Hayat Bir İmtihandır
İnsanoğlu, Allah tarafından bir gaye ve hikmet üzere yaratılmıştır. Bu gayeyi anlamak ve dünya hayatında nasıl bir yol izlenmesi gerektiğini öğrenmek isteyen kişi için en doğru kaynak, Allah’ın kullarına rehber olarak gönderdiği Kur’ân-ı Kerim’dir. Yüce Allah, Kur’an’da şöyle buyurur: “Sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten Bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sandınız?”1
Bu âyet açıkça gösteriyor ki insan, rastgele ve gayesiz bir varlık değildir. Allah, insanı en güzel şekilde yaratmış, dünya üzerindeki nimetleri onun emrine vermiştir: “O (Allah) ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yarattı.”2 Yüce Allah, yeryüzündeki her şeyi insan için, insanı ise yalnızca Kendisine kulluk etmesi için yaratmıştır: “Ben cinleri ve insanları, ancak Bana kulluk etsinler diye yarattım.”3 Bu ayetlerden anlıyoruz ki insan, bu dünyada bir sınavdan geçirilmektedir.
Yüce Allah şöyle bildirir: “O, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır.”4 Bu ilahî beyan, dünya hayatının esasen bir imtihan alanı olduğunu vurgular. Bu sınav, ilk insan Hz. Âdem’den son insana kadar devam edecek bir süreçtir. Peygamberler de dâhil olmak üzere her akıl sahibi birey bu imtihana tabidir. Bu sınavdan kaçış mümkün değildir. Herkes kendi ameline göre değerlendirilecek ve kimseye haksızlık yapılmayacaktır: “Artık kim zerre ağırlığınca bir hayır yapmışsa onu görür. Kim de zerre ağırlığınca bir şer işlemişse onu görür.”5
Emir ve Yasaklarla İmtihan
İmtihanın temel espirisi, Allah’a imandan sonra Allah’ın emir ve yasaklarına riayet etmektir. İnsanlar, Allah’ı tanıdıkları nispette onun emir ve yasaklarına riayet edecektir. Allah Teâlâ’nın insanlar ve toplumlar için birtakım yasaklar ve sınırlar koyması, bazı hükümleri bildirmesi de bir imtihandır. Bakalım kim bu hükümlere uyacak? Kim bu yasakları çiğnemeyecek? 6
Yeryüzünde süs ve geçimlik olarak yaratılan her şeyin yaratılış sebebi; hangi insanın daha güzel amel işleyeceğini, daha güzel davranışta bulunacağını denemek içindir.7 “Kim sâlih amel (iyi işler) yaparsa kendi lehine, kim de kötü amel işlerse kendi aleyhinedir (zararınadır).8 Kim iyi işler yaparsa kendi faydasına. Yapmış oldukları haksızlıklar, ahlâksızlıklar, insanlara zarar verici işler; içki, kumar, zinâ, haram yoldan kazanılan paralar vs. gibi günahlar da kendi zararınadır. “Kim tevbe edip sâlih amel işlerse şüphesiz o Allah’a hakkıyla yönelmiş olur”9; “Kim Allah'a ve Rasûlü'ne itaat ederse ve Allah'tan korkup emirlerine uygun yaşarsa, ‘kurtuluşa ve mutluluğa' erenler bunlardır.”10
Herkesin İmtihanı Farklıdır
Rabbimiz her insanı sınar; fakat bu sınavın şekli kişiden kişiye değişir. Kimi varlıkla, kimi yoklukla, kimi sağlıkla, kimi hastalıkla, kimi sevinçle, kimi de kederle sınanır. Kimi insan ilmiyle, kimi makamıyla, kimi ailesiyle, kimi de malıyla imtihan edilir. Çünkü dünya, zıtlıklarla dolu bir imtihan alanıdır. Allah, Kur’ân-ı Kerim’de bu durumu şöyle ifade eder: “Her nefis ölümü tadacaktır. Biz sizi hayırla da şerle de denemekteyiz. Sonunda Bize döndürüleceksiniz.”11
Dünyada iyi şeyler yapanlar ahirette bunun mükâfatını görür. Kötü şeyler yapanlar da onun cezasını görür. İmtihan, sadece zorluk ve sıkıntılarla değil, bolluk ve refah içinde de olabilir. İnsan, sahip olduğu nimetler karşısında da bir sınavdadır. Eşi, çocukları, sağlığı, serveti, makamı, itibarı ve hatta bilgisi bile bir imtihan vesilesidir: “Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız sizin için birer imtihandır.”12 İnsanın yaratılış amacı, kimin daha güzel işler yapacağının ortaya çıkmasıdır. Bu nedenle Rabbimiz, imanla birlikte sâlih amelin önemine dikkat çeker: “İnandık demekle, denenmeden bırakılacaklarını mı sandılar?”13 Mü’min, sadece inanmakla yetinmeyip bu imanı davranışlarına da yansıtmakla mükelleftir. Zira en hayırlı insanlar, iman edip sâlih amel işleyenlerdir: “İnanıp iyi işler yapanlar da halkın en hayırlısıdır.”14
Nimetlerle ve Bollukla İmtihan
Sadece sıkıntılar değil, nimetler de bir imtihan aracıdır. Kur’an’da bu gerçeğe şöyle dikkat çekilir: “O gün, (dünyada yararlandığınız) nimetlerden mutlaka hesaba çekileceksiniz.”15 Her nimet, bir sorumluluk ve beraberinde bir sorgulama sebebidir. İnsan, sahip olduğu mal, mülk, evlat, ilim, yetenek ve imkânlardan hesaba çekilecektir. Bu doğrultuda Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurur: “Hiçbir kul, kıyâmet günü ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne yaptığından, malını nereden kazanıp nereye harcadığından, gençliğini nerede yıprattığından hesâba çekilmedikçe bir adım dahî atamaz.”16 Bu hadisten de anlaşılacağı üzere, insanın hayatında sahip olduğu her şeyden, bir gün hesaba çekilecektir.
Bela ve Musibetlerle İmtihan
Hayat her zaman güllük gülistanlık değildir. Bazen hastalık, bazen ölüm, bazen doğal afetler, bazen de çeşitli felaketler, insanın karşısına çıkabilir. Bu da bir imtihandır. Allah Teâlâ bu durumu şöyle ifade eder: “Andolsun ki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele!” 17 Bela ve musibet, insanın başına gelen her türlü sıkıntı verici olaydır. Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: Mü’mini üzen, ona eziyet veren her şey bir musibettir.”18 Allah, kulunu sadece sabrını görmek için değil, onu arındırmak, daha güçlü kılmak ve kendi katında yüceltmek için sınar. Her zorluğun ardından bir kolaylık geleceğini vadeden Yüce Allah, bizleri şöyle teselli eder: “Şüphesiz, her zorlukla beraber bir kolaylık vardır.”19 Önemli olan, başımıza gelen musibetler karşısında “Neden ben?” sorusu yerine “Rabbim ne murad etti?” sorusunu sorabilmektir. Çünkü Allah, hiç kimseye gücünün yetmeyeceği bir yük yüklemez.20
İmtihan Bilinci
İnsan bu dünyaya, Allah’a kulluk ederek imtihanı başarmak için gönderilmiştir. Dünya geçici, ahiret ise ebedîdir. Bu gerçeği unutmadan yaşayan mü’min, her haliyle Allah’a yönelir, sabreder, şükreder, tevekkül eder ve sonucunda Rabbine kavuşur. Müslümanlar, sevindirici ya da üzücü bir olay karşısında İslamî ölçülere uygun davranmalı, olaylara bu perspektiften bakmalıdır.
Peygamberimiz (s.a.s.) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurur: “Mü’minin hali hayret vericidir. Çünkü her işi hayırdır. Bu meziyet sadece mü’mine hastır: Nimete kavuşsa şükreder, bu onun için hayırdır. Musibete uğrasa sabreder, bu da onun için hayırdır.”21 Tabi ki, sabır zulme karşı sessiz kalmak anlamına gelmez. Zulüm ve haksızlıkla mücadele etmek gerekir. “Doğrusu Allah zulmedenleri sevmez.”22 Mü’minler, hayatın bir imtihan olduğunu bilir ve buna göre hareket eder. Yapılan hiçbir kötülük karşılıksız kalmayacak, er ya da geç adalet yerini bulacaktır. Dolayısıyla zulme, haksızlığa, hırsızlığa, ahlaksızlığa ve kötülüğe karşı gerekli tepki gösterilmeli; mücadeleden geri durulmamalıdır. Asıl yurdumuz olan ahiret için bu dünya, bir imtihan sahası olarak belirlenmiştir. Dünya hayatı, geçici süresi içinde bizlere sunulan bir sınav sürecidir. Her insan, bu sınavın özel bir katılımcısıdır. Kimileri bu sınavı başarıyla tamamlayarak ebedi mutluluğa ulaşırken, kimileri de ne yazık ki bu fırsatı heba ederek kaybedenlerden olacaktır.
İnsanoğlu var olduğundan beri sayısız nesil bu dünya imtihanından geçmiştir. Her bireyin imtihanı kendine özgüdür. Kimi servetle, kimi yoklukla, kimi sağlıkla, kimi hastalıkla, kimi makamla sınanmıştır. Sonunda ise her hayat, mutlaka ölümle sona erecek ve yapılan her şey hesaba çekilecektir. Bu bilinçle yaşamak, hem dünyamızı hem de ahiretimizi güzelleştirecektir. Rabbimiz, şu şekilde dua etmemizi öğretir: “Ey Rabbimiz! Bize dünyada da âhirette de iyilik, güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru.”23
Yüce Rabbimizin emir ve yasaklarına riayet etmeli, aynı zamanda çevremizdeki insanların haklarını da gözeterek yaşamalıyız. Zira imtihan sadece bireysel sorumluluklarla sınırlı değildir; toplumsal ilişkilerimizdeki tutumlarımız da bu sürecin bir parçasıdır. İmtihan bilincine sahip olmak, yaşantımızı anlamlandıran önemli bir farkındalıktır. Ne ile sınandığımızı bilirsek, o konuda alacağımız tedbirler bizi başarıya yaklaştırır. Bu nedenle dünya hayatının geçiciliğini sürekli hatırda tutmalı, ölüm ötesi asıl hayatımıza yatırım yapmalıyız.
Bu gerçeği bilenler dünya hayatına aldanmaz, âhiret hayatını göz ardı etmez. Dünyanın geçici olduğunu, imtihan olduğunu bilir ve ona uygun İslâmî bir hayat yaşamaya gayret eder. İnsan, hayatın bir sınav olduğunu unutmamalı ve hayatını bu bilinçle sürdürmelidir. Huzurun ve kurtuluşun yolu, bu imtihanları başarmaktan geçer. Allah’a tevekkül ve teslimiyetle, kulluğumuzu en iyi şekilde yerine getirmeye gayret etmeliyiz. İnsanlar arasında yetenek, bilgi, mal ve makam yönünden var olan farklılıkların sebebi de yine ilâhî sınavın bir gereğidir. Allah Teâlâ insanlara verdiği bu gibi özelliklerle onları denemektedir.24 İnsanlara emanet olarak verilen mallar ve canlar da birer deneme aracıdır. İnsan malı nerede kazanıp nereye harcamaktadır? Yine kendisine emanet edilen nimetleri ne yapmakta, hayatı neyin uğrunda ve nasıl geçirmektedir?25 Karmaşık bir sudan yaratılan insan Allah Teâlâ tarafından devamlı denenmektedir. Hayata gelişin amacı da budur.26
Kur’an, nimet verilerek denemeye tabi tutulan nankör insanın yanlış tutumunu şu şekilde sergiliyor: “Fakat insan, ne zaman onun Rabbi kendisini bir denemeden geçirse, ona bir ikramda bulunsa, onu nimetlere koysa; ‘Rabbim bana ikramda bulundu’ der. Ama ne zaman onu deneyerek, rızkını kıssa, hemen der ki: ‘Rabbim bana ihânette bulundu.”27 Mü'minlerin günlük normal ibâdet, tâat ve amelleri yanında, zaman zaman ağır sıkıntı ve musibetlerle karşılaştıkları olur. Bu yeni durumlar ve olaylar karşısında onun etkisi ve tepkisi ölçülür, sabır ve tahammül gücü, kin, intikam, haset ve gurur duyguları eğitilir.
Mal, mülk, para, kadın, çocuk, kazalar, hastalıklar, yangın, sel, deprem ve tabiî âfetler, insanoğlunun denenip sabrettiği ve sonucu Allah'a havale ederek ağırbaşlılıkla kabullendiği takdirde mânevî dereceler kazandığı başlıca imtihan konularıdır. Ancak kimi zaman bu sıkıntı ve felâketler dünyada yapılan haksızlık, zulüm ve azgınlıklar yüzünden ilâhî bir ceza olarak da ortaya çıkabilir. Mü’min insan, nimetin azlığının veya çokluğunun bir deneme olduğunun şuurundadır. Bu yüzden nimet bol olduğu zaman şımarmaz, malı ile kibirlenip yoldan çıkmaz. Ni’met az olduğu zaman da Allah’a şikâyette bulunmaz. O nankör değil, şükredici olmaya çalışır. Bilir ki, geçici olan dünya hayatı bir imtihan yurdudur. Bu hayatının devamını sağlayan her şey de bir sınama/imtihan aracıdır. Bu sınavın hikmetini anlayanlar ve gereğini yapanlar kazanacaklardır. Müslümanlar için sadace iman etmek yeterli değildir. İmanın kökleşmesi ve sağlamlaşması için mü’minler çeşitli denemelerden geçirilirler.28 Yüce Allah müslümanları, içlerinde kim kendi yolunda cihad ediyor, bu yolda kim sabrediyor ortaya çıksın diye onları dener.29
İmtihan Bilinci Açısından Dikkat Etmemiz Gereken Bazı Hususlar
1. Dünya hayatı geçici, ahiret hayatı bâkidir: Dünya hayatı mutlaka ölümle son bulacaktır. Ahiret ise ölümle başlayıp sonsuza dek sürecek olan gerçek yurdumuzdur. Bu nedenle geçici olana takılıp kalmak, kalıcı olanı ihmal etmek büyük bir yanılgıdır.
2. Dünya süsleri aldatıcıdır: Dünya; mal, mülk, makam ve şöhret gibi geçici süslerle bezetilmiştir. Bu cazibeye kapılıp da asıl gayemizi unutmamalıyız. Asıl hedefimiz ahireti kazanmaktır. Bu da dünyada karşılaştığımız imtihanlara sabır ve şükürle yaklaşmakla mümkündür.
3. Hayatın her hâli bir imtihandır: Sağlık da hastalık da, engelli olmak da, zenginlik de fakirlik de insan için birer sınanma vesilesidir. Zenginler de parası ve malıyla imtihan olduğunu unutmamalı. Maddi imkânları olanlar, ihtiyacı olanlara zekât ve sadakasını vermeli, çimri değil, çömert olmalı. Aynı şekilde makam, mevki sahibi olmak da, sade ve sıradan bir hayat sürmek de farklı şekillerde imtihan edilmemize neden olur. Mühim olan, hangi durumda olursak olalım, bulunduğumuz hâli Allah’ın rızasına uygun şekilde yaşamaya çalışmaktır. İnsan, başkalarıyla kendini kıyaslayarak üzülmek ya da kibirlenmek yerine, sahip olduğu nimetlerin farkına varıp şükrettiğinde gerçek huzura yaklaşır. Çünkü kurtuluş, içinde bulunulan hâlden şikâyet etmekte değil; her durumda sabır ve şükür ile mümkündür.
4. Ahirete mal değil, amel götürülür: Etrafımızda her gün nice insanlar bu dünyadan ayrılmakta, hiçbir şeylerini beraberinde götürememektedir. Ahirete sadece amellerimiz bizimle gelecektir. Bu bilinçle hareket etmeli, Rabbimizin emirlerini yerine getirirken yasaklarından da uzak durmalıyız.
5. Dünya malından kalben ayrılmak esastır: Bu dünyadan tamamen el-etek çekmek istenilen bir davranış değildir. Mesele, dünya malının kalbimizi meşgul etmemesidir. Mal-mülk, Allah’a yakınlığa engel olmadığı sürece helaldir. Esas olan, nefsin bitmek bilmeyen arzularına esir olmamaktır.
6. Her durum bir fırsattır: Başımıza gelen her olay, görünüşte iyi ya da kötü olsa da bir imtihandır. Biz gaybı bilemeyiz. Belki de şer sandıklarımızda hayır, hayır sandıklarımızda şer vardır. Bu yüzden başımıza gelenlere karşı sabır ve şükür göstermek en doğru tavır olacaktır. Zira isyan etmek ne acıyı hafifletir ne de çözüm getirir.
Sonuç olarak, Yüce Allah’ın dünya nimetlerini ve dünyaya ait bütün göz kamaştırıcı güzellikleri insanların hizmetine sunması, bir deneme sebebidir. Ancak inanan kişi bu geçici güzelliklere ve zenginliklere aldanmamalı. Çünkü Allah’ın katında olan güzellikler, ya da iman edip sâlih amel işleyen kulları için hazırladıkları, daha çok ve daha kalıcıdır.30 “Bu dünya hayatı sadece bir oyun ve oyalanmadan ibarettir. Âhiret yurduna gelince, işte asıl hayat odur. Keşke bilmiş olsalardı.”31 Yüce Rabbimiz dünya hayatının durumunu ve değersizliğini belirterek, dünya hayatına aldanıp kendimizi kaptırarak, âhiret hayatı için hazırlanmayı ihmal etmememiz için bizleri uyarmaktadır. Bir hadiste Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur: “Âhirete nazaran dünyanın değeri, ancak sizden birinizin parmağını denize daldırmasına benzer. Parmağı ile denizden aldığı suyu göz önüne getirsin.”32 Bu hadiste Peygamberimiz, dünya hayatının âhiret hayatı yanında ne kadar az, ne kadar değersiz olduğunu vurguluyor. Bazıları, sanki dünya hayatından başka hayat yokmuş gibi dünya yaşantısına kendisini kaptırarak zevkler, keyifler içinde hayatına devam eder.
Geçici ve fâni olan dünya hayatının câzibesine kapılarak Allah’a kulluğu terk eden kimseler, hem bu dünyada hem de âhirette büyük bir zarar görürler. Bu gerçeği Yüce Allah, Kur’ân-ı Kerîm’de açıkça bildirmektedir: “Kim Allah’a ve peygamberine itaat ederse Allah onu zemininden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Onlar orada devamlı kalacaklardır. İşte büyük kurtuluş, mutluluk budur. Kim Allah’a ve peygamberine isyan eder ve (koyduğu) sınırları aşarsa, Allah onu devamlı kalacağı bir ateşe sokar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.”33
Rabbimiz Allah, dünya hayatının insanları aldatmaması, şeytanın insanları kandırmaması için bizleri birçok âyette uyarmaktadır: “Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve şeytan, Allah’ın affına güvendirerek sizi kandırmasın.”34 Dünya hayatının câzibeli görünen yaşantısının bizleri aldatmaması gerektiğini anlamalıyız. “Nasıl olsa işlediğimiz günahları Allah affeder” düşüncesiyle, günah olan, haram olan işlere tevessül etmemeliyiz. Bu sebeple Müslümana düşen, imtihanının hafif geçmesi ve başarması için Allah’a duâ etmesi, başaramayacağı veya ezileceği zor sınavlardan, fitne ve sıkıntılardan, onların şerlerinden Allah’a sığınmasıdır. Ne mutlu, bu hayatın bir imtihan olduğunu idrak ederek yaşayanlara!
DİPNOT
1. Mü’minûn, 23/115.
2. Bakara, 2/29.
3. Zâriyât, 51/56.
4. Mülk, 67/2.
5. Zilzâl, 99/7-8.
6. A’râf, 7/163.
7. Kehf, 18/7.
8. Fussilet, 41/46.
9. Furkan, 25/71.
10. Nur, 24/52.
11. Enbiya, 21/35.
12. Enfal, 8/28.
13. Ankebut, 29/2.
14. Beyyine, 98/7.
15. Tekâsür, 102/8.
16. Tirmizi, Kıyamet 1.
17. Bakara, 2/155
18. Buharî, Merda 1.
19. İnşirah, 94/6.
20. Bakara, 2/286.
21. Müslim, Zühd, 64.
22. Şûrâ, 42/40.
23. Bakara Suresi, 201.
24. En’âm, 6/165.
25. Âl-i İmran, 3/186.
26. İnsan, 76/2.
27. Fecr, 89/15-16.
28. Ankebût, 29/2-3.
29. Muhammed, 47/31.
30. Tâhâ, 20/131.
31. Ankebût, 29/64.
32. Müslim, Cennet 55.
33. Nisâ, 4/13-14.
34. Lokman, 31/33.


