Ammar ADEN
Savaş travması varlığın komple ortadan kalkması ve yaşamın tüm değerleri ile kaybı anlamına gelecek içerikler üretir insan doğasında.
Oysa gerçekte her canlı yaşama sıkı sıkıya bağlı, kendini gerçekleştirmek için öne atılan, mutlu olmak için gündelik yaşamda arayışlar içerisinde olan bir dinamiğe sahiptir.
Her şey kaybolacaktır. Yitip gidecektir. Mutluluk artık olmayacaktır. Kendini gerçekleştirme fırsatı yarım kalacaktır. Yaşam risk altındadır. Sevdiklerin kaybı söz konusudur. Temel ihtiyaçlar, edinilememe tehlikesiyle karşı karşıyadır.
İnsan canlısı için bu algı bir felakettir. Her canlıya yerleştirilen kodlar varlığının devam etmesi, sevdiklerinin güvende olması üzerine kuruludur. Savaşların doğası ve insanın travmatik alt beynindeki geçmiş savaşların izi korkunç bir tabloya sahiptir ve yaşamın risk altında olduğunu, hiç kimsenin de güvende olmadığını haykırır.
Çocuk dünyasında varlığın devamı baba ve anne ile ilişkilendirilmiştir. Bir çocuk anne ya da babasından herhangi birine kötü bir şey olması durumunda hem sevgi öznesini kaybetmesi ve hem de varlığın devamının tehlikeye girmesi bakımından panikler. Onları kaybetme düşüncesi oldukça yönetilemez bir düşünce olarak sistemi sarsar. Gidecek bir yeri olmadığı sistemsel olarak algılanır. Artık ona kimin bakacağı görüşü cevapsız kalır. Arkadaşlarının anne ve babası vardır ve onlar güvendedir ama kendi anne babası yoktur duygusu çok sarsıcıdır. Özlemek ve acımak duygusu da çocuk gönlünde şaşırtıcı bir şekilde açığa çıkmaktadır. Bu da ilginç bir şekilde yetişkinlikte olan duygudurumun olgunlaşmış haliyle karşımıza çıkmaktadır.
Savaşlarda çocukların travmalarından bir tanesi de özlemek ve acımak duygusunun derin ve sarsıcı bir şekilde yaşanmasıdır.
Savaşlar bu hususta toplumsal bir yara da açığa çıkarmaktadır: Ebeveyni olmayan çocuklar.
Bir toplumun sağlıklı olabilmesi için, o topluma ait çocukların anne baba eğitiminden geçmesi gerekmektedir. Anne baba eğitimi hem temel güven noktasında hem de projeksiyon etkisinin en sağlıklı şekilde yerleşmesi için çok önemlidir. Aksi durumda anne babasız büyüyen çocukların sosyal ortamlarda edindikleri öğrenme biçimi, projeksiyon etkisinin kontrol edilemeyen, sağlaması alınmamış şekliyle yer etmesini sağlar. Bu da random gruplar oluşmasının önünü açar.
Anne babasız büyüyen çocuklar kolay yönetilebilir, antisosyal kişilik özelliklerine yatkın bireyler haline dönüşür.
Bu tip çocukların ekonomik etkinlikleri, meslek edinmeleri, düzenli bir aile kurmaları oldukça zor ve karmaşık hale gelecektir.
Çünkü öğrenmeleri ve uyaranlar üzerinden etkilenmeleri tamamen karmaşıktır ve bir algoritma oluşmaz. Bu ancak bir aile içerisinde büyüyen temel güven duygusu yerleşmiş, sistematik ve disiplinli öğrenme deneyimleri yaşayan çocuklar için geçerlidir.
Çocuk dünyası otoritenin sağlıklı ve güçlü olmasını ister. Bu sayede güven duygusu oluşur, en iyi öğrenme biçimi bu isteğin gerçekleşmesi üzerinden yerleşir. Otoriteyi temsil eden abi, abla, anne, baba sağlıklı ve güçlü ise çocuk yüksek motivasyona sahip olur. Çok daha iyi oynar, çok daha sağlıklı olur, fizyolojik rahatsızlıklara karşı sistem nasıl ki çok fazla antikor üretirse, burada da psikolojik savunma refleksleri çok daha fazla üretilir.
Savaşlarda yetişkinlerin ölümü, yaralanması, kalıcı hasarlara maruz kalmaları söz konusudur. Bu durum biraz önce bahsettiğimiz temel güven duygusunun oluşumunda çocuk dünyasında var olan nitelikleri sarsacak, desteklemeyecek bir durumdur. Bu yüzden savaş travmalarında çocuklar başı çekmektedir.
Savaşların bıraktığı en büyük travmalardan bir tanesi de korkudur.
Korku travması fizyolojik ve psikolojik sorunlar ortaya çıkarır.
Kalp ritim bozuklukları, tiroit sorunları, nefes almada güçlük, antikor üretiminde azalma, bağışıklık sisteminin zayıflaması, kas ve eklem sistemlerinin yetersizleşmesi, bağırsak problemleri sayacağımız fizyolojik sorunlardan birkaç tanesidir.
Korku, psikolojik reaksiyonların hemen hepsine etki edecek olumsuzluğa sahiptir.
Korkunun neden olduğu psikolojik sorunlar çok geniş bir tabloya yayılmıştır.
Panik duygulanım, sürekli tetikte olma hali, her an başına bir şey gelecekmiş hissi, güvensizlik, terkedilme korkusu ve buna bağlı olarak bağlanma sorunları, ani irkilmeler, takıntı, saplantı, anıların işlenememesi, geleceğe güvensizlik, yaşama isteğinin azalması, her an kendi ya da bir yakının ölebileceği anksiyetesinin derinleşmesi, neşe ve haz duygularının kapanması gibi çok geniş bir tablo sözkonusudur.
Korku, en çok takılma yapmaktadır. Sessizlik ve içe kapanma, tercih edilen genel duygudurum halidir.
Rüyaların bozulması, çığlık ile uyanma, sürekli ağlama hissi, bastırma mekanizmasının refleks haline dönüşmesi takıntı şeklindedir. Bu yüzden iyileşme süreçleri büyük zorluklar içermektedir.
Savaşlardan kadınlar ve yaşlılar da oldukça fazla etkilenmektedir.
Kadınlar eşlerini ve çocuklarını kaybetme riskiyle karşı karşıyadır. Bu durum kadın tabiatında yer alan sahip olduğu en değerli şeyleri kaybetme ve derin yalnızlık karşısında hissedilecek büyük çaresizliği açığa çıkarmaktadır.
Bir çok kadın savaşlarda eşlerini ve çocuklarını kaybetmektedir. Bu husus insan canlısının hafızasında genetik olarak kodlanmış ve bir arketip olarak nesilden nesile geçmiştir.
Yaşlılar için de savaşlar çok travmatiktir.
Hayatının son evresine gelen insan sevdiklerini güvende görmek ister. Kendi de yorucu geçen gençlik ve yetişkinlik çağından sonra daha sakin bir dönemi yaşayıp, tecrübelerini gelecek nesillere aktararak hayatını devam ettirmek ister. Bu arada bir çok hastalıkla da mücadele etmektedir. Ancak savaşlarda bu doğal süreç aksar. Yaşlı insan hastalıkları için gerekli ilacı ve dinlenmeyi bu dönemde bulmakta güçlük çeker. Sevdiklerinin güvende olması artık söz konusu değildir. Bu iki husus yaşlılarda derin üzüntü ve yoksunluklar açığa çıkarır
Savaş travmalarından bir tanesi de barış gerçekleştikten sonra yeniden bir hayat kurmaya karşı gelişen inançsızlıktır.
Bağlanma problemi savaşlarda edinilen travmalar ile açığa çıkmaktadır.
Sevdiklerini kaybeden birey tekrar sevme ve hayat kurma noktasında artık inancını kaybetmiş ya da sevdiklerini tekrar kaybetmemek için sevmemeyi tercih etmiştir.
Tekrar sevecek bir aile kuracak ve daha sonra onları kaybedecek. Bu düşünce onda yüksek gerilim yaptığı için yeniden hayata başlama ve aile kurma noktasında hep geri adım atacaktır.
Savaş travmaları zamanla nörolojik bozulmalar da açığa çıkarmaktadır.
Kulak çınlaması, kötü anıların o an yaşanıyormuş gibi halüsinojen etkiyi tetiklemesi, flash belleğin devreye girmesi ile birden tutulum yaşanıp kişinin nerede ve kim olduğunu hatırlayamaması, Disosyatif kırılmalar hep bu tip yüksek travmalarda yaşanan nörolojik bozulmalara örnektir.
Savaşlar, en önemli yaşamsal yıkımlara neden olmaktadır. Medeniyetlerin ortadan kalkması, gelecek kuşaklara taşınması gereken kültür ögelerinin yok edilmesi, eğitim ile insan gelişiminin ilerlemesi, gıda üretimi ve gıda ürünlerine ulaşımın zorlaşması ve en önemlisi can güvenliğinin yok olması yukarıda da saydığımız gibi bir çok husus büyük yıkımlara örnektir.
Medeniyetler barış ve alışveriş etkisi ile oluşmakta ve gelişmektedir. Tüm insanlığın barış konusunda birleşip, savaşa ise karşı durarak ilerlemesi gerekmektedir.
Sizlere savaş travmalarını özet bir şekilde anlatmaya çalıştım. Fakat burada bahsi geçen hususların hepsi detaylandırıldığı zaman çok uzun olacaktır. Konuyu kısa tutmaya çalıştım.
Cenab-ı Allah insanlığı zalimlerin hegemonyasından kurtarsın.


