20 Nisan 2026 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / / Ashâb-ı Kirâm'ın Takipçilerine!
ASHÂB-I KİRÂM'IN TAKİPÇİLERİNE!

Ashâb-ı Kirâm'ın Takipçilerine! Muhammed İslamoğlu

"Cihad: 1- Söz ve fiille bütün kuvvetini harcayarak çalışma, yorulma, aşırı gayret etme.

'Mallarınızla, canlarınızla ve dillerinizle (Allah yolunda) cihad ediniz.' (Hadis)1

2- İyiliğin yerleşmesi ve kötülüğün ortadan kalkması için maddî ve manevî tüm imkânlarını kullanarak gayret sarfetmek.

'Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki onlar, Allah'a ve Rasulüne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar sadık olanların tâ kendileridir.' (Hucurat, 49/15)

3- Düşmanlara karşı (İslâm'ın egemen olduğu) ülkeyi savunmak amacıyla silahlı mücadele etmek.

'Amellerin en üstünü, vaktinde kılınan namaz, anne-babaya iyi davranmak ve Allah yolunda cihad etmektir.' (Hadis)2

4- İnsanın her türlü kötülüğe, şeytana karşı verdiği mücadele ve içindeki çirkin tutkuları yenme çabası.

'Gerçek mücahid, kendi nefsiyle ve tutkularıyla (hevâsıyla) cihad edendir."3

"Dinî Terimler Sözlüğü" adlı eserde cihad kavramı böyle beyân edilir...4

Hayat, iman ve cihaddır!.. Allah yolunda, Allah'ın razı olduğu bir şekilde, yani Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti üzere yaşamak için yapılan bütün çaba ve gayretin adı cihaddır... Allah'ın kulu olmak ve Allah'ın emrettiği gibi yaşamak, katıksız iman eden her muvahhid mü'minin değişmez karakteridir... Hiçbir şübhe duymaksızın iman eden bir kulun, imanın gereği gibi davranması, Allah yolunda cihaddır!..

Bu mukaddes cihadı gerçekleştirenler, kuşkusuz Ashâb-ı Kirâm idi... Ashâb-ı Kirâm, mücahidlerin imamı Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'in önderliğinde iman ve cihad mektebini en iyi derece ile bitirmiş, öğretilmiş ve eğitilmişlerdi... Allah yolunda cihad, iman etmiş mü'min müslümanların, bütün hayatını kuşatmıştır... Muvahhid mü'minlerin, Allah'ın rızası için yaptıkları her hayırlı amel, cihadın bir parçasıdır...

Örnek ve öncü nesil olan Ashâb-ı Kirâm, vatan ve hayırlı ümmetin en hayırlıları idi... Kıyamete kadar ümmete örnek olan bu hayırlı neslin hayatlarından birkaç olayı beraber okuyalım!.. Okuyalım ve ders alalım... Ders alalım ki, o sadıklarla beraber olalım... Çünkü Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyuruyor:

"Ey iman edenler, Allah'dan sakının ve sadıklarla birlikte olun."5

Ebu Zerr (r.a.) anlatıyor:

Ben, Rasulullah (s.a.s.)'e:

— Hangi amel daha faziletlidir? diye sordum.

Rasulullah (s.a.s.):

"Allah'a iman etmek ve Allah yolunda cihad eylemek." buyurdu.6

1- Ashâb-ı Kirâm, her konuda Allah'a ve Rasulü (s.a.s.)'e tam teslim oldukları gibi, Allah düşmanları olan müşriklerle savaşmak konusunda da tam teslim olmuşlardı...

Rasulullah (s.a.s.), (Bedir savaşından önce) Ebu Süfyân'ın (ticaret kervanının) gelişini duyduğu vakit (Ashâb ile) istişâre yapmıştı. Enes (r.a.) şöyle anlatır:

Evvelâ Ebu Bekr konuştu. Rasulullah (s.a.s.) O'na iltifât etmedi. Sonra Ömer konuştu. O'na da iltifât etmedi. Bunun üzerine Sa'd b. Ubâde kalkarak:

— Bizi mi kasdediyorsun ya Rasulallah? Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Sen bize atlarımızı denize sürmemizi emredersen, süreriz. Onları, Berkü'l-Gemad'a sürmemizi emredersen, bunu da yaparız! dedi.

Daha sonra Rasulullah (s.a.s.), halkı davet etti. Onlar da yola koyuldular. Nihayet Bedir'e indiler.7

2- Yine Bedir savaşı... Yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'e karşı kötü söz ve davranışta bulunana karşı Sahabe'nin tavrı!..

Abdurrahman b. Avf (r.a.) anlatıyor:

Bedir savaşı günü ben savaş saffında durup sağıma soluma baktığım zaman Ensar'dan yaşları taze iki genç gördüm. Bunlardan daha şiddetli ve kuvvetli olan iki kimse arasında olmamı temennî ettim.

Bu iki gençten biri, beni gözü ile süzdü de:

—  Ey amca, Ebu Cehl'i tanır mısın? diye sordu.

Ben de:

— Evet, tanırım, dedim ve: Ey kardeşimin oğlu, Ebu Cehl'i ne yapacaksın? diye sordum.

O da:

— Bana haber verildi ki, o, Rasulullah'a sövüyormuş. Hayatım elinde olan Allah'a yemin ederim ki, eğer onu görürsem artık benimle ondan eceli yakın olan ölünceye kadar, şahsım, onun şahsından asla ayrılmayacaktır, dedi.

Ben (bu gencin heyecanla söylediği) bu kat'î sözden dolayı hayret ettim.

Bu iki gençten diğeri de beni gözden geçirdi de öbürünün söylediği gibi söyledi. Bu sırada gözlerim hiçbir tarafa takılmadan ben, Ebu Cehl'i görmüştüm. O, Kureyş askeri içinde dolaşıp duruyordu.

Ben:

— Gençler, öteye beriye telaşla giden şu şahıs, bana sormuş olduğunuz Ebu Cehl'dir, dedim.

Onlar da çabucak kılıçlarına sarıldılar ve Ebu Cehl'i öldürünceye kadar kılıçlarıyla ona vurdular. Sonra dönüp Rasulullah'ın huzuruna geldiler ve hadiseyi O'na haber verdiler.

Rasulullah (s.a.s.):

"Ebu Cehl'i hanginiz öldürdünüz?" diye sordu.

Bunlardan her biri:

— Onu, ben öldürdüm, dedi.

Rasulullah:

"Kılıçlarınızı sildiniz mi?" diye sordu.

Onlar:

— Hayır, silmedik, diye cevab verdiler.

Bunun üzerine Rasulullah (kılıçlarına ne kadar kan bulaştığını ve ne derece derinlikte battığını anlamak için) genç gazîlerin kılıçlarına baktı da (gönüllerini hoş etmek için):

"Onu, her ikiniz öldürmüşsünüz. Ebu Cehl'in ele geçen eşyası (öldürücü darbeyi vurduğu için) Muâz b. Amr ibni'l-Cemûh'a aiddir." buyurdu.

Bu iki mücahid Muâz b. Afrâ ile Muâz b. Amr ibni'l-Cemûh idi.8

3- Ashâb, Allah yolunda savaşıp şehid edilerek cennet ehlinden olmayı çok arzuluyorlardı... Bu ihlâslı arzuları, onları şehidler edip cennetlik kullardan yaptı...

a- Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), Buseyse'yi, Ebu Süfyân'ın kervanının ne yaptığını görmek üzere gözcü/casus olarak gönderdi. Geri geldiğinde, evde benden ve Rasulullah (s.a.s.)'den başka kimse yoktu.

O'na (Rasulullah'a) olayı anlattı. Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) dışarı çıktı ve şöyle buyurdu:

"Bizim bir isteğimiz var. Her kimin bineği hazır ise bizimle birlikte binip gelsin!"

Bunun üzerine bazı erkekler, Medine'nin üst tarafında bulunan binekleri dolayısı ile izin istemeye koyuldular.

Rasulullah (s.a.s.):

"Hayır, bineği hazır olanlardan başkası müstesnâdır (onlar gelmesin)." buyurdu.

Derken Rasulullah ve Ashâbı yola koyuldular. Nihayet müşriklerden önce Bedir'e vardılar. Müşrikler de (oraya) geldiler.

Rasulullah (s.a.s.):

"Sizden hiçbir kimse, ben onun önünde olmadığım sürece bir şey yapmaya kalkışmasın!" buyurdu.

Müşrikler yaklaşınca, Rasulullah (s.a.s.):

"Haydi, eni göklerle yer (kadar) olan bir cennete kalkınız!" buyurdu.

Umeyr b. el-Humâm el-Ensarî:

— Ya Rasulallah, eni göklerle yer kadar olan bir cennet mi (buyurdunuz)? dedi.

Rasulullah:

"Evet." buyurdu.

Umeyr:

— Oh oh, dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

"Oh oh demene seni iten nedir?" diye sordu.

O:

— Hayır (olumsuz bir sebebden dolayı değil.) Allah'a yemin olsun ki ya Rasulallah, yalnızca onun ehlinden olmam ümidinden başka bir sebeb yok, dedi.

Rasulullah (s.a.s.):

"O hâlde şübhesiz sen, onun ehlindensin." buyurdu.

Umeyr, ok torbasından birkaç hurma çıkarıp onlardan yemeye başladıktan sonra:

— Ben, bu hurmalarımı yiyene kadar hayatta kalacak olursam, şübhesiz o uzun bir hayat olur, dedi.

Beraberindeki hurmaları fırlattıktan sonra (kılıcını çekip) öldürülünceye kadar onlarla savaştı.9

b- (Ebu Musa el-Eş'arî'nin oğlu) Abdullah b. Kays anlatıyor:

Babam (Ebu Musa), düşman karşısında iken şunları söylediğini dinledim:

— Rasulullah (s.a.s.):

"Muhakkak cennetin kapıları kılıçların gölgeleri altındadır." buyurdu.

Bunun üzerine kılığı pek düzgün olmayan bir adam kalktı ve:

— Ey Ebu Musa, Rasulullah (s.a.s.) bu sözleri söylerken sen mi dinledin, dedi.

O:

— Evet, dedi.

Bunun üzerine o adam, arkadaşlarının yanına döndü ve:

— Size selâm veriyorum, dedi.

Sonra kılıcının kınını kırıp attı ve kılıcı ile düşmana doğru yürüdü, öldürülünceye kadar onunla vuruştu.10

4- Rasulullah (s.a.s.)'in Ashâbı, yalnız Allah rızası için düşmanlarla savaşır ve Allah'ın rızasını kazanmak için cihad ederlerdi... Bu konuda dünyalık hiçbir şeyi hedeflemezlerdi...

a- Ebu Umâme el-Bahilî (r.a.) anlatıyor:

Bir adam, Rasulullah (s.a.s.)'e gelerek:

— Hem sevab, hem şöhret için savaşan kimse hakkında ne dersin? diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.):

"Onun için hiçbir şey yoktur." buyurdu.

Adam, aynı soruyu üç defa sordu.

Rasulullah (s.a.s.) üçünde de:

"Onun için hiçbir şey yoktur." buyurdu.

Sonra:

"Allah, ancak kendi rızası gözetilerek samimî bir niyetle yapılan ibadetleri kabul eder." buyurdu.11

b) Ebu Musa (r.a.) anlatır:

Bir kimse, Rasulullah (s.a.s.)'e geldi de:

— Bir kısım kimseler ganimet malı için savaşır, bir kısım kimseler de insanlar arasında adının söylenip övülmesi için savaşır, bir kısım insanlar da yiğitlikteki mevkiî derecesi görülsün diye cihad eder. Şu hâlde Allah yolunda cihad eden kimdir? diye sordu.

Rasulullah (s.a.s.):

"Her kim Allah'ın kelimesi en yüksek olsun diye savaşırsa, onunkisi Allah yolundadır." buyurdu.12

c- Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor:

Amr b. Akyeş'in cahiliyye devrinde bir faiz (alacağı) vardı. Onu alıncaya kadar müslüman olmayı uygun bulmuyordu. Uhud günü (müslümanların yanına) gelip:

— Amcamın oğulları nerede? diye sordu.

Onlar da:

— Uhud'da, diye cevab verdiler.

O:

— Falan nerede? diye sordu.

Onlar da:

— Uhud'dadır, diye karşılık verdiler.

O:

— Falanca nerede? diye sordu.

Onlar da:

— Uhud'dadır, cevabını verdiler.

Bunun üzerine zırhını giydi ve bineğine bindi. Sonra onların tarafına hareket etti.

(Uhud'daki) müslümanlar, O'nu görünce:

— Ey Amr, bizden uzaklaş, dediler.

O da:

— Ben iman ettim, dedi.

(Savaşa katıldı ve) yaralanıncaya kadar (düşmanla) savaştı. Yaralı olarak ailesine götürüldü. Derken Sa'd b. Muâz, O'nun yanına geldi. O'nun kız kardeşine (hitaben):

— Kavmini korumak için mi yahud onlar için (onların düşmanlarına duyduğu) öfkeden dolayı mı yoksa Allah için (kâfirlere duyduğu) öfkeden dolayı mı (savaşıyorsun?) diye O'na bir sor, dedi.

Bunun üzerine (Amr):

— Allah ve Rasulü için (kâfirlere duyduğum) öfkeden dolayı savaştım, dedi ve öldü.

Allah için hiç namaz kılmadan cennete girdi.13

d- Enes (r.a.) anlatıyor:

Siyahî bir adam, Rasulullah (s.a.s.)'e gelerek:

— Ya Rasulallah, şübhesiz ki ben, siyah, kötü kokan, yüzü çirkin ve malım olmayan birisiyim. Eğer ben şunlarla (düşman müşriklerle) öldürülünceye kadar çarpışacak olursam yerim neresidir? diye sordu.

Rasulullah:

"Cennettir." buyurdu.

O siyah adam, öldürülünceye kadar çarpıştı. Rasulullah (s.a.s.), O'nun yanına varıp şöyle buyurdu:

"Allah, senin yüzünü ak etti, kokunu güzelleştirdi ve malını çoğalttı."

Ayrıca bunu ya da başkasına şunları da buyurdu:

"Andolsun, O'nun huru'l-ıyn'den olan zevcesini, yünden cübbesi üzerinden çekiştirerek kendisi ile cübbesi arasında sokulmaya çalıştığını gördüm."14

e- Amr b. el-Âs (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.):

"Giysilerini giyip, silahını kuşan ve yanıma gel!" diye haber gönderdi.

Yanına geldiğimde abdest alıyordu. Beni baştan ayağa süzdü ve:

"Bir ordunun başında seni göndereceğim. Allah, ganimetlerle sağ salim döndürürse, sana hayırlı olanından mal vermek istiyorum." buyurdu.

O'na:

— Ya Rasulallah, ben, mal elde etmek için müslüman olmuş değilim. Ben, İslâm'ı benimsediğim ve Rasulullah ile birlikte olmak istediğim için müslüman oldum, dedim.

(Rasulullah:)

"Ey Amr, en güzel mal, helâl yoldan kazanılan ve salih bir adamda bulunan maldır." buyurdu.15

5- Ashâbın gayesi Allah'ın yolunda ve O'nun rızasına İslâm düşmanlarıyla savaşmak, onlara galib gelmek ve İslâm'ın egemenliğini sağlamaktı... Kendilerinin şahsî kusurları, bu arzularını engelleyici olmadı...

İbn Sîrîn (rh.a.) anlatıyor:

Ebu Mihcen, içki içmekten dolayı çok defa cezâlandırıldı. Cezâlar, onu yıldırmayınca hapsedilip bağladılar. Kadisiye savaşı başlayınca müslümanlar savaşa çıktı. Ebu Mihcen de bağlı bulunduğu yerden onları izliyordu. Müslümanların, müşrikler karşısında zayıf düştüklerini görünce, Sa'd'ın ümmü veledi veya Sa'd'ın hanımına:

— Beni serbest bırakır, bana bir at ve silah verirsen, ölmeyip sağ kalmam hâlinde herkesten önce ben yerime dönerim, şeklinde biriyle beraber haber yolladı. Hapis bulunduğu yerde de:

"Süvariler birbirleriyle mızraklaşırken

Ne üzücüdür benim bu şekilde bağlı kalmam.

Davranmak istiyorum, amma demirler beni tutuyor

Üzerime kitlenen kapılar da meydandan habersiz bırakıyor." şeklinde şiir okuyordu.

Ebu Mihcen'in gönderdiği kadın, bunları Sa'd'ın hanımına ulaştırınca, bağlarını çözdü ve evde bulunan bir atı silahla birlikte O'na verdi.

Ebu Mihcen, bunları alınca, hızlıca savaş alanına vardı. Müşriklerden karşısına çıkan her adamı öldürüp yere seriyordu.

Sa'd (b. Ebî Vakkas), O'nu görünce şaşkınlık içinde:

— Bu süvarî kim? demeye başladı.

Çok fazla zaman geçmeden de yüce Allah'ın inayetiyle müşrikler hezimete uğradı.

Ebu Mihcen, hemen geri dönüp atı teslim etti ve eskisi gibi ayaklarını yeniden bağladı.

Sa'd gelince, hanımı veya ümmü veledi O'na:

— Savaşınız nasıldı? diye sordu.

Sa'd:

— Savaşta çok zor durumlar yaşadık. Sonunda yüce Allah, beyaz bir at üzerinde bir adam gönderdi. Ebu Mihcen'i burada bağlı bir şekilde bırakmış olmasam, özelliklerinden dolayı o adamın Ebu Mihcen olduğunu söylerdim, karşılığını verdi.

Kadın da:

— Vallahi, o kişi Ebu Mihcen'di. Şöyle şöyle oldu, diyerek olanları Sa'd'a anlattı.

Bunun üzerine Sa'd, Ebu Mihcen'in getirilmesini söyledi ve bağlarını çözüp:

— Bundan sonra içki konusunda asla seni cezâlandırmayacağım! dedi.

Ebu Mihcen de:

— Vallahi, ben de bundan sonra içkiyi ağzıma koymayacağım. Cezâdan dolayı içkiyi bıraktı demeyesiniz diye ben içkiyi bırakmıyordum, dedi.

(Ebu Mihcen,) bir daha hiç içki içmedi.16

6- Hanım Sahabîler de, erkek sahabîlerden geri kalmıyor, Allah yolunda cihad saflarında bulunuyor, mücahidlere yemek yapıyor, su taşıyor ve yaralıları tedavi ediyorlardı... O kahraman hanımlardan iki örnek sunalım...

a- Enes (r.a.) anlatıyor:

Ümmü Süleym, Huneyn (savaşı) günü bir hançer edinmiş, Hançer yanında imiş. O'nu, (kocası) Ebu Talha görerek:

— Ya Rasulallah, şu Ümmü Süleym'dir, yanında hançer var, demiş.

Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.), O'na:

"Bu hançer ne?" diye sormuş.

Ümmü Süleym:

— Onu edindim. Şayet müşriklerden biri bana yaklaşırsa, onunla karnını deşeceğim! cevabını vermiş.

Rasulullah (s.a.s.), bunu duyunca gülmeye başlamış.

Ümmü Süleym:

— Ya Rasulallah, bizden başka (Mekke Fethi sırasında müslüman olan Mekkeli) azâdlılardan olup bozguna uğrayanları öldür, demiş.

Rasulullah (s.a.s.):

"Ya Ümmü Süleym, şübhesiz Allah kâfî geldi ve ihsânda bulundu!" buyurmuşlar.17

b- Humeyd b. Hilâl anlatıyor:

Yolu bizim yanımızdan geçen Tufâve kabilesinden bir adam vardı. Bir ara (bizim) kabileye uğrayıp şöyle anlattı:

Bize aid bir kervanla birlikte Medine'ye geldim. Alış-verişimizi yaptıktan sonra (kendi kendime): 'Mutlaka bu adamın yanına gideceğim ve O'nun durumunu öğrenip kabileme haber vereceğim' dedim.

Rasulullah (s.a.s.)'in yanına vardığımda bana bir ev göstererek şöyle buyurdu:

"Şu evde bir kadın vardı. Bu kadın, müslümanlardan bir müfrezeyle birlikte yola çıktı. O, evde on iki tane keçi ve kendisiyle dokuma yaptığı tarağı bırakmıştı. Kadının bir keçisi ve dokuma tarağı kayboldu. Bunun üzerine kadın şöyle dedi:

— Ya Rabbi, Sen, kendi yoluna çıkan kimseyi koruyacağına dair garanti verdin. Oysa ben, bir keçimi ve dokuma tarağımı kaybettim. Ben, kayıp dokuma tarağımın ve keçimin nerede olduğunu soruyorum."

Rasulullah (s.a.s.), devamlı olarak kadının kaybettiklerini nasıl abartılı bir şekilde istediğini anlatarak şöyle devam etti:

"Sabah olduğunda kadın, kayıp keçisini ve onun gibisini, dokuma tarağını ve onun gibisini buldu. İşte bu, o kadındır. Dilersen git, O'na sor!"

Bunun üzerine ben:

— Hayır, ben seni tasdik ediyorum, dedim.18

İnsanlar için çıkarılmış vasat, şahid ve hayırlı ümmetin en hayırlı nesli böyle idi!.. Onlar, ümmetin öncüleri ve örnekleriydi... Muvahhid mü'minler, hangi çağda olurlarsa olsunlar, onları örnek kabul edip takib etmelidirler!..

"Artık ey basiret sahibleri ibret alın!"19

  1. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.17, Hds.2504. Enes b. Mâlik (r.a.)'dan.

Sünen-i Nesâî, Kitabu'l-Cihad, B.1, Hds.3082.

Sünen-i Dârimî, Kitabu'l-Cihad, B.38, Hds.2436.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2014, c.9, sh.201, Hds.12853.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale's-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst.2013, c.4, sh.124, Hds.2472.

İbn Hibbân, Sahih- el-İhsân fî Takribi Sahihi İbn Hibbân, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2022, c.6, sh.101, Hds.4708.

Ebu Ya'lâ, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2024, c.3, sh.383, Hds.3875.

  1. Sahih-i Buhârî, Kitabu Mevâkiti's-Salât, B.5, Hds.6.

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.36, Hds.137-139.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu's-Sâlât, B.127, Hds.173.

Sünen-i Nesâî, Kitabu'l-Mevâkit, B.51, Hds.610-611.

  1. Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedâili'l-Cihad, B.2, Hds.1671.

Beyhakî, Şuabu'l-İman, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2015, c.10, sh.387, Hds.10611.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.1, sh.298, Hds.376-377.

Abdullah b. Mübarek, Kitabu'l-Cihad, çev. İshak Doğan, Konya, 2006, sh.113, Hds.174.

  1. Dinî Terimler Sözlüğü, Hzr. Prof. Dr. Ahmet Nedim Serinsu, vdğ.Ank.2009, sh.50.
  2. Tevbe, 9/119.
  3. Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Itk, B.2, Hds.2.

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İman, B.36, Hds.136.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.9, sh.165, Hds.12770.

  1. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cihad, B.30, Hds.83.

İbn Hibbân, Sahih, c.6, sh.110, Hds.4722.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.17, sh.474, Hds.25176.

Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2017, c.2, sh.316, 329.

  1. Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Humus, B.18, Hds.48.

Kitabu'l-Mağâzî, B.10, Hbr.37.

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cihad, B.13, Hds.42.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.17, sh.494, Hds.25199.

Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve, c.2, sh.368.

  1. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmâre, B.41, Hds.145.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.9, sh.378, Hds.13196.

Beyhakî, Delâilü'n-Nübüvve, c.2, sh.352.

  1. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmâre, B.41, Hds.146.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.9, sh.239, Hds.12929-12930.

  1. İmam Nesâî, es-Sünenü'l-Kübrâ, çev. Zekeriya Yıldız, İst.2011, c.4, sh.383, Hds.4333.

Sünen-i Nesâî, Kitabu'l-Cihad, B.24, Hds.3126.

Benzer bir hadis için bkz. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.24, Hds.2516.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.9, sh.249, Hds.12945.

  1. Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B.15, Hds.25.

Sahih-i Müslim, Kitabu'l-İmâre, B.42, Hds.149-151.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.24, Hds.2517.

Sünen-i Tirmizî, Kitabu Fedâilu'l-Cihad, B.16, Hds.1697.

Sünen-i Nesâî, Kitabu'l-Cihad, B.21, Hds.3122.

Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Cihad, B.13, Hds.2783.

  1. Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.37, Hbr.2537.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.18, sh.621, Hds.26542.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c.4, sh.212, Hbr.2579.

Beyhakî, es-Sünenü'l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ.İst.2017, c.17, sh.587, Hbr.18583.

İbn Hacer el-Askalânî, Sahâbe-i Kirâm Ansiklopedisi- el-İsâbe, çev. Naim Erdoğan, İst.2009, c.3, sh.488.

  1. Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c.4, sh.156, Hds.2508.
  2. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.15, sh.722, Hds.22901-22903.

İmam Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, B.140, Hds.299.

Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, c.3, sh.587, Hds.2175.

Ebu Ya'lâ el-Mevsilî, Müsned, c.5, sh.602, Hds.7336.

  1. Abdurrezzâk es-San'ânî, Musannef, çev. Hüseyin Yıldız, İst.2013, c.9, sh.316, Hbr.17077.

İbn Cerîr et-Taberî, Tarihu't-Taberî, çev. Cemalettin Saylık, Ank.2019, c.3, sh.566-567.

İbn Kesîr, el-Bidâye ve'n-Nihâye- Büyük İslâm Tarihi, çev. Mehmet Keskin, İst.1994, c.7, sh.76.

İmam Zehebî, Tarihu'l-İslâm, çev. Muzaffer Can, İst.2002, c.5, sh.216-218.

İbnu'l-Esir, İslâm Tarihi, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst.1985, c.2, sh.436-437.

  1. Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cihad ve's-Siyer, B.47, Hds.134.

Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cihad, B.136, Hbr.2718.

İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.9, sh.551, Hds.13490.

  1. İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, c.9, sh.391, Hds.13216.

Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâîd, çev. Fikret Güneş, İst.2015, c.9, sh.308, Hds.9428.

  1. Haşr, 59/2.

 

 

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul