onların hayatı ve ölümü Allah içindir!..

Her konuda olduğu gibi, tevazu konusunda da örnekleri, insanlar için hidayet rehberleri kılınan Allah’ın Nebî ve Rasulleridir!..

İşte İslâm’ın Peygamberlerinden Rasulullah Musa (a.s.)!.. Allah Teâlâ tarafından Risâletle vazifeli kılındığında, mütevazı davranıp bu konuda yetersizliğinin farkına vararak, Allah’dan diledi ki, kardeşi Harun (a.s.)’ı O’na yardımcı kılsın!..

Olay, ayet-i kerimelerde şöyle beyân edilir:

“Böylelikle Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine: ‘Siz durun, gerçekten bir ateş gördüm. Umarım ondan ya bir haber ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm’ dedi.

Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vâdinin sağ yanında olan bir ağaçtan: ‘Ey Musa, Âlemlerin Rabbi Allah benim’ diye seslenildi.

“Âsânı bırak.’ (Attıktan hemen sonra) onun şimdi bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı. ‘Ey Musa, dön ve korkuya kapılma. Şübhesiz güvendesin.

Elini koynuna sok, kuşkusuz olarak bembeyaz çıksın. Ve (her türlü) dehşetten yana kanatlarını kendine doğru çek. İşte bunlar, senin Rabbinden Firavun ve önden gelen adamlarına iki kesin kanıt (mucize)dır. Gerçekten onlar, fasık bir topluluktur.’

(Musa) dedi ki: ‘Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm, beni öldürmelerinden korkuyorum.

Ve kardeşim Harun, dil bakımından O, benden daha düzgün konuşmaktadır. O’nu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum.’

(Allah) dedi ki: ‘Pazunu, kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz. Sizin ikinize de öyle bir güç ve yetki vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar galib olanlarsınız.”12

Şu da, Âlemlere rahmet olarak gönderilen en son Nebî ve en son Rasul Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’in tevazusundan bir örnek!

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.):

“Allah, koyun güdenden başka hiçbir Peygamber göndermedi.” buyurdu.

Bunun üzerine Sahabîler:

— Sen de mi (koyun güttün)? diye sordular.

Rasulullah (s.a.s.):

“Evet, ben de Mekke ahâlisi için Karârît üzerine koyun güderdim.” buyurdu.13

 Yahya b. Ebî Kesîr (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Kölenin yediği gibi yerim, kölenin oturduğu gibi otururum. Muhakkak ki, ben bir kulum.”14

Iyâz b. Hımar (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.), bir gün hutbe okumak üzere aramızda ayağa kalktı da:

“Şübhesiz ki Allah bana, sizin tevazu göstermenizi bildirdi. Tâ ki, kimse kimseye karşı böbürlenmesin, kimse kimseye haksızlık etmesin!” buyurdu.15

Allah’ın, İslâm ile aziz ve izzetli kıldığı katıksız iman sahibi muvahhid mü’minler tevazu ehli oldukları gibi âhiret için tarla kıldıkları dünyaya karşı da zühd ehlidirler… Dünyevileşmekten alabildiğince kaçınır, dünya malına karşı hırslı davranmaz, helâl yollardan kazancını elde eder ve israf etmeden yine helâl kılındığı şekliyle harcamada bulunur…

Hayatî her konuda önderi ve örneği olan Rasulullah (s.a.s.)’e tâbi olup itaat eden muvahhid mü’min şahsiyet, elbette zühd konusunda da O’na tâbi olup itaat etmekle mükelleftir… Çünkü o, Allah’a ve Rasulüne iman edip itaat eden bir kuldur…

İbn Abbas (r.anhuma) anlatıyor:

Ömer, Rasulullah (s.a.s.)’in yanına girdiğinde bir hasırın üzerine uzanmıştı ve hasırın izi yan tarafına çıkmıştı.

(Ömer:)

— Ya Rasulallah, bundan daha güzel bir yatak edinsen daha iyi olmaz mı? diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Benim dünya ile ne işim olabilir? Dünyadaki durumum, yaz gününde yolculuk yapan ve bir ağacın altında gölgelendikten sonra oradan ayrılıp yoluna devam eden yolcunun durumu gibidir.”16

Emiru’l-mü’minin İmam Ömer ibnu’l-Hattab (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), bir hasır üzerinde bulunuyordu. Kendisiyle hasır arasında hiçbir şey yoktu. Başının altında içi lif dolu bir meşin yastık vardı. Ayaklarının yanında dökülmüş biraz karaz (yani, Arab samgı denilen selem posası), başucunda da asılı bir posteki vardı. Rasulullah’ın böğründe hasırın izlerini gördüm de ağladım.

O:

“Seni ağlatan nedir?” diye sordu.

Ben de:

— Ya Rasulallah, Kisrâ ve Kayser bulundukları hâl içindeler. Sen ise Allah’ın Rasulüsün! dedim.

O:

“Dünya onların, âhiret bizim olmasına razı olmuyor musun?” buyurdu.

(— Hay, hay, dedim.

O:

“İşte durum böyle!” buyurdu.)17

Rasulullah (s.a.s.)’in buyurduğu gibi, “İşte durum böyle!..” Çağdaş İslâm davetçileri de böyle olmalı!.. Dünya malına ve dünya süsüne asla meyletmemeli, dünyadan kifâyet derecede faydalanmalı, mal biriktirmeye, servet üste servet eklemeye tevessül etmemelidir… Yegâne önderi Rasulullah (s.a.s.)’i takib etmeli ve Kur’ân’ın hayata uygulanışı olan Sünnet üzere yaşamalıdır… Mü’min müslümanlar böyle davranacak olurlarsa, Medine İslâm Devleti kurulur, laik-demokratik bir parlamenter düzeni olan Mekke şirk devleti yıkılarak Mekke fethedilir… Bu, Allah Teâlâ’nın asla değişmeyen Sünneti ve mutlaka gerçekleşecek va’didir!..

“Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va’detmiştir: Hiç şübhesiz onlardan öncekileri nasıl güç ve iktidar sahibi kıldıysa, onları da yeryüzünde güç ve iktidar sahibi kılacak……”18

Bu, böyle!.. Va’dallah!.. Sünnetullah!..

Allah Azze ve Celle katındaki yegâne din ve kendisinden başkası kabul edilmeyen hayat nizâmı İslâm’ın ahlâkıyla ahlâklanan her katıksız iman sahibi izzetli kul, kadın olsun, erkek olsun, yeryüzündeki bütün muvahhid mü’minleri kardeş ve velî oldukları inancıyla hareket etmeli, bu şuurla ümmet olduğunun idrakine varmalıdır!..19

Yeryüzünün hangi beldesinde olurlarsa olsunlar, birbirine kol-kanat açmalı, birbirine sımsıkı sarılmalı ve İslâmî vahdeti gündeme getirmelidirler!.. Allah’ın kulları olarak Allah için ve Allah’ın yolunda kenetlenmiş saf oluşturmalı… Çünkü:

“Şübhesiz Allah, kendi yolunda, sanki birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever.”20

Mü’min müslümanlar, bulundukları beldelerde bu birlik ve beraberliği sağlayarak, saflarını belirleyip sımsıkı yaptıklarında, diğer işgal edilen beldelerdeki kardeşleriyle de samimî ilişki içinde bulunup yardımlaştıklarında inşallah yakın bir zamanda zafere erer ve esaretten kurtulup özgürlüklerine kavuşurlar… Hak üzere olan mü’min müslümanlar, bâtıl üzere olanların saflarında bulunamazlar… Hangi iyi niyetle olursa olsun kötülere yardım edemez ve destek olamazlar… Çünkü niyetin iyi olması, kötü olanı temize çıkarmaz… İyi niyet, iyi ameli gerçekleştirmelidir… İyi niyetle kötü amel işlenemez ve kötü amel sahibini iyi niyeti kurtaramaz… Kişi, niyetinden dolayı değil, amelinden dolayı değerlendirilir… Malumdur ki İslâm, zâhire göre hükmeder… O hâlde zahirdeki amellerin İslâm’a uygunluğu kabul görür… İslâm’ın reddettiği amelleri iyi niyet ile işleyenler, ya o konuda bilgisizdirler ya da bile bile işleyerek kendilerini felâkete düşürürler… Buna çok dikkat edilmelidir!..

