08 Mart 2026 - Pazar

Şu anda buradasınız: / / Esmâu’l-hüsnâ’ya Karşı Görevlerimiz
Esmâu’l-hüsnâ’ya Karşı Görevlerimiz

Esmâu’l-hüsnâ’ya Karşı Görevlerimiz Hüseyin Kerim Ece

 

ESMÂU’L-HÜSNÂ’YA KARŞI GÖREVLERİMİZ

Ya da ‘Esmâu’l-Hüsnâ’yı korumada edepler. 

 

-Esmâu’l-Hüsnâ’nın boyutları

Allah (cc), Yüce Yaratıcının özel ismidir. Esmâu’l-Hüsna (Esmau’llahi’l-Hüsna şeklinde de söylenir) ise, Allah isminin isimleri ve sıfatlarıdır. Her biri Allah ismine nisbet edildiği hâlde, Allah ismi hiç birine nisbet edilmez. 

Allah’ın fiilleriyle ortaya koyduğu eserleri O’nun isimlerine delâlet ettiği gibi, her bir isim de O’nun kemâl sıfatlarına delâlet ederler. Sıfatlar da O ulu Zât’a işaret ederler.

Bunlara sıfat değil isim denilmesi; bu kelimelerin vasıflıkta ileri derecede olduklarını ve âdeta birer isim hâline geldiklerini hatıra getirir. (Ulutürk, V. Kur’an’da Allah Kendini Nasıl Tanıyıyor, s: 102)

İsim, bir şeyin kendisiyle bilindiği addır. Bir şeyin ismi o şeyin alâmetidir. Allah’ın sıfatlarını kullarına bildirecek bu gibi isimlerin olması tabiidir. Bu bakımdan Allah’ın çok isminin olması şaşılacak bir şey değildir. Ayrıca öteden beri araplar, çokluğu anlatmak üzere yetmişüç, yetmişyedi, doksanyedi gibi ifadeler kullanırlardı. (Ulutürk, V. Age. s: 103)

Allah’ın güzel isimleri şüphesiz O’nu hatırlatacak ifadelerdir. Bunlar hem O’nu hakkıyla niteliyorlar, hem de O’na ta’zimi dile getiriyorlar. 

Allah (cc) kendini insana, onun tanıyabileceği, idrak edebileceği, zihninde tasavvur edebileceği, isim ve sıfatlarla tanıtıyor. 

Tirmizî’nin rivayet ettiği bir hadiste Allah’ın doksandokuz ismi zikrediliyor. (Tirmizî, Da’avât/83) Kur’an’da geçen Esmâ ile bu hadiste geçen isimler arasında küçük farklılıklar vardır. 

S. Yıldırım, Kur’an’da Ulûhiyet kitabında Esmâu’l-Hüsnâ’yı yüzüç tane olarak açıklıyor.

Kur’an’da “Esmâu’l-Hüsnâ” ifadesi dört defa Allah’a nisbet edilmiştir. 

Allah (O) Allah’tır ki kendisinden başka hiç bir tanrı yoktur. En güzel isimler onundur.” (Tâhâ 20/8)

“De ki, İster Allah diye çağırın, ister Rahmân diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız en güzel isimler O’nundur.” (İsrâ 1/110)

O, yaratan, var eden, varlıklara şekil veren Allah'tır. En güzel isimler O'nundur. Göklerde ve yerde olanlar O'nun şânını yüceltmektedirler. O, gâlib olan, her şeyi hikmeti uyarınca yapandır.“ (Haşr 59/24. Ayrıca bkz: A’raf 7/180)

 

1-İman olarak Esmâu’l-Hüsnâ’ya kaşrı görevlerimiz

a-Esma’ya iman, imanın esaslarındandır

Allah’ın sıfatlarına ve isimlerine, Kur’an’da ve Sünnet’te anlatıldığı gibi iman etmek, araştırmak ve öğrenmek imanın gereklerindendir. Allah’ın sıfatlarını ve Esma’sını inkâr, insanı iman dairesinden uzaklaştırır.

Zira, Allah’ın (cc) kendi bildirdiği isim ve sıfatları kabul etmemek, inkâr etmek, onlar hakkında kötü zan sahibi olmak ancak inkâr ve şirk ehlinin yapacağı şeydir. 

Vaktiyle siz, ne kulaklarınızın ne gözlerinizin ne de derilerinizin aleyhinizde şâhitlik etmesinden sakınıyordunuz; üstelik yaptıklarınızın çoğunu Allah’ın bilmediğini sanıyordunuz.

İşte rabbiniz hakkında taşıdığınız bu kanaatiniz sizi mahvetti, sonunda kaybedenlerden oldunuz.“ (Fussilet 41/22-23)

Alllah’ın (cc) sıfatlarıyle ve isimleriyle övülmesi O’nun razı olacağı bir ameldir. 

 

b-Selbin nefyedilmesi

Allah’ın (cc) zâtına ve varlığına yakışmayan, O’nun hakkında mümteni (imkansız) olan sıfatların reddedilmesi gerekir.

Selb; kaldırmak, uzaklaştırmak ve tenzih etmek anlamındadır. Allah’ın zâtî ve subutî sıfatlarının zıddına “sıfat-ı selbiyye veya tenzihât” denmiştir. 

Allah’a kemâl sıfatlar ve Esmâu’l-Hüsnâ uygundur. Bunların zıddı noksan sıfatlardır ve müslümanlar bunları O’nun hakkında bunları düşünmezler ve şiddetle reddederler. 

Mesela; “Onu ne bir uyuklama, ne de bir uyku tutar...” (Bekara 2/255),

“Doğurmadı ve doğurulmadı. O’nun hiç bir dengi yoktur.” (İhlas 112/3-4)

“Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbin’den uzak (gizli) kalmaz.” (Yûnus 10/61)

“Bize bir yorgunluk çökmedi.” (Kâf 50/38) gibi.

”… (Allah’a) yakıştırdığınız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size!“ (Enbiya 21/18)

 

c- Esmâu’l-Hüsnâ’yı tenzih

Allah’ın Esmâsı mutlak anlamda O’na aittir. 

Her bir Esmâ’nın kapsadığı mana, ifade ettiği şey, gösterdiği hedef; en yüce, en nihâi, en mükemmel anlamda O’nda vardır, O’nundur. 

Allah Teâla, bu sıfatlarından bir kısmını, sıfatlarının/isimlerinin kapsadığı mananın da bir kısmını varlıklara vermiştir. Ki bunlara Esmâu’l-Hüsnâ’nın tecellileri diyoruz. 

Ancak varlıklara verilen kısım mutlak olmadığı gibi, mükemmel veya sonsuz değildir. 

Müslüman Esmâ’yı varlıklara ait bu eksik, sonlu ve sınırlı sıfatlardan, manalardan tenzih eder. 

Ancak, Allah’ı mahlukâta benzetirim korkusuyla bütün isim ve sıfatlardan, mutlak anlamda tenzih etmeye kalkarsa, o zaman da varlıkla/oluşla ilgisi kalmayan bir tanrı tasavvur etmiş olur.

 

d-Teşbihten (benzetmeden) sakınma

    Burada dikkat edilmesi gereken bir başka nokta da Allah’a ait isim ve sıfatları, varlıklara ait isim ve sıfatlara, ya da varlıkların sahip olduğu sıfatları Allah’ın sıfatlarına benzetmemek.

    Şüphesiz ki Rabbimiz kendini insana, insanın bildiği kelimeler, nüanslar ve mefhumlarla tanıtıyor. Bir anlamda kendi Zâtına ait şeyleri, bizim algı seviyemize indiriyor. Biz O’nu algı kapasitemiz ölçüsünde algılayabiliriz. 

Esmâ, muhtevası yönüyle sıfat özelliği de taşırlar. Âdeta, onların anlamlarının bir ucu Aşkın (Müteâl) ve Mutlak olanı, dolaysıyla kavranılamayanı temsil eden isme, bir ucu da tecellileriyle, etkileriyle her an hayatın içinde aktif olan sıfat ve fiillere bağlanmıştır. 

Allah (cc) isimlerle (Esmâ ile) mahlukât dışında mutlak varlığı remederken, bir yandan da “semi’ ve basar-işitme ve görme” gibi ilk duyuşta varlıklardan yola çıkarak insanlar tarafından kavranılabilen sıfatlarla kendini takdim ediyor.

    Allah’ın zâtı münezzehtir. O’nun hakikatini beşer aklı kavrayamaz. Fakt O zâtına ait bazı bilgileri Esmâsıyla beşer aklına inzâl etmiştir.  

    Ancak O’nun fiil ve Esmâ’sını varlıklara teşbih edilmesi (aynen benzetilmesi), şirke kapı açar. Nitekim insanlar Allah’ı önce bir şeylere benzettiler, sonra cisimleştirdiler. Sonra bunlara tanrı diye inanmaya ve tapınmaya başladılar. 

 

2-Eylem (amel) olarak Esmâu’l-Hüsnâ’ya kaşrı görevlerimiz

a-Esma’yı öğrenmek,

Rasûlüllah’ın şöyle dediği nakledildi:

“Doğrusu Allah’ın doksandokuz ismi vardır. Kim bu isimleri ihsa ederse (öğrenip gereğini yaparsa) Cenneti hak eder.” (Buharî, Tevhid/12, Daavât/69, Şurut/18. Müslim, Zikr/6. Tirmizî, Daavât/83. Ahmed b. Hanbel, 2/258, 267,314, 427, 499, 503, 516)

Buradaki ‘ihsa’dan (saymadan/ezberlemeden) maksat nedir. Hadiste geçen ’ahsâ’ kelimesini nasıl anlamak gerekiyor?

‘İhsâ’, bir şeyin miktarını bilmek, saymak, anlamak demektir. 

‘İhsâ‘ günümüzde istatistik, ‘ihsâu’n-nüfus-nüfus sayımı anlamında kullanılıyor.  

Türkçe’de ‘saymak’ kelimesi aynı zamanda değer vermek, saygı göstermek, adam yerine koymak, önemsemek, benimsemek, göz önüne almak gibi manalara gelir.

Allah’ın isimlerini saymak, parmak sayısından öte, her birinin ne ifade ettiği, Allah’ı (cc) bize nasıl tanıttığını anlamaya çalışmak olsa gerektir.

İbni Atiyye;‘ ihsa’yı, saymak, hıfzetmek, bunlara ve muhtevalarına iman etmek, esmayı yüceltmek, onların sırrına ulaşmaya rağbet etmek, ilâhiî esma arasındaki ve bunlarla hayat ve insan arasındaki irtibatı keşfetmek olarak açıklamış. (e-Muharriru’l-Vecîz, s: 764, 1845)

Kimilerine göre Allah’ın isimleri saymanın üç mertebesi vardır:

Birincisi: Onların lafızlarını ve adetlerini saymaktır.

İkincisi: Manalarını ve medlüllerini (delâlet ettikleri şeyi) anlamaktır,

Üçüncüsü: A’raf 7/180de geçtiği gibi Esmâ ile dua etmektir. (Şerh-i Esmâi‘llahi’l-Hüsnâ, s: 43)

 

b- Edeple hitap,

Sevdiklerimize, ya da büyük bildiklerimize bilgimizin, kültürümüzün, geleneğimizin, dilimizin geliştirdiği en güzel kelimelerle hitap ederiz. 

Bu hitaplarda kullandığımız kelimeler aynı zamanda kimliğimizin de, edebimizin de bir parçasıdır.

     Allah Teâla, ta’zim edilmeye ve sevilmeye en layık olandır. Onun isimlerini anarken saygılı olmak, övgü ifadeleri kullanmak mü’minin edebindendir. 

Mesela; Allah Teâla, Allah Sübhânellahu Teâlâ şeklinde söylemek, Allah ve Esmâul-Hüsnâ’dan sonra mutlaka Celle Celâluhu demek gibi...

 

c- İsimlerle dua etmek,

Sadece O’ndan istenir. (Fatiha 1/4) Mü’minler, Allah’tan istenebilecek şeyleri yalnızca O’ndan isterler. Zaten Allah’ın vereceğini, yapacağını, medet etmesini -insan ve eşya olarak- kimse veremez, yapamaz, medet edemez, günahları mağfiret edemez (affedemez). 

Dua etmek de zaten O’nun emridir. 

“Rabbiniz dedi ki: “Bana dua edin, size icabet edeyim (karşılılığını vereyim). Doğrusu bana ibadet etmekten büyüklenenler (müstekbirler) boyun bükmüş olarak Cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min 40//60)

“De ki: ‘Sizin duanız olmasaydı, Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık  (bunun azabı) kaçınılmaz olacaktır.” (Furkan 25/77)  

         “Rabbinize yalvara yalvara ve içten dua edin. şüphesiz O, haddi aşanları sevmez. Düzene konulmasında sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesat) çıkarmayın; O’na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah’ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır.” (A’raf 7/55-56) 

Mü’minler O’ndan O’nun isimleriyle isterler, dua ederler.

Oysa en güzel isimler Allah'ındır. Bundan dolayı Allah'a onlarla dua edin. Onun isimlerinde sapıklık eden mülhidleri (inkârcıları) terkedin. Onlar yakında yaptıklarının cezasını çekecekler.“ (A'raf 7/180) 

"De ki: "İster Allah deyip dua edin, ister Rahman deyip dua edin; hangisi ile dua ederseniz edin, onun güzel isimleri vardır.“ (İsrâ 1 7/110) 

Bu da iki aşamadır:

Birincisi: Senâ, hamd (övgü) duası ve hakkıyla ibadet (kulluk),

İkincisi: Talep duası. O’na ancak Esmâu’l-Hüsnâ‘sı ve yüce sıfatlarıyla hamd ve senâ edilir ve onlarla bir şey istenir.

Müslüman; Ya Mevcud!, Ya Şey! Zât! Beni bağışla, bana merhamet et demez. Buna karşın hangi istekte bulunuyorsa, o isteğin gereği olan isim ile ister.

Abone olmak için tıklayınız.

-->
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul