"Allah'ın ayetlerindendir ki, kendilerinde sükûnet bulasınız diye size kendi nefislerinizden eşler yaratmıştır ve sizin aranızda sevgi ve merhamet kılmıştır. Şübhesiz düşünen kavimler için bunda ibretler vardır." 1
Allah Subhânehu ve Teâlâ'nın buyurduğu gibi sevgi ve merhamet içinde yuva kurmuş iki insana evlat da eklendiğinde, bu kuruma "aile kurumu" denir. Bu, İslâm'ın bakış açısından olan "aile" tanımıdır.
Allah'ın bizim için lutfettiği nimetleri sayısızdır. Aile nimeti de bunlardan birisidir. Fakat şükretmez, aile fertlerini birer yük olarak görürsek, Rabbimiz bu nimeti elimizden alır. Ne babaya yük olmalı eşi ve çocukları, ne de anneye...
Mü'min anne ve babalar aile temellerini ne kadar kuvvetli atarlarsa, oluşabilecek olan yıkım tehditlerine karşı o kadar sağlam olurlar.
Peki nedir bu tehditler?
Kimler niçin aile kurumundan rahatsız olmuştur?
Onlar ailenin yıkılmasını istediler çünkü, akledemeyen, fikredemeyen, duygusuz ve merhametsiz bir nesil yetişmeliydi.
Evet amaç tam da buydu! Çocuklarımız...
Hedef Müslüman nesildi...
Böylece aileyi ifsâd etmenin yolunun anneden geçtiğini düşündüler. Çünkü yuvayı kadın kurar, kadın "rabbetu'l-beyt (evin terbiye edicisi)"dir. Sorumluluğu bu derece yüksek olan kadını istediğimiz şekle sokarsak, işte o zaman aile kurumu sarsılır ve zedelenir diye düşündüler.
Daha önceleri bu işin planlayıcıları, erkeği ifsâd etmek yoluyla toplumu bozmayı denediler. Fakat bunu erkekler yoluyla elde edemediler. Çünkü erkek ne kadar bozulursa bozulsun zamanla dinî ve ahlâkî değerlerine geri dönüyordu. İşte bu noktada bizzat annenin ifsâd edilmesinin kaçınılmaz bir şey olduğunu kavradılar. Kadın tüm değerlerinden ve kimliğinden sıyrılsın, sonra çocuklarını bu esas üzerinde eğitsin.
1800'lü yıllarda fabrikalar ilk açıldığında "Kapital Sistem", kadın-erkek eşitliği adı altında kadınları çalışma hayatına sokmayı başardı. Kadınlar daha fazla çalışıp daha az ücrete tâbi tutuldular. Sistem ise (sözde) kadının özgürlüğünü savundu. Fakat sokağa döktüğü kadınları ne erkek yapabildi ne de kadınlığından çıkarabildi.
Batılı bir düşünür der ki: "Tüketim uygarlığı kadınları ikiye bölüyor. Gittikçe de daha fazla bölecek: Tüketen kadın ve üreten kadın. Birincisi gün geçtikçe kadınlıktan dişiliğe, ikincisi ise gün geçtikçe kadınlıktan erkekliğe doğru gidiyor."
Tabi ki sistem kadınların fıtratını bozmak için durmadı, kadını sürekli etiketledi:
"Güzel kadın" etiketi, "her daim güzel olmalıyım" mantığını,
"Akıllı kadın" etiketi, "her daim akıllı olmalıyım" mantığını ve
"Güçlü kadın" etiketi "her daim güçlü ve başarılı olmalıyım" mantığını doğurdu.
Kadın hakları söylemleri ile birlikte kadın, iyice öz kimliğinden uzaklaştı. Modern olmak adına kadınlar, fıtratları olanı unuttular (unutturuldu). Zamanla tavırlarından giyimlerine, ses tonlarından düşünme biçimlerine kadar asıl kimliklerini kaybetmeye başladılar.
En önemlisi de kadınlar, anneliklerinden vazgeçtiler. Çalışma hayatı ve başarı için çocuk sahibi olmayı bile istemediler. Tabi ki bu ifsâd çalışmasında en büyük rol Feminizm'e aittir. Çünkü Feminizm, kadınları anne olmaktan uzaklaştırıp istedikleri (şey) olmaya yönlendirmiştir.
Kadın ne olmamalıydı? Tam zamanlı bir anne olmamalıydı. Evet, bu oyunu kuranların istemedikleri şey, kadının tam zamanlı bir annelik yapmasıdır. Çünkü fıtratta olan evlat sevgisi ağır basar ve kadınlar çocuk sahibi olurlardı. Fakat çalışarak insanlara, özellikle de erkeğe, kanıtlaması gereken bir kariyer planı olduğu için çocuğunun bakımına bir yol bulması gerekliydi. Bunun için "anaokulu" denilen yerler açıldı. Kabul yaşı 3 yaşına kadar indirilen bu okullarda çocuklar, annelerinden ayrı bazen 5 saat geçirdi. Annesinin şefkatli kucağında, onun merhametli göğsünde büyümesi gereken çocuk annesinden uzaklaştı.
Modern anne olmak adına çocukların içinde kapanması zor boşluklar oluşur. Çocuk ileride psikolojik destek aldığında belki de problemlerin sebebi, annesiz büyümesi olacaktır. Çocuklarımızın bakımı ne anaokullarına ne de anneannelerine aittir. Çocukların fizikî olarak annesiyle büyümesi gerektiği gibi ruhen ve fikren de annesiyle büyümesi gerekmektedir.
Mü'min anne, modernizme karşı durmalı ve onun kurmuş olduğu tuzaklara düşmemelidir.
Onlar kadın (anne) için şöyle söylediler: "Kadını yalnızca zevcelik, annelik ve yetişen nesle bakma görevlerine hapsetmek, onu küçümsemektir. Onun şerefini ve özgürlüğünü ayaklar altına almaktır. Kadını yalnızca bu görevlere hapseden, erkektir. O bakımdan kadının bu küçültücü duruma karşı devrimci bir tavırla hareket etmesi ve erkeğe haddini bildirmesi, kendisine saygı duymak zorunda bırakması ve kendini kanıtlaması icap eder. İşte bütün bunları gerçekleştirmenin yolu, kadının çalışmasıdır."
Artık fesâdın adımlarını ağırlaştıran en büyük düğüm (çalışma hayatı) çözüldükten sonra moda ve güzellik salonları çalışmaya girebildi. İlk başta "Eşinize zarif ve güzel görünmek istemez misiniz?" söylemleriyle başladılar. Daha sonra ise kadın, bu güzelliğini eşinin dışında bütün herkese sergilemeye başladı.
İşte kadının tüm değerleri bunlar ve bunun gibi birçok saldırıyla ayaklar altına alındı. Artık bu yıkımcıların düşüncelerine göre kadın, ekonomik özgürlüğünü eline almış, başarılı, güzel ve güçlüydü...
Peki güçlü kadınlar neden mutlu değildi?
Bu soruya Sema Maraşlı'nın kaleminden cevap verelim:
"Güçlü kadın mutlu değil, çünkü duyguları kullanılarak algı yöneticilerin oyuncağı oluyor.
Güçlü kadın mutlu değil, çünkü kibir ve hırs kimseye mutluluk vermedi.
Güçlü kadın mutlu değil, çünkü gücü alırken kadınlığını kaybediyor.
Çünkü iktidar yükü ağır geliyor.
Çünkü koşturuyor, yoruluyor, mutlu olmak için enerjisi kalmıyor.
Çünkü fedakârlık yaptığını fakat kıymeti bilinmediğini düşündüğü için kırgın.
Çünkü kendini merkeze alıp, erkeği kenara atıyor.
Çünkü dişi bedeninde eril enerji taşıyor."2
Güçlü kadının mutlu olması için yukarıda yazanları yapmaması, gerçek ve mutlak gücün sahibi olan Allah Teâlâ'nın ve O'nun Rasulü (s.a.s.)'in rehberliğini kabul etmesi gerekiyor.
Kadın, İslâm'ın kendisine verdiği değerle mutlu olmalıdır. Allah subhânehu ve teâlâ buyuruyor ki: "Allah'ın bir kısmının diğer bir kısmınıza üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından bir pay, kadınlara da kazandıklarından bir pay vardır. Siz Allah'tan fazlını isteyin. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilendir."3
Mü'min kadın, feminist ve kapitalist düşüncelerin dayattığının aksine sorumluluklarını yapmaktan utanmaz. Onun için zevcelik yapmak, çocuk doğurmak ve onu İslâm adına yetiştirmek izzet meselesidir. Onların düşüncelerinin aksine İslâm, kadına kaybettiği değerini geri vermiş ve onu izzetli bir konuma yerleştirmiştir. İşte mü'min kadın bunu bilir ve bu gibi söylemlere ve tuzaklara düşmez. İslâm'ın kadına ve anneye verdiği önemle alâkalı birçok hadis mevcuttur.
Ebu Hureyre (r.a.) şöyle dedi:
"Bir adam Rasulullah (s.a.s.)'e gelerek:
'Kendisine en iyi davranman gereken kimdir?' diye sordu.
Rasulullah (s.a.s.) ona:
'Annendir', cevabını verdi.
Adam:
'Sonra kimdir?' diye sorunca Rasulullah (s.a.s.) yine:
'Annendir', buyurdu.
Adam yine 'Sonra kimdir?' siye sorunca Rasulullah (s.a.s.) yine:
'Annendir', cevabını verdi.
Adam:
'Sonra kimdir?' diye sorunca Rasulullah (s.a.s.):
'Sonra babandır', buyurdu."4
İşte amaç toplumu ifsâd etmekti. Bunun yolu, toplumu oluşturan aileden geçiyordu. Aileyi ifsâd etmek de anneden...
Toplumun çoğu bu tuzağa düşmüş bulunmaktadır. Herkesin ortak derdi, "Bu nesil nereye gidiyor? Çok ahlâksız bir nesil yetişiyor, biz ne yapacağız?" olmuş durumdadır.
Evet, gerçekten de durum böyledir. Anne-babaya itaat etmeyen -ki bu hadislerde büyük günah olarak geçer- merhametsiz, değerlerinden ve İslâmî ahlaktan uzaklaşmış, düşünemeyen, fehmedemeyen bir nesil...
Peki neslimizi bu kötü hasletlerden korumak nasıl mümkündür?
Muvahhid bir aile kurmakla ve özelde muvahhide bir anne olmakla... Çünkü biz kadınlar olarak kendimizi yetiştirirsek, işte o zaman İslâm şuûruyla büyüyen nesiller olur. Anneler olarak çocuklarımızın hastalıklara karşı bağışıklık sistemlerinin kuvvetli olması için çaba harcamalıyız. Karşılaşacakları gayr-i İslâmî durumlara ve tehditlere karşı doğru bir İslâm akidesi ile büyütmeliyiz.
Ayette Rabbimiz buyuruyor: "Yakıtı insanlar ve taşlar olan cehennem ateşinden kendinizi ve ehlinizi koruyun."5
İbn Abbas bu ayet ile ilgili olarak şöyle demiştir: "Kendinizi Allah'ın emirlerini yerine getirip yasaklardan kaçınarak ateşten koruyun. Ehlinizi ise onlara Allah'a itaati emredip yasaklarından kaçınmalarını sağlayarak onları takvâ ile terbiye ederek koruyunuz."
Rabbimizin yüklemiş olduğu gözetme, koruma ve terbiye etme sorumluluğunu ihmâl etmemeliyiz. Evlatlarımızı İslâm akidesi ile hayata bakan ve düşünen güçlü İslâmî şahsiyetler olarak yetiştirmeliyiz.
Ey Rabbimiz! Sana İbrahim (a.s.)'ın duasıyla dua ederiz:
"Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş iki kul ve soyumuz içinden sadece sana teslim olan bir ümmet kıl! Nasıl ibadet/hac edeceğimizi bize göster. Tevbelerimizi kabul et. Şüphesiz ki sen et-Tevvâb ve er-Rahîm'sin."6
"Rabbim! Beni ve zürriyetimi namazı dosdoğru kılanlardan eyle. Rabbimiz! Duamızı kabul et."7
"Onlar ki: 'Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve çocuklarımızdan göz aydınlığı/sevinç ve huzur kaynağı olacak kimseler ihsân et. Ve bizi muttakîlere imam/öncü kıl' derler."8
- Rûm, 21.
- Sema Maraşlı, Güçlü Kadınlar Neden Mutlu Değil.
- Nisâ, 32.
- Buhari; Kitab’ül Edeb, Bab Men Ahakku’n-Nas Bi Husni’s-Sohbeti. Müslim; Kitab’ül Birr Ve’s-Sıleti Ve’l-Adab, Hadis no; 123.
- Tahrim, 6.
- Bakara, 128.
- İbrahim, 40.
- Furkân, 74.


