Giriş
İnsan yaratılmışlar içerisinde ruh ve bedenden müteşekkil en mükerrem varlık olarak yeryüzünün inşa ve ıslah edicisi, yegâne çekim merkezi; Yüce Yaratıcı’nın kendi ruhundan üflediği, değerli kıldığı ve bu vasıfla en güzel yaratılışa sahip sosyal, psikolojik, duygu ve irade yönü olan, diğer canlılardan farklı vasıfta, aklî melekelerle donanmış mükellef bir varlıktır.
İslâm insanın mükerremliğini korumak için insana değer vermiş, onu muhatap almış ve onu korumak için birçok hükümler vaz’ etmiştir. Bunlar, temelde insanın asla vazgeçemediği zarûrî maslahatlar olan dinin, hayatın, neslin, malın, aklın ve şerefin korunmasıdır. İslâm hukukunda ortaya konan hükümlerin hepsi, bu maslahatları gerçekleştirmek içindir. Çünkü insan beden, ruh ve kişilik olarak temel haklara sahiptir. Bir diğer ifadeyle insan, zaruri maslahatlar temeline dayalı olarak ifade edebileceğimiz dinî, hayatî, fikrî, ailevî ve iktisadî hak ve hürriyetlere sahiptir.[1]
İnsanın yaşam hakkı, bütün hakların başında gelir. İnsanın, yaşamını sürdürebilmesi ve bunun için gerekli sağlık tedbirlerini alması yaşam hakkının bir gereğidir. İnsanın yaşam hakkının yerine getirilmesi, sağlıklı olması ve sağlık hizmetlerini almasıyla mümkündür. İhtiyaç halinde tedavi olması ve bu hizmetlerden yararlanması en doğal hakkıdır. Bu hakkın kullanımı sırasında ve kullanım aşamalarında, İslâmî sınırların aşılmaması ve hasta mahremiyetine özen gösterilmesi temel ilkedir.
Hemcinslerinden ayrı olarak yaşayamayan, sosyal bir varlık olan insan, korunması gereken özel alana, mahremiyetlere ve doğal olarak bunların haklarına sahiptir. İnsanın en güzel surette yaratılmasından aşağılara indirilmesine[2] kadar geçen süreçlerde Allah’ın insan fıtratına yerleştirdiği utanma duygusu, ahlâkî olmakla birlikte İslâm hukukunun belirli sınırlarla ifade ettiği mahremiyet, Müslüman’ın bir hakkı olarak başkaları tarafından ihlal edilmemesi gereken özel, gizli ve kendine ait alanlardır. Sağlıklı olmak için tedavi süreçleri dâhil kişinin, özel alandan kamu alanına doğru, hayatının her devresinde mahremiyetinin bulunması, insan olmasının da bir gereğidir. İnsanın sahip olduğu mahremiyet alanlarının ve özel hayatının gizliliği, hastanın beden mahremiyeti ve kendine has bilgi mahremiyeti kendi hakkıdır.
İnsanın sahip olduğu mahremiyet alanlarının ve özel hayatının gizliliği, hastanın beden mahremiyeti ve kendine has bilgi mahremiyeti kendi hakkıdır. Mahremiyet alanlarından biri, tedavi süreçlerinde başkalarının bilmesini ve görmesini istemediği ve kendisinin sahip olduğu belirli şartlar dâhilinde müdahale ve tedaviye dinin cevaz verdiği alanlardır. Sağlık hizmetleri kapsamında tedaviye ihtiyacı olan insanın tedavi olması, nasların bir gereğidir. Hz. Peygamberin: “Ey Allah’ın kulları tedavi olunuz, çünkü Allah, yarattığı her hastalık için deva ve şifa da yaratmıştır.”[3] ifadesi ve “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın.”[4] ayeti sağlıklı ve güçlü Müslüman, zayıf olandan daha hayırlı olması anlayışı[5] bunun göstergesidir. Allah’a kulluğun beden ve akıl sağlığıyla mümkün olacağı önemli bir gerçektir.
Sağlık hakkı, insan haklarından biridir. Şer’î nasların cevaz verdiği şekilde tedavi olmak, yaşam hakkına karşı sorumluluğun bir icabıdır. Bu hizmetlerde özel hayatın gizliliği, hastanın beden ve bilgi mahremiyetinin ne olduğunun açıklığa kavuşturulması, hasta hakları açısından son derece önemlidir. Sağlık hizmetleri alırken teşhis ve tedavi aşamalarında bu hizmeti verenlerin, hastanın hakkı olan mahremiyeti bilmeleri gerekir. Durum böyle olmasına rağmen teknolojik gelişmelerle birlikte, zaman zaman mahremiyetin ihlal edildiği, insanların mahremiyet anlayışlarının değiştiği de bir gerçektir. Bu makalede sağlık ve tedavi hizmetlerinde mahremiyet, İslâm hukuku açısından değerlendirilerek bu mahremiyetin önemine vurgu yapılacaktır.
Sağlık Hizmetleri
Sağlık hizmetleriyle ilgili olarak İslâm hukukçuları fıkıh kitaplarında haram ve helal mahiyetindeki konuları Kitâbü’l-Kerâhiyye,[6] Kitâbü’l-Hazri ve’l-İbâha,[7] el-İstihsan,[8] Kitâbü’z-Zühd ve’l-Vera’[9] başlıkları altında incelemişlerdir. Mahrem olan veya olmayan akrabalar Kitâbu’n-Nikâh,[10] bakılması haram olan yerler Kitâbu’s-Salât16 bölümlerinde ele alınır.
Sağlık hizmetlerinin dinen geçerli olması, yaratılışa aykırı olmaması “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın.”[11] “Kendi nefislerinizi öldürmeyin.”[12] temel ilkelerinin bir gerekliliğini açıklarken cinsiyet değişimi,[13] ötenazi vb. operasyonların caiz olmadığını ifade etmektedir. Alınan sağlık hizmetlerinin her geçen gün yeni gelişmelerle farklı hale gelmesi ve bu hizmetleri veren ve alanların meşru ölçüler içerisinde gerçekleştirmeleri, hem fert hem de toplum açısından birçok faydalar sağlarken, tarafların sorumluluklarını yerine getirmesi, maddî ve manevî hakları açısından da önemlidir. ”Kim bir kişiyi, bir kişi karşılığında olmaksızın veya yeryüzünde bir fesada karşılık olmaksızın öldürürse, muhakkak ki o bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de (bir kişinin hayatını kurtarmak suretiyle) yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur.”[14] Kur’ânî referansı bu gerçeği açıklar.
Sağlık hizmetleri, kapsamı geliştirilen ve tespit edilen yeni yöntemlerle çeşitlenirken tedaviyi ilgilendiren her türlü faaliyeti kapsayan ve bu çalışmaların bilgi, beceri ve öğretimi dâhil olmak üzere sağlıkla ilgili muayene, teşhis ve tedavileri içerir.
Günümüzde evde sağlık hizmetleri, özellikle yaşlılar için geliştirilen bir tedavi yöntemi olarak hastaneye gelemeyenlere verilen bir hizmettir. Bu hizmeti verenlerin hangi kurallara uyması gerektiği mahremiyet açısından önemlidir. Bu hizmetlerle birlikte insanı ilgilendiren sağlık hakkı kapsamında, iyileştirici ve şifa verici tüm tıbbi teşhis ve tedaviler sağlık hizmeti olarak değerlendirilir.[15]
İslâm hukukunda Mahremiyet
Özel hayat kavramı 19. yüzyıldan sonra kullanılmaya başlanmış Anglo-Amerikan hukukunda “right of privacy” olarak ifade edilmiştir.[16] Günümüz pozitif hukukunda insanın hayat alanları, kişinin özel hayatı, gizli mahremiyet alanı ve umumi alan şeklinde incelenirken,[17] İslâm hukukunda böyle bir ayrım söz konusu değildir. Bizim üzerinde durduğumuz husus kişinin gizli olan mahremiyet alanı bağlamındaki haklarıdır.
İnsan vücudu için mahremiyet, bakılması, dokunulması veya konuşulmasının yasaklandığı, haram kılındığı dokunulmazlık halidir. Kişinin korunan özel alanı, başkalarının bilmemesi gereken, bilindiği zaman günah olan[18] özel halleridir.
Mahremiyet, “özel hayatın gizliliği” anlamında başkalarının yani “yabancı” olarak ifade edilen kimselerin bilmemesi gereken, kişiye ait, özel sırlarını ve statü haklarını ifade eder.[19] Konut dokunulmazlığı ve haberleşme gizliliği gibi tüm mahremiyet hakları için kullanılır.
Başkalarına ait özel hayatın gizliliği kapsamında olan konularda izin alınmadan herhangi bir işlem tesis edilmemesi, genel bir ilkedir. “Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere, geldiğinizi hissettirip (izin alıp) ev sahiplerine selam vermeden girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor.”[20] ayetinde dikkati çeken temel ilkelerden biri de, sağlık hizmetlerinde hastayı ilgilendiren konularda izin alınmasıdır. Özellikle insanın kendi otokontrolünde ve başkalarının bilmesi, dokunması, bakması yasak olan alanlarda herhangi bir tıbbî müdahalede, hastanın izni ve faydası gözetilmelidir. Sağlık hizmetlerinde müdahaleler, işin uzmanı “tabîb-i hâzık”[21] tarafından tedavi amaçlı ve tıbbî kurallar çerçevesinde hukuka uygun[22] olarak mahremiyet ilkeleri göz önünde bulundurularak yapılması gerekmektedir. “Bir örtüyü kaldırıp izin verilmeden bakan kimse aşılması helal olmayan sınırı aşmış olur.”[23] ifadesi de bunu gerektirmektedir.
Hastaya ait sır sayılabilecek bilgi ve belgelerin gizli tutulması, hasta açısından önemi haizdir. Çünkü mahremiyetin temeli olan sır, açıklandığında kişinin saygınlığının zarar görmesi,[24] elem duyması kaçınılmaz bir sonuçtur. “Müslümanlara eziyet etmeyiniz, gizli taraflarını araştırmayınız.”[25] ahlâkî kuralı da gizli sırların araştırılmasını hoş görmemektedir.
Kişinin kendine ait mahrem konularını ortak alana sunması, bir nevi “Kendi kendinizi tehlikeye atmayın.”[26] ilkesine aykırı olarak tezahür ettiğinden toplumun bozulmasına ve ahlak anlayışının gerilemesine neden olmaktadır.
Kişinin hayatını, diğer insanlarla paylaştığı ve onların bilmesinde herhangi bir sakınca görmediği ortak alan, sadece arkadaşları ve akrabalarıyla veya paylaşmak istediği kişilerin bilgi sahibi olduğu özel alan, kendisine ait olan başkalarının bilmediği gizli alan veya sır alanı[27] şeklinde genelden özele veya tersi olarak ifade edebiliriz. Gizli, özel ve ortak alanlarda mahremiyet hakkı başta olmak üzere insanın sahip olduğu haklar, ihlal edilerek zarara uğratılmaması temel ilkedir.[28]
Mahremiyet, kişinin özel alanıyla ilgili olduğu gibi şeref ve haysiyetiyle de ilgilidir. İnsanın sahip olduğu maddî hakları olan beden ve fizikî hakları koruma altında olduğu gibi manevî haklardan olan şeref ve haysiyet hakları da dokunulmaz olan haklardandır.[29] Bu hakların tedavi hizmetlerinde göz önünde bulundurulması ve tüm tedbirlerin alınması, İslâm hukukunun hedeflediği maslahatlardandır.
İslâm hukukunun getirmiş olduğu ırz ve namusun korunması, insanın sahip olduğu haklara saygı gösterilmesi, “hakkın veriliş gayesi dışında veya bir başkasına zarar verme kastıyla ya da zarar verecek şekilde kullanılması”[30] olarak ifade edilen hakkın kötüye kullanılması, meslekî sırların gizliliği, bilgi edinmenin sınırlılığı ile ilgili hükümler, zarurî maslahatlar başta olmak üzere insanın kendi özel alanına, haysiyet ve şerefine, şahsiyet haklarına ve mahremiyetin korunmasına dönüktür.
Sağlık Hizmetlerinde Mahremiyet
Sağlık ve tedavi hizmetlerinde mahremiyet, hastanın özel hayatının gizliliği, kişilik hakları ve onurlarının korunması açısından önemlidir.[31] İnsanın yaşam hakkı, maddî ve manevî haklarını kapsar. Hastanın tedavi görmesi, yaşam hakkına bağlı sağlık hakkının bir gereğidir. Bu tedavideki mahremiyet, bedeninde yapılan tedavi girişimleri ve bunların özel bilgilerini oluşturur. Bu nedenle sağlık hizmetlerinde mahremiyet konusunu iki açıdan değerlendirebiliriz.
Hastanın Beden Mahremiyeti ve Kapsamı
Allah’ın insana bahşetmiş olduğu beden, kişinin kendi özel ve mahrem olan alanıdır. Kişinin kontrolünde ve başka insanların herhangi bir şekilde müdahale yetkisi olmayan beden sırları, kişiye ait olan ve aynı zamanda beden ve ruh bütünlüğünün sağlıklı bir şekilde korunması gereken sahadır.
Mahrem olmayan, nâmahrem kadın ve erkekler için bu durum, zaruret halinde câiz olmaktadır.83 Örneğin; doktor hastaya bakmadan dokunma ile hastalığın sebebini tespit edebiliyorsa dokunma mubah olur. Veya dokunmadan bakarak, şikâyetleri dinleyerek teşhis koyabiliyorsa bakmak mubah olur.[32]
Sağlık hizmetlerinde, özellikle muayene esnasında, mahremiyetle ilgili önemli konulardan biri, geniş anlamda halvet konusudur.
Kadın hastanın sahih halvet olmayacak şekilde konuşulanların duyulmadığı, muayene mekânına girişin engellenmediği, güvenilir bir erkek tabiple[33] günümüz ifadesiyle doktorla baş başa bulunması, ona şikâyetlerini söylemesi, halvet hükmünde olmadığından bir sakınca bulunmamaktadır. Ancak hastanın, harama yaklaşma ihtimali sebebiyle haysiyet ve şerefinin önemine binaen hastalığının teşhis ve tedavisinde geniş anlamda halvet olmamasına özen gösterilmesini, kadın hastaya mütehassıs kadın doktorun bakmasını, kadın doktor yoksa sırları başkalarına açmayan güvenilir gayr-i müslim kadın doktorun bakmasını, bu da yoksa erkek doktorun bu da yoksa güvenilir gayr-i müslim erkek doktorun bakmasını isteme hakkı vardır.[34] Kâfir ya da gayr-i müslim bir kadına karşı Müslüman bir kadının avretinin, ayette geçen “Müslüman kadınlardan” kaydından dolayı zaruret olmadıkça açılmamasının gerekçesi, sırrı ifşa endişesidir.[35] Tedavi hizmetleri esnasında doktor, hastanın bedenine sadece ihtiyaç miktarı kadar bakar ve diğer bölgeleri kapatmakla mükelleftir.[36] Hastanın kadın olması halinde yanında mahreminden olan eşi, kardeşi babası, ya da güvenilir bir kadın bulundurma hakkına sahiptir. Tedavide başka bir doktorun çağırılması veya hastanın bedenine ait gizli olabilecek durumlara muttali olan kişilerin bulunması durumunda doktor dâhil, bu kişilerin fitneden uzak olarak güvenilir olması ve sırları saklama sorumluluğu vardır.[37] Çünkü hastanın özel durumlarının gizliliği esastır.
Hastanelerin ve sağlık hizmetlerini yürüten doktorların, tedavi olmak için gelen hastalarının mahrem olan durumlarını gizli tutma sorumluluğunun olması, Müslüman kadın ve erkeklerin ırzlarının korunmasının bir gerekliliğidir. Çünkü Şâri: “Irzlarını korusunlar.” buyurmaktadır.[38] Müslümanların mahremiyetlerinin korunması onlardan zorluğun kaldırılması ve gerekli hürmetin gösterilmesi demektir.[39] Çünkü İslâm kolaylık dinidir. “Kolaylaştırınız zorlaştırmayınız.” ifadesi,[40] İslâm fıkhının temel ilkelerinden olan “refu’l-harec”[41] temelindeki naslar, zorlukların kaldırılmasının hayatın her alanında olduğu gibi mahremiyet alanında da yetkili kişilerin sorumluluğa sahip olmasını gerektirir.
Hastanın başkalarının bilmesini istemediği bedeniyle ilgili tanı ve uygulanılan tedavilerin araştırılıp diğer kişilere zararına olacak şekilde ve izinsiz olarak yayılması tecessüs kavramıyla ifade edildiğinden mahremiyet hakkının bir ihlalidir.[42] Dolaysıyla hastaya hâs olan mahremiyetin aleniyete dönüştürülmesi hastanın elem duymasına, yaşamındaki birçok hak kayıplarına ve aynı zamanda hastanın biyolojik dengesinin bozulmasına sebebiyet vermektedir.
Doğum esnasında mahremiyete dikkat edilmemesi, kadında hormonel dengeyi bozmakta ve doğumu zorlaştırmaktadır. Doğumun zor olması, hem anneye ve hem de çocuğa zarar vermekte ve hatta çocuk sakat olabilmektedir. Anne ve çocuk açısından huzurlu bir doğum, annenin tabiî hakkıdır. Bu hakkın ihlal edilmemesi, mahremiyet ortamının sağlanmasına ve mahremiyete özen gösterilmesine bağlıdır.[43] Dolaysıyla uygun ortamların sağlanması beden mahremiyeti hakkının bir gereğidir.
Kadın veya erkeğin bakılması haram olan avret yerlerine zaruret olmadıkça dokunulması da haramdır.[44] Tedavi amaçlı acil durumlar, bakma ve dokunma haramlığını ortadan kaldırmaktadır.[45]
Adli vücut muayenesi ve tedaviyle ilgili testler bedenle ilgili konular olup insan saygınlığını zedelememesi gerekmektedir. Sanık veya şüpheli tarafından vücudun farklı yerlerine suç unsuru sayılabilecek maddelerin yerleştirilmesi ve bu maddelerin yetkili kişilerce aranması, adli olaylara bağlı olarak test için vücuttan herhangi bir sıvı maddenin alınması bedene bir müdahaledir.[46] İnsan onurunu incitmeden bu işlemlerin yapılması beden mahremiyetine saygının gereğidir. Ölmüş bir insanın kemiklerine dahi zarar verilmesinin yasaklanması[47] ve bu konuda gerekli hassasiyetin gösterilmesi bunun açık göstergesidir.[48] İç ve dış beden muayenelerinde beden bütünlüğünün bozulmaması, kişinin bedenen ve mahremiyet ihlaline bağlı olarak şahsiyet haklarının zarar görmemesi önemlidir.
Hasta Bilgilerinin Gizliliği
Hastaya ait, tahlil, röntgen, rapor, vb. her türlü bilgi; yaşadığı çevre ile birlikte anlam ifade eden, kişinin şahsiyetine bağlı ancak kendisinin bir parçası olmayan dışa ait değerlerdir.[49] Kişinin kendisine ait olan fotoğraf vb. değerlerini izinsiz olarak yayınlamak, kişinin şahsiyet haklarına bir tecavüzdür.[50] Şahsiyet hakkı, kişinin maddî ve manevî varlıklarını, değerlerini, şahsi durumlarına sahip olabilmeyi ve bu hakları başkalarına karşı korumayı ifade eder.[51] Mahremiyet hakkı içeriğinde kişi mahremiyetine mahsus olan beden mahremiyetinin yanında, mekânsal ve bilgi mahremiyeti olduğundan hasta bilgileri bu kapsamdadır.
Meslek sırrı bağlamında olan mahremiyet, birçok meslek sahibi yaptığı iş itibariyle başkalarının gizli bilgilerine vakıf olduğundan meslek sırrı kavramı kullanılmaktadır.[52] Hasta olan kişinin tedavi esnasında doktora açıkladığı bilgilerin gizli kalması, hekim-hasta ilişkisinin önemli bir bölümünü oluşturur ve meslek sırrı olarak tanımlanır. Hasta tarafından hekime verilen, başkalarının haberdar olması istenmeyen, psikolojik ve cinsel sorunlar başta olmak üzere her türlü bilgi ve sırları ve özel hayat kapsamında meslek sırrına ait bilgilerdir. Vekâletle iş görenler ve doktorlar başta gelir. Vekil müvekkilinin, doktor hastasının sırlarını öğrenir. Hasta-hekim ilişkilerinde, tetkik aşamasında hastalıkla ilgili özel bilgilerin hastaya söylenmemesi halinde, farklı sorunlar ortaya çıkabileceği gibi bu bilgilerin hastanın zarar görebileceği, istemediği kişilere bildirilmesi de ayrıca sorun kaynağıdır. Hasta, kendi hastalığıyla ilgili bilgiyi öğrenme hakkına ve zarar göreceği özel alanına ait bilgilerin başkalarına bildirilmemesini isteme hakkına sahiptir. Burada önemli olan hastanın zarar görmemesi ve faydasına olabilecek durumun doktor tarafından değerlendirilerek sonuçlandırılmasıdır. Konumuzla ilgili olarak mahremiyet konularında, doktorlar hastaya ait bilgileri daha üstün bir yarar olmadığı sürece açıklayamaz. Daha üstün yarar ise hastanın sağlık açısından yararına olacak zaruri durumlar ve kamu yararı olan konulardır.[53] Dolaysıyla sağlık hizmetlerinde meslek sırrı, mahremiyet hakkının bir unsurudur.
Hasta bilgileri veya tıbbi veriler, kişinin özel hayatına giren ve tecessüs kapsamında araştırılmaması gereken mahremiyet konuları olarak hasta hakkıdır. Bu bilgilerin doktor veya başkaları tarafından izinsiz ve zaruret olmaksızın açıklanması mahremiyet hakkı ihlalidir. Bu bilgiler, özel hayata ait olduğundan aynı zamanda özel hayatın zarar görmesi söz konusudur.
Hastanın tedavi sürecinde, sağlık kurumuna başvurusundan tedavi sonucuna kadar her aşamada hasta bilgilerine doktor dışında birçok hastane çalışanı ulaşabilmektedir. Hatta dışarıda eczane laboratuvar çalışanı, araştırmacı, sosyal güvenlik ödeme birimleri yerine göre mahkeme çalışanları olabilmektedir.[54]
Topluma zarar verme olasılığı olan bulaşıcı hastalıkların, araç kullanan psikiyatrik ve uyku epilepsi hastalığı olan sürücü bilgilerinin, aile birliğinin korunmasını engelleyecek cinsel hastalıkların,[55] kamu yararı tercih edilerek doktor tarafından ilgili makamlara bildirilmesi, hasta bilgilerinin gizliliğini ihlal anlamı taşımamaktadır. Bireyin maslahatına toplumun maslahatının tercih edilmesi İslâm hukukçularının benimsediği bir prensiptir.[56]
İnsanın mükerremliği açısından yaşayan bir insanın sır bilgileriyle, ölmüş bir insanın bilgileri arasında fark bulunmamaktadır. Ölmüş bir insanın sır bilgilerinin açıklanması mükerremliğini zedeleyebileceğinden, onun hatırasını tahkir etmek anlamındadır. Allah’ın saygın bir varlık olarak yarattığı insanın bedenen ve ceset olarak dokunulmazlığa sahip olması[57] bunu gerektirmektedir.[58]
Başkasının özel alanı olan evine izinsiz girilmesi nasıl yasaklanmışsa[59] hastaya ait her türlü arşiv bilgileri mahremiyet içeren bilgiler olup, hasta izin vermediği sürece başkalarıyla paylaşılamaz. Çünkü bu bilgilerin başkalarıyla paylaşılması durumunda hastanın zarar görmesi muhtemeldir. Hastanın belirli yerlerde istihdam edilmesinde izinsiz kullanılan bu bilgiler aleyhine olabilmektedir. Bu durum hastaya ait olan alan, kamu alanına açılmış hastanın hakları ihlal edilmiştir ki İslâm’ın bu ihlali hoş karşılamadığı ve insan hakkı kapsamında olan temel hakların korunması amacına ters düşmektedir. Bu nedenle kişilik haklarını ihlal eden ve mahremiyet hakkı olan bilgiler açıklanamaz. Hastanın özel hayatının, istemediği kişilere açılması veya belirli kuruluşlarla paylaşılmasının istisnası kamuya zararının olması durumudur. Bulaşıcı bir hastalığa sahip olan kişinin toplumun hakkını ihlal etmemek için topluma verilecek zararın daha fazla olması halinde hastanın iletişiminde olan kişilere bilgi verilmesi ehveni şerreyn ihtiyar olunur[60] kaidesi gereğidir. Hasta bilgilerinin paylaşılması ancak hastanın kişilik haklarını ihlal etmemesi ve topluma fayda sağlama, zararı def etme,[61] “Zarar-ı ammı def için zarar-ı hâs ihtiyâr olunur”[62] ilkesi gereğince veya yargısal bir sebeple izinli olarak başkalarıyla paylaşılabilir.[63]
Ailevî ilişkiler olan karı koca arasındaki kendilerini ilgilendiren tedavi süreçleriyle ilgili sır bilgilerin başkalarıyla paylaşılması yasaklanmış[64] neslin devamını sağlayan aile birliğinin korunması amaçlanmıştır.[65] Ayrıca Hz. Peygamber’in başkalarının duyması halinde tedirgin olan bir kişinin sözünü emanet olarak değerlendirmesi dikkate şayandır.[66]
Sağlık hizmetlerinde tedavi amaçlı mahremiyet içeren bilgilerin doktorla paylaşılması, mahremiyetin ihlali anlamına gelmezken, mesleğin gereği olarak doktorun herhangi bir zaruret olmaksızın muttali olduğu bilgileri başkalarına sızdırması, kişinin mahremiyet ve şahsiyet haklarına bir tecavüz olarak değerlendirilmektedir.[67] Aşağıda açıklayacağımız gibi bunun yaptırımı ise şikâyet edilmesi halinde uhrevi cezasının yanında, yetkili makamların ta’zir cezası vermesidir. Bu ceza hastanın toplumdaki şeref ve haysiyetinin zarar görmesine göre ağırlaşmaktadır.[68]
Tedavi Hizmetlerinde Zarûret
Izdırar, bir şeye muhtaç olmak anlamına gelir.[69] Izdırar mastarından türeyen zaruret ise kelime olarak şiddetli sıkıntı anlamındadır.[70] Zarûretin İslâm hukuku literatüründe çeşitli tarifleri yapılmış olup bunlardan yola çıkarak şöyle bir tarif yapabiliriz: Zaruret, dinî nasların yasak kıldığı bir şeyi yapmaya veya yemeye mecbur bırakan, yapılmadığında zarûriyyattan olan namus ve haysiyet korunması gibi maslahatların yok olmasına, insanın vücut bütünlüğünün zarar görmesine veya ölmesine sebep olan bir durumdur.[71] Zarûret, dıştan kaynaklı adam öldürme gibi yapılması yasak olan bir durum olduğu gibi kendisinden kaynaklı yenilmesi, içilmesi haram olan bir yiyeceği yemek de olabilir.[72] “Kim mecbur olur da, istismar etmeksizin ve zaruret ölçüsünü aşmaksızın yemek zorunda kalırsa ona günah yoktur.”[73] ayeti zaruret durumuna ve zaruretin ölçüsüne işaret etmektedir. Zaruret halinde yasak olanı yapmak demek, insanın canını, malını ve namusunu kurtarmak demektir. Bu çerçevede insan hayatında olabilecek zaruret çeşitleri bulunmakta olup bunlardan biri insanın canını ve namusunu koruma zaruretidir. Sağlık hizmetleri kapsamında tedavi amacıyla zorunlu tıbbi girişimler, insanın yaşam hakkını ilgilendiren tedavi ile ilgili zaruretlerdir.[74]
Zaruretle ilgili hükümlerin verilebilmesi için zaruretin ortaya çıkması gerekir. Zaruretin aşamaları olan meşakkat büyük, orta ve hafif olarak sınıflandırılmış ve bunlara farklı hükümler bağlanmıştır. İnsan hayatının veya bir uzvunun yok olmasını ilgilendiren meşakkat durumlarında zaruret gerçekleşmiş olur. Hastalığın artması veya yaranın iyileşmemesi, orta meşakkat olarak zaruret olmamakta ve haram olanlar, mubah hale gelmemektedir.[75] Tâki insan hayatını veya bir uzvunu tehdit eden unsurlar ortaya çıktığında, zaruret hükümlerinden söz edilir. Dolaysıyla, sağlık hizmetlerinin her aşamasında zaruret hali bulunmamaktadır.
Tıbbî tedavi zaruretleri, yapılması yasak olanları yapmaya dâhil olan ve tedavi hizmetlerinde açılması, bakılması veya dokunulması yasak olan mahremiyet alanına müdahale etmektir. Yasağı işleme ruhsatının[76] sebebi olan hastalığın[77] tedavi edilmesi, insan hayatının iyi halinin devam etmesi içindir. Tedavinin zorunlu olması durumunda, insan hayatının korunması tüm maslahatların başında geldiğinden tedavi olmak gerekli hale gelmektedir. Tabiiki bazı tedaviler sünnet ve vacip olabilmektedir. Hz. Peygamber (s.a.s.)’in: “Tedavi olunuz.” [78] emri zaruret durumunda gelişen ve insana zararı olmayan yeni tıbbî teknik ve metotları kullanarak tedavi olmanın gerekliliğini açıklarken, zarureti giderecek miktarda haramı işleme veya vacibi terk etme ruhsatı verir. Allah’ın haram kıldığı bir şeyi yemek veya tedavi amaçlı kullanmak belirli şartlar dâhilinde geçerlidir. Bu şartlar, haram olan şeyi almadığında insan sağlığının tehlikeye girmesi, helal olan maddenin yerine kullanılacak başka bir maddenin olmaması, güvenilir tabîb-i hâzık’ın (uzman doktorun) gerekli görmesi zorunluluğudur.[79]
Zaruret halinde tedavi ve eğitim amaçlı hasta veya cesedi üzerindeki operasyonlar hastanın veya yakınlarının izin vermesiyle ve zaruret miktarınca[80] uzmanı tarafından yapılması, özel hayat kapsamındaki mahremiyetin ihlal edilmesi yasağını mübah hale getirmektedir. Zaruret sebebiyle mahremiyeti ihlal eden ve haram işleyen hasta veya doktorla ilgili olarak Hanefi hukukçular, zaruretin mubah kıldığı haramları; haramlık vasfını kaldırdığından dolayı suç olmayan ve suçun cezasını ortadan kaldıran haller olarak iki kısımda tasnif etmişlerdir.[81]
Hz. Peygamberin cilt hastalığı sebebiyle Abdurrahman b. Avf (r.a.)’a ipek giymesine izin vermesi,[82] insan hayatını ve sağlığını tehlikeye sokan şiddetli soğuktan dolayı Amr b. el-Âs (r.a.)’ın teyemmümle abdest almasına ses çıkarmaması zarurete binâendir.[83]
“Zaruretler memnu’ olan şeyleri mübah kılar.”[84] kaidesi gereğince tedavi olmak zaruretse ve bu tedavi için bakılması, açılması veya dokunulması, haram olan konulara cevaz verildiği İslâm hukukçuları tarafından kabul edilmiş haramı işleme ruhsatlarıdır.[85] Ancak kadınların tedavisi öncelikli olarak yetkili kadın doktorlar tarafından yapılması, kadın doktor yoksa bir zaruret olarak erkek doktorlar tarafından yapılması gerekir.[86] Çünkü tedavi sürecinde mahrem yerlerin erkek doktora gösterilmesi ruhsat olarak ızdırârî sebebe ve hasta iradesine bağlı bir durumdur.[87] Çünkü hasta olan kişi kendisine emanet edilen vücudunu zarurete binâen tedaviyi amaçlamaktadır.
Tedavi hizmetlerinde zaruret sebebiyle cevaz verilen haramlar, geçici ruhsat olarak hayati tehlikeyle sınırlı olup, haramı işlemeden biran önce ayrılarak asli hükme dönmeyi ve haramdan uzaklaşma bilincini canlı tutmayı gerektirir.[88] Haramı işleme ruhsatı zaruret miktarınca yani hayati tehlikeyi bertaraf edinceye kadardır.[89] Çünkü haram Şâri Teâlâ’nın kesin olarak yapılmasını yasakladığı veya kaçınılmasını emrettiği, yapana dünya ve ahirette cezası olduğu emirleridir.[90] İnsan her ne sebeple olursa olsun zaruretler dışında haramı işleyemez. Zaruret durumlarında haramı işleme geçici ve o olayla sınırlıdır. Aksi durumunda haramı işlemiş, dünya ve ahirette cezayı hak etmiş olur. Tedavi aşamasında haramı işleme, bu çerçevede olmak zorundadır. Açılması, dokunulması, bakılması tedavinin miktarı kadar olmalıdır. Hastanın onurunu zedeleyecek sonuçta zarara veya harama götürecek iş ve işlemler olmamalıdır.
İnsan hayatında kaçınılması pek mümkün olmayan ve can emniyetini zaman geçtikçe zarara uğratan hastalık; ibadetlerden[91] muâmelâta hayatın her aşamasında kolaylaştırma ve ruhsat sebebidir.[92] Örneğin; oruç tutamayacak bir kimsenin orucunu ertelemesi, ayakta duramayacak birinin oturarak namaz kılması gibi.
Tedavi hizmetlerinde haram olan şeylerin kullanılması konusunda “Allah’ın size haram kıldığı şeylerde şifa yoktur”[93] hadisi delil alınarak gıda gibi değerlendirmeyen hukukçular bulunmakla birlikte, haram olan ancak tedavi için belirli şartlar dâhilinde kullanılmasına cevaz verilmiştir.[94] Bu şartların bulunması durumunda tedavi amaçlı olarak zarurete binaen haram maddeler kullanılabilmektedir.
Hasta bilgilerinin başkalarıyla paylaşılması, sırrın ifşası anlamında yasaklanmıştır. Çünkü tedavi sürecinde hastaya ait olan her türlü bilginin saklanması bir insan hakkı çerçevesinde değerlendirilir. Bu bilgilerin üçüncü kişilere yayılması ancak belirli şartlar muvacehesinde zaruretten dolayı mümkündür. İnsan yaşamını temelden ilgilendiren acil durumlarda hastanın lehine olması halinde, hasta bilgi ve belgeleri doktorlar tarafından paylaşılması mahremiyetin ihlali olmamaktadır.[95] Ayrıca kamu yararı açısından toplumu tehdit eden bulaşıcı hastalıklardan korumak için hastaya ait bazı bilgiler ilgili ve adli merciler tarafından uygun bulunması halinde paylaşılabilir. Temel insan hakkı olan yaşam hakkı için tedavi ve bilgi paylaşımı, hastanın kendisi ve bulaşıcı hastalıklardan korunmuş sağlıklı toplum açısından önemlidir. Böyle bir toplumun oluşması, sağlıklı nesillerin yetiştirilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması idarenin görevleri arasındadır.[96] Tedavi sürecinde hastaya ait bilgilerin paylaşılması, kendine ve yaşadığı topluma ait zaruret durumunda mümkün olduğu görülmektedir.
Tedavi hizmetlerinde tıbbi girişimlerin tedavi amaçlı olması, genel bir ilke olmakla birlikte zaruret durumunda istisnası olabilmektedir. Tedavi amacı taşımayan tıbbi girişimlerden biri olan adli konulardan zinanın ispatında delil vb. müdahale için avrete bakmak caiz olmaktadır.[97]
İnsanın yaşam hakkının zarar görmemesi ve emanet olan insan vücudunun gerektiğinde tedavi ettirilmesi bir sorumluluktur. Bu sorumluluğun en iyi şekilde yerine getirilmesi ve bunun için de en ileri tıbbi yöntemlerden faydalanılması gerekmekte, yerine göre zaruret olmaktadır. Bunun örneğini Hz. Peygamber’in hastalığını kendi zamanındaki tıbbî usullere göre tedavi ettirdiğinde görmekteyiz.[98] Çünkü yaşam için tedavi olmak bir zarurettir. Bunun için de bazı haram olan yasaklar mahremiyetin ihlali gibi mubah hale dönüşmektedir.
Bilinci yerinde olmayan, fakat hayati tehlikesi bulunan hastaların tedavisi yaşam hakkı önceliğinden, toplumun bulaşıcı hastalıktan zarar görmemesi gerektiğinden hasta iznine bağlı olmaksızın gerekli tedbirlerin alınması zarureten bir gerekliliktir. Zorunlu tıbbi girişimler, mahremiyetin dışında değerlendirilmesi gereken konulardır. Bu tedavi süreçlerinde mahremiyet ihlali varsa, zaruretten dolayı haramı işleme ruhsatı hükmündedir.[99]
Sağlık Hizmetlerinde Mahremiyet Hakkının İhlalinin Sonuçları
Sağlık hizmetlerinin alınması aşamalarında mahremiyet ihlallerinin olmaması, insan onuru haysiyet ve şerefi açısından Şâri’in amaçlarına uygun bir durumdur. Ancak bunun ihlali halinde zararların ortaya çıkması, bu zararların giderilmesi[100] için de bir takım yaptırımlar söz konusudur.
İnsanın özel hayatı kişinin kendisine ait olduğundan başkalarının izinsiz müdahalesi insan hakkını ihlal etmek anlamındadır. İzinsiz olarak başkasının kapısının anahtar deliğinden gözetlenmesi neticesinde gözetlenen kişinin uyarılarına rağmen gözetlemenin devam etmesine karşılık göze zarar verilmesi sebebiyle tazmin gerekmeyeceğini belirten İslâm hukukçuları[101] insanın özel hayatının ne derecede önemli olduğunu vurgulamaktadırlar. Böyle bir durum aynı zamanda meşru müdafaa olarak değerlendirilmektedir.[102]
Sağlık hizmetlerinde mahremiyet ihlali, hastanın doktora veya sağlık kuruluşuna olan güvenini sarsabileceğinden yanlış bilgi vermesine, dolaysıyla yanlış tedaviye ve telafisi ağır zararlara sebep olabilir.[103] Sağlık kuruluşlarında tedavi hizmetlerini alırken hasta mahremiyetinin zaruret olmadan ihlal edilmesi, insan onuruna, haysiyet ve şerefine zarar veren bir konudur. Buna verilecek ceza ta’zir cezasıdır.[104] Ta’zir ayrıca müessir fiillerin ruhi zararlarının telafisinde hukûmetül’-adl,[105] devlet başkanına veya hâkime belirleme hakkı tanınan yaptırımlardır. Ta’zir cezasının para, hapis, kınama, görevden uzaklaştırma gibi farklı şekilleri bulunmaktadır. Kınama, para ve hapis cezası özel hayatın ihlalinde verilebildiğine göre[106] mahremiyet ihlalinde de hastada telafisi zor olan ruhi zararlarda bu kapsamda değerlendirilebilir.
Özel hayat kapsamında mahremiyet ihlallerinin her birine göre uygun bir ceza takdiri ön görülmüştür.[107] İslâm hukukunda cezalar belirlenirken mahremiyet ihlallerinin cezası olarak manevi müeyyidelerden yararlanıldığı gibi maddi müeyyidelerden de yararlanıldığı görülmektedir. Ta’zir cezaları, yerine göre manevi ve yerine göre maddi müeyyide olabilmektedir. Sağlık hizmetlerinde mahremiyet ihlali cezası, her ne kadar tedavi zarureti içerse de her tedavide zaruret olmadığını daha önce ifade etmiştik. Burada şunu hemen belirtmeliyiz ki sağlık kuruluşlarında insan hayatını ilgilendiren kürtaj, estetik vb. her türlü tıbbi operasyonlarda hukuka uygun olmayan durumlardan biri mahremiyet ihlalidir. Buna da takdir edilen müeyyide, insan hakkı bağlamında temel sağlık hakkı ihlalinin cezasıdır. İslâm hukukunda bu cezanın sınırları çizilmemiş, kamu otoritesine bırakılmıştır.[108] Ayrıca tedavi hizmetlerinde uzman tabîb-i hâzık olan doktorların zaruret dışında ve izinsiz olarak mahremiyet ihlaliyle yetkisini kötüye kullanması durumunda takdir edilen ceza ta’zirdir.
Mahremiyet ihlallerinde insan, daha çok ruhî olarak zarar gördüğünden verilecek cezalardan biri de manevi tazminat cezasıdır. İnsana verilen zararların tazmin edilmesi esas olduğundan manevi zararın da hikmet ve maslahatlara göre giderilmesi gerekir. Çünkü çekilen manevi acılar sebebiyle insanın maddi kayıpları olabilmektedir. Manevi tazminle, kırılan insan onuru şeref ve haysiyeti bir nebze de olsa tamir edilmekte, ruhi acıları dindirilmektedir. Manevi acılar maddi tazminle, haksızlığın teşhiriyle ve ta’zir şekilleriyle giderilmektedir.[109]
Sağlık hizmetlerinde bedensel mahremiyetin yanında hastaya ait olan bilgi mahiyetindeki dokümanların yetkisiz kişiler tarafından hastanın zararına olacak şekilde ihlal edilmesi de belirli bir yaptırıma tabidir. Çünkü bu bilgiler, özel alana ait olup hastanın sırları nev’indendir. Bu hastanın özel sır bilgilerinin ifşa edilmesinde tedavi olan kişinin maddî ve manevî olarak zarar görmesi kaçınılmazdır. Böyle bir durumun ortaya çıkmasında yetkisini kötüye kullanan sorumlular hakkında verilecek ceza, ta’zir nev’inden cezalardır. Özel hayatın korunması kapsamında olan tedavi hizmetlerinde zaruret olmaksızın, tedavi bahanesiyle özellikle insanların inançlarına aykırı olarak mahremiyetin ihlal edilmesi, insan hakkı ihlalidir. Bu hak sadece ahlaki ilkelerle korunmuş, manevi yaptırımları olan bir hak değil aynı zamanda ve gerektiğinde maddi müeyyideleri olan insan şahsiyetine bağlı haklardır. Buna göre mahremiyet ihlallerinin önüne geçmek için değişen toplumlarda, uhrevi sorumluluğun yanında maddî ve manevî müeyyidelerin olması bir zorunluluktur.[110]
Sonuç
Mahremiyet, özel hayat kavramı yerine kullanılan ve yaşam alanlarından sır alanını ifade eder. Mükerrem olarak yaratılan insanın onurunun zedelenmemesi, kendine ait olan sırlarının ifşa edilerek zarara uğramaması, emanet sahibi olarak hem kendisinin hem de başkalarının gerekli hassasiyeti göstermesi mahremiyet hakkının gereğidir.
Mahremiyeti ihlal etmek, şahsiyet haklarına bir tecavüzdür. Çünkü şahsiyet hakkı, insan hakkıdır. Bu hakkın ihlali, hayati tehlikeler, adli vakıalar ve kamu yararı halleri haricinde caiz değildir.
Sağlıklı olmak ve bunun için gerekli tedbirleri almak, İslâm’ın emridir. Bu sebeple gerektiğinde sağlık hizmetlerinin alınması bir zorunluluktur. Bu hizmetlerin hukuka uygun olarak ve tabîb-i hâzık olarak ifade edilen uzmanlarınca yapılması gerekir. Usulüne uygun olmayan sağlık hizmetleri tedavi kapsamında değildir.
Gerekli tetkikler hastalığın teşhisi, kısaca teşhisten tedaviye kadar tüm aşamalar, sağlık hizmetleri olarak ifade edilmektedir.
İslâm hukukçularına göre insan vücudunun kadının erkeğe, erkeğin kadına, kadının kadına veya mahrem, namahreme karşı gösterilmesi haram olan yerler bulunmaktadır. Sağlıkla ilgili zaruretlerde mahremiyetin ihlali zaruret miktarıncadır. Sağlık hizmetlerini verenler, insan hakkı ve hastanın bir hakkı olan mahremiyetine riayet etmelidir.
İslâm hukuku mahremiyetin ihlali durumunda ta’zir ve manevi tazminat cezalarını mağdur olan tarafın şikâyetiyle yetkili mercilerin takdirine bırakmıştır. Ta’zirin şekli ve tazminat miktarı insan onurunun zedelenmesine, şahsiyet haklarının ihlal derecesine, kişiye verdiği manevi zarar ve bundan dolayı maddi zararın meydana gelmesine göre değişmektedir.
Her türlü hasta bilgilerinin gizli tutulması evde sağlık hizmeti sunumlarında hasta ve yetkili kişilerden izin alınması, hasta mahremiyeti açısından önemlidir.
Sağlık hizmetlerinde hasta ile doktorun, mahremiyeti koruma açısından gerekli tedbirleri alması kendi sorumluluklarında olmakla birlikte, hastanın mahremiyet hakkı ve bu hakkın yerine getirilmesini isteme hakkı vardır.
İslâm hukukuna göre zaruret olmadıkça bakılması haram olan yerlere dokunmak da aynı hükümdedir. Özellikle tedavilerde kadın hastanın kadın doktora, erkek hastanın erkek doktora muayene olması gerekirken zaruret durumunda aksi olabilmektedir.
Mahremiyetin ihlal edilmemesi için, isti’zân, tecessüs yasağı, emanete riayet, ahlâkî ve hukûki özelliğiyle temel ilkelerdendir. Bu ilkeler çerçevesinde mahremiyet değerlendirilmiştir.
Tedavi süreçlerinde doktor, mesleği icabı hastanın önemli sırlarına vakıf olduğundan meslek sırrı kavramıyla ifade edilir. Bu sırlar hiçbir zaman kötüye kullanamaz ve hastanın izin vermediği başka kişilere kamu yararı, yaşam tehlikesi, adli olaylar dışında ifşa edemez.
İnsan fıtratına uygun olan tedavi süreçlerinin yaygınlaştırılması ve bunun için doktor ve idare tarafından gerekli önlemlerin alınması gerekir. Özellikle, insan onurunu zedelenmeden kadın doğum ortamları ve yoğun bakım üniteleri başta olmak üzere tüm tedavi aşamalarının mahremiyete uygun olarak yerine getirilmesi, temel insan hakkıdır.
[1] Eskicioğlu, Osman, İslâm Hukuku Açısından Hukuk ve İnsan Hakları, Anadolu Matbaacılık, İzmir, 1996, s. 287.
[2] 95/Tîn/5.
[3] Buhârî, Tıb 1; Müslim Tıb 2; Ebû Davud, Tıb 1.
[4] 2/Bakara/119.
[5] Müslim, Kader 34.
[6] Mevsîlî, Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd (ö.683), Kitâbu’l-İhtiyâr li Ta’lîli’l-Muhtâr, Dâru’lMa’rife, Beyrut, 2010, C. IV, s. 189; Bâbertî, Ekmeluddin Muhammed b. Mahmud (ö.1384), el-İnaye Țerhu’l-Hidaye, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut, 2007, C. VI, s. 103.
[7] el-Meydânî, Abdulğanî el-Čuneymî (ö.1292/1881), el-Lübâb fî Țerhi’l-Kitâb, Dersaadet Kitabevi, İstanbul, trs., C. IV, s. 156.
[8] Bilmen, Ömer Nasuhi, Büyük İslâm İlmihali, Sad., Ali Fikri Yavuz, Bilmen Yay., İstanbul, 1990, s. 433.
[9] Mevsîlî, Kitâbu’l-İhtiyâr, C. IV, s. 189.
[10] eş-Şirbînî, Şemsuddin Muhammed ibn Muhammed el-Hatîb eş-Şâfiî (h.ö.977), Muğni’l-Muhtâc ilâ Ma’rifeti Me’âni Elfâzi’l-Minhâc, Daru’l-Feyhâi, Şam, 2009, C. IV, s. 5; Bâbertî, el-İnaye, C. II, s. 212.
[11] 2/Bakara /119.
[12] 4/Nisa/29
[13] 4/Nisa/19
[14] 5/Mâide/32.
[15] Şinkiti, Ahmed Mezid Çekni, Ahkâmu’l-Ciraheti’t-Tıbbiyyeti ve’l-Asaru’l-Müterettibeti Aleyha,
Mektebetü’s-saade, Cidde, 1994, s. 33.
[16] Danışman, Ahmet, Ceza Hukuku Açısından Özel Hayatın Korunması, Selçuk Üniversitesi Yayınları, Konya, 1991, s. 1-7.
[17] İmre, Zahit, “Şahsiyet Haklarından Şahsın Özel Hayatının ve Gizliliklerinin Korunmasına İlişkin Meseleler”, İÜHFM, İstanbul, 1974, C. 39, S. 1-4, s. 148.
[18] Müslim, Birr, 14, 15; Tirmizi, Zühd, 52.
[19] Armağan, Servet, “Özel Hayatın Gizliliği (Mahfuziyet’i)”, İslâm Tetkikleri Enstitüsü Dergisi, İstanbul, 1976, C. 6, S. 2-3, s.142.
[20] 24/Nur/27.
[21] İbn Kayyım, Zâdu’l-Meâd, C. IV, s. 363.
[22] Gökmenoğlu, İslâm’da Țahsiyet Hakları, s. 99-100.
[23] Tirmizi, İsti’zan 16; Edep 76.
[24] Şerif b. Edvel b. İdris, Kitmânü’s-Sır ve İfşâühû fi’l-Fıkhi’l-İslâmi, Amman, 1997, s. 17.
[25] Tirmizi, Birr ve Sıla 85.
[26] 2/Bakara/195.
[27] Kahraman, Abdullah, İslâm Hukuk ve Ahlak İlkeleri Işığında Özel Hayatın Gizliliği (Mahremiyet),
Ebabil Yayınları, Ankara, 2008, s. 127.
[28] Muvatta, Akdiye 31.
[29] Karaman, Hayrettin, İslâmın Işığında Günün Meseleleri, Fatih Ofset, İstanbul, 1992, C. III, s. 184.
[30] Köse, Saffet, İslâm Hukukunda Hakkın Kötüye Kullanılması, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yay., İstanbul, 1997, s. 56.
[31] Sağlık zarureti sebebiyle tedavi olan hastaların özel hayatlarının parçası olan mahremiyetlerine zaruret miktarınca bakılabilir, fazlası insan onurunu zedeler. eş-Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, C. IV, s. 45, dipnottan.
[32] eş-Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, C. IV, s. 44.
[33] Tabib kavramı önceleri doktor tabâî, sürmeci kahhâl, operatör cerrah, sünnetçi hâtin, hacamatçı haccâm, sargıcı mücebbir, lavmancı hâkın yerine kullanılırdı. İbn Kayyım el-Cevziyye, Zâdu’l-Meâd, C. IV, s. 363.
[34] eş-Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, C. IV, s. 46.
[35] es-Sâbûnî, , Tefsîru Âyâti’l-Ahkâm, C. II, s. 163.
[36] İbn Nuceym. Zeynü’l-Âbidîn b. İbrahîm Ahmed b. Nuceym el-Mısri el-Hanefi (ö.970/1562), el-Eşbâh ve’n-Nezâiralâ Mezhebi’l-İmâmi’l-A’zam Ebî Hanîfeti’n-Nu’mân, Matbaatü’lHüseyniyye elMısriyye, Mısır, trs., s. 34
[37] eş-Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, C. IV, s. 45, dipnottan.
[38] 24/Nur/31.
[39] İslâm fıkıh akademisi kararlaı, Mekke, 4. toplantı 8. karar 1995.
[40] Buhârî, İlim 12; Müslim, Cihad 6.
[41] 2/Bakara/185; 5/Mâide/6; 33/Ahzab/38.
[42] 49/Hucurat/12; edDagmi, et-Tecessüs, s. 2326.
[43] http://www.dogumakademisi.com/makaleler. 11 Mart 2014.
[44] Mevsîlî, Kitâbu’l-İhtiyâr, C. IV, s. 190.
[45] İbn Kudâme, el-Muğnî, C. IX, s. 262; el-Kardâvî, el-Helâl ve’l-Harâm fi’l-İslâm, s. 130.
[46] Kadının mahkemeye başvurarak tefrik talebinde bulunmasını gerektiren hastalıklar zevci ilişkiye engel olan hastalıklar, tedavisi olmayan erkeklik organının kesilmiş olması, husyelerin çıkarılmış olması ve iktidarsızlık hastalığı evliliğin amaçlarını gerçekleştiremeyeceğinden tefrik sebebidir. İbn Nuceym, Zeynüddin el-Hanefi, el-Bahrü’r-Râik Țerhu Kenzi’d-Dekâik, Beyrut, ty, C. IV, s.
133. Kadının bakireliğiyle ilgili durumların zevcî ilişki davasında bir başka kadın doktor tarafından muayene edilerek tespit edilmesi tefrik konusunda hâkime karar vermesini sağlayan bir durum olarak mahremiyet ihlali olmayıp, mahkemeye müracaat eden kadına ayrılma veya devam konusunda bir muhayyerlik tanımaktadır. Kâsânî, Alauddin Ebû Bekr b. Mes’ud el-Hanefî (h.ö.587), Bedâi’u’s-Sanâi’ fi Tertîbi’ş-Țerâi’, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyye, Beyrut, 2003, C. III, s. 618.
[47] Ebû Dâvûd, Cenâiz 60; İbn Mâce, Cenâiz 63.
[48] Mevsîlî, Kitâbu’l-İhtiyâr, C. I, s. 23; ed-Dagmi, Muhammed Rakân, Himâyetü’l-Hayâti’l-Hâssa fi’ş-Țerîati’l-İslâmiyye, Kahire 1985, s. 135.
[49] Gökmenoğlu, İslâm’da Țahsiyet Hakları, s. 65.
[50] İmre, a.g.m., s. 166.
[51] Gökmenoğlu, İslâm’da Țahsiyet Hakları, s. 62.
[52] Şen, Ersan, Devlet ve İletişim Araçları Karşısında Özel Hayatın Gizliliği ve Korunması, İstanbul, 1996, s. 222.
[53] Buhârî, Meğâzi 46; İsti’zan 23; M&uum


