21 Nisan 2026 - Salı

Şu anda buradasınız: / / Zulmün İttifakı Karşısında Yalnız Bırakılan Direniş
Zulmün İttifakı Karşısında Yalnız Bırakılan Direniş

Zulmün İttifakı Karşısında Yalnız Bırakılan Direniş Ahmet Varol

 

Filistin meselesini iyi anlayabilmek için en başta teşhisin doğru konulması gerekir. Filistin’deki mücadele, bir yönetimi ele geçirme, sistemi değiştirme, başkalarının alanlarına girme mücadelesi değildir. Haksız bir şekilde gasp ve işgal edilen vatan toprağını işgalden kurtarma, küresel emperyalizmin ittifakıyla hakları ve özgürlükleri ellerinden alan insanları yeniden haklarına ve özgürlüklerine kavuşturma mücadelesidir. Dolayısıyla meşru bir hak mücadelesidir. Gayri meşru olan ise sürdürülmesi istenen işgal ve zulümdür.

İşte böyle bir mücadelede insanî ve ahlakî değerlere saygılı olanın ilkesel olarak haklının ve meşru mücadele içinde olanın yanında; zulmün ve haksızlığın ise karşısında durması gerekir. Mücadelede başvurulan yöntem ve uygulamalarla ilgili eleştirilerimiz bu ilkesel duruşu etkilemez ve etkilememelidir. Ayrıca eleştirilerin kişisel bakış açısı ve yorumlarla ilişkili olduğunu, beşeri yaklaşım ve tavırlarımızda herkesin bizim gibi düşünmek ve davranmak zorunda olmadığını bilmemiz gerekir. Bir de olayların yakın perspektiften ve kendi şartlarına göre değerlendirilmesiyle edinilen kanaatin, uzak perspektiften ve yaşanan şartları göz önünde bulundurmaksızın edinilen kanaatten çok daha güçlü ve tutarlı olacağını da gözden uzak tutmamalıyız.

Göz önünde bulundurmamız gereken bir önemli husus da Filistin topraklarında işgale ve zulme karşı mücadelenin 7 Ekim 2023 tarihinde gerçekleştirilen Aksa Tufanı Operasyonu’yla başlamadığı, İngiliz işgalinin gerçekleştirildiği 1917’den beri, yoğunluk ve hareketlilik farkları yaşansa da, kesintisiz bir şekilde devam ettiğidir.

Ancak Aksa Tufanı’yla birlikte, siyonist işgal rejiminin ABD’nin ve muhtelif Avrupa ülkelerinin tam desteğiyle başlattıkları soykırım savaşıyla birlikte bütün dünyanın dikkatleri Gazze’de olan bitenlere çevrildi.

Biz burada öncelikle Filistin meselesinin sadece Gazze’den ibaret olmadığını vurgulamak istiyoruz. Bugün siyonist işgalcilerin Filistin toprakları üzerinde egemenliğinin tamamı gayri meşru ve işgal niteliğindedir. Gazze’deki direniş tarafından gerçekleştirilen Aksa Tufanı Operasyonu’nun da asıl amacı Kudüs’e, Mescidi Aksa’ya destek vermek ve işgal zindanlarındaki Filistinli esirleri özgürlüklerine kavuşturmaktı. Özgürlüğe kavuşturulması istenen esirlerin büyük çoğunluğunu da Gazze’nin dışında kalan Filistin topraklarından alınanlar oluşturuyordu.

Bununla birlikte işgal rejiminin Gazze bölgesine yönelik soykırım savaşında çok aşırı gitmesi ve medyanın da sadece burada olan bitenleri konuşması sebebiyle Filistin’in diğer bölgelerindeki işgal zulmü ve bu zulme karşı verilen mücadele büyük ölçüde gölgede kaldı. Hatta zaman zaman; “Neden örneğin Batı Şeria bölgesindeki direniş grupları Gazze direnişine destek vermiyor?” türünden sorulara da muhatap olduk.

Oysa Türkiye’de yaygın olarak Batı Şeria diye isimlendirilen Batı Yaka bölgesi siyonist vahşetin Gazze’deki katliamına hiçbir zaman sessiz kalmadı. Gazze’deki soykırım sürecinde Batı Yaka bölgesinde direnişin ve eylemlerin trendi çok belirgin bir şekilde arttı. Buna karşılık siyonist katillerin Filistin halkına yönelik baskı ve zulüm uygulamalarının trendi de arttı. İşgal güçleri muhtelif mülteci kamplarını haftalarca ve hatta aylarca kuşatma altına aldı. On binlerce insanı evlerini terk ederek başka yerlere göç etmeye zorladı. Binlerce evi yerle bir etti. Bazı mülteci kamplarını tamamen düzledi. Tamamen düzlemediği mülteci kamplarının da altyapısını perişan etti. Su borularını ve kanalizasyon borularını tahrip etti. Böylece mülteci kamplarının sularını kestiği gibi atıklarının gideceği kanalları da kullanılamaz hale getirdi. Yollarının birçoğunu tahrip etti. Ama bütün bu zulüm uygulamaları ve yıkımlar büyük ölçüde gündem dışında kaldı.

Ayrıca Batı Şeria bölgesinde direnişe karşı, siyonist işgal rejiminin işgal güçlerinin yanı sıra, Mahmud Abbas yönetimine bağlı güvenlik güçleri de çok sinsi bir şekilde savaş vermektedir. Abbas yönetimine bağlı güvenlik teşkilatının işgalci siyonistlere hem istihbarat hem de polis desteği verdiği bilinmektedir. Filistinli direnişçilerin yerlerinin belirlenmesinde Abbas’ın istihbarat teşkilatlarının çok büyük bir rolü olduğunu özellikle hatırlatmakta yarar görüyoruz. Abbas’ın istihbaratı sadece Filistin’in içinde yaşayanları değil bölge ahalisinden olup da Filistin dışında yaşayanları bile, diplomatik temsilciliklerine yerleştirdiği istihbarat elemanları vasıtasıyla yakın takibe almakta, Gazze’deki zulme karşı gerçekleştirilen etkinliklere destek verenleri, Abbas yönetiminin kontrolündeki bölgelere girmeleri durumunda sorguya çekmektedir. Hatta bazı üniversite öğrencilerini uzun süreli gözaltına alarak yurt dışındaki eğitim öğretim haklarından mahrum kalmalarına neden olmaktadır.

İşgalci katillerin Gazze’deki katliam ve zulümleri ise iyice haddi aşmış durumdadır. Siyonist vahşetin gerçekleştirdiği saldırılarda şehit edilenlerin sayısı 70 bini geçti. Bunların 63 bin kadarı Gazze’deki Sağlık Bakanlığı kayıtlarına geçti. Diğerleri ise henüz kayıp durumda. Onların da yıkılan binaların enkazı altında ya da sivil savunma ekiplerinin ulaşamadığı boş arazilerde ya da yollarda olduğu tahmin ediliyor. Enkaz altında kalanların çıkarılmasına yahut arazilere ve yollara atılanların toplanmasına yine işgal güçleri engel oluyor.

Yaralananların sayısı 160 bine yaklaştı. Tabii dikkatler öldürülen insan sayısına odaklandığından yaralanan sayısı ikinci plana itiliyor ve önemsenmiyor. Oysa yaralananların sayısının da basite alınmaması gerekir. Bunların birçoğu ömür boyu etkileneceği bir şekilde organ kaybına, sakatlanmaya ya da etkilenmeye maruz kalmış durumda. Kol veya bacaklarından birini veya daha fazlasını kaybetmiş çok sayıda yaralı var. Kol ve bacak kesme işlemine tıp dilinde ampütasyon deniyor. Ampütasyona maruz kalan çok sayıda yaralı oldu. Bir kimsenin yaralanma sebebiyle herhangi bir kol veya bacağı kullanılamaz hale gelirse, yahut tüm vücuda yayılacak bir kangrene maruz kalırsa zarar gören kolu ya da bacağı kesiliyor. Dolayısıyla artık ömrünün kalan kısmını o organı olmaksızın sürdürüyor. Bunun nasıl bir şey olduğunu zihin dünyamızda kendimizi onların yerine koyduğumuz yani empati yaptığımız zaman anlayabiliriz. Böyle bir şeye hayal dünyamızda bile tahammül etmenin ne kadar zor olacağını hemen fark ederiz. İşte bizim hayal dünyamızda bile tahammül edemediğimiz bu duruma o insanların siyonist vahşet ve saldırganlık yüzünden bir ömür boyu sabretmek zorunda kaldıklarını göz önünde bulundurmalıyız.

Ölenlerin ve yaralananların sayısını topladığımız zaman rakam 230 bini buluyor. Gazze’nin toplam nüfusunun 2 milyon 300 bin civarında olduğunu düşünürsek, her 10 kişiden birinin doğrudan saldırıya maruz kalarak öldüğünü veya yaralandığını fark ederiz. Bunu Türkiye’nin nüfusuna oranladığımız zaman 8 milyon gibi bir rakam çıkar. Elbette böyle bir şey olmasını arzu etmeyiz. Ama empatiyi sadece bireysel olarak değil toplumsal olarak da yapmamız açısından bu oranları ve sayıları önümüze koyarak düşünmemiz iyi olacaktır.

Tabii ki soykırım savaşı sebebiyle zarar görenlerin hepsi bu kadar değil. Her şeyden önce düzenlenen saldırılar sebebiyle binaların %80’i artık tamamen yıkılmış veya kullanılamayacak derecede hasar görmüş. Yani tamamen yıkılmış olmayan binaların önemli bir kısmının mevcut haliyle kullanılması mümkün olmadığından yıkılıp yeniden inşa edilmeleri gerekiyor. Dolayısıyla onlar da tamamen yıkılmış hükmündedir. Kalanların da kullanılabilmesi için en azından bir restorasyona yani bakım ve tamirata ihtiyacı var. Kaldı ki siyonist katillerin ve onlarla birlikte bilfiil savaşan ABD’nin saldırıları devam ettiğinden onların da yıkılmayacağından kimse emin değil.

Aç bırakma uygulaması ise insanlık tarihinin şahit olduğu en iğrenç ve en vahşi uygulamalardan biri niteliğindedir. Açlık sebebiyle ölenlerin sayısı 300’e yaklaştı. Bunların yarıya yakın bir kısmını çocuklar oluşturuyor. Henüz yaşamaya devam edenlerin de büyük çoğunluğu yetersiz beslenme sorunu yaşıyor. Düşünün ki dünyanın her tarafında insanlar çoğunlukla günde üç öğün yemek yerken Gazze’deki insanlar üç günde bir öğün yemek bulursa kendilerini mutlu hissediyorlar. Yetersiz beslenme emzikli kadınların bebeklerini de etkiliyor. Çünkü kendileri yeterli beslenemediklerinden bebeklerine verecekleri sütleri de azalıyor ve bu bebeklere takviye gıda olarak mama verilmesi gerekiyor. Ancak siyonist katiller bölgeye bebek maması sokulmasına bile engel oluyorlar. Yeterli beslenemeyen bebeklerin gelişmeleri yavaş olduğu gibi hastalıklara karşı dirençleri de azalıyor ve herhangi bir hastalığa maruz kalmaları durumunda ölmeleri riski artıyor. Bu gibi sebeplerle yani bedensel dirençlerini kaybetmeleri yüzünden hastalıklara çabuk yenilerek ölenler ise işgal saldırıları yüzünden ölenler kategorisine dahil edilmiyor. O yüzden savaşın sebep olduğu ölüm sayısının verilen rakamlarla sınırlı olmadığının da ayrıca nazarı dikkate alınması gerekiyor.

Ancak siyonist katiller böylesine bir vahşi soykırım savaşını sürdürme cüretini nasıl gösterebiliyor. Çünkü günümüzün egemen güçleri, tağutları bu katillerle aynı safta durmaktadır. Bazıları zaman zaman işgalcilere sözlü itirazda bulunması kimseyi yanıltmamalı. Bunlar itirazlarında samimi olsalardı işgalci katilleri sıkıştırmak ve geri adım atmaya zorlamak için de bir şeyler yaparlardı. Medya organlarına poz verdikleri zaman göstermelik kınamalar yaparken, tepki ifadeleri kullanırken arka planda siyonist canavarları sadece ekonomik yönden değil aynı zamanda askeri yönden, silah ve teçhizatla desteklemeye devam ediyorlar.

Şu bir gerçek ki bugün Filistin topraklarında meşru haklarını arayan halka karşı bütün zulüm güçleri ittifak halindedir. Bu savaş hepsi tarafından birlikte yürütülmektedir. Diğer tarafta meşru haklarını arayan Filistin halkı ve onu müdafaa eden direniş tamamen yalnız bırakılmıştır. Geçmişte Arap kavmiyetçiliği adına Filistin davasını ideolojik araç olarak kullanan Arap ülkeleri de dahil olmak üzere tüm Arap dünyası; “İslam ülkeleri” olarak tanımlanan ülkelerin tümünün yönetimleri Filistin halkını ve direnişini yalnız bırakmış durumdadır. 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul