Fütüvvet, Arapça bir kelime olup sözlükte “cömertlik, yiğitlik, kahramanlık, alçak gönüllülük” anlamlarına gelir. Fütüvvetten bahsedilen eserlere bakılırsa, bu kavramın içinde neredeyse, İslamiyet’in telkin ettiği bütün güzel ahlak esaslarını bulmak mümkündür. Ayrıca fütüvvet, gençlik ve edep üzerine kurulan değerler sistemine verilen addır.
Fütüvvet yani alçak gönüllü olmak, eli açık cömert olmak, mümin kardeşlerinin hatasını görmeyen ve kendi nefsini kardeşlerine tercih eden kimse olmak demektir.
ALÇAK GÖNÜLLÜLÜK
Fütüvvet sahibi olan kişi, kardeşinin hatasını görmeyendir. Hepimiz kendi ayıplarımızın, kendi kusurlarımızın hamalıyız. O yüzden kardeşlerimizin ayıp ve kusurlarını araştırmamalıyız, kınamamalıyız. Aynı davaya gönül vermiş kardeşler olarak en ufak bir hatalarından dolayı tahammülsüzlük göstererek kızıp cezalandırmamalıyız. Kendi ailemize, kardeşlerimize gösterdiğimiz hassasiyeti ve alçak gönüllülüğü, Müslüman kardeşlerimize de gösterip tevazu kanadımızı onların üzerine germemiz gerekmektedir. Bilindiği gibi Rasulullah (s.a.s), Müslümanların birbirini sevmesinin imandan olduğunu buyurmaktadır.
“Bir kimse başka bir köydeki (din) kardeşini ziyaret etmek için yola çıktı. Allah, adamı gözetlemek ve sınamak için yolun üzerine insan suretinde bir melek vazifelendirdi.
Adam meleğin yanına gelince, Melek: “Nereye gidiyorsun?” dedi.
“- Şu köyde kardeşim var oraya gidiyorum” cevabını verdi.
Melek tekrar sordu:
“- O kardeşinden elde etmek istediğin bir menfaatin mi var?”
Adam:
“- Hayır, ben onu sırf Allah rızası için severim, onun için ziyaretine gidiyorum.” dedi.
Bunun üzerine de melek:
“- Sen onu nasıl seviyorsan, Allah’ta seni öyle seviyor. Müjdeyi vermek için Allah Teala’nın gönderdiği elçiyim.” dedi.[1]
Allah katında tek din İslam’dır, o yüzden Allah (c.c.) birbirimizi sevmenin gerekliliğinden bahsediyor. Rasullullah (s.a.s) cennete girmek için iman ehli olmanın şart olduğunu açıkladıktan sonra Müslümanların birbirlerini sevmenin gerekliliğinden bahsederken, olgun bir iman için birbirimizi sevmenin öneminden bahsediyor. Bu da Müslümanı sırf Müslüman olduğu için sevmeyi gerektirir.
Kur’an-ı Kerim’in bizden istediği dört sevgi vardır:
“Allah sevgisi, peygamber sevgisi, sahabe sevgisi ve Müslümanların birbirine karşı olan sevgileri.”
Allah’ı sevmek imanın hakkıdır. (Bakara, 165)
Rasullullah (s.a.s)’i sevmek Allah’ın hakkıdır. (Al-i İmran, 31)
Sahabeyi sevmek Rasullullah (s.a.s)’in hakkıdır. (Şura, 23)
Birbirimizi sevmek aziz İslam’ın hakkıdır. (Hucurat, 12)
Mümin kardeşler, birbirlerine verilmiş en büyük hediyedir. Bu yüzden birbirlerinin kıymetini bilmeleri gerekmektedir. Kırılan her eşyanın yeri doldurulur, kaybolan her şeyin yeri doldurulur ama kırılan bir kardeşimizin yeri asla ve kat’a bulunmaz. O yüzden kırma kardeşinin kalbini, haklı da olsan haksız da olsan kırma. Çünkü Mümin kardeşler servettir, değerlidir, siyah inciler gibi değerlidir, asildir, elinden ve dilinden emin olunandır. “Ağacın kalitesi özünden belli oluyorsa, insanın kalitesi de sözünden belli olur.” derlerdi büyüklerimiz.
Rasullullah (s.a.s) şöyle buyurmaktadır:
“Birbirinizle ilginizi kesmeyiniz, birbirinize sırt çevirmeyiniz, kin tutmayınız, hased etmeyiniz, Ey Allah’ın kulları, kardeş olunuz!”[2]
Ebu Hureyre (r.a)’den rivayetle şöyle buyurulmaktadır:
“Canım kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki sizler iman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaşadığınız taktirde birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız!.”[3]
ELİ AÇIK CÖMERT OLMAK
Ebu Hureyre (r.a) şu olayı anlatır:
Bir gün bir adam Peygamber (s.a.s)’e geldi ve:
“- Ben açım” dedi.
Allah Rasulü hanımlarından birine haber göndererek yiyecek bir şeyler istedi.
O da:
“- Seni peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok” dedi.
Hz. Peygamber bir başka hanımından yiyecek bir şeyler istedi, oda aynı cevabı verdi. Daha sonra ashabına dönerek:
“- Bu gece bu şahsı kim misafir etmek ister” diye sordu. Ensar’dan biri:
“- Ben misafir ederim” diyerek alıp evine götürdü. Hanımına:
“- Rasullullah’ın misafirini ağırla” dedi.
Hanımı:
“- Sadece çocukların yiyeceği kadar bir şey var” dedi.
Sahabi:
“- Öyleyse çocukları oyala. Sofraya gelmek isterlerse onları uyut. Misafirimiz içeri girince de lambayı söndür. Sofrada yiyormuş gibi yaparız” dedi.
Sofraya oturdular. Misafir karnını doyurdu, ev sahibi de aç yattı. Sabahleyin bu sahabi Peygamberin yanına gitti. Onu gören Hz. Peygamber:
“- Bu gece misafirinize yaptıklarınızdan Allah Teala memnun oldu” buyurdu.[4]
Peygamber Efendimiz (s.a.s)’in hanımı Zeynep validemiz, gizli gizli el işi yapar satar ve parasını dul ve yetim çocuklara verirdi. Onların ihtiyacını karşılardı, hatta Aişe validemiz şöyle demektedir:
“Zeynep vefat edince cenazesine o kadar dul ve yetim geldi ki biz onları tanımıyorduk fakat onlar çok ağlıyordu. İşte o zaman anladık ki onların ihtiyaçlarını o Zeynep karşılıyordu.” Peygamber hanımı olduğu halde onun bu örnek davranışı biz inananlara çok güzel bir örneklik teşkil etmektedir.
“Cennetin kapısını cömertler açar. Cömertlik cennette bir ağaçtır. Cömert olan onun bir dalını yakalamıştır. O da onu cennete götürmeden bırakmaz. Cimrilikte cehennemden bir ağaçtır. Cimride bu ağacın dalına yapışmıştır. O dal onu cehenneme götürmeden bırakmaz.”[5]
KARDEŞİNİN HATASINI GÖRMEMEK
Kim mümin bir kardeşinin hatasını örterse, Allah ta kıyamet günü onun hatasını örter. Kim de bir mümin kardeşinin hatasını açarsa Allah da kıyamet gününde mahşer gününde bir sürü insanın içinde onun hatsını açar rezil rüsvan eder.
“Ey benim muvahid kardeşim! dün kalbini kırdığın bir kardeşinin bugün öldüğünü duysan ama ben haklıydım desen, bu teselli seni avutur muydu? Veya avutmaya yeter miydi? Vicdanın rahat eder miydi? Zira bir ah cihanı alt üst eder.”
“Aranızdaki kardeşlik bağını koruyun; Çünkü sizin silah ve mühimmatınız budur.“ (Hasan el-Benna)
O yüzden aman ha sakın kardeşlerimizin saçına ak olmayalım.
O yüzden aman ha sakın kardeşlerimizin gönlüne yük olmayalım.
O yüzden aman ha sakın kardeşlerimizin kalbine yara olmayalım.
O yüzden aman sakın kardeşlerimizin gözüne yaş olmayalım.
O yüzden aman ha kardeşlerimizin diline ah olmayalım.
Kimsenin baharına kış olmayalım ama kardeşlerimize umut olalım, sevgi olalım, huzur olalım fakat engel değil, o güzide sahabeler gibi kardeş olalım.
KENDİ NEFSİNİ KARDEŞİNE TERCİH ETMEK
Hz. Ebu Bekir’in halifeliği esnasında (h.13/m.634) Yermuk Muharebesi’nde sahabeler hem kahramanlık hem de fazilet tabloları sergilemişlerdi. O muharebede bir kez daha ortaya çıkan isar hasletinin en parlak örneğine bakalım:
Hz. Huzeyfe anlatıyor:
İslam’ın en dehşetli ve zor savaşı olan Yemruk Savaşı’nda Müslümanlar çok büyük kayıplar vermiş ve çok yaralı vardı. Savaş bittikten sonra amcamın oğlu olan Halis b. Hişam’ı arıyordum. Harp sahasını gezerken amcaoğlumu ağır yaralı vaziyette buldum.
Ona: “Su istiyor musun?” dedim.
Amcaoğlumun konuşmaya dahi mecali yoktu. Göz işaretiyle istediğini belirtti. Hz. Huzeyfe kırbanın ağzını açıp amcaoğlunun ağzına uzattığı sırada diğer yaralıların arasında İkrime’nin sesi duyuldu: “Su!.. Su!” diye. Haris kendisine uzatılan suyu içmedi ve kaş-göz işaretiyle ona ver diye işaret etti.
Huzeyfe, “Ne yani su içmeyecek misin?” dedi. O: “Hayır” deyince, o da yanındaki yaralı olan kişinin yanına gitti.
Yaralı olan kişi Ebu Cehil’in oğlu büyük komutan İkrime idi, öyle bir halde idi ki tahtanın üzerinde parçalanmış et gibi parça-parça olmuştu. “Su!..” diye inliyordu. “Ne olur bir damla su verin! Allah rızası için bir damla su!” Tam ona su verecekken “Su, su” diye inilti işittim. Bu sesi işiten İkrime suyu içmez ve işaretle suyu İyaş’a götürmesini ister. Huzeyfe süratle o tarafa yönelir. İyaş’ın yanına geldiğinde onun şu sözlerini işitir: “İlahi!.. İla-yı kelimetullah uğrunda canımızı feda etmekten asla çekinmedik, artık bizden şehadet rütbesini esirgeme. Hatalarımızı af eyle!” Hz. İyaş böyle dedikten sonra kelime-i şehadeti söyleyerek suyu içmeden son nefesini verdi. Hz. Huzeyfe, koşa koşa geriye Hz. İkrime’nin yanına döndüğünde bir bakar ki o da şehit olmuş. Bunun üzerine, “Bari amcamın oğlu Haris’e yetişeyim!” deyip koşa koşa yanına döner ama oraya gittiğinde Haris’inde şehit olduğunu görür.”
Sahabiler fütüvvet sahibi olan ve aynı davaya gönül veren kardeşlerin bu denli çetin ve zor bir dönem yaşamalarına rağmen son nefeslerinde bile birbirlerini düşünmeleri ile öyle büyük bir örneklik sergilemişler ki bu olayda biz inananlara kardeşlik bağının ne olduğunu, yani aynı karından doğan değil, İslam kardeşliği olduğunu öğretmektedir.
Anlayacağımız Allah yolundaki dostluk iki yürek arasında akan nehir gibidir, birbirlerine şahit olsunlar diye gittiği yeri de temizler, kaldığı yeri de temizler.
İslam kardeşliği öyle bir hukuk ki dili, ırkı, rengi ülkesi ne olursa olsun “İnneme’l-müminine ihvatun (Ancak müminler kardeştir.)” sözünü kendilerine rehber ve şiar edinip şehadet yoluna çıkmışlardır.
Yazmak kolay, anlatmak kolay empati yaparak derinden düşünüldüğünde çöl sıcağı, binekle veya bineksiz, aç-susuz, haftalarca, aylarca, yaralı, yorgun, uykusuz, ölümle karşı karşıya, susuzluktan dudaklar çatlamış kup kuru, etleri lime lime yine de nefislerini birbirlerine tercih ediyorlar. Bu nasıl bir kardeşlik anlamakta güçlük çekiyor insan işte bu muhteşem olay biz inananlara ayna olsun diye tarihe yansımıştır.
Müslümanlar olarak hep birlikte çok zor süreçten geçiyoruz, dünya coğrafyasında kardeşlerimiz çok zor durumdalar. “Bir yanda kardeşlerimiz perişan kan gövdeyi götürüyor elimizde bir şey gelmiyor. Bir yanda Müslümanlar vehn hastalığına yakalanmış rahatından ödün vermiyorlar. Gazze de ufacık yavru aç, susuz, yaralı, korku ve çaresizlik içinde, “Anne neden kimse yardıma gelmiyor, yoksa biz son Müslümanlar mıyız” diyen yürek yakan sözleri içinde imtihan salonu denilen bu dünyada hep birlikte imtihan ediliyoruz, ya Allah (c.c)’nun dediklerine kulak verip onun dediği gibi yaşayacağız, ya da nefsimizin dediklerine kulak verip şeytanın dediği gibi yaşayacağız.
Sevban (r.a)’dan rivayetle şöyle buyurulmuştur:
“Yakında milletler, yemek yiyenlerin sofralarına (çanaklarına) davet ettikleri gibi size karşı (savaşmak için) birbirlerini davet edecekler.”
Birisi: “O gün bizim azlığımızdan dolayı mı olacak?” dedi:
Rasullullah (s.a.s),
“Hayır, aksine siz o gün kalabalık fakat selin önündeki çer-çöp gibi zayıf olacaksınız.
Allah düşmanlarınızın kalbinden sizden korkma hissini soyup alacak, sizin gönlünüze de vehn atacak” buyurdu.
Yine bir adam: “Vehn nedir ya Rasulallah?” diye sorunca,
“Vehn, dünyayı fazlaca sevmek ve ölümü kötü görmektir. “ buyurdu.[6]
[1] Müslim, Birr, 38; Ahmed, 11, 292
[2] Buhari, Edeb, 77.
[3] Müslim, İman, 93-94. Ayrıca bkz. Tirmizi, Et’ime, 45, Kıyâmet, 56; İbn Mâce.
[4] Bkz. Buhari, Menakıbu’l-Ensar, 10, Tefsir, 59/6; Müslim, Eşribe, 172-173; Gazali, İhyau ulumi’d-din, Trc. Ahmed Serdaroğlu, III, 570.
[5] Gazali, İhyau ulumi’d-din.
[6] Bkz. Ebu Davud, Melahim, 5.


