20 Nisan 2026 - Pazartesi

Şu anda buradasınız: / / Elbisenin Önemi Ve Koruyuculuğu
ELBİSENİN ÖNEMİ VE KORUYUCULUĞU

Elbisenin Önemi Ve Koruyuculuğu Mustafa Sekman

يَا بَنٖٓي اٰدَمَ قَدْ اَنْزَلْنَا عَلَيْكُمْ لِبَاساً يُوَارٖي سَوْاٰتِكُمْ وَرٖيشاً وَلِبَاسُ التَّقْوٰى ذٰلِكَ خَيْرٌؕ ذٰلِكَ مِنْ اٰيَاتِ اللّٰهِ لَعَلَّهُمْ يَذَّكَّرُونَ

“Ey Âdemoğulları! Size ayıp yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbise yarattık. Takva elbisesi ise daha hayırlıdır. Bunlar Allah’ın âyetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar (diye onları indirdi).”[1]

            Değerli Müslümanlar!

Bugünkü nasihatimizin konusu elbisenin önemi ve koruyuculuğudur.

            Çirkin olan edep yerlerimizi örtmemize, bizi edepli ve hayâlı kılmaya vesile olan elbise, Rabbimiz Allah (c.c.) ın bize verdiği önemli bir nimettir. Bizi hayvanlardan farklı kılan en önemli etkenlerden birisi de elbisedir. İnsanın görüntüsünü güzelleştiren ve insanı farklı kılan elbise, insanlar için önemli bir koruma aracıdır. Özellikle de muvahhide kadınlar için bir zırh mesabesindedir. Onları kem gözlerden ve sözlerden koruyan bir kalkandır…

 Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

 “Ey peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve mümin kadınlara (bir ihtiyaç için dışarı çıktıkları zaman) dış örtülerini üstlerine almalarını söyle. Onların tanınmaması ve incitilmemesi için en elverişli olan budur. Allah bağışlayandır, esirgeyendir.”[2]

 Değerli Müslümanlar!

Allah (c.c.) bu âyette Müslüman kadınları uyararak elbiseyle kendilerini koruma altına almaları gerektiğini beyân buyuruyor. Kadınları imtihan gereği olarak çekici ve câzibeli yaratan Allah (c.c.) bu özelliklerinden dolayı bir takım sözlü ve fiili saldırılara mâruz kalabileceklerini bildiği için imtihan alanında kendilerini nasıl korumaları gerektiğini de âyetlerde onlara haber vermiştir…

 Rabbimizin bu uyarılarını dikkate almayanların çeşitli sıkıntılara uğradıkları da malumdur. Onun için Müslüman kadınlar bu uyarılara çok dikkat etmelidirler. Özellikle de İslâm’ın hayata hâkim olmadığı, küfür ve şirk zihniyetinin hüküm sürdüğü toplumlarda yaşayan Müslüman erkekler ve kadınlar, kendilerine daha çok dikkat etmelidirler. Çünkü bu toplumlar öyle berbat bir hâle getirilmiş durumdadır ki, “Ben Müslümanım” diyen nice Âişe ve Fatmalar, cadde ve sokaklarda yarı çıplak bir hâlde dolaşabiliyor, yabancı erkeklerle el ele ve kol kola gezebiliyorlar.

 Şeytan ve dostları tarafından aldatılmış olan bu kadınlarla birlikte, şeytanın daha tam olarak aldatıp da soyamadığı birçok Müslüman kadın da giyinmiş çıplaklar hâline getirilmiştir. Tesettür modası adı altında âdeta başörtülü ve pantolonlu mankenlere dönüştürülen bu kadınlar da açık kadınlara taş çıkartacak durumdadırlar. Giydikleri dar ve ince elbise ve pantolonlarla vücutlarının en mahrem yerlerinin kalıbını resmedip teşhir ederlerken, yaptıkları makyajlar ve rengârenk başörtüleriyle de kendilerini câzibe merkezi hâline getirmektedirler. Yani kendilerini harama dâvetiye yapmaktadırlar…

 Ebu Hureyre (r.a.)’ın rivâyetiyle Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

 “İki sınıf vardır ki, bunlar cehennemliktirler, fakat henüz onları göremiyorum. (Bunlardan biri) giyimli fakat çıplak (erkeklere) meyleden, (kendilerine) meylettiren kadınlardır. Bunların başında yana yatmış deve hörgücünü andıran şeyler vardır. Bunlar asla cenneti göremeyecek ve kokusunu da alamayacaklardır. Hâlbuki onun kokusu şu kadar ve şu kadar uzaktan duyulacaktır. (İkinci sınıf ise) beraberinde sığır kuyruğunu andıran kamçılar bulunan ve bunlarla insanları döven adamlardır.”[3]

 İbn Abbas (r.a.) şöyle demiştir:

“Rasulullah (s.a.s.) erkeklerden kadınlara benzemeye çalışan ve kadınlardan erkeklere benzemeye çalışanlara lânet etti ve: “Böyle kimseleri evlerinizden dışarı çıkarın” buyurdu.[4]

 Değerli kardeşlerim!

Allah ve Rasulü’nün şeklini ve sınırlarını belirlediği elbiseler, Müslümanlar için gerçekten önemli bir korumadır. Çünkü bozulmalarının birçoğunun başlangıcı elbiseyle ilişkilidir. Elbisenin İslâmî ölçülerin dışında kullanma ve soyunmayla birlikte, hayâ ve edepte de noksanlaşma başlar ve zamanla yok olur. Hayâ ve edepten yoksun olan insanlar toplumu ifsad ederek şeytanın yardımcıları ve dostları olmuş olurlar. Şeytanın istediği de budur ve o insanları soyundurarak işe başlamıştır…

 Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

 “Ey Âdemoğulları! Şeytan ana babanızı ayıp yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak cennetten çıkardığı gibi sizi de aldatmasın. Çünkü o ve yandaşları, sizin onları görmeyeceğiniz yerden sizi görürler. Şüphesiz biz şeytanları, inanmayanların dostları kıldık.”[5]

 Babamız Âdem ve annemiz Havva’yı aldatarak cennetten çıkaran ilk tâğut olan şeytan aleyhillânenin açtığı bu soyundurma çığırını, bugün o ve onun dostları olan tâğutlar hızlı bir şekilde devam ettirmeye çalışmaktadırlar. Sesli, görüntülü ve resimli teknolojileri kullanmak sûretiyle, satışa sundukları herhangi bir şeyin reklamını yaparlarken yarı çıplak reklam oyuncularını kullanarak yapıyorlar. Bir sakız reklamını bile yarı çıplak kadınlarla yapıyorlar. Reklam ve televizyon dizilerinde oynattıkları çıplak erkek ve kadınlarla toplumun ahlâkını bozup çıplaklaştırarak hazır bir hâle getiriyorlar. Âdeta çıplaklığı insanların gözünün içine zerk ederek gözleri haram işleme merkezlerine dönüştürüyorlar.

 Değerli Müslümanlar!

Şu hâlde, insanı alenen günaha dâvet eden bu kötü ortamda yaşayan Müslümanlar kendilerine çok dikkat etmelidirler. Hem gözlerini harama bakmaktan korumalı, hem giyim kuşamlarına dikkat edip İslâmî ölçülere uygun giyinerek kendilerini koruma altında almalı, hem de kendilerini soyunanlardan korumalıdırlar. Erkeklerin rızık peşinden koşmaları sebebiyle bu toplumda mecburi olarak dışarı çıkmaları gerekmektedir. Dolayısıyla erkekler daha çok dikkat edip eline, diline, beline ve gözüne sahip olmaları gerekmektedir. Kadınlar ise mümkün mertebe evlerinde oturup dışarı çıkmamaya gayret etmelidirler. Çünkü bu onlar için daha hayırlıdır. Eğer bir ihtiyaçtan dolayı dışarı çıkarlarsa da süslenip kokular sürünmeden, giyimlerine, yürümelerine, gözlerine ve konuşmalarına çok dikkat etmeli boş boş gezmemelidirler…

 Allah (c.c.) şöyle buyuruyor:

 “Ey peygamber hanımları! Siz kadınlardan herhangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’tan korkuyorsanız, (yabancı erkeklere karşı) çekici bir edâ ile konuşmayın, sonra kalbinde hastalık bulunan kimse ümide kapılır. Sözü uygun (ve ciddî) bir şekilde söyleyin.”[6]

 “Evlerinizde vakarla oturun, dışarıya evvelki câhiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılıp süslenerek çıkmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Ey ehl-i beyt! Allah sizden sadece günahı gidermek ve sizi temiz yapmak istiyor.”[7]

 İşte Allah’ın bu hitapları, Peygamber hanımlarına ve onların üzerinden bütün Müslüman kadınlaradır. Ve asıl Müslüman kadınlar dikkat etmelidirler. Çünkü onlar Peygamber hanımları kadar korunaklı değildirler…

 Değerli Müslümanlar!

Elbisenin önemini genelde kadınlar için daha elzem olsa da Müslüman erkekler de bu konuda takva sahibi olmalıdırlar. Çünkü birçok erkeğin buna dikkat etmediğini görüyoruz. O kadar dar pantolonlar giyiniyorlar ki, sanki giyinmiş çıplaklar gibi oluyorlar. Özellikle de namaz kılarlarken çok abes bir durum arz ediyorlar. Eğer erkekler de kendilerini korumak istiyorlarsa, Sünnete uygun hareket ederek, geniş elbiseleriyle, takke ve sakallarıyla kendilerini koruma altına almalıdırlar. Gerçekten şalvar olsun, sarık, cübbe, takke ve sakal olsun Müslüman erkekler için ciddî ve önemli korumalardır ve kadınların şerrine karşı da serttir…

 Evet, kardeşlerim! Biz de babamız Âdem ve annemiz Havva’nın durumuna düşmemek ve çıplaklık cezasına çarptırılarak cennetten mahrum olmamak için şeytana uymadan, Allah’ın emir ve yasaklarına, helâl ve haramlarına tam bir teslimiyetle teslim olup O’nun rızasına uygun olarak sâlih ameller işleyen kullar olarak hayatımızı tamamlamaya gayret etmeliyiz…

 Rabbimiz Allah (c.c.), bizleri çıplaklıktan ve çıplaklardan muhafaza eylesin…

HAYÂ

اَلْحَيَاءُ مِنَ الْإِيمَانِ، والْإِيمَانُ فِي الْجَنَّةِ، وَالْبَذَاءُ مِنَ الْجَفَاءِ، وَالْجَفَاءُ فِي النَّارِ

“Hayâ imandandır ve iman cennettedir Hayâsızlık cefadandır ve cefa cehennemdedir.”[8]

            Değerli Müslümanlar!

Bugünkü nasihatimizin konusu hayâdır.

 Hayâ; her mü’minin mutlaka sahip olması gereken özelliklerin başında gelir. Çünkü hayâ mü’minler için bir zırh, bir kalkan, bir koruma ve bir perdedir… Böyle bir korumaya sahip olmayan insanların, her an bir tehlikeyle karşı karşıya kalıp günaha düşmeleri mümkündür…

 Bugün yeryüzündeki toplumların çoğunda huzur yoktur. Hayâ perdelerini yırttıkları için her türlü kötülüğü birbirlerine yapabiliyorlar ve her türlü kötü ahlâkı sergileyebiliyorlar… Hayâ perdesini kaldıranlar, vücudun perdesi olan tesettürü de kaldırdılar. Dolayısıyla şehveti tahrik eden vücut hatları, insanları harama dâvet etmeye başladı.

 Eskiden yatak odasında bile giymeye hayâ edilen elbiselerle, insanlar cadde ve sokaklarda gezmeye başladılar. Bu tahrikler, insanları her türlü zinaya bulaştırmaya başladı… Flört adı altında, nikâhsız yaşamların besmelesiz çocukları çoğalmaya başladı. Deniz kenarları âdeta çıplaklar kampına dönüştü. İnsanlar birbirlerinin en mahrem yerlerinin seyircisi oldular. Baba-kız, anne-oğul, bacı-kardeş aynı suda yüzen, aynı kumda yatan hayâsız aileler oldular…

 Hayâ perdesini yırtan toplumlar, her türlü günahı işleyen toplumlar oldular. İçki, kumar, zina, fâiz, rüşvet, hırsızlık, gasp ve adam öldürme gibi günahların alenen işlendiği zâlim ve hayâsız toplumlar oldular. İşte bütün bunların sebebi, utanma duygusunu kaybetmektir. Çünkü âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.s.) şöyle buyuruyor:

 “Şüphesiz insanların peygamberlik sözlerinden ilk duydukları şey, utanmıyorsan dilediğini yap, ifadesidir.”[9]

 Yani Allah’tan (c.c.) ve insanlardan utanmayan dilediğini yapar, utanan yapmaz anlamındadır…

 Değerli kardeşlerim!

Bütün peygamberler kavimlerini, tâğutu reddedip Allah’a iman edin diye uyarmakla beraber, onlara içinde bulundukları her türlü hayâsızlıktan da vazgeçmelerini söylemişlerdi… Peygamberlerin dâvetine icabet edip iman edenler, imanla birlikte, hayâ sahibi güzel ahlâklı mü’minler olarak tarihte yerini almışlardır…

 Peygamberlerin dâvetini reddedip imansız ve hayâsızca yaşamaya devam eden kavimler de Allah’ın gazabına uğrayarak tarihte yerini almışlardır… Şu anda ise işgal edilmiş İslâm topraklarında yaşayan Müslümanların bir kısmı da yazılı, sesli ve görüntülü yayınların etkisiyle hayâ perdesini yırtmaya başladılar. Hayâsız toplumların yaşadığı gibi yaşamaya başladılar…

 Zamanla, ibadetine devam eden tesettürlü Müslüman hanımlar bile etkilenerek, dış kıyafetlerini daraltmaya ve pantolon giymeye başladılar. En az etkilenenler bile dar elbise ve pantolon sevdalarını evin içinde giyerek bastırmaya çalıştılar… Vücutlarının kalıbını ve resmini, babalarının, kardeşlerinin veya oğullarının yanında, giyinmiş çıplaklar olarak sergilemeye başladılar…

 Değerli kardeşlerim!

Rasulullah (s.a.s.)’in: “Hayâ imandandır” sözü, insanda birçok şey çağrıştırır. İçinde hayâ olmadan iman, edepsiz bir imandır. Edepsiz bir iman günah işlemeye, günah işlemek ise cehenneme kapı açar! İçinde hayâ olan iman, edepli bir imandır. Edepli bir iman, ihlâs ve takvaya, ihlâs ve takva ise cennete kapı açar!

 Ayrıca Kur’ân’ı incelediğimiz zaman, takvayla ilgili birçok âyetle birlikte, Allah (c.c.) katında en üstün olanların takva sahibi kimseler olduğunu görüyoruz. Çünkü onlar, en çok hayâ edilmesi gereken varlığın yüce Allah (c.c.) olduğunu bilirler. Dolayısıyla, bir günah işleyecekleri zaman, hemen Allah’ı hatırlayarak Ondan hayâ eder ve O’nun çizdiği sınırları aşmamaya gayret ederler…

 Değerli kardeşlerim!

Hayâ ile ilgili birçok hadis vardır. Kitaplara müracaat ederseniz bu konunun ne kadar önemli olduğunu görürsünüz.

 Biz, Hz. Ebu Bekr es-Sıddık (r.a.) şu sözleriyle nasihatimize son verelim. O şöyle diyor: “Ey Müslüman cemaati! Allah’tan hayâ ediniz! Nefsim elinde olana yemin ederim ki ben kimsesiz bir arazide bile helâya gittiğim zaman, Allah’tan hayâ ederek elbiseme bürünürüm.”

 Rabbimiz Allah (c.c.), bizleri de hayâ sahibi kullarından eylesin…

 

 

 


[1] A’râf, 26.

 

[2] Ahzâb, 59.

 

[3] Müslim, Libas, B.34, Hds. 125.

 

[4] Buhârî, Libas, B. 62, Hds. 102.

 

[5] A’râf, 27.

 

[6] Ahzâb, 32.

 

[7] Ahzâb, 33.

 

[8] Buhârî, Edebu’l-Müfred, B. 637, Hds. 1314.

 

[9] Buhârî, Edebu’l-Müfred, B. 638, Hds.1316.

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul