"Allah'ın dışında başka velîler edinenlerin örneği, kendine ev edinen örümcek örneğine benzer. Gerçek şu ki, evlerin en dayanıksız olanı örümcek evidir, bir bilselerdi.
Allah, kendi dışında hangi şeye taptıklarını şübhesiz bilir. O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
İşte bu örnekler, Biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak âlimlerden başkası bunlara akıl erdirmez.
Allah, gökleri ve yeri hak olarak yarattı. Şübhesiz bunda, iman edenler için bir ayet vardır."[1]
"Ayetleri tefsirsiz, hadisleri şerhsiz okumamak gerekli" diye nasihat eden büyükler yerinde doğrusunu söylemişlerdir... Akîdesinin sağlamlığından ve ilminin yeterliliğinden dolayı ümmetin emin olup tasdik ettiği muttakî müfessirler, Allah'ın ayetlerini en iyi anlayan ve izâh eden şahsiyetler olduğu malumdur... O değerli müfessirlerden birisi de İmam Hafız İbn Kesîr (rh.a.) olduğu genel kabul görmüştür... Bu ayetlerin tefsirinde şunları beyân eder İmam İbn Kesîr (rh.a.):
"Bu, yüce Allah'ın, Allah'ın dışında başka ilâhlar edinip onların yardımlarını, rızıklarını ümit eden, zorluk ve sıkıntı zamanlarında onlara sarılan müşrikler hakkında vermiş olduğu bir örnektir. Onlar, bu hâlleri ile zayıflığı ve gevşekliği bakımından örümceğin yuvasını andırmaktadırlar. Bunların ortak koştukları bu ilâhlardan elde edebilecekleri ancak örümceğin yuvasına (kendisini kurtarmak maksadıyla) sarılanın elde edebilecekleri gibidir. Öyle bir sarılmanın ona hiçbir faydası olmaz. Eğer onlar, bu durumu bilmiş olsalardı, Allah'dan başka birtakım velîler (mabudlar) edinmezlerdi.
Bu hâl ise, kalbiyle Allah'a iman eden, bununla birlikte şeriata uymak sûretiyle güzel amelde bulunan müslüman kimsenin durumundan farklıdır. O, oldukça güçlü ve sağlam olduğundan ötürü asla kopması sözkonusu olmayan sapasağlam kulpa sımsıkı sarılmış bir kimsedir.
Daha sonra yüce Allah, başkasına ibadet edip, kendisine ortak koşan kimseleri tehdid ederek şöyle buyurmaktadır: O, onların yaptıkları amelleri bilir, kendisine ortak koştukları varlıkları da bilir. Onların bu nitelemelerinin cezâsını onlara verecektir. O, Hâkim'dir, Âlim'dir.
Sonra yüce Allah: 'İşte bu örnekler, Biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak âlimlerden başkası bunlara akıl erdirmez' buyurmaktadır. Yani, ilimde derinleşmiş, ilmi kana kana içmiş kimselerden başkası bu misalleri anlamaz, onların üzerinde iyiden iyiye düşünmez."[2]
Faydalı ilmi elde edip onda derinleşen insanlar, niçin yaratılmış olduklarının farkına varır, kendisini tanır, dolayısıyla onu yaratan eşi, benzeri ve ortağı olmayan Rabbi Allah'ı da tanımış olur... Bilerek, şuurlu ve idrak ederek iman edip gereğini yerine getirir...
Rabbimiz Allah Teâlâ, ilimde derinleşenler hakkında şöyle buyurmaktadır:
"Ancak onlardan ilimde derinleşenler ile mü'minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. Namazı dosdoğru kılanlar, zekatı verenler, Allah'a ve âhiret gününe inananlar, işte bunlar, Biz bunlara büyük bir ecir vereceğiz."[3]
Çünkü, ilimde derinleşen, katıksız iman eden ve imanın gereği olan salih amelleri, hayat örneği Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti üzere yerine getirenler, hakikati anlayıp kavrayanlardır... Bundan dolayı:
"Kulları içinde Allah'dan ancak âlim olanlar, içleri titreyerek korkar. Şübhesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, bağışlayandır."[4]
Hayırlı ümmetin en hayırlı nesli, Rabbimiz Allah Teâlâ'nın beyân buyurduğu gibi ilimde derinleşen ve Allah'dan gereği gibi korkan şahsiyetler idi...
Rabbimiz Allah cümlesinden razı olsun duâsıyla kendilerini hayırlısıyla anan ve kıyamete kadar ümmetin öncü nesli olan Ashâb-ı Kirâm'ın ilim anlayışları konusunda ders alınacak örnek olayları beraberce okuyalım!..
1- Allah'dan gereği gibi korkan, hayırlı ilmi elde etmiş ve ilmiyle salih amel işleyen âlimler hakkında, yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'in buyruğu şöyle:
a) Ebu Umâme el-Bâhîlî (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)'e, biri âbid, diğeri âlim iki kimseden bahsedildi.
Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Âlim kimsenin, âbid kimseye karşı üstünlüğü, benim sizin en aşağı mertebede olanınıza karşı üstünlüğüm gibidir."
Rasulullah (s.a.s.), sonra şöyle devam etti:
"Allah ve melekleri, göklerin ve yerin halkı, yuvasındaki karıncalar, hattâ balıklar, insanlara hayır ve faydalı şeyler öğreten kimseye duâ ederler."[5]
b) Enes b. Mâlik (r.a.) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.)'in devrinde iki kardeş vardı. Bunlardan biri Rasulullah (s.a.s.)'e gelir (Kur'ân ve hadisleri öğrenir, ilimle meşgul olurdu). Diğeri de (geçimlerini temin için) çalışırdı. İş sahibi olup çalışan, (çalışmayan) kardeşinden Rasulullah (s.a.s.)'e yakınıp şikayetçi oldu.
Bunun üzerine Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:
"Belki senin rızıklandırılman onun yüzündendir."[6]
c) Ukbe b. Âmir (r.a.) anlatır:
Biz Suffa'da iken Rasulullah (s.a.s.), yanımıza çıkageldi ve:
"Hanginiz her gün hiçbir günaha girmeden ve akrabalık bağlarını kesmeden Buthân'a yahud Akik'e gidip oradan iki tane iri hörgüçlü dişi deve getirmek ister?" diye sordu.
Biz:
— Ya Rasulallah, bunu, (hepimiz) dileriz, dedik.
Rasulullah (s.a.s.):
"O hâlde her birinizin mescide giderek Allah Azze ve Celle'nin Kitabı'ndan iki ayet öğrenmesi veya okuması, onun için iki dişi deveden daha hayırlıdır. Üç ayet, onun için üç deveden, dört ayet, dört deveden ve okunacak ayetler kendi sayısınca develerden daha hayırlıdır." buyurdular.[7]
2- İlim öğrenmek için bütün imkânların kullanılması ve gerekirse ilmin elde edileceği en uzak ülkelere gidilip öğrenilmesi muvahhid mü'minlere ânın vâcibidir...
a) Cabir b. Abdillah (r.anhuma) anlatıyor:
Adamın birinin Rasulullah (s.a.s.)'den naklen bir hadis rivayet ettiği bana bildirilince bir deve satın aldım ve adamın yanına gitmek için yola çıktım. Bir ay boyunca yol aldıktan sonra sonunda Şam'a vardım. Sorunca da bu kişinin Abdullah b. Uneys olduğunu söylediler.
Evine gidip kapıcısına:
— O'na, Cabir'in kapıda olduğunu söyle, dedim.
Kapıcı:
— Cabir b. Abdillah mı? diye sordu.
— Evet, dedim.
Kapıcı içeri girip haber verince Abdullah, aceleyle yanıma çıktı ve birbirimize sarıldık.
O'na:
— Bana, Rasulullah (s.a.s.)'den işittiğin bir hadisi rivayet ettiğin bildirildi. Bu hadisi, senden duymadan ölmekten ve senin ölmenden korktum, dedim.
Abdullah şöyle dedi:
Rasulullah (s.a.s.):
"Kıyamet gününde insanlar (veya kullar) çıplak, sünnetsiz ve bühm olarak haşredilirler." buyurduğunu işittim.
O'na:
— Bühm ne demek? diye sorduk.
"Hiçbir şeye sahib olmadan anlamındadır." buyurdu ve şöyle devam etti:
"Sonra uzaktan, yakındayken duyduğu gibi duyabileceği bir sesle Allah:
'Hükümran olan Benim! Her şeyin karşılığını veren Benim! Tekme olsa dahi, cehennemlik olanlardan hiç kimse, cennetlik olan birinin üzerinde bir hakkı varken, bu hakkını almadan cehenneme girmez.
Aynı şekilde cennetlik olanlardan hiç kimse, cehennemlik olan birinin üzerinde bir hakkı varken, bu hakkını almadan cennete girmez,' diye seslenir."
O'na:
— Allah'ın huzuruna çıplak, sünetsiz ve hiçbir şeyimiz yokken çıkacaksak, bu haklar nasıl alınıp ödenecek? diye sorduk.
(Rasulullah:)
"İyilikler ve kötülüklerle." buyurdu.[8]
b) Kays b. Kesîr (rh.a.) anlatıyor:
Bir adam Medine'den, Şam'da bulunduğu sırada Ebu'd-Derdâ'ya geldi.
Ebu'd-Derdâ:
— Kardeşim, seni (buraya kadar) getiren sebeb nedir? diye sordu.
Adam:
— Rasulullah (s.a.s.)'den rivayet ettiğini haber aldığım bir hadis! diye cevab verdi.
Ebu'd-Derdâ:
— Sen (başka) bir hacet (iş) için gelmedin mi? diye sordu.
Adam:
— Hayır, diye cevab verdi.
Ebu'd-Derdâ:
— Ticaret için de mi gelmedin? diye sordu.
Adam:
— Hayır, yalnız bu hadisi isteyerek geldim, diye karşılık verdi.
Bunun üzerine Ebu'd-Derdâ şöyle dedi:
— Ben, Rasulullah (s.a.s.)'den şöyle buyurduğunu işittim:
"Kim ilim aradığı bir yolu tutarsa, Allah ona, cennete giden yolu tutturur ve melekler, ilim öğrencisinin rızası için kanatlarını indirirler. Aynı zamanda bir âlim için göklerde ve yeryüzünde bulunanlar ve hattâ sudaki balıklar istiğfar eder (Allah'dan afv ve mağfiret diler)ler.
Âlimin âbid (ibadet eden)e karşı üstünlüğü, ay'ın diğer yıldızlara karşı üstünlüğü gibidir.
Âlimler, Peygamberlerin vârisleridirler. Peygamberler, miras olarak ne Dinar, ne de Dirhem bırakmışlardır. Miras olarak yalnız ilim bırakmışlardır. Kim ilmi alırsa, bol pay almış olur."[9]
c) Abdullah b. Büreyde (rh.a.) rivayet eder.
Rasulullah (s.a.s.)'in Ashâbı'ndan birisi, Mısır'daki Fedâle b. Ubeyd'e gitti. Yanına varıp:
— Ben, seni ziyarete gelmedim. Amma ikimiz, Rasululullah (s.a.s.)'den bir hadis işitmiştik. Senin o hadis hakkında bilgin olduğunu umarım, dedi.
Fedâle:
— O nedir? diye sordu.
— Şöyle, şöyle, diye beyânda bulundu.
(Sonra Fedâle'ye:)
— Bu ne hâl! Sen, bu bölgenin emiri olduğun hâlde saçın, başın dağınık, dedi.
Fedâle:
— Çünkü Rasulullah (s.a.s.) bizi, çok süslenmekten nehyetti, diye karşılık verdi.
(Ashâb'dan olan kişi:)
— Ne o? Senin ayakkabın da yok! diye hayretini bildirdi.
(Fedâle:)
— Rasulullah bize, zaman zaman yalın ayak yürümemizi emrederdi, dedi.[10]
d) İbn Abbas (r.anhuma) anlatıyor:
Rasulullah (s.a.s.) vefat edince, Ensar'dan bir adama:
— Ey falan, gel, Rasulullah (s.a.s.)'in Ashâbı'na bilmediklerimizi soralım. Çünkü onlar, bugün çoktur (yarın azalır giderler), dedim.
O:
— Hayret sana ey İbn Abbas! Halkın içinde Rasulullah (s.a.s.)'in Ashâbı'ndan gördüğün kimseler bulunmaktayken, halkın sana muhtaç olacağını mı zannediyorsun? dedi.
Bunu yapmadı. Ben ise sormaya yöneldim. Artık bir adamdan bana hadis rivayeti ulaşır da ben ona, öğle uykusundayken gelir, kapısının yanı başında kaftanımı yastık yapar (ve o, dışarı çıkıncaya kadar yatardım). Rüzgar da yüzüme toprak savururdu.
Nihayet (adam) dışarı çıkar beni görür ve:
— Rasulullah'ın amcazâdesi, niçin geldin? Bana (haber) salsaydın da sana ben gelseydim ya! derdi.
Ben de:
— Benim sana gelmem daha lâyıktır, derdim.
O'na hadisi sorardım.
(Önceden kendisine arkadaşlık teklif etmiş olduğum) adam (öylece) kaldı. Sonraları halk, etrafımda toplanmış olduğu hâlde beni gördü ve:
— Bu delikanlı, benden daha akıllıymış!, dedi.[11]
3- En hayırlı öncü nesil olan Ashâb-ı Kirâm, önce katıksız, yani şirksiz, küfürsüz, bid'atsız ve hurafesiz sapasağlam imanı elde eder, kalbiyle tasdik, diliyle ikrar eder, şuurlu bir idrak ile hakikatını anlar, daha sonra başta hayat kitabımız olan Kur'ân-ı Kerim'i ve O'nun hayata uygulanışı olan Rasulullah (s.a.s.)'in Sünneti'ni kavrar, hayatını ona göre düzenlerdi... Salih amelden önce katıksız iman esastır... Katıksız iman olmadan salih amelin bir faydası olmadığı ehline malumdur!..
a) Cündüb b. Abdullah (r.a.) şöyle demiş:
— Biz, erginlik çağına ermek üzere birer genç iken Rasulullah (s.a.s.) ile beraber idik. Biz, Kur'ân-ı Kerim'i öğrenmeden önce imanı öğrendik. Ondan sonra Kur'ân'ı öğrendik. Kur'ân sayesinde imanımız fazlalaştı (daha da kuvvetlendi).[12]
b) İbn Ömer (r.anhuma) şöyle dedi:
— Ömrümün az bir kısmında şuna tanık oldum: Bizden biri, Kur'ân bilgisine sahib olmadan önce imana sahib olurdu. Muhammed (s.a.s.)'e nâzil bir sûrenin önce helâlini ve haramını, durması gerektiği sınırları öğrenirdi. Aynen sizin Kur'ân'ı öğrendiğiniz gibi. Sonra öyle adamlar gördüm ki, onlardan biri imandan önce Kur'ân bilgisine sahib oldu. Kur'ân'ı Fatiha Sûresi'nden son sûresine kadar okudu. Fakat emir ve yasakları nedir, nerede durması gerekir, bilmez ve onu, kalitesiz hurma gibi etrafa saçar.[13]
4- Hayırlı ümmetin öncü nesli Ashâb-ı Kirâm, yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.s.)'den öğrenip gördüklerini, kendisiyle amel etmek için birbirlerine nakledip paylaşıyorlardı...
a) el-Berâ (r.a.) şöyle der:
— Hepimiz, Rasulullah (s.a.s.)'in (beyân buyurduğu) hadisini (bizzat) dinlemiş değildik. Çünkü bizlerin bağları, bahçeleri ve işleri vardı. Amma o gün insanlar yalan söylemezlerdi. Bu sebeble (Rasulullah'ın huzurunda bulunup, hadisin söylendiğine) şahid olan kişi, hazır bulunmayana hadisi naklederdi.[14]
b) Mâlik b. Ebî Âmir (rh.a.) anlatıyor:
Adamın biri, Talha b. Ubeydillah (r.a.)'a gelerek şöyle dedi:
— Ya Ebâ Muhammed, ne dersiniz, Rasulullah (s.a.s.)'in hadisleri hususunda şu Yemenli -Ebu Hüreyre'yi kasdediyor- sizden daha âlim mi ki, sizden işitmediğimiz hadisleri ondan işitiyoruz? Yoksa Rasulullah (s.a.s.)'e buyurmadığı şeyleri atfediyor?
Talha b. Ubeydullah, ona şöyle cevab verdi:
— Gerçek şu ki O (Ebu Hüreyre), Rasulullah (s.a.s.)'den bizim işitmediğimizi işitmiştir. Çünkü kendisi fakirdi, hiçbir şeyi yoktu. Rasulullah (s.a.s.)'in misafiri olarak (Suffeliler arasında) kalıyordu. Eli, Rasulullah (s.a.s.)'in eliyle beraberdi. Biz ise, ev bark ve servet sahibi idik. Rasulullah (s.a.s.)'e ancak gündüzün iki tarafında (sabahları ve akşamları) gelebiliyorduk.
Ebu Hüreyre'nin, Rasulullah (s.a.s.)'den bizim işitmediğimizi işitmiş olduğundan şübhe etmiyorum. Esasen kendisinde hayır (iman ve izân) bulunan hiç kimseyi, Rasulullah (s.a.s.)'e buyurmadığı bir şeyi atfetmiş olarak bulamazsın![15]
c) Abdullah b. Abbas (r.anhuma) nakleder.
Emiru'l-mü'minin İmam Ömer ibnu'l-Hattab (r.a.) şöyle demiş:
— Ensar'dan bir komşum ile beraber, Benî Umeyye b. Zeyd yurdunda oturuyor idim. Bu yurd, Medine'nin Avâlî denilen yüksek semtindedir. (Bir şey öğrenmek ümidiyle) Rasulullah'ın yanına nöbetleşe inerdik. Bir gün o iner, bir gün ben inerdim. Ben indiğim zaman o gün, vahiy vesaire dair ne duyarsam, haberini komşuma getirirdim. O da indiği zaman böyle yapardı.
Ensarî arkadaşım, bir defa nöbetinin gününde idi. Dönüşünde kapıyı pek şiddetli çalarak:
— O burada mı? diye sordu.
Ben ürktüm. Yanına çıktım.
— Büyük bir iş meydana geldi, dedi.
(Ömer der ki: Ben, zaten böyle bir şey olacağını zannedip duruyordum. Sabah namazını kılınca giyinip kuşandım. Sonra Medine'ye inip) Hafsa'nın yanına vardım. Baktım ki ağlıyor.
— Rasulullah (s.a.s.) sizleri boşadı mı? diye sordum.
(Hafsa:)
— Bilmiyorum, dedi.
Ondan sonra Rasulullah (s.a.s.)'in yanına vardım. Ayak üstü durduğum yerden:
— Zevcelerini boşadın mı? diye sordum.
(Rasulullah:)
"Hayır." diye cevab verdi.
Bunun üzerine ben de:
— Allahu Ekber! dedim.[16]
d) Davud b. Âmir b. Sa'd b. Ebî Vakkâs, babasından naklen rivayet eder.
Babası, Abdullah b. Ömer'in yanında oturuyormuş. Birden Maksûre'nin sahibi Habbab çıkagelmiş ve:
— Ey Abdullah b. Ömer, Ebu Hüreyre'nin ne söylediğini işitmiyor musun? (Baksana) Rasulullah (s.a.s.):
"Her kim cenâze ile birlikte onun evinden çıkar, sonra defnedilinceye cenâzenin arkasından giderse, o kimseye iki kırât ecir vardır. Her bir kırât Uhud Dağı kadardır. Cenâzenin namazını kılıp da, dönen kimseye ise Uhus Dağı kadar ecir vardır." buyururken işitmiş, demiş.
Bunun üzerine İbn Ömer Habbab'ı, Ebu Hüreyre'nin söylediklerini sorarak, gelip kendisine haber vermek için Âişe'ye göndermiş.
İbn Ömer, mescidin çakıllarından bir avuç almış, onları elinde evirip çeviriyormuş. Nihayet elçi, dönüp gelmiş ve Âişe'nin:
— Ebu Hüreyre doğru söylemiş, dediğini bildirmiş.
Bunun üzerine İbn Ömer, elindeki çakılları yere vurarak:
— Vallahi, biz birçok kırâtlarda kusûr ettik, demiş.[17]
İnsanlara örnek kılınmış en son ve hayırlı ümmetin en hayırlı nesli böyle idiler... Onlar, faydalı ilmin, erkek olsun, kadın olsun her mü'min müslüman olan muvahhid şahsiyete farz olduğuna inanmış ve mutlaka öğrenilip onunla amel edilmesinin gerektiğini idrak etmişlerdi... Kendisi için istediği hayrı, kardeşi ve velîsi olan muvahhid mü'min için de isteyen ve kardeşini kendisine tercih eden Ashâb-ı Kirâm, kıyamete kadar, İslâm Milleti'nin hayırlı öncüsü ve örneğidir...
Onlar, yegâne önderleri Rasulullah (s.a.s.)'den öğrendikleri ve gördükleriyle iman edip salih bir şekilde amel ettiler... Faydalı ve hayırlı ilmi elde edip onunla amel etmek için bütün imkânlarını kullandılar ve başarılı oldular... Hiçbir engel, onları bu isteğinden alıkoymadı...
Mü'minlerin annesi Âişe (r.anha) şöyle demiş:
— Ensar'ın kadınları ne iyi kadınlardır. Hayâ, onların dinlerini(n hükümlerini) sorup anlamaktan alıkoymadı![18]
Allah Teâlâ, cümlesinden razı olsun Ashâb nesli, erkeğiyle, kadınıyla, gerek akîdevî, gerekse amelî konulardaki gerekli ilmi elde ettiler ve onu hayatlarında uygulayıp, kendilerinden sonra gelecek nesillere hayırlı öncüler ve örnekler oldular... Elbette hayırlı ümmetin bütün muvahhid mü'minleri böyle olmalıdır... Bu durumda olmak, onların katıksız imanlarının gereğidir...
"Ey iman edenler, Allah'dan sakının ve sadıklarla beraber olun."[19] diye buyurur yegâne İlâhımız ve Rabbimiz Allah Azze ve Celle!..
[1] Ankebut, 29/41-44.
[2] İmam Hafız İbn Kesîr, İbn Kesîr Tefsiri, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2011, C. 8, Sh. 338-339.
[3] Nisa, 4/162.
[4] Fatır, 35/28.
[5] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İlm, B. 19, Hds. 2825.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 29, Hds. 295.
Nûreddin el-Heysemî, Müsned-i Hâris, çev. İshak Doğan, İst. 2020, Sh. 35, Hds. 38.
İbn Hacer el-Askalânî, el-Metâlibu'l-Âliye, çev. Adem Yerinde, vdğ. İst. 2010, C. 3, Sh. 129, Hds. 3064. Ebu Ya'lâ'dan. Sh. 131, Hds. 3073.
[6] Sünen-i Tirmizî, Kitabü'z-Zühd, B. 22, Hds. 2448.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale's-Sahihayn, çev. M. Beşir Eryarsoy, İst. 2013, C. 1, Sh. 471, Hds. 325.
[7] Sahih-i Müslim, Kitabu Salâti'l-Müsafirin, B. 41, Hds. 251.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Vitr, B. 14, Hds. 1456.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2014, C. 14, Sh. 357, Hds. 20989.
Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2023, C. 12, Sh. 630, Hds. 799.
İbn Ebî Şeybe, Musannef, çev. Hüseyin Yıldız, İst. 2012, C. 12, Sh. 259, Hds. 30697.
İbn Hibbân, Sahih- el-İhsân fî Takribi Sahihi İbn Hibbân, çev. Hüseyin Yıldız, vdğ. İst. 2022, C. 1, Sh. 209, Hds. 115.
[8] İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 20, Sh. 550, Hds.28976.
İmam Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, B. 442, Hds. 970.
Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, C. 12, Sh. 136, Hds. 14914.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek Ale's-Sahihayn, C. 5, Sh. 448, Hds. 3690.
Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, çev. Adem Yerinde, İst. 2015, C. 1, Sh. 354, Hds. 561.
[9] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-İlm, B. 19, Hds. 2822.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-İlm, B. 1, Hds. 3641.
Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 17, Hds. 223.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 32, Hds. 349.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 1, Sh. 404, Hds. 569-572.
İbn Abdi'l-Berr, Câmiu Beyâni'l-İlmi ve Fadlihi, çev. Mahmud Varhan- Ali Yücel, İst. 2015, Sh. 47, Hds. 112.
Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İlm, B. 11. (Bab başlığında, hadis kısmı) İbn Hibbân, Sahih, C. 1, Sh. 191, Hds. 88.
[10] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu't-Teraccül, B. 1, Hbr. 4160.
Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 47, Hbr. 577.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 1, Sh. 410, Hbr. 581.
[11] Sünen-i Dârimî, Mukaddime, B. 47, Hbr. 576.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, C. 1, Sh. 513, Hbr. 370.
Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr, C. 9, Sh. 163, Hbr. 10592.
[12] Sünen-i İbn Mace, Mukaddime, B. 9, Hbr. 61.
[13] Nûreddin el-Heysemî, Mecmau'z-Zevâid, C. 1, Sh. 450, Hbr. 755. Taberânî, el-Mu'cemu'l-Evsat'tan.
[14] Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, C. 1, Sh. 579, Hbr. 449.
[15] Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Menâkib, Ebu Hüreyre'nin Menkibeleri, Hbr. 4088.
Hâkim en-Nîsâbûrî, el-Müstedrek, C. 8, Sh. 415, Hbr. 6228.
[16] Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-İlm, B. 28, Hds. 31.
Sahih-i Müslim, Kitabu't-Talâk, B. 5, Hds. 34.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu Tefsiri'l-Kur'ân, B. 65, Hds. 3536.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 12, Sh. 635, Hds. 18265.
İbn Hibbân, Sahih, C. 5, Sh. 356, Hds. 4187.
[17] Sahih-i Müslim, Kitabu'l-Cenâiz, B. 17, Hds. 56.
Sahih-i Buhârî, Kitabu'l-Cenâiz, B. 57, Hbr. 81.
Sünen-i Ebu Davud, Kitabu'l-Cenâiz, B. 40-41, Hds. 3168-3169.
Sünen-i Nesâî, Kitabu'l-Cenâiz, B. 79, Hds. 1996-1999.
Sünen-i Tirmizî, Kitabu'l-Cenâiz, B. 48, Hds. 1045.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu'l-Cenâiz, B. 34, Hds.1539-1541.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 6, Sh. 423, Hds. 8509-8510.
[18] Sünen-i Ebu Davud, Kitabu't-Tahâre, B. 121, Hds. 316.
Sünen-i İbn Mace, Kitabu't-Tahâre, B. 124, Hds. 642.
İmam Ahmed b. Hanbel, Müsned, C. 2, Sh. 515, Hds. 2587.
[19] Tevbe, 9/119.