Ashâb-ı Kirâm (Allah, cümlesinden razı olsun), katıksız iman ile iman ettikleri yegâne önderleri Rasulullah (s.a.s.)’in etrafında birbiriyle kenetlenmiş ve Kur’ân’ın hayata uygulanışı olan Sünnet ile ihlâslı bir şekilde amel edip kendilerinden sonra gelen ümmetin ferdlerine örnek olmuşlardı!..

Onlar, Allah yolunda ve Allah için saf bağlayıp cihad edince, Allah Teâlâ da kendilerine zafer ihsân edip izzetlerine izzet katmıştı…

Şöyle buyurdu Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ:

“Bizim uğrumuzda cihad edenlere, şübhesiz yollarımızı gösteririz. Gerçekten Allah, ihsân edenlerle beraberdir.”21

Şu da iyi bilinmeli ve idrak edilmelidir:

“Kim cihad ederse, yalnızca kendi nefsi için cihad etmiş olur. Şübhesiz Allah, âlemlerden müstağnidir.”22

Allah Teâlâ, ihsân eden, yani O’nun emredip yapılmasından razı olduğu hayırlı işleri yapan ve iyi davranışlarda bulunanlarla beraberdir… O da, onlara ihsânda bulunur, rızıklarını bollaştırır, üzerlerindeki nimetlerini arttırır, kendilerine güç ve kuvvet vererek yardım edip ummadıkları yerlerden rızık vererek bir kurtuluş kapısı açar… Elbette Allah Teâlâ, ihsânda bulunan mü’min müslüman kullarını sever ve şöyle buyurur:

“İyilik edin. Şübhesiz Allah iyilik edenleri sever.”23

“Allah’a ve Rasulüne itaat edin ki, merhamet olunasınız.

Rabbinizden olan mağfiret ve eni göklerle yer arası kadar olan cennete (kavuşmak için) yarışın. O, muttakîler için hazırlanmıştır.

Onlar, bollukta da, darlıkta da infâk edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz)geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever.”24

Kulları yaratan ve onlar için tâbi olacakları kanunlar koyan yegâne Rabb Allah’ı bilen, tanıyan ve katıksız iman eden her kul, önce bir mü’min olarak kendi kıymetini bilecek, sonra da bütün mü’min müslüman kardeşlerinin kıymetini bilip takdir edecektir… Vefâlı ve kıymet bilen mü’minler, yegâne Rabbleri ve İlâhları Allah’ı seven, önderleri Rasulullah (s.a.s.)’i seven, itirazsız ve pazarlıksız itaat eden, Allah katında hak din olan İslâm’ı seven, emrolundukları gibi yaşayan şahsiyetlerdir…

Bu iman, bu idrak ve bu şuurla birbirlerini seveni kıymet bilip vefâlı olan mü’minler, Rasulullah (s.a.s.) ve Ashabının yolunu takib edenlerdir!..

“En güzel sonuç muttakîler içindir.”25

  1. Sünen-i Tirmizî, Kitabu’l-İman, B. 18, Hds. 2779.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale’s-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, c. 1, sh. 585, Hds. 455.

  1. İbn Ebi’l-İzz el-Hanefî, el-Akîdedu’t-Tahaviyye ve Şerhi, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2014, sh. 462. (4. Baskı)
  2. Bkz. Fatiha, 1/7. Nisa, 4/69.
  3. Bkz. Enbiya, 21/105.
  4. Beyhakî, Delâilü’n-Nübüvve, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2017, c. 3, sh. 690.

İbn Kesîr, Büyük İslâm Tarihi-el-Bidâye ve’n-Nihâye, çev. Mehmet Keskin, İst. 1994, c. 4, sh. 510.

İmam Zehebî, Tarihu’l-İslâm, çev. Muzaffer Can, İst. 2002, c. 4, sh. 254.

  1. M. Asım Köksal, İslâm Tarihi-Hz. Muhammed ve İslâmiyet, İst. 1999, c. 6, sh. 440. İbn Esir, Usdu’l-Gâbe, c. 7, sh. 139’dan.
  2. Yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

“Andolsun, Biz Zikir’den sonra Zebûr’da da: ‘Şübhesiz Arz’a (yeryüzüne) salih kullarım vâris olacaktır’ diye yazdık.

Gerçek şu ki, kulluk eden bir topluluk için bunda (Kur’ân’da) açık bir mesaj (veya gerçek bir çıkış yolu) vardır.” Enbiya, 21/105-106.

  1. Büruc, 85/4-10.
  2. Hac, 22/41.
  3. Sahih-i Müslim, Kitabü’z-Zühd, B. 13, Hds. 64.

Sünen-i Dârimî, Kitabu’r-Rikâk, B. 61, Hds. 2780.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2013, c. 1, sh. 344-345, Hds. 461-464.

Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2023, c. 6, sh. 631, Hds. 7316.

  1. Bkz. Mâide, 5/54.
  2. Kasas, 28/29-35.
  3. Sahih-i Buhârî, Kitabu’l-İcâre, B. 2, Hds. 3.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu’t-Ticâre, B. 5, Hds. 2149.

İmam Mâlik, Muvatta’, Kitabu’l-İsti’zân, Hds. 18.

  1. Abdurrezzâk es-San’ânî, Musannef, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2013, c. 10, sh. 500, Hds. 19554.

Beyhakî, Şuabu’l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2015, c. 6, sh. 135, Hds. 5572.

Ebu Ya’lâ el- Mevsılî, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2024, c. 4, sh. 206, Hds. 4920.

İbn Sa’d, Tabakât, çev. Prof. Dr. Musa Kazım Yılmaz, İst. 2014, c. 1, sh. 365.

  1. Sahih-i Müslim, Kitabu’l-Cenne, B. 16, Hds. 64.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu’l-Edeb, B. 40, Hds. 4895.

Sünen-i İbn Mace, Kitabü’z-Zühd, B. 23, Hds. 4214.

  1. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 15, sh. 654, Hds. 22771.

Taberânî, el-Mu’cemu’l-Kebîr, c. 10, sh. 111, Hds. 11898.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, çev. Zekeriya Yıldız, İst. 2015, c. 18, sh. 280, Hds. 18299. Bezzâr’dan.

  1. Sahih-i Buhârî, Kitabu’t-Tefsir, B. 323, Hds. 433.

Sahih-i Müslim, Kitabu’t-Talâk, B. 5, Hds. 30.

Sünen-i İbn Mace, Kitabü’z-Zühd, B. 11, Hds. 4153.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c. 15, sh. 653, Hds. 22770.

Ebu Ya’lâ el-Mevsilî, Müsned, c. 2, sh. 555, Hds. 2782.

Beyhakî, es-Sünenü’l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2016, c. 13, sh. 123, Hds. 13434.

  1. Nur, 24/55.
  2. Bkz. Hucurat, 49/10. Tevbe, 9/71.
  3. Saff, 61/4.
  4. Ankebut, 29/69.
  5. Ankebut, 29/6.
  6. Bakara, 2/195. Mâide, 5/13.
  7. Âl-i İmrân, 3/132-134.
  8. Â’râf, 9/128.

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul