İdris Çelik
Asrısaadetten günümüze gelinceye kadar hadislerin doğru bir şekilde nakledilmesi için çok sayıda âlimin büyük gayretleri olmuştur. Hadis tarihinin altın çağı olarak görülen Hicrî 3. asırda da hadislerin tedvin ve tasnifi konusunda çok değerli çalışmalar yapılmıştır. Özellikle Kütüb-i Sitte diye meşhur olmuş eserler, hadis alanında önemli bir boşluğu doldurmuştur. Kütüb-i Sitte müelliflerinden olan İmam Tirmizî’nin de yaptığı ilmî çalışmalardan ve yazdığı eserlerden ilim dünyası çok istifade etmiş ve günümüzde de istifade etmeye devam etmektedir.
Adı ve Nesebi
Adı Muhammed olup nesebi, Muhammed b. Îsâ b. Sevre b. Mûsâ b. ed-Dahhâk; künyesi Ebû Îsâ[1]; nisbesi ise es-Sülemî, ed-Darîr, el-Bûğî, et-Tirmizî şeklinde zikredilmiştir.[2] İsmi konusunda kaynaklarda muhtelif bilgiler vardır.[3] Soyunun dayandığı, Kays Aylân kabilelerinden Benî Süleym’e nisbetle Sülemî nisbesiyle, doğduğu ve/veya öldüğü belirtilen Buğ köyüne nisbetle Bûğî nisbesiyle, yaşadığı yer olan Tirmiz’e nisbetle Tirmizî nisbesiyle anılmaktadır.
2. Doğumu ve Yaşadığı Çevre
Tirmizî, 209/824 yılında Amuderya (Ceyhun) nehrini kenarında tarihî bir şehir olan Tirmiz’de veya Tirmiz’e bağlı bir köy olan Buğ köyünde doğmuştur. Kesin bilgi bulunmamakla birlikte ailesinin, bölgenin İslâm orduları tarafından fethedilmesiyle Merv’den gelerek Tirmiz’e yerleşen Arap asıllı bir aile olduğu tahmin edilmektedir.[4]
Günümüzde Özbekistan’ın güneyinde Surhanderya idarî biriminin merkezi olan Tirmiz (Termez) şehri, Afganistan sınırına da yakın bir bölgededir.[5] Tirmiz, İmam Tirmizî’nin (ö. 279/892) yanı sıra tasavvuf âlimi Hakîm et-Tirmizî (ö. 320/932), Mevlânâ’nın şeyhi Seyyid Burhâneddin (ö. 639/1241) gibi birçok önemli şahsiyetin yetiştiği ilim merkezlerinden biridir.[6]
Tirmizî’nin yaşadığı dönem olan hicrî üçüncü asır, hadislerin tasnif faaliyetlerinin yoğunlaştığı bir dönem olmuştur. Bu dönemde müsned, câmi ve sünen gibi farklı tasnif metotlarıyla pek çok kitap te’lif edilmiştir. Hadis almak için yapılan ilmî seyahatler de bu dönemde yoğunluk kazanmıştır. Ayrıca bu dönemde İslâm coğrafyasında felsefe, tıp, astronomi, cebir, matematik gibi pek çok ilmî faaliyet ortaya çıkmıştır. Halife Me’mûn öncülüğünde Beytü’l-Hikme’nin kurulması ve farklı kültürlere ait eserlerin tercüme edilmesi İslâm coğrafyasındaki kültürel gelişimi hızlandırmıştır.
2. Hocaları
235/849 yılı civârında Tirmiz’de hadis öğrenimine başlayan Tirmizî, Horasan, İran, Mezopotamya, Irak ve Hicaz başta olmak üzere çeşitli ilim merkezlerini dolaşmış ve bu bölgelerdeki âlimlerden ders almıştır.[7] Mısır ve Suriye’ye gitmediği ifade edilmiştir.[8] Son dönem Mısırlı hadis âlimlerinden Ahmed Muhammed Şâkir (ö. 1377/1958), Tirmizî’nin Bağdat’ta yaşayan dönemin en önemli âlimlerinden olan Ahmed b. Hanbel’den (ö. 241/855) istifade etmemiş olmasının ve meşhur tarihçi Hatîb el-Bağdâdî’nin (ö. 463/1071) Târîhu Bağdât’ında Tirmizî’den söz etmemiş olmasının Tirmizî’nin Bağdat’a gitmediğini gösterdiğini beyan etmiştir.[9]
Hadis ilimlerinin önemli gelişmelere sahne olduğu bir dönemde yaşamış olan Tirmizî bu fırsatı iyi değerlendirmiş ve zamanının meşhur alimlerinden istifade etmiştir. Buhârî (ö. 256/869), Müslim (ö. 261/869) ve Ebû Dâvûd (ö. 275/888) gibi Kütüb-i Sitte imamlarının bazılarından istifade ettiği gibi bu imamların her birinin istifade ettiği[10] Abbas b. Abdülazîm el-Anberî (ö. 246/860), Amr b. Ali el-Fellâs (ö. 249/863), Nasr b. Ali el-Cehdamî (ö. 250/846), Muhammed b. Beşşâr Bündâr (ö. 252/866), Muhammed b. el-Müsennâ (ö. 252/866), Ya‘kûb b. İbrâhim ed-Devrakî (ö. 252/866), Ziyâd b. Yahyâ el-Hassânî (ö. 254/868), Muhammed b. Ma‘mer el-Kaysî el-Bahrânî (ö. 256/870) ve Eşec el-Kindî (ö. 257/871) gibi alimlerden de istifade etmiştir.
Bunların yanında Muhammed b. Amr es-Sevvâk (ö. 236/851), İsmail b. Mûsâ el-Fezârî (ö. 236/851), İshak b. Râhûye (ö. 238/853), Mahmûd b. Gaylân (ö. 239/854), Kuteybe b. Saîd (ö. 240/855), Abdullah b. Muâviye el-Cumahî (ö. 243/858), Hennâd b. Serî (ö. 243/858), Ali b. Hucr el-Mervezî (ö. 244/859), Dârimî (ö. 255/869) ve Ebû Zür‘a er-Râzî (ö. 264/878) gibi alimlerden de faydalanmıştır.[11]
Tirmizî’nin en çok etkilendiği hocası Buhârî olmuştur.[12] Hadis ilimlerinde, özellikle ilel[13], fıkhu’l-hadîs, hadis tarihi ve isnad bilgisi konularında Buhârî ile müzâkerelerde bulunmuş ve ondan çok istifade etmiştir.[14] Buhârî’ye Hicrî 250-255 yıllarında Nîşâbur’da talebelik yaptığı belirtilmiştir. Bu dönem, Buhârî’nin ilmî birikimini tamamladığı, eserlerini yazdığı ve insanların ilim öğrenmek üzere ona yöneldiği; Tirmizî’nin de âlimlerle tanışıp hadis ezberlediği ve Buhari'yi tanıyıp kıymetini anladığı ve arzuladığı şeyi onda bulduğu bir dönem olmuştur. Onunla ilel-i hadis, cerh ve ta’dîl ve ravilerle ilgili münazaralar yapmış, ilmî araştırmalarda bulunmuştur.[15]
“Buhârî’nin halifesi”[16] diye de anılan Tirmizî, ondan çok sayıda rivayette bulunmuştur. Buhârî de Tirmizî’den bir (veya iki) hadis rivayet etmiş[17] ve ona “Senin benden faydalanmandan daha çok ben senden faydalandım.” diyerek övgüde bulunmuştur.[18] Ancak Buhârî, el-Câmiʿu’s-sahîh’ine Tirmizî’den hiç hadis almamıştır. Aynı şekilde Buhârî, Müslim ve Ebû Dâvûd’dan da birer hadis almıştır. Yine Müslim de Tirmizî’den sadece bir hadis almıştır. Bu üç âlim genel olarak aynı hocalardan hadis naklettiği için birbirlerinden birer hadis almakla yetinmişlerdir.[19]
3. Öğrencileri
Tirmizî bir yandan ilim öğrenirken bir yandan da öğretmeye devam etmiş ve çok sayıda talebe yetiştirmiştir. Tirmizî’nin talebelerinden Ebü’l-Abbas Muhammed b. Ahmed b. Mahbûb el-Mahbûbî (ö. 346/958), Heysem b. Küleyb eş-Şâşî (ö. 335/947), Ebû Zer Muhammed b. İbrâhim b. Muhammed et-Tirmizî, Ebû Muhammed Hasan b. İbrâhim el-Kattân, Ebû Hâmid Ahmed b. Abdullah et-Tâcir ve Ebü’l-Hasan el-Fezârî, el-Câmiu’s-sahîh’i rivayet etmekle ünlüdür. Bunlardan bize kadar ulaşan Mahbûbî'nin rivayeti olup birçok baskıda bu rivâyet esas alınmıştır.[20]
Bunların yanında Ebû Hâmid Ahmed b. Abdullah b. Dâvûd el-Mervezî (ö. 282/895), Ebu’l-Mutî‘ Mekhûl b. el-Fadl en-Nesefî (ö. 308/921), Hammâd b. Şâkir el-Verrâk (ö. 311/924), Mekhûl b. Fadl en-Nesefî (ö. 308/920), Dâvûd b. Nasr b. Süheyl el-Bezdevî (ö. 323/935), Muhammed b. Muhammed b. Yahyâ el-Herevî (ö. 324/936), Abd b. Muhammed b. Mahmûd en-Nesefî (ö. 311/923), Muhammed b. Munzir el-Herevî (ö. 303/915), Ebû Alî Huseyin b. Yusuf b. Abdulmecîd el-Bundâr el-Firebrî (ö. 320/932), Muhammed b. Ahmed b. Mahbûb b. Fudayl el-Mervezî (ö. 346/957) gibi âlimler de talebeleri arasında zikredilmiştir.[21]
4. İlmî Kişiliği
Buhârî başta olmak üzere ders aldığı hocalarının takdirine ve ilmini paylaştığı talebelerinin övgülerine mazhar olan Tirmizî’nin yazdığı eserinin de Kütüb-i Sitte içerisine dahil edilmesi, onun ilmî seviyesini göstermesi açısından önemlidir. Sika bir muhaddis olduğu hususunda âlimlerin icmâ ettiği Tirmizî,[22] hadis ilmindeki geniş bilgisi ve üstün mevkisi dolayısıyla “imâm” ve “hâfız”[23] olarak nitelendirilmiştir.[24] Tirmizî’nin sika bir muhaddis oluşu konusunda âlimlerin icmâ etmesinin onun hadis rivayetinde eriştiği güveni, “imam” lakabıyla anılmasının da hadis ilmindeki üstün yerini gösterdiği ifade edilmiştir.[25]
Tirmizî, hadislerdeki illet/gizli kusur durumlarını tespit etmedeki maharetiyle meşhur alimlerden biri olmuştur. Büyük âlimlerden Ali b. el-Medînî’den (ö. 234/849) Buhârî’ye, ondan da kendisine ulaşan ilmî birikim ile Tirmizî, ilel konusunda uzmanlaşmış ve yazdığı eserler de bu sahada yazılmış ilk ve en önemli eserlerden sayılmıştır. İbn Hibbân (ö. 354/965), hadis ilminde önde gelen âlimlerden biri olan Tirmizî’nin hadislerin toplanması, tasnif edilmesi, ezberlenmesi/muhafaza edilmesi ve müzâkere edilmesi konularında önemli hizmetlerde bulunmuş bir muhaddis olduğunu ifade etmiştir.[26] Semerkantlı meşhur hadis hâfızlarından Ebû Sa‘d el-İdrîsî (ö. 405/1015), onun hadis ilminde kendisine uyulabilecek sağlam imamlardan olduğunu ve mükemmel bir hafıza gücüne sahip olduğunu söylemiştir.[27]
Tirmizî’nin hâfıza gücünü gösteren şöyle bir hatıra nakledilmiştir: Tirmizî, Mekke yolculuğu sırasında, hadis rivayetinde bulunan bir hocayla karşılaşır. Kendisi önceden bu hocaya ait iki hadis cüzü yazmıştır. Bu karşılaşmayı bir fırsat olarak görüp yazdıklarını kontrol ettirmek ve rivayeti için ondan icâzet almak ister. Hoca kabul eder. Tirmizî, yazdığı cüzler zannederek yanına aldığı kağıtları çıkarır. Hoca hadisleri okumaya başlayıp Tirmizî de kontrol için kağıtlara bakınca boş olduğunu fark eder. Hoca, okumayı bitirdiğinde Tirmizî’nin elindeki kağıtların boş olduğunu görünce kendisiyle alay ettiğini düşünür. Ancak Tirmizî alay etmediğini, bir yanlışlık olduğunu, üstelik söz konusu cüzlerdeki hadislerin ezberinde olduğunu söyleyince hoca onları okumasını ister. Hepsini hatasız bir şekilde okuyunca hoca bunları önceden ezberlemiş olabileceğini söyler. Tirmizî kendisine bunların dışında hadis okumasını isteyince hoca kırka yakın hadis okur. Sonra bu hadisleri tekrar etmesini ister. Tirmizî, hepsini hocanın okuduğu gibi hata yapmadan okuyunca hoca hâfızasını takdir ederek onun gibisini görmediğini ifade eder.[28]
Meşhur hadis hafızı ve tarihçi Sem’ânî (ö. 562/1166), Tirmizî’nin hadis ilminde örnek alınan imamlardan olduğunu, hıfzının ve zabtının da eşsiz olduğunu, el-Câmî’, Târih ve İlel kitaplarının da sağlam bir âlim tarafından yazıldığını açıkça gösterdiğini ifade etmiştir.[29]
Zehebî, Tirmizî’nin hadisler ve ravilerle ilgili verdiği hükümlerde müsâmahalı davrandığını ve bu yüzden onu mütesâhil olarak gördüğünü belirtmiştir.[30] Bu iddialara cevap veren Nureddin Itr, Tirmizî’nin tenkid edilmesinin nüsha farklılıklarından veya kullandığı terim ve kavramların doğru bir şekilde dikkate alınmamasından kaynaklandığını ve âlimlerin râvilerle ve hadisle ilgili farklı değerlendirmelerde bulunabileceğini, bunun normal bir durum olduğunu ifade etmiştir.[31]
Fıkhî mezhepleri mezhep imamlarının ileri gelen talebelerinden öğrenmiş olan Tirmizî’nin Şâfiî ya da Hanbelî olduğuna dair iddialar olsa da o mukallit değildir, Kütüb-i Sitte’nin diğer imamları gibi, müctehid olduğundan tek bir mezhebe göre hareket etmemiş, ehl-i sünnet çizgisinde ictihadda bulunmuştur.[32] Fıkhî hadislerle ilgili yaptığı açıklama ve yorumlar onun fıkıhtaki derin bilgisini göstermektedir.[33] Eserlerinde mezhep imamlarının görüşlerini nakletmiştir. Ancak, bu görüşler arasından kendisi de tercihte bulunmuş ve bazı konularda muvafık olduğu bir imama başka bir konuda muhalefet ettiği de olmuştur.
Tirmizî’nin gerek fıkhî gerekse kelamî meselelerle ilgili olarak ehl-i hadis tavrı sergilediği söylenmiştir. Örneğin, Allah Teâlâ’nın sıfatlarının konu edildiği ayet veya hadislerde keyfiyete dair soru sorulamayacağını, ehl-i sünnet ve’l-cemaatin görüşünün bu yönde olduğunu fakat Cehmiyye’nin ise bu sıfatları tevil ederek reddettiğini ifade etmiştir.[34] Ayrıca Tirmizî’nin Hz. Peygamber’in “Ümmetimden bir grup devamlı Allah’ın yardımına mazhar olacaktır.”[35] hadisiyle ilgili yaptığı açıklamalardan burada bahsedilen grubun “ashâbü’l-hadis” olduğu görüşünü paylaştığı anlaşılmaktadır. Ayrıca fıkhî meselelerde de hadis/fıkhü’l-hadis merkezli bir yaklaşım sergilemek ve câmi ve sünen tarzı kitaplar telif etmek de ehl-i hadisin tavrı olarak görülmüştür.[36]
5. Vefatı
İlmi, güzel ahlakı ve takvâsıyla çok bereketli bir hayat yaşayan Tirmizî’nin doğuştan a’mâ olduğunu iddia edenler olduysa da doğrusu ilim tahsili ve eserlerini yazdıktan sonra hayatının sonlarına doğru görme yetisini kaybetmiş olduğudur.[37] Çünkü doğuştan görmeyen birinin başkasından yardım almadan bu kadar ilim merkezini dolaşıp ilim tahsil etmesi ve birçok kitap te’lif etmesi çok düşük bir ihtimaldir. Hâkim el-Kebîr (ö. 378/988), Ömer b. Allek (ö. 325/937) isimli bir hocasının, Buhârî öldükten sonra Horasan’da ilim, güçlü hafıza, zühd ve takvâ konusunda Tirmizî’den başka âlimin kalmadığını ve onun takvâsı sebebiyle ağlamaktan gözlerini kaybettiğini söylediğini nakletmiştir.[38]
Tirmizî’nin ilmî yönü ön planda olmakla birlikte aynı zamanda çok duygusal bir insan olduğu, kendisine söz getirebilecek her davranıştan uzak durduğu, dünya malına değer vermediği ve bütün gayretiyle âhiretini imar etmeye çalıştığı da ifade edilmiştir.[39]
Vefat tarihi ve yeriyle ilgili olarak kaynaklarda farklı bilgiler verilmekle birlikte en sağlam görüşe göre Tirmizî, 13 Receb 279’da (9 Ekim 892)[40] Tirmiz’e bağlı Buğ köyünde vefat etmiştir.[41]
6. Eserleri
Tirmizî, sünneti öğrenmeye ve yaşamaya adadığı bir ömür sonrasında bıraktığı eserlerle yine sünnetin ihyasına yönelik hizmetini devam ettirmektedir.
Kaynaklarımızda zikredilen bazı eserleri şunlardır:
1. el-Câmiu’s-sahîh (Sünen-i Tirmizî). Tirmizî’nin temel eseri olan Sünen-i Tirmizî ile ilgili aşağıda bilgi verilecektir.
2. eş-Şemâilü’n-nebeviyye. Hz. Peygamber’in (s.a.v.) ahlâkı, ibadetleri yemesi içmesi, yatıp uyuması, konuşması, gülmesi, ağlaması, tevâzuu, etrafındaki insanlarla ve ailesiyle geçinmesi, isimleri, yaşı, vefâtı, mîrası, rüyada görülmesi ve onun sünnetini izlemenin önemi gibi konulara dâir rivâyetlerin yer aldığı bu eser, alanında yapılan ilk ve en önemli çalışmalardan biridir. İhtivâ ettiği hadislerin büyük çoğunluğunun sahih, bir kısmının hasen ve çok az bir kısmının da zayıf rivâyetlerden meydana geldiği ifade edilmiştir.[42] Eser üzerinde şerh, hâşiye, ihtisar türünden pek çok çalışma yapılmış olup son dönemde yapılmış Türkçe çalışmalar içerisinde Ali Yardım’ın Peygamberimizin Şemâili ve Mehmet Yaşar Kandemir’in Şemail-i Şerif Şerhi zikredilebilir.
3. el-İlelü’l-kebîr. Hadislerin senet ve metinlerinde hemen fark edilemeyen sorunları konu edinen bu eseri Tirmizî’ el-Câmiʿu’s-sahîh’ten önce kaleme almıştır. Bu eserde illetli hadisler zikredilip ardından bu hadislerin illetleri açıklanmış, farklı tariklerden daha sahîh olanına işaret edilmiştir. Tirmizî bu eserini, çoğunluğu Buhârî’nin (ö. 256/869) olmak üzere Dârimî (ö. 255/869) ve Ebû Zür‘a er-Râzî’nin (ö. 264/878) çeşitli hadisler ve râviler hakkındaki görüşlerinden istifade ederek telîf etmiştir. Eserin aslı bilinmemekte olup Ebû Tâlib el-Kâdî tarafından fıkıh bâblarına göre tertip edilen şekli yayımlanmıştır.[43]
4. el-İlelü’s-sağîr. el-Câmiu’s-sahîh’in sonunda elli birinci kitap olarak yer alan bölüm bu adla anılmaktadır. Müellif çalışmasında el-Câmiu’s-sahîh’te takip ettiği usûlü, kaynaklarını, eserde geçen râvileri ve terimleri açıkladığı için eser el-Câmiu’s-sahîh’in mukaddimesi mahiyetindedir.[44] Eser, başta Buhârî ve Ebû Zür’a er-Râzî olmak üzere İbn Sîrîn, Eyyûb es-Sahtiyânî, Süfyân es-Sevrî, Abdullah b. Mübârek, Ali b. Medînî ve Yahyâ b. Saîd el-Kattân’ın görüşlerinden faydalanarak cerh ve ta’dîl, isnad, mâna ile rivayetin şartları, hadis tahammül yolları, hadisin garîb sayılmasının sebepleri ve mürsel hadisin değeri gibi konuları işlemiştir.[45] Sünen-i Tirmizî ile beraber çok sayıda baskısı yapılmıştır. İbn Receb el-Hanbelî’nin (ö. 795/1393) yazmış olduğu şerh ile birlikte Nûreddin Itr tarafından tahkîki yapılarak Şerhu İleli’t-Tirmizî adıyla 2 cilt halinde yayımlanmıştır.[46]
5. Tesmiyetü ashâbi’n-nebî. Sahâbe adlarının sadece ilk harfine göre alfabetik düzenlenen esere aşere-i mübeşşere ile başlanmış ve 730 sahabînin adı zikredilmiştir.[47] Eseri Ali Yardım, “Tesmiyetu ashâbi’n-nebî aleyhisselâm” ve Âmir Ahmed Haydar da “Tesmiyetu ashâbi Resûlillâh” adıyla yayımlamıştır.
Bunların dışında Tirmizî’nin Kitâbü’z-zühd, Kitâbü’t-târîh ve Kitâbü’l-esmâ ve’l-künâ adlı eserlerinin isimleri kaynaklarda geçmesine rağmen elimize ulaşmamıştır.[48]
En meşhur eseri olan el-Câmiu’s-sahîh’i daha yakından tanımak, Tirmizî’nin ilmî kişiliğini daha iyi anlamamızı sağlayacaktır. Aşağıda Tirmizî’nin bu eseri hakkında bilgi verilmiştir.
el-Câmiu’s-sahîh (Sünen-i Tirmizî)
Câmi türü eserlerden olan el-Câmiu’s-sahîh; Sünen-i Tirmizî, Sahîhu’t-Tirmizî, el-Câmiu’l-kebîr, es-Sünen/Sünenü’t-Tirmizî, el-Câmî/Câmiu’t-Tirmizî isimleri ile de bilinir.[49] Bu isimlerden, fıkıh bablarına göre tertip edilip ahkâm hadislerini içermesi nedeniyle verilmiş isim olan es-Sünen/Sünenü’t-Tirmizî ismi en meşhur kullanılanı olmakla birlikte câmi türü eserlerin içerdiği tüm konularla ilgili hadisleri içerdiği için el-Câmî/Câmiu’t-Tirmizî ismi de yaygın olarak kullanılmaktadır.[50] Keşfü’z-zünûn’da da Kütüb-i Sitte’nin üçüncü kitabı olan el-Câmiu’s-sahîh’in müellifine nisbetle Câmiu’t-Tirmizî şeklinde meşhur olduğu ancak es-Sünen isminin de kullanıldığı ifade edilmiştir.[51] “Sahîh” ismini, bazı kişilerin bu kitaptaki bütün hadisleri sahih zannetmesine yol açabildiği için sakıncalı bulanlar olmuştur. Halbuki sahîh hadislerin yanında hasen ve daha düşük derecede hadisler de bulunmaktadır.
Halepli âlim Abdülfettâh Ebû Ğudde, kitabın yazma nüshalarında geçen tam isminin “el-Câmiu’l-muhtasaru mine’s-süneni an Rasûlillâh sallallâhü aleyhi ve sellem ve ma‘rifetü’s-sahîh ve’l-ma‘lûl vemâ aleyhi’l-amel” şeklinde olduğunu ifade etmiştir.[52] Kitabın isminde “câmi” kelimesiyle, dinin bütün temel konularıyla ilgili hadislere yer verdiğine; “muhtasar” kelimesiyle, bildiği bütün hadislere değil de seçtiği bazı hadislere yer verdiğine; “an Rasûlillâh” ifadesiyle, merfû‘ nitelikli hadisleri esas aldığına işaret edilmiştir. Mevkûf ve maktû hadisler ise sadece merfû hadislerin değerlendirilmesi esnasında zikredilmiştir. Ayrıca, “ma‘rifetü’s-sahîh ve’l-ma‘lûl” ifadesiyle de rivayetlerin sahih veya illetli/kusurlu oluşu hakkında bilgi verildiği ve “vemâ aleyhi’l-amel” ifadesiyle de kendisiyle alimlerin, fakihlerin amel ettiği, hüküm çıkardığı hadisleri ihtiva ettiği vurgulanmıştır. Tirmizî, kitabına aldığı hadislerin amel edilen, delil olarak kullanılan hadisler olduğunu ancak alimlerin sadece iki hadis ile amel etmediğini beyan etmiştir.[53]
Sünen-i Tirmizî, Hicrî 5. yüzyıldan sonra rağbet kazanarak Kütüb-i Sitte eserleri içerisinde yer almıştır. Ancak Sünen-i Tirmizî’nin Kütüb-i Sitte’deki kitaplar içerisinde kaçıncı sırada olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Yaygın olan görüş onun Sünen-i Ebû Dâvûd’dan sonra dördüncü sırada olması yönünde ise de Ebû Bekir İbnü’l-Arabî (ö. 543/1148), Kâtip Çelebi (ö. 1067/1657), Mübârekpûrî (ö. 1353/1935), Nûreddin Itr, İsmail Lütfi Çakan gibi bazı âlimler, Tirmizî’nin ilel ve cerh ve ta’dîl alanlarındaki otoritesi, hadis kabul şartlarındaki titizliği, eserinin dînin bütün temel konularını kapsaması (câmi olması) gibi sebeplerle Buhârî ve Müslim’den hemen sonra üçüncü sırada olması gerektiğini belirtmişlerdir. Hâzimî (ö. 584/1188) ise Sünen-i Tirmizî’ye Sünen-i Ebû Dâvûd’dan sonra dördüncü sırada yer vermiştir. Bunun yanında çok zayıf kimselerin rivayetlerine yer verildiği için Zehebî gibi bazı âlimlerin onu Ebû Davûd ve Nesâî’nin kitaplarından sonra beşinci sırada olduğu görüşünün fazla kabul görmediği belirtilmiştir. Çünkü Tirmizî’nin yer verdiği zayıf rivâyetlerin hepsinin hangi sebepten dolayı zayıf olduğunu açıklamasının râvîler hakkındaki tereddüt ve güvensizliği ortadan kaldırdığı ifade edilmiştir.[54]
Ahmed Muhammed Şâkir (ö. 1377/1958), tasavvuf ehli ilim adamlarından Hâce Abdullah el-Herevî’nin (ö. 481/1089), “Bendeki şu kitap (Sünen-i Tirmizî), Buhârî ve Müslim’in kitaplarından daha faydalıdır. Çünkü, Buhârî ve Müslim’in kitaplarından ancak ilimde uzman olan kişiler faydalanabilmekte, Ebû Îsâ’nın kitabından ise bütün insanlar faydalanabilmektedir.” dediğini nakletmiştir.[55]
İbnü’l-Kayserânî Muhammed b. Tâhir el-Makdîsî (ö. 507/1113), Sünen-i Tirmizî’deki hadisleri dört kısma ayırmıştır. 1. Kesin sahih olanlar. Bunlar, Sahîhân’daki hadislere muvâfık olanlardır. 2. Ebû Dâvûd ve Nesâî'nin şartına uygun olanlar. Bunlar; Buhârî ve Müslim’in şartına uyduğu halde kitaplarına almadığı hadislerdir. 3. Zıtlık için zikredilen rivâyetler. Yani tercih ettiği görüşün delillerini verdikten sonra buna zıt düşen görüşün delillerini de kaydetmiş ve bu rivâyetlerin illetlerini bildirmiştir. 4. İkisi dışında, bazı fakihlerin amel ettiği hadisler.[56]
İbnü’l-Cevzî (ö. 597/1201), Sünen-i Tirmizî’deki yirmi üç hadisin uydurma olduğu iddiasında bulunmuş, ancak Süyûtî el-Kavlü’l-hasen kitabında bu iddianın doğru olmadığını açıklamış ve İbnu’l-Cevzî’nin bu hadislere uydurma hükmünü verme konusunda aşırıya gittiğini söylemiştir.[57]
Sünen-i Tirmizî’de bâb başlığı altında bir veya birkaç hadis verildikten sonra, sırasıyla şöyle bir yöntem takip edilmiştir: Hadisin sıhhat durumu açıklanmış, râvilerin güvenilirlik ve yeterlilik durumları ve varsa seneddeki illet beyan edilmiştir. Hadisin diğer tarikleri verilmiş ve diğer sahâbîlerden yapılmış rivayetler varsa, onlara da “ve fi’l-bâbi an fülânin ve fülânin...” diyerek işaret edilmiştir. Konuyla ilgili çeşitli âlimlerin görüşleri, ilgili hadisle nasıl delil getirdikleri, ulemâ arasında ittifak mı ihtilâf mı bulunduğu belirtilmiş ve icmâ varsa işaret edilmiştir. Uygulamanın hangi yönde olduğuna da bazen işaret edilmiştir. Varsa o konuda birbiriyle çelişen hadisler zikredilmiştir. Eserin sonundaki Kitâbü’l-İlel bölümünde ise eserde bulunan hadislerin kısa bir değerlendirmesi yapılmış, yararlanılan kaynaklardan söz edilmiş, kısmen ricâl değerlendirmesi yapılmış ve hadislerin lafız ile ya da mâna ile rivayet edildiğine işaret edilmiştir.[58] Tirmizî’nin kitabında genel olarak önce eleştirdiği sorunlu isnâdı ve sonrasında da sağlam isnâdı naklettiği görülmektedir.
Tirmizî’nin hadisleri verdikten sonra hadislerin sıhhat durumuyla ilgili yaptığı değerlendirmeler kendisinden sonraki müelliflere örnek olmuş ve onlar da eserlerinde sıhhat durumuyla ilgili açıklamalar yapmışlardır. Örneğin Dârekutnî’nin (ö. 385/995) Sünen’inde ve Münzirî’nin (ö. 656/1258)’nin et-Terğîb ve’t-terhîb’inde bu özellik görülmektedir.[59]
Ahmed Muhammed Şâkir, Sünen-i Tirmizî’nin, yukarıda zikredilmiş olan özelliklerden üçüne dikkat çekerek bunların Sünen-i Tirmizî’nin, Kütüb-i Sitte ve diğer hadis kitaplarında bulunmayan üç özellik olduğunu belirtmiştir. Bu üç özellik şunlardır: Birincisi, Tirmizî’nin bir konuyla ilgili hadisi verdikten sonra o konuda rivâyeti bulunan diğer sahâbîleri de zikretmesi. İkincisi, çoğu zaman fıkhî meselelerde fakihlerin görüşlerini, delillerine de işaret ederek vermesi ve o konuyla ilgili müteârız hadisleri de zikretmesi. Bu da hadislerin sahîh ve zayıf olanını ayırmak ve onlarla amel etmek için çok önemlidir. Üçüncü olarak da Tirmizî’nin, kitabındaki hadislerin illetlerini gösterme konusunda gösterdiği titizlik. Şâkir, Tirmizî’nin hadislerin sıhhat derecesine ve ricâl bilgisine ayrıntılı bir şekilde yer vermesiyle kitabının, hadis ilimlerinin ve özellikle de ilel ilminin kaidelerini hadislere tatbik eden faydalı bir kitap olduğunu beyan etmiştir.[60]
Tirmizî, daha öncesinde sözlük anlamında kullanılmakta olan “hasen” kelimesine yeni bir anlam kazandırmış ve haseni terim halinde kullanarak hadisle ilgili üçlü bir sınıflandırmaya gitmiştir. Daha önce “sahih ve zayıf” şeklinde ikili bir sıhhat değerlendirmesi yapılmakta iken onun hasen terimini kullanmaya başlamasıyla “sahih, hasen ve zayıf” şeklinde değerlendirmeler yapılmaya başlanmıştır. Tirmizî bunun yanında, hasen terimine başka kelimeler de ekleyerek “hasen garîb”, “hasen sahih” gibi mürekkep tabirler ortaya koymuştur.[61]
Fıkhî konulara göre tertip edilmiş olan Sünen-i Tirmizî'deki konuların sıralanmasında ve konu başlıklarında Buhârî’nin etkisi görülür. Sünen-i Tirmizî’ye diğer sünenlerde olduğu gibi "Kitâbü't-Tahâre" ile başlanmış, bölüm adı olarak "kitap" yerine "ebvâb" kelimesi kullanılmış ve bu şekilde usûlî ve fıkhî değerlendirmelere zemin hazırlanmıştır.[62] Ancak metod açısından Buhârî ile aralarında farklılıklar bulunmaktadır. Örneğin Buhârî, fıkhını bab başlıkları, hadislerin tekrarı ve takti‘ ile ortaya koyarken, Tirmizî hadisler çerçevesinde konuları açıklayarak, fakihlerin görüşlerini aktararak ve kendisi görüşler arası tercih yaparak fıkhî tercihlerini ortaya koymuştur. Aynı şekilde bir diğer önemli hocası Müslim’den de rivâyetlerin nakli, râvîlerin tenkidi ve tariklerin bir araya getirilmesi gibi konularda etkilendiği görülmektedir. Ancak, hadislerin tariklerini verdikten sonra sıhhatine yönelik açıklamalarda bulunması ve ricâle dair bilgiler vermesi onun Müslim’den ayrıldığı hususlardan birkaçı olmuştur. Şah Veliyyullah ed-Dehlevî (ö. 1176/1762) bu konuda şu açıklamayı yapmıştır: “Ebû İsa et-Tirmizî, görüşleri toplaması açısından, Buhârî ve Müslim’in metotlarıyla Ebû Dâvûd’un metodunu adeta birleştirip güzelleştirmiştir. Bir de bunlara bütün bölge fakihlerinin, tâbiînin ve sahâbenin fetvalarını da eklemiştir.”[63]
Sünen-i Tirmizî’deki hadislerin sayısı konusunda net bir rakam verilmemektedir. İlk iki cildi Ahmed Muhammed Şâkir tarafından neşredilmiş olan beş ciltlik baskıya göre kırk altı kitap içerisinde toplam 3956 hadis vardır. 47. Kitap da “Kitâbü’l-İlel”dir. Tuhfetü'1-ahvezî ile basılmış olan nüshada 4051 hadis bulunmaktadır. Başka bir basıma göre de toplam 2496 hadis olduğu belirtilmiştir. Sünen-i Tirmizî’de tekrar edilen hadis sayısı Kütüb-i Sitte içerisindeki diğer kitaplara göre daha azdır.[64]
Sünen-i Tirmizî üzerine çok sayıda şerh, hâşiye ve ta‘lîk çalışması yapılmıştır. Bu çalışmalardan bir kısmını şöyle zikredebiliriz: Ebû Bekir İbnü’l-Arabî’nin (ö. 543/1148), Ârizatü’l-ahvezî fî şerhi’t-Tirmizî isimli şerhi. Mısırlı muhaddis ve fakih İbn Seyyidinnâs el-Ya‘murî’nin (ö. 734/1334) en-Nefhu’ş-şezî şerhu Süneni’t-Tirmizî isimli tamamlanamamış olan şerhi. İbn Receb el-Hanbelî’nin (ö. 795/1393) Şerhu Süneni’t-Tirmizî isimli şerhi. Muhammed Enver Şah el-Keşmîrî’nin (ö. 1352/1933) el-Arfü’ş-şezî alâ Câmii’t-Tirmizî isimli şerhi. Mübârekpûrî (ö. 1353/1934) tarafından yazılmış olan Tuhfetü’l-ahvezî bi-şerhi Câmii’t-Tirmizî isimli şerh.
Sünen-i Tirmizî için yazılan şerh nitelikli eserlere örnek olarak Hindistanlı Hanefî ilim adamı Tayyib b. Ebi’t-Tayyib es-Sindî’nin (ö. 990/1582) hâşiyesi; Ahmed Ali Sehârenpûrî’nin (ö. 1297/1880) hâşiyesi; Reşîd Ahmed Gangohî’nin (ö. 1323/1905) el-Kevkebü’d-dürrî alâ Câmii’t-Tirmizî isimli hâşiyesi; Ebü’t-Tayyib Şemsülhak Azîmâbâdî’nin (ö. 1329/1911) ta‘lîki ve Ahmed Muhammed Şâkir tarafından (ö. 1377/1958) yazılmış ta‘lîkı[65] zikredilebilir.[66] Türkçe bir şerh çalışmasının yapılmadığı Sünen-i Tirmizî, Osman Zeki Mollamehmetoğlu (ö. 1441/2020), Abdullah Parlıyan ve Mehmet Türk tarafından Türkçe’ye çevirilmiştir. Ayrıca Kasım Yürekli tarafından da ihtisar edilerek Türkçe’ye çevirisi yapılmıştır.
Sonuç olarak, Tirmizî’nin hayatını ve yaptığı ilmî çalışmaları göz önünde bulundurduğumuzda o dönemlerde hadis alanında çok ciddî çalışmaların yapıldığını görüyoruz. Bir âlimin yetişmesi kolay olmamış ve bir eserin yazılması ve kabul görmesi büyük emeklerin harcanmasıyla gerçekleşmiştir. Neredeyse bütün mesâîsini ilme harcayan Tirmizî, ilim öğrenme/öğretme adına bulduğu her fırsatı en iyi şekilde değerlendirmiş, bu uğurda hiçbir fedakârlıktan geri durmamıştır. Böyle özel bir gayretin ve emeğin ürünü olan eserlerinin de faydası hem çok fazla hem de uzun soluklu olmuştur/olmaktadır. Tirmizî’nin bu kıymetli eserlerinin herkes tarafından okunması, incelenmesi ve günümüze ulaşmadığı belirtilen eserlerinin de araştırmacılar tarafından keşfedilmesi en büyük temennîmizdir.
[1] Ebû Îsâ (Îsâ’nın babası) künyesiyle meşhur olan Tirmizî’nin kendisi de bu künyeyi kullanmıştır. Bazı âlimlerin ise bu künyeyi kullanmayı pek hoş bulmadıkları nakledilmiştir. Çünkü ilk tasnif edilen hadis kitaplarından olan İbn Ebî Şeybe’nin (ö. 235/849) Musannef'inde bir adamın Ebû Îsâ lakabını kullandığı ve bunun üzerine Hz. Peygamber'in (s.a.v.) de "Îsâ'nın babası yoktur." dediği şeklinde bir rivâyet zikredilmiştir. Ancak son dönem hadis âlimlerinden Nûreddîn Itr, Ali el-Kârî’den (ö. 1014/1605) de nakil yaparak, başlangıçta birine bu künyeyi vermenin hoş karşılanmayacağını, ancak bu künye ile meşhur olmuş biri için bunun mekruh olmadığını belirtmiş ve âlimlerin Tirmizî’yi tanıtmak için bu künyeyi kullanma konusundaki icmâının da bunu gösterdiğini ifade etmiştir. Bkz. Itr, el-İmâmü’t-Tirmizî, 9.
[2] Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nubelâ, 13/270.
[3] Kendi isminde ve babasının isminde ihtilaf olmamakla birlikte dedelerinin isimleri kaynaklarda farklı zikredilmiştir. Örneğin, Muhammed b. Îsâ b. Sevre b. Şeddâd et-Tirmizî (Semʿânî, el-Ensâb, 3/46); Muhammed b. Îsâ b. Yezîd b. Sevre b. es-Seken es-Tirmizî (Mizzî, Tehzîbü’l-Kemâl, 26/250).
[4] Bkz. İbnü’n-Nedîm, el-Fihrist, 685; Ziriklî, el-A’lâm, 6/322; Kandemir, “Tirmizî”, 41/202.
[5] Bkz. Muhammedcanov, “Tirmiz”, 41/202.
[6] Bkz. Semʿânî, el-Ensâb, 3/41; Muhammedcanov, “Tirmiz”, 41/202.
[7] Bkz. İbn Hibbân, es-Sikât, 9/153; İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, 9/387; Süyûtî, Tabakâtü’l-huffâz, 282; Ziriklî, el-A’lâm, 6/322; Kandemir, “Tirmizî”, 41/202.
[8] Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nubelâ, 13/271.
[9] Bkz. Tirmizî, Mukaddime, 1/99; Itr, el-İmâmü’t-Tirmizî, 11. Ancak Ekrem Ziyâ el-Umerî, Tirmizî’nin hadis aldığı muhaddislerden ve hocalarından hareketle Ahmed b. Hanbel’in vefatından sonra, Hicrî 241-243 yıllarında Bağdat’a gittiğini iddia etmiştir. Târîhu Bağdât kitabında zikredilmemesini ise kitabın Tirmizî’den bahseden bölümlerinin kaybolmuş olabileceği şeklinde izah etmiş ve Kûfe ve Vâsıt’a gidip de hadis ilminde en meşhur şehirlerden olan Bağdat’a gitmemesinin mâkul olmadığını ifade etmiştir. Bkz. Umerî, Türâs, 126-127.
[10] Bkz. Jiaerfu, Kütüb-i Sitte Müelliflerinin Müştereken Hadis Aldıkları Hocalar (İstanbul, Yüksek Lisans Tezi, 1998).
[11] Bkz. İbn Hibbân, es-Sikât, 9/153; Semʿânî, el-Ensâb, 3/42; Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nubelâ, 13/271; Ziriklî, el-A’lâm, 6/322; Süyûtî, Kûtü’l-Muğtezî, Mukaddime/10; Tirmizî, Sünen, Mukaddime,1/97-98.
[12] İbn Receb, Şerhu İleli’t-Tirmizî, 1/43.
[13] İlel konusunda geniş bilgi için bkz. Akpınar, Ömer Faruk, Rivâyet Asrında İllet, (Ankara: TDV Yayınları, 220).
[14] Bkz. Tirmizî, Mukaddime, 1/98.
[15] Bkz. Itr, el-İmâmü’t-Tirmizî, 17.
[16] Dehlevî, Büstânü’l-muhaddisîn, 196.
[17] Tirmizî, hasen garîb olarak değerlendirdiği şu hadisi Buhârî’nin, kendisinden işittiğini ve onun da garib bulduğunu ifade etmiştir: Ebû Saîd’den (r.a.) rivâyet edildiğine göre Rasûlüllah (s.a.v.), Ali’ye: “Ey Ali! Sen ve benden başka kimsenin bu mescidde cünüp olarak bulunması helal olmaz.” buyurdu. Ali b. Münzir şöyle dedi: Dırar b. Sured’e, bu hadis ne manaya gelmektedir diye sordum. Dırar şöyle açıkladı: Bu mescidden cünüp olarak geçmek benden ve senden başka kimseye caiz değildir. Tirmizî, "Menâkıb", 20.
[18] İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, 9/389.
[19] Kandemir, “Tirmizî”, 41/202.
[20] Çakan, “el-Câmiu’s-sahîh”, 7/130.
[21] Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nubelâ, 13/272; İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, 9/387; Süyûtî, Kûtü’l-Muğtezî, Mukaddime/11.
[22] İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, 9/388.
[23] Bkz. Ziriklî, el-A’lâm, 6/322.
[24] Bkz. Semʿânî, el-Ensâb, 3/42; İbn Hallikân, Vefeyât, 4/278.
[25] Bkz. Kandemir, “Tirmizî”, 41/202.
[26] Bkz. İbn Hibbân, es-Sikât, 9/153; İbn Hallikân, Vefeyât, 26/252.
[27] Süyûtî, Tabakâtü’l-huffâz, 282.
[28] Semʿânî, el-Ensâb, 2/362; Zehebî, Tezkiretü’l-huffâz, 2/155.
[29] Bkz. Semʿânî, el-Ensâb, 3/42.
[30] Bkz. Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nubelâ, 13/276.
[31] Bkz. Itr, el-İmâmü’t-Tirmizî, 267-268.
[32] Mübârekpûrî, Mukaddimetü tuhfeti’l-ahvezî, 1/352.
[33] Kandemir, “Tirmizî”, 41/204.
[34] Tirmizî, “Zekât”, 28 (H.No: 662).
[35] Tirmizî, “Fiten”, 27 (H.No: 2192).
[36] Bkz. Yıldız, Tirmizî’nin Cami’inde Fıkhü’l-Hadis ve Fakih Muhaddisler, 25-26.
[37] Bkz. Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nubelâ, 13/270; Ziriklî, el-A’lâm, 6/322.
[38] Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nubelâ, 13/273.
[39] Bkz. Kandemir, “Tirmizî”, 41/202.
[40] Mizzî, Tehzîbü’l-Kemâl, 26/252.
[41] Bkz. Semʿânî, el-Ensâb, 43; Süyûtî, Tabakâtü’l-huffâz, 282; Tirmizî, Mukaddime, 1/107.
[42] Bkz. Kandemir, “Tirmizî”, 41/204.
[43] Bkz. Kandemir, “Tirmizî”, 41/204.
[44] Bkz. Kandemir, “Tirmizî”, 41/204.
[45] Koçkuzu, “Kitâbü’l-İlel”, 26/109.
[46] Bkz. İbn Receb, Şerhu İleli’t-Tirmizî.
[47] Bkz. Kandemir, “Tirmizî”, 41/204.
[48] İbn Hacer, Tehzîbü’t-Tehzîb, 9/389; Kandemir, “Tirmizî”, 41/203.
[49] Tirmizî’nin el-Câmii’ndeki hadislerin sıhhati, anlaşılması ve tatbikine yönelik değerlendirmelerinde istifade ettiği kaynaklar hakkında geniş bilgi için bkz. Gökçe, Aziz, Tirmizî’nin Kaynakları, (İstanbul: İFAV, 2025)
[50] Itr, el-İmâmü’t-Tirmizî, 44-45.
[51] Kâtip Çelebi, Keşfü’z-zünûn, 1/559.
[52] Ebû Ğudde, Tahkîku ismeyi’s-Sahîhayn ve’smi Câmii’t-Tirmizî, 54-55. İsmail Lütfi Çakan, “el-Câmiu’s-sahîh”
[53] Tirmizî’nin kitabına aldığı ve bazı alimlerin amel etmediğini belirttiği iki hadis şunlardır: Muaviye'den (r.a.) rivâyet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İçki içen kimseyi değnekle vurarak cezalandırınız, içmeye devam ederek dördüncü defa yine içerse onu öldürünüz.” (Tirmizî, "Hudûd", 12), İbn Abbas'tan (r.a.) rivayet edildiğine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Hz. Peygamber Medine’de öğle ve ikindi namazlarını sefer ve korku olmaksızın cem’ etti.” (Tirmizî, "Salât", 24) Bkz. Tirmizî, Sünen, 5/736.
[54] Bkz Çakan, “el-Câmiu’s-sahîh”, 7/129; Çakan, Hadis Edebiyatı, 98; Itr, el-İmâmü’t-Tirmizî,62-63; Kandemir, “Tirmizî”, 41/203.
[55] Bkz. Tirmizî, Mukaddime, 1/103-104.
[56] Bkz. Makdisî, Şürûtu’l-eimmeti’s-sitte, 21; Zehebî, Siyeru a’lâmi’n-nubelâ, 13/274; Süyûtî, Kûtü’l-Muğtezî, Mukaddime/12.
[57] Çakan, “el-Câmiu’s-sahîh”, 7/129.
[58] Bkz. Özafşar vd. (ed.), Hadislerle İslam, 1/76.
[59] Canan, Kütüb-i Sitte, 1/237.
[60] Bkz. Tirmizî, Mukaddime, 1/82-86.
[61] Canan, Kütüb-i Sitte, 1/236.
[62] Çakan, “el-Câmiu’s-sahîh”, 7/129-130.
[63] Dehlevî, Hüccetullâhi’l-bâliğa, 1/258; Açıklama için bkz. Yıldız, Tirmizî’nin Cami’i, 24-25.
[64] Çakan, “el-Câmiu’s-sahîh”, 7/129.
[65] Ahmed Muhammed Şâkir ve şerh metodu hakkında geniş bilgi için bkz. Çelik, İdris, Ahmed Muhammed Şâkir ve Sünen-i Tirmizî’deki Şerh Metodu, Konya: Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2023.
[66] Bkz. Şahyar, “Tirmizî’nin el-Câmi’i Üzerine Yazılmış Şerhler”, 111-134.


