19 Nisan 2026 - Pazar

Şu anda buradasınız: / / ŞÛrâ: Mü'minlerin Kulluk VazÎfesi
ŞÛRÂ: MÜ'MİNLERİN KULLUK VAZÎFESİ

ŞÛrâ: Mü'minlerin Kulluk VazÎfesi Editör

 

Kâinatın, yerin, göğün ve bunların arasında bulunan tüm varlıkların yaratıcısı ve mutlak tasarruf sahibi Allah Teâlâ, mahlûkât içerisinde insana müstesnâ bir konum bahşetmiş, onu “eşref-i mahlûkât” yani “yaratılmışların en şereflisi” olma potansiyelini ikrâm etmiştir. “İnsan, nisyân ile mâ’lûldur.”  Yani insan, yaratılışı gereği unutkan bir varlıktır. Bundan dolayı Allah Teâlâ, Râhmet sıfatının tecellisi olarak Rasuller göndererek, İlahî hakîkatleri hatırlatmış ve insan kullarına doğru yolu tekrar göstermiş, hatâlarında ısrarcı olamayan kullarının kendilerini vahyin rehberliğinde yeniden inşâ etme fırsatını sunmuştur.
Bu fırsatlardan biri de şûrâ ilkesidir. Şûrâ, bireyin sınırlı akıl ve idrâk gücünün, kolektif istişâreyle desteklenmesi esasına dayanır. Kur’ân-ı Kerîm’de 
 “Onların işleri aralarında şûrâ iledir.” (Şûrâ, 42/38) buyrulur.
Bu âyet-i kerimeden, devlet yönetimine ilişkin bir prensip çıkarılabileceği gibi,  sosyal adâletin tesisi, katılımcı irâdenin önemi ve ortak aklın inşâsına da işâret edildiği düşünülebilir.
İnsanın bireysel ve toplumsal hayatta, hakîkate ulaşma çabasında önemli bir ilke olarak ortaya çıkan “şûrâ” (danışma/istişâre), bu bağlamda yalnızca bir yönetme işi değil, aynı zamanda insanın sınırlı aklına karşı kolektif hikmeti devreye sokan, İlahî hikmetle uyumlu bir karar alma süreci olarak tebârüz eder. Kur’ân-ı Kerîm’de doğrudan emredilen bu ilke, hem Peygamberlerin uygulamalarında, hem de İslâm medeniyetinin tarihsel pratiğinde görülmektedir. Şûrâ, gereği gibi işlediği dönemlerde yalnızca bir yöntem değil, aynı zamanda bir değer, bir ahlâk ilkesi ve adâletin ölçüsü olarak hayâta yansımıştır.
Şûrâ ve istişâre emrine muhâtap olan insanın, bu İlâhî sorumluluğu yerine getirmeye yönelik bir çaba içerisinde olmaması, hem Hz. Peygamber (s.a.s.) aracılığıyla tebliğ edilen Vahye muhâlefet konumuna düşürecek, hem de irâdesini nefsin ve şeytânın yönlendirmesine açık hâle getirecektir. Bu durum kaçınılmazdır. Ya İlâhî emre tabî olunacak ya da gayrısına. Mâlûmunuzdur ki,  İlâhî emrin dışındaki her ne ise o, red olunmuştur. 
İstişâre, Hz. Âdem (a.s..)’dan günümüze, gerek bireyler arasında, gerekse topluluklar veya ehil kişiler arasında yapılagelen bir yöntem olmuştur. Bu istişareler, toplumsal, siyâsî/idârî, askerî, fıkhî istişâreler olarak sınıflandırılagelmiştir. Günümüzde, toplumları sevk ve idâre etme iddiasında bulunan bazı ideolojik sistemlerdeki kurumları, şûrâ ve istişâre ile eşdeğer görmek, kanaatimizce ciddi bir sapmadır.

Dosya konusu ile alakalı çalışmaları ile katkıda bulunan yazarlarımıza teşekkür ediyor, bu makaleleri istifâdenize sunuyoruz.

Selâm ve duâ ile… 

Yazar:
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul