13 Nisan 2026 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / / Harut Ve Marut
HARUT ve MARUT

Harut Ve Marut Duran Çetin

Süleyman Peygamberin hükümdarlığı dönemi.

Sihirciler çoğaldı.

Sihir revaçta.

Dönem sihir dönemi.

Herkes sihir yiyip sihir içiyor halde.

Sihirde birçok inanılmaz şeyler yaptılar. İnsanları etkilediler. 

İnsanlar etkilendiler.

Gözlerini kamaştıran şeylerin peşine takılanlar çoğaldı. İnsanların yoldan çıkmaları ve batıl şeylerin peşine takılmaları sıradan hale geldi.

Yaptıklarıyla etkisini çoğaltanların bazıları peygamber olduklarını iddia etmeye başladı. İnsanların sapkınlıkları gün geçtikçe yön değiştirmeye ve azgınlar çoğalmaya devam etti.

İnsanlar sihir ile mucizeyi ayıramaz hale gelince sihirle yapılan işleri mucize olarak sunmaya, insanlar da bunları mucize saymaya başladılar.

İşte böyle bir zamandı Allah iki melek görevlendirdi.

İnsanların sihir yapıp mucize olarak sunan sonra da peygamberliğini ilan edenlerin yaptıklarıyla ile mucizeyi ayırsınlar diye…

Yer Kûfe bölgesinde.

Babil Krallığı dönemi.

İki melek özel görevle insanları uyarmaya, onların hayatını kuşatan sihrin insana verdiği zararı göstermeye başladılar.

İnsan suretinde iki melek.

Özel görevli bu melekler Harut ve Marut.

O ana kadar görülmemiş sihirler yaptılar…

İnsanlar için yeni bir sınanma şekli sundular ve bunu açıkça ifade ettiler.

İnsanlarda bir açlık vardı.

Herkes kendi sihir gücünün varlığına inanılmasını istiyordu.

Büyük bir boşluk devasa boyutlara ulaştı.

Sihirle doldurabileceğini düşündüğü bir boşluk.

Herkesin heveslerinin kabardığı bir boşluk.

Bu boşluk şeytanlar tarafından dolduruldu.

İnsanların kabaran heveslerine cevap verecek işler yaptılar.

Gözleri dönmüş gibiydiler. Elle tutulur bir iş üretemeseler de gönülleri tamamen bu istekle yoğrulmuştu.

Artık bir gelir kapısı hem de saygı gören bir sektör oluşuvermişti.

Sihircilerin önde geleni olmak için her türlü kötü fikirlere hizmetçi oldular.

Hizmetkarlıkları da gelişmeye devam etti.

Elle tutulamayan işler çoğaldıkça çoğaldı.

İnsanların arasında husumetler de çoğaldı.

Hayatı boyunca payına düşen sihir olmaya başladığında insanlar çıldırmış gibiydi.

Şeytanlar şeytanlıklarının zirvesindeydi. Süleyman Peygamber'in hükümet ve devleti aleyhine efsun ve efsanelere uydular ve onun arkasına düştüler.

Düşmanlar arttıkça arttı. Hem cin şeytanları hem insan şeytanları ve kötü ruhlar denilen gizli şeytanlar düşmanlık yarışında birbirlerini tamamladılar…

Gizli şeytanlardan öğrenilen sihirler insanların eliyle ortaya çıktı.

İşte vahiy kaynağından uzak olan bu şeytanlar, meydana gelen ve gelecek olan olaylar hakkında kulak hırsızlığı ile birtakım bilgiler edindiler ve bu bilgilerin her birine yüzlerce yalan ve pislik karıştırarak gizli gizli yaymaya çalıştılar.

Yalan dolan ile beslenen bilgiler insanların gözlerini boyamak için iyi ve etkili bir yoldu.

Bunu yaparken bazı gerçek bilgileri de kullanmaktan geri durmadılar ve insanların güvenlerini kazanacak duruma ulaşıncaya kadar devam edip gittiler.

Mısır'dan beri İsrailoğulları arasında sihir ve hokkabazlık vardı. Fakat durum bu sefer daha öte bir duruma evrildi. Her şey sihir ve büyü üzerinden yürütülür oluverdi.

Esrarengiz bir şekilde hakkı batıl, batılı hak; hakikati hayal, hayali hakikat diye göstermekti yaptıkları. Ama etkilenenler gün geçtikçe çoğaldı.

Olmayan şeyleri varmış gibi göstermekti yaptıkları.

Gözü yanıltmak ve el çabukluğu, birazcık da hokkabazlıktı. Duyuları aldatmaktı.

Firavun'un sihirbazları Hiyel-i sanâyi ile o dönem için inanılmaz gibi görünen işler yapmışlardı. Değnekleri cıva ile doldurulmuş, altlarından ısı verilince veya güneşin etkisiyle ısınmaya başlayınca ısınan ipler ve değnekler hemen harekete geçip kaymaya ve yürümeye başlamışlardı...

Sihrin bütün niteliği, hayali hakikat zannettirecek şekilde insan ruhu üzerinde aldatıcı bir tesir meydana getirmekten ibaretti.  Bu tesir yaşanıyordu ve hissediliyordu…

Harut ile Marut öğretmeden önce bazı uyarılarda bulundular:

"Biz bir fitneyiz, yani bu öğreteceğimiz şeyler fitneye müsaittir ve kötüye kullanılması da küfürdür. Şu hâlde sakın sen bunu belleyip de küfre girme!"

Bununla da yetinmeyip nasihat ettiler. Kötüye kullanılmaması uyarısını da ihmal etmediler.

Kesin bir uyarıdan sonra öğrenmek isteyenler varsa da öğrettiler.

Meleklere mahsus olan bu bilgilerle acayip tekniklerin şeytanca kötüye kullanılması aldı başını gitti.

Meleklerin öğrettikleri ve ilham ettikleri gerçekler, küfür ehlinin ve şeytanların elinde şer ve fitne çıkarmak için sihir olarak da kullanıldı.

Bâbilliler bunu yaptılar.

Yaptılar ve küfre girdiler.

 

“Süleyman’ın hükümranlığı hakkında şeytanların (ve şeytan tıynetli insanların) uydurdukları yalanların ardına düştüler. Oysa Süleyman (büyü yaparak) küfre girmedi. Fakat şeytanlar, insanlara sihri ve (özellikle de) Babil’deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe ilham edilen (sihr)i öğretmek suretiyle küfre girdiler. Hâlbuki o iki melek, “Biz ancak imtihan için gönderilmiş birer meleğiz. (Sihri caiz görüp de) sakın küfre girme” demedikçe, kimseye (sihir) öğretmiyorlardı. Böylece (insanlar) onlardan kişi ile karısını birbirinden ayıracakları sihri öğreniyorlardı. Hâlbuki onlar, Allah’ın izni olmadıkça o sihirle hiç kimseye zarar veremezlerdi. (Onlar böyle yaparak) kendilerine zarar veren, fayda getirmeyen şeyleri öğreniyorlardı. Ant olsun, onu satın alanın ahirette bir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi!

 

Eğer onlar iman edip Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakınmış olsalardı, Allah katında kazanacakları sevap kendileri için daha hayırlı olacaktı. Keşke bilselerdi!” (Bakara, 2/101-103)

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul