Hicrî 1. asrın sonlarına doğru ehil olmayanların hadis rivâyeti sorun olduğu gibi, çeşitli sebeplerden dolayı uydurmaların artmasını önlemek, Rasûlullah’a ait olan ile ona ait olmanları, bir anlamda Sünnet’i tesbit üzere hadis rivâyetinde uyulması gereken bazı prensiplerin, kriterlerin belirlenmesi zorunlu hâle geldi. İşte hadis ıstılahları (terimleri) ve hadis usûlü ilmi bu ihtiyaçtan doğdu. Hem hadis usûlü ilmi hem de ona ait bilinen ıstılahlar daha çok Hicrî 2. asırdan itibaren zaman içinde gelişti. (Yücel, A. Hadis Istılahlarının Doğuşu ve Gelişimi, s: 175)
Bu gelişme şüphesiz bir anda olmadığı gibi, bir masa etrafında oturularak alınmış bir karar değildi. Hadiscilerin, ya da hadisleri derlenip (tedvin edip) kitaplarda toplayan muhaddislerin rivâyette geliştirdikleri kurallar ve değerlendirmelerle ortaya çıktı. Süreç içerisinde gelişte ve şekillendi.
Hadisler hakkında mütevâtir, sahih, hasen, zayıf nitemelesi de öyle... Her ne kadar bu ıstılahlar hadislerin değerinde, makbul olup olmamasında, dinde kendileriyle amel edilip edilmemesinde ölçü alınsa da, bunların tanımında genel bir kanaat olsa da, tam bir sözbirliği yoktur. Ancak bunlar hadisler veya Sünnet söz konusu olduğunda oldukça önemlidir.
Sünen isimli kitabı Kütüb-i Sitte (altı temel hadis kitabı) içerisinde kabul edilen Tirmizî, bu hadis terimlerinden bir kısmını kullandığı gibi, kendine ait bazı tabirleri de kullandı. İşte onlardan bir kaç tanesi:
- Sahih
Sözlükte sağlam, sihhatli demektir. Makbul sayılan hadislerin ilk özelliğidir.
Terim olarak; senedinin (rivâyet zincirinin) başından sonuna kadar sika (güvenilir) râvilerin (rivâyet eden muhaddislerin-hadiscilerin) birbirinden rivâyet ettiği (naklettiği), şâzz (başka sahih hadislere aykırı) olmayan ve muallel (gizli bir kusuru da) olmayan, merfu’ (Rasûlüllah’a kadar ulaşan) hadistir. Buna makbul, ceyyid, kavi, sabit de denir.
Sahih hadis dinde kendisiyle amel edilmiş olan hadistir.
Sahih diye nitelenen hadisleri biraraya toplamak maksadıyla meydana getirilen kitaplara da sahih denmiş. Sahih-i Buhârî, Sahih-i Müslim gibi... (Sâlih, Suphi. Ulûmu’l-Hadîs ve Mustalahuhu, s: 145. Aydınlı, A. Hadis Istılahları Sözlüğü, s: 134. Çakan, İ. Lütfi. Hadis Usûlü, s: 105-116)
Bu tanıma göre bir hadisin sahih sayılabilmesi için; 1.râvilerin adalet (doğru ve dindar),
2.zabt (hadisi sağlamca öğrenme ve aktarma) sıfatına sahip olmaları,
3.Rasûlüllah’a kadar senedinde bir kopukluğun (munkatı’) olmaması,
4.gizli bir illetinin (kusurunun) ve 5.sika râvilerin rivâyetine aykırı (şazz) olmaması gerekir.
Hadis âlimlerine göre bunlar sahih hadisin beş şartıdır (Bunlara şurûtu’s-sıhha denir).
Sahihlik şartlarını en ileri derece taşıyan hadislere ‘sahih li-aynihi’, bu derecede olmamakla birlikte bu eksikliği giderecek başka senetlerle kuvvet kazanırsa, buna da ‘sahih li-ğayrihi’ denmiş. (Sâlih, Suphi. age. s: 146. Uğur. M. Ansiklopedik Hadis Terimleri Sözlüğü, s: 341, 379)
Sahih adı verilen, bu adla biraraya getirilen kaynaklarda sahih olması mümkün olmayan, hatalı, sorunlu, münker, zayıf, hatta uydurma rivâyetler bulunabilmektedir. Bu demektir ki bir hadisin sahih sayılması şartları bütün hadisciler tarafından aynen ölçü alınmış olmayabilir. (Kırbaşoğlu, M. H. Altarnetif Hadis Metodolojisi, s: 105) Dolaysıyla sahih nitelemesi konusunda her duyulana, iddia edilene değil, genel kanaate bakmak daha isabetlidir.
- Garîb
Garîb sözlükte, yabancı, kimsesiz, evinden uzakta, garip demektir.
Bir hadis terimi olaraki hangi tabakadan olursa olsun bir râvinin tek başına rivayet ettiği hadistir. Bu bakımdan ferd hadisin öteki adıdır. Yalnızca bir râvi tarafından nakledilen, başka râvisi olmayan, ya da diğer rivâyetler ona aykırı olduğu için tek kalan hadislere verilen isim. Bu garîblik ya senette olur ya metinde (Rasûlullah’a ait sözlerde veya haberlerde).
Tirmizî; kitabında yer yer “garibun min hâza’l-vech-bu yönden bu hadis garibtir” diye nitelediği hadisler senetteki garîbliğe örnektir. (Uğur. M. Age. s: 102. Aydınlı, A. age., s: 60)
- Sahîh-Garîb
Tirmizî’nin bazı hadisler hakkında kullandığı tabirlerden biridir. Ancak bunu hangi manada kullandığını açıklamamıştır.
Şöyle anlaşılmış: Hadis sahih ama aynı zamanda herhangi bir tabakada râvisi tek olan veya tek kanaldan gelen hadis. (Uğur. M. Age. s: 342)
- Sahih-Garib-Hasen
Bu da Tirmizî’nin hadisleri değerlendirirken kullandığı tabirlerden biri. Bunu bazen “hasen-sahih-garîb” şeklinde kullanmış. Böylece hadisler hakkında verilen üç hükme birarada yer vermiş.
- Hasen
Hasen sözlükte; iyi, güzel, hoş ve latif anlamlarına gelir.
Terim olarak sahih ile zayıf arasında yer alan, ama sahihe daha yakın olan hadisleri niteler. Bunun tanımında bir hayli değişik görüşler var.
Genel olarak şöyle tanımlanmış: Râvileri adalet (dindarlık ve dürüstlük) açısından sika (güvenilir), ama zabt (hadisi elde etme, iyi ezberleme ve olduğu gibi nakletme) açısından sahih hadis derecesine ulaşmayan hadis...
Hasen hadisin ilk tanımını eserinde bol miktarda hasen hadis bulunan Tirmizî yapmış. O hadisleri genel olarak sahih, hasen ve zayıf diye üç kısma ayırmış.
Ona göre senedinde yalan söylemekle itham edilmiş bir râvi bulunmayan, şazz da olmayan ve benzeri diğer kanallardan rivâyet edilmiş olan hadis ‘hasen’dir. Ancak bu tanım, sahih hadisin tanımına benzediği için pek kabul görmemiş.
Hasen hadis; tek başına rivâyet ettiği hadisi münker sayılmayan, adalet sahibi râvinin, şazz ve illetten uzak, ancak zabt (hadisi elde etme ve nakletme) açısından sahih derecesine ulaşmayan hadistir. Bu manasıyla hasen hadis makbul kabul edilmiş ve hüccet (delil) olarak kullanılır denilmiştir. (Sâlih, Suphi. age. s: 156. Uğur. M. age, s: 118)
Örnek: Behz b. Hakim babasından, o da dedesinden şöyle nakletti. Dedesi; “Ya Rasulelleh, Kime iyi muamele yapayım?” dedim. “Annene” dedi. Sonra kime dedim. Sonra da annene dedi. Sonra kime dedim. “Annene, babana, sonra sırasıyla diğer yakınlarına” dedi. (Ahmed b. Hanbel, 5/5)
Senetteki Behz, her ne kadar doğru sözlü biri, hatta bazı âlimlere göre sika ise de bazı rivâyetleri sebebiyle tenkide uğraması onun zabtının zayıflığını gösterir. Bundan dolayı hadis bu senediyle hasen-li-zâtihidir. (Aydınlı, A. age., s: 68)
Hasen hadisin iki çeşidinden biri olan ‘hasen li-zâtihi’ veya ‘hasen li-aynihi’; güvenilir ve doğrulukla meşhur olmakla birlikte hadisi ezberleme ve o konuda uzmanlık açısından sahih hadislerin râvilerinin seviyesine çıkamayan, şazz (sahihe zıd), gizli kusurlu ve münker (reddedilmiş) de olmayan hadislere denir. (Sâlih, dr. Suphi. age. s: 157. Uğur. M. age., s: 124)
2.’Hasen li-ğayrihi (harici sebeplerle hasen olan)’: Zayıflığı muhtelif yollarla giderilip hasen decesine yükselmiş olan hadis.
Buna göre hadisin senedinde yalancılıkla itham edilmeyen, rivâyetlerinde aşırı hata yapmayan ama başka yönden zayıf sayılan bir râvi tarafından nakledilmiş hadis, gerek lafzi gerek mana yönünden başka yollardan rivâyet edilmiş ise, onu destekler ve hasen derecesine yükseltir. (Sâlih, Suphi. age. s: 157-159. Uğur. M. age., s: 122-124. Çakan, İ. L. age., s: 110)
- Hasen-Sahih
Tirmizî, “hâzâ hadîsun hasenun sahihihun (bu hasen sahih bir hadistir)” veya “hâzâ hadisun ceyyidun hasenun-bu hadis iyi-güzel bir hadistir)” demiş.
Bir hadis ya hasendir ya sahih... İkisi birarada neden kullanılmış? Öyle anlaşılıyor ki Tirmizî, hasen li-zâtihi derecesini aşan bir hadisin sahih mertebesine çıkıp çıkmadığında tereddüt edince hadis ona göre ‘li-zâtihi hasen’, ‘li-ğayrihi sahih’ sayılır. (Sâlih, Suphi. age. s: 163)
Kimilerine göre böyle bir nitelendirme isabetli değildir. Zira hasen hadis sahih hadisten aşağı derecededir. Bazılarına göre de bu kullanım mümkün ki hadisin senedine yöneliktir. Eğer bir hadis, biri hasen, biri diğeri sahih kabul edilen iki senetle gelmişse, o zaman senedin birine nisbetle hasen, diğerine nisbetle sahih denilmiş olabilir. (Uğur. M. age., s: 124)
- Hasen-Garîb
Bu da Tirmizî’nin kullandığı birleşik bir terimdir. Kendisi bunu niçin kullandığını açıklamadığı için bu konuda söylenenler tahminden öteye geçmemiştir.
Bir râvinin tek başına rivâyet ettiği veya rivâyetinde teferrüd ettiği (tek kaldığı) hasen hadis... ‘Hasenun garibun’ derken o hadisin bu tarikten (rivâyet kanalından) garîb’tir, yani râvisi tektir. Ama bu hadis hadisciler arasında bilinen sahih bir hadis olabilir. Metni sahihtir ve benzerleri vardır ama rivâyet tarik’i açısından garîb sayılmıştır. (Uğur. M. age, s: 122)
- Hasen-Sahîh-Garîb
Bu da Tirmizî’nin bazı hadisler hakkında kullandığı kalıp ifadelerden biri. Senetleri çoğalıp sahih derecesine ulaşan ancak bazı senetlerde ravisi tek olan hadis... Ya da tek senetle rivâyet edilen ve bu senediyle sahih garîb mi, hasen-garîb mi olduğu kestirilemeyen hadis... (Aydınlı, A. age., s: 69)
- Ceyyid
Sözlükte iyi, güzel anlamına gelen bir sıfattır. Terim olarak sahih karşılığıdır. Bazen onun yerine kullanılır. Bir kaç şekilde tarif edilmiş. 1.Hasen li-zâtihi mertebesinden yüksek olmakla beraber sahih derecesine vardığından tereddüt edilen hadis... 2.Sahih ve makbul kabul edilen hadis... (Aydınlı, A. age., s: 44)
Bazı ilk dönem hadiscileri ceyyid’i ve diğer bazı tabirleri sahih veya makbul hadis karşılığı olarak kullanmışlar.
Özellikle Tirmizî, kitabında bilinen ‘hadisun sahihun’ yerine bazen “hadisun ceyyidun garibun-bu iyi ama tek kanaldan gelen hadistir” ifadesini kullanmış. (Mesela, Tahâra/20) Senedi sahih bir hadisten söz ederken bazen “lehu isnadun ceyyidun-bunun senedi iyidir” der. (Mesela; Tıb/1 no: 2037)
Öyle anlaşılıyor ki, li-zâtihi mertebesini aşan hadisin sahih derecesine çıkıp çıkmadığında tereddit edince meşhur “hasenun sahihihun” yerine “hasenun ceyyidun” tabirini kullanmış.
Bazıları ise ‘ceyyid’i sahihin karşılığı olarak kullanmadılar. Onlara göre bir hadisci bir hadise ceyyid demişse, bu o hadisin hasen li-zâtihi derecesinden yüksek olduğu, ancak sahih derecesini kazandığından emin olunmayan hadis... Buna göre ceyyid hadis, hasen li-zâtihi üstünde, sahihin altında derecesi olan hadistir denilebilir. (Sâlih, dr. Suphi. age., s: 162. Uğur. M. age., s: 55. )
- Ferd
Ferd; sözlükte tek, bir tek, yegane, ya da çiftin yarısı demektir. Hadis terimi olarak ferd garîb’in anlamdaşıdır.
Şöyle tanımlanmış: Senedinin bir veya bir kaç tabakasında râvi adedi bire düşen hadis... Ya da çok kimse tarafından rivâyet edilmiş olmakla beraber herhangi bir hadis hocasından yalnız bir râvi rivâyet etmiştir. Ya da râvisinin herhangi bir durumda tekbaşına olduğu hadis... (Aydınlı, A. age., S: 56)
Ferd hadis (ki buna hadis ilminde ‘haber-i vâhid-ahad da denir), senedinin ve metninin durumuna göre sahih, hasen, zayıf olabilir. Adalet ve zabt sahibi râvi tarafından rivâyet edilmişse sahih veya hasen olabilir. Eğer sika râvilerin rivâyetine zıd olursa şazz olur, yani zayıf hadis sayılır. (Uğur. M. age, s: 92)
- Ma’rûf
Sözlükte bilinen şey demektir.
Bir hadis terimi olması açısından; münker ve şazz hadislerin mukabili (karşıtı) olarak sika râvinin rivâyet ettiği veya sahih ve hasen hadisi de içine alan makbul bir hadistir.
Ya da cerh ve ta’dil (ravileri kritik etme) yönünden durumu bilinen ve kendisinden birden fazla rivâyette bulunmuş olduğu kimse hakkında kullanılan bir tabir.
Bazıları ma’rufu mechul (bilinmeyen) karşıtı olarak kullandılar. (Aydınlı, A. age., s: 93. Uğur. M. age, s: 210)
- Muallel
Muallel sözlükte illeti (kusuru) ortaya çıkarılan demektir.
Bir hadis terimi olarak; 1.Dış görünüşü açısından sahih olmakla beraber ancak mütehassıs hadis âlimlerinin farkedebileceği gizli kusurları bulunan hadis. 2.Vehm (çok yanılma, çok şüpheci olma) ile suçlanan râvinin rivâyet ettiği hadis. (Aydınlı, A. age., s: 102)
Bir hadisin ilk bakışta sahih hadisin şartlarını taşıdığı zannedilir. Ancak bu işin uzmanları tarafından onda bir kusur, bir zayıflık tesbit edilirse bu hadise muallel denir. İllet (kusur) genelde senetlerde, bazen de metinlerde olabilir.
Muallel hadisleri tesbit etmek şüphesiz hadis ilminin en zor konularından biridir. Bunun için geniş bir ilme, güçlü bir hafızaya, geniş bir araştırmaya ve özel bir kabiliyete ihtiyaç vardır. (Sâlih, dr. Suphi. age. s: 179. Uğur. M. age, s: 239-240)
- Munkatı’
Sözlükte kesmek, kat’ etmek kökünden kesik, kesilmiş, koparılmış demektir.
Bir hadis terimi olarak ne şekilde olursa olsun senedinde kopukluk olan, yani bir ravinin düştüğü (atlanıldığı) veya şüpheli, bilinmeyen bir râvinin olduğu hadistir. Bu kopukluk senedin başında, ortasında veya sonunda olabilir. İki veya daha fazla, peşpeşe veya ayrı ayrı kuşaklarda olsun, farketmez.
Bazılarına göre ikinci tabaka tabiî’nden sonraki râvisi düşmüş hadistir. Munkatı’ zayıf hadis çeşitlerindendir. (Sâlih, dr. Suphi. age. s: 168. Uğur. M. age, s: 270. Aydınlı, A. age., s: 111)
- Münker
Sözlükte; bilinmeyen, hoş karşılanmayan, inkâr edilen demektir. Bir râvinin sika râvilere muhalefetinden kaynaklanan bir zayıf hadis çeşididir.
Bunun en iyi tanımı şöyle: Zayıf bir râvinin sika râviye muhalif olarak rivâyet ettiği hadistir. Bu da şazz diye nitelenen hadisin zıddır. Zira şazz’ın râvisi sika, münkerin râvisi ise zayıftır. (Sâlih, dr. Suphi. age. s: 203)
Münker şöyle de tanımlanmış: 1.Zayıf bir râvinin sika râvilere muhalif olarak rivâyet ettiği hadis. 2.Kendisi sika da olsa zayıf râvilerden münker hadis rivâyet eden râvi. 3.Buhârî’ye göre kendisinden hadis almanın helâl olmadığı râvinin sıfatı.. Aydınlı, A. age., s: 111)
- Mürsel
Sözlükte; gönderilmiş, ulaştırılmış, irsal edilmiş demektir.
Bir hadis terimi olarak mürsel; tabiî’nden bir râvinin sahabeyi atlayarak doğrudan Rasûlullah’tan (sav), sanki ondan işitmiş veya görmüş gibi naklettiği hadis...
Mürsel hadis zayıf sayılmıştır çünkü senedinde kopukluk vardır. Dinde hüccet (delil) değildir denmiştir. (Sâlih, Suphi. age. s: 166)
Mürsel-i sahabi; bir sahabinin bizzat Rasûlullah’tan değil de başka bir sahabiden duymuş olduğu hâlde bu sahabinin ismini zikretmeyerek doğrudan Rasûlullah’tan rivâyet ettiği hadis... (Aydınlı, A. age., S: 112-113. Uğur. M. age, s: 239-302)
Sahabelerin mürselini zayıf görmeyerek onunla amel edenler olmuş. Zira bir sahabi başka bir sahabeden işitmiştir. Üstelik hadisciler sahabeyi sika (güvenilir) saymışlardır.
- Ziyâdetü’s-sikâ
Ziyâde, sözlükte fazlalık demektir. Sika olan bir râvinin bir hadis rivâyetinde yaptığı fazlalığa denir. Ya da güvenilir bir râvinin rivâyet ettiği hadisin metnine, diğer sikâ râvilerden farklı olarak eklediği fazlalığa denir.
Bu ziyâde bir çeşit parantez içi açıklamaya benzer. Sikâ râvilerin bu tür ziyâdeleri bazı hadisciler tarafından şazz olmazsa makbul görülmüş. (Uğur. M. age, s: 432-433)


