Rasûlullah'ın (sav) sîretini takib eden her insan onun ne derece istişareye ehemmiyet verdiğini ve titizlik gösterdiğini anlayacaktır. Bedir Gazvesi öncesi, savaş konusunda, daha sonra Bedir esirleriyle ilgili olarak, Uhud öncesi, Hendek öncesi nasıl bir savaş seçileceği, ne tedbirler alınacağı ve daha birçok konuda onu hep ashabı ile istişare ederken görüyor, sahâbîlerin görüşlerine gerçekten değer verişine tanık oluyoruz.
“İstişare”, kelime olarak “işaret talebinde bulunmak” demektir. Elbette işaret edilmesi arzu edilen doğru yol, doğru yön, doğru fikir ve davranıştır.
İstişare, mü’minlerin şiârıdır. Vazgeçilmez hasletlerindendir. Esasen istişare her fert ve her millet için kıymetlidir. Bu ümmet için elbette ki ayrı bir kıymeti vardır ve ümmetin fertleri tarafından apayrı itina görmek zorundadır. Çünkü o, Rabbimizin Rasûl-ü Ekrem’in şahsında hepimize buyruğudur:
(وَشَا وَرْهُمْ فِي الْأَمْرِ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِين.{
"Yapacağın işlerde onlarla istişare et. Kararını verdiğinde artık Allah'a tevekkül et, O'na dayan, O'na güven. Elbette ki Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever." (Al-i İmran, 3/159)
Mü'minlerin; «Onların işleri, aralarında yaptıkları istişâre iledir.» (Şûra, 42/38) buyurarak övüldüğü de unutulmamalıdır. Bu ayrı bir vurgudur.
Hasan el-Basri (rh.a.) istişarenin önemini şöyle vurgular: "İstişare eden her topluluk, istişare ettiği konuda daima en uygun ve doğru olana ulaşır."
İbn Arabî (rh.a.) de şöyle der: "İstişare, cemaatin gönüllerinin kaynaşmasına, akıl süzgecinin çalışmasına, doğruya ulaşılmasına vesiledir. İstişare eden her topluluk, istişare ettiği konuda en uygunu ve mutlaka doğru olanı bulur."[1]
Allah Rasûlü’nün(sav) şu ikazına ayrıca dikkat etmenizi istiyoruz:
(( وَ مَنْ أَشاَرَ عَلَى أَخِيـهِ بِأَمْرٍ يَعْلَمُ أَنَّ الرُّشْدَ فِى غَيْرِهِ فَقَدْ خاَنَـهُ.))
“Kim doğrunun, yerli yerinde davranışın başkasında olduğunu bildiği halde kardeşine farklı bir şey işaret ederse, o kimse kardeşine hıyanette bulunmuş olur.”[2]
Hadis-i şerifin ifade ettiği manaya dikkat ederek onu daha geniş bir şekilde şöyle paylaşabiliriz: Bir kimse, mü’min kardeşiyle istişare ettiğinde, kimse o kardeşine inandığı ve bildiği doğruyu söylemeli, kardeşini o istikamete yönlendirmelidir. Bu hem dürüstlük, hem de kardeşlik gereğidir. Bu ümmetin gerçek vasfı budur. Bu vasfın yeniden kazanılmasına hasretiz. Yol soran bir insan nasıl yanlış yola sevk edildiğinde yapılan hata ise, istişare eden insanı da yanlış yönlendirmek öyle bir hatadır. Bu hata, istişare edilen meselenin büyüklüğüne göre daha da büyür. Bu yanlış yönlendirme cehalete dayanıyorsa ayrı bir hata, kasten yapılıyorsa apayrı bir hatadır. Hadis-i şerifin ifadesiyle, doğrunun başka olduğunu bile bile yapılıyorsa hıyanettir.
Evet, istişâre mü’minin şiarıdır. Birçok zekâdan, bilgiden, bakış açısından, tecrübeden istifade etmenin yoludur. Verilen karara başkalarını da ortak ederek onların desteğini kazanmanın, başarıda paylarının olmasını sağlamanın yoludur. Onların gönlünü kazanmanın, görüşlerine değer verildiğini ortaya koymanın, onları fikir üretmeye teşvik etmenin, ortaya konan fikirleri uygulamaya koymada aktif hale getirmenin, bir sonraki hamle için tecrübe kazandırmanın... yoludur. Fikirlerin şahsilikten uzak olduğunu en güzel ifadedir. Alınan kararların enine boyuna ve her kesimi temsil edecek kişilerle tartışıldığının bilinmesi insanlara huzur ve güven verecek, tenkitleri göğüsleyen ve savunanlar çoğalacaktır.
İstişare edebilecek derecede yetişmiş, olgunlaşmış, tecrübe sahibi olmuş kimselerin yokluğunu iddia doğru bir iddia değildir. Yoksa olanla yetinilmeli, kişiler yeni gelişmelerle tecrübeler kazanmalı; en kısa zamanda aranılan niteliklerdeki kimselerin yetiştirilmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Buna şiddetle ihtiyacımız vardır ve her geçen dakika aleyhimize geçen dakikadır.
Şu anda ciddî boyutlarda siyasî sahada, iktisadi sahada, eğitim sahasında, teknik alanlarda, askerî alanlarda, dış dünya ile ilgili konularda, hukukî sahada, sağlık konularında, idârî konularda... bilgili, pratik zekalı, İslâmî bilgilerle donatılmış, olgun; mü'min kardeşlerinin hayrını, geleceğini kendi geleceğinden önde tutabilen, hak yolda fedakârlıklara hazır, basit sebeplerle küsmeyen, kırılmayan, cemaatten ve cemiyetten uzaklaşmayan kardeşlerden oluşan bir istişare ekibine ne kadar ihtiyacımız var. Her birinin, bir başka dalda daha belirli olan bilgi ve kabiliyeti bize ne kadar çok şey kazandıracaktır. Buna, yağmura hasretle çatlamış topraklar kadar susuzluğumuz var. Böyle bir ekibi hazır etmekten aciz değiliz. Dış hayatın zorluklarına rağmen çaresiz de değiliz.
İmam Mâverdî’nin Edebü'd-Dünya ve'd-Dîn isimli eserinde yaşlı insanlarla istişâre tavsiye edilir. Çünkü onlar yılların tecrübesine sahiptir. Bedenleri zayıflasa da attıkları fikir oku kolay kolay hedefi şaşırmaz. Gençlerle istişâre de tavsiye edilir. Çünkü gençler üzeri küflenmemiş, yosun bağlamamış taze fikirler üretir yeni ufuklar getirir.
Bugün bu hassasiyetle en az 10-15 kişiden oluşan böyle bir ekip aramızda olsaydı, bölge bölge dolaşıp insanların fikirlerini alsaydı, diğer bölgeninkileri oradakilere ulaştırsaydı, insanların birbirinden istifadesine köprü olsaydı, söylenenleri ayıklasa, süzgeçten geçirse gerekli yerlere ulaştırsa, istifadelere açsaydı, anlaşılamayan konulara açıklık getirse, bilinmeyeni aktarsa, kamuoyu oluştursa, kırgınlıkları eritse, yaralara merhem çalsa, organize şuurlandırma gayretlerine girse, alt kademede hissedilenleri üst kademeye, üsttekilerin mesajlarını alt kademelere indirse, açılması zor kapıları açmada öncü olsa, hata etmem zannedenlerin hatalarını uygun bir dil ve üslupla hatırlatsa ve tedavisine yardımcı olsaydı ne kadar çok şey değişirdi...
İçinde bulunulan zaman ve zemine göre palanlar üretilse ve her durumda verim elde edilme imkânı yakalansa, organize olmuş batıla karşı, her açıdan organize olmuş bir hak dâvâsı mücadelesi yürütülseydi Rabb'imizin rahmet ve bereketinin tecellisi nasıl olurdu dersiniz!?
Bizim bütün bunlara ihtiyacımız yok mu? Buna layık pırıl pırıl beyinlerimiz, samimi duygularla dolu kalplerimiz yok mu? Her bâtılı yere serecek güçlü inancımız, inancımızın beslediği fikirlerimiz, hak dâvâmız yok mu?...
İstişarenin önemi, lüzumu, şartları, ihmal edilmemesi, ona olan ihtiyaç, faydaları, kendisiyle istişare edilecek kişilerde aranan şartlar... üzerinde ciddi boyutlarda durulması, incelenmesi ve bunların örneklerle açıklanması gerekir. En kısa zamanda pratiğe dökülmesi zarûrîdir.
Bu yazımızda bu kadarla yetinmeyi tercih ediyor; yaptığı işleri istişare ile yapan, duygu ve düşüncelerini birbirleriyle paylaşan, gerçekleşmesi için dayanışma içinde olan bir ümmet olmamızı ümitle niyaz ediyoruz.
------ * -------
[1] El-Câmi’ li Ahkâmil-Kur'ân, Kurtubî (16/36-37)
[2]Sünen-i Ebu Davud, İlm (4/ 66, H. No: 3657


