08 Mart 2026 - Pazar

Şu anda buradasınız: / / AynÎleşen Durumlar
AynÎleşen Durumlar

AynÎleşen Durumlar Muhammed İslamoğlu

Enes b. Mâlik (r.a.):

-Rasulullah (s.a.s.) zamanında mevcûd olanlardan hiçbir şeyi göremiyorum, dedi.

Kendisine:

-Ya namaz? diye soruldu.

Enes:

-O, kendisinde zâyi kılmalar, tağyir(değiştirme)ler yapıp zâyi (hebâ) etmiş olduğunuz bir şey değil mi? diye cevab verdi. 

Zührî (rh.a.) anlatıyor:

Ben, Dimeşk’te (Şam’da) Enes b. Mâlik’in yanına girdim. O ağlıyordu.

O’na:

-Seni ağlatan nedir? diye sordum.

Enes:

-Beni, Rasulullah zamanında erişmiş olduklarımdan namaz müstesnâ, hiçbir şeyi tanımaz olmaklığım/göremeyişim (ağlatıyor). İşte bu namaz dahi zâyi edilmiştir. 

“Dimeşk: el-Kelbî, ‘Esmâü’l-Büldan’ isimli kitabında ‘Dimeşk’ kelimesinin, bu şehri kuran ve Sâm b. Nuh’un soyundan gelen Dimaşuk b. Kânî’den geldiğini söylemiştir.

Enes (r.a.), Haccâc(-ı Zalim)’in Irak valisi olduğu dönemde O’nu, halifeye şikâyet etmek için Şam’a gelmişti. O dönemde halife, Velîd b. Abdulmelik b. Mervân’dı.”

Enes b. Mâlik (r.a.), Dimeşk’e, yani bugün Suriye’nin başkenti olan Şam’a bu niyetle gelmiş ve buradaki uygulamalar O’nu ağlatmıştı… Dimeşk, o gün İslâm adına devlet olan Emevî iktidarın başşehriydi… Devlet, İslâm Devleti, halk Müslüman ve toplum, halifeli bir toplumdu… Rasulullah (s.a.s.), içinde yaşadığı “Asr-ı Saadet”e en yakın, “Raşid Halifeler Dönemi”nden hemen sonraki bir devir… 

Enes b. Mâlik (r.a.) gibi binlerce Sahabînin hayatta olduğu bir zaman… İslâm adına hayata egemen olan bir devletin başşehri: Dimeşk (Şam)!..

Enes b. Mâlik (r.a.)’ın, Haccâc-ı Zalim’den gördüğü zulümlerden iki olayı hatırlatalım!..

Ali b. Zeyd b. Cüd’ân anlatıyor:

Ben, (bir gün) siyasî otoritenin konağında idim. Haccâc, İbnü’l-Eş’as olayının olduğu günlerde halkın içine çıkmış, onları izliyordu. Enes geldi ve Haccâc’ın huzuruna girdi. Yaklaşınca Haccâc, O’na:

-Fitneler içinde oradan buraya koşturan pislik! Bâzan Ali b. Ebî Talib ile bâzan İbnü’z-Zübeyr ile bâzan da İbn Eş’as ile birlikte! Vallahi, (ağaçtan) reçinenin koparıldığı gibi mutlaka ben de senin kökünü kazıyacağım. Kertenkelenin soyulması gibi mutlaka ben de senin derini yüzeceğim.

Bu söze mukabil Enes:

-Allah onu ıslah etsin! Emir, bu sözüyle kimi kasdediyor? diye sordu.

Haccâc:

-Sadece seni kasdediyorum, kulakları sağır olasıca! dedi.

Bu kez Enes:

-İnnâ lillah ve innâ ileyhi râci’ûn (biz, Allah’a aid(kullar)ız ve şübhesiz O’na dönücüleriz), dedi.

Haccâc, O’nu bırakarak başka şeyle meşgul oldu. Ardından Enes, oradan çıktı. Arkasından gittim.

(O’na yetişince:)

-O’na neden cevab vermedin? diye sordum.

Şu cevabı verdi:

-Çocuklarımın çokluğunu hatırlayıp da ölümümden sonra onlar için endişe etmeseydim bulunduğum yerde O’na öyle bir cevab verirdim ki, ondan sonra beni asla yaşatmazdı!

Ebân b. Ebu Ayyâş anlatıyor:

Haccâc, Vâsit şehrini inşâ edince ve savaş sona erince Enes b. Mâlik’e bir mektub yazdı. Haccâc çıktı, O’nunla beraber biz de çıkıp Enes’in yanına vardık. Beraberinde bazı kimseler vardı ve onlar, sesi duyuyorlardı.

Bekçi:

-Enes b. Mâlik! diye seslendi.

(İçeri girmemiz) söylendi ve konuk olduk. Sonra ertesi gün tekrar O’na döndük. O, yine aynı vaziyetteydi.

Bekçi:

-Enes b. Mâlik! diye seslendi.

Haccâc, O’na yaklaştı ve yatağına O’nunla beraber oturdu. Ben, konuşmaları duyacak mesafede ayakta dikiliyordum.

Akabinde Haccâc, cins cins soylu atları çağırdı. Dişleri tamamlanmış beş yaşındaki atlar, üç yaşını, dört yaşını, iki yaşını doldurmuş atlar! Atların üzerinde değişik renkli ipek elbiseler giymiş gençler vardı.

Ardından Haccâc, Enes’e şöyle dedi:

-Ey ihtiyar, başını kaldır da bir bak bakalım! Peygamberimizden sonra bize neler verilmiş? Muhammed’in beraberinde şu atlar gibisini hiç gördün mü?

Enes, O’na şu karşılığı verdi:

-Bu atlar da neyin nesi? Muhammed (s.a.s.)’in beraberinde sabah akşam Allah yolunda olan atlar görmüştüm.

Atlar üç türlüdür:

Allah yolunda olanlar ki, onlara şöyle şöyle sevab verilir. Hattâ onların dışkıları dahi sahiblerinin terazisinde (sevab hânesinde) yer alır.

Onların ikinci grubu temsil edenler damızlık için olanlardır ki, bunlar da Allah yolundadır.

Onlardan (üçüncü kısmı teşkil eden) en şerli ve en pis olanlar ise, övünmek için şu şu maksadlar için edinenlerdir.

Bunun üzerine Haccâc:

-Beni ayıpladın. Sayıp dökmedik bir şey bırakmadın. Şayet Allah Rasulü (s.a.s.)’e hizmetin ile Mü’minlerin Emiri’nin mektubu olmasaydı benim seninle işim vardı (o zaman sana gününü gösterirdim), dedi.

Enes b.Mâlik (r.a.), dünya durdukça yaptığı zulümler ve döktüğü Müslümanların kanlarıyla anılacak zalimi, günün halifesine şikayet etmek üzere başşehir Dimeşk’e (Şam’a) gelmiş ve orada gördüğü şeylerle karşılaştığında, yapılan gayr-ı İslâmî uygulamalar karşısında çok üzülüp üzüntüsünü böylece dile getirmişti!..

Sâbit anlatıyor:

Enes:

-Lâ ilâhe illallah demeniz dışında, Rasulullah (s.a.s.) zamanında gördüğüm hiçbir şeyi bugün sizde göremiyorum! dedi.

O’na:

Ey Ebu Hamza, ya namaz? diye soruldu.

(Enes,) şu karşılığı verdi:

-Güneş batarken de namaz (ikindi namazı) kılıyorsunuz. Rasulullah (s.a.s.)’in namazı böyle mi idi?

Yine de içinde bir peygamberin yaşadığı zaman dışında amel edecek kişi için sizin zamanınızdan daha hayırlı bir zaman göremiyorum.

Ebu’l-Abbâs Şihâbuddin Ahmed b. Muhammed el-Kastallânî (rh.a.), “İrşâdu-s-Sârî li Şerhi Sahihi’l-Buhârî” adlı meşhur eserinde şunları kaydeder:

“Haccâc’ın bir namazı geciktirmesi üzerine Enes b. Mâlik, Rasulullah (s.a.s.) zamanında yapılıp da aynı şekilde muhafaza edilen bir şey artık göremediğini dile getirdi.

İbn Sa’d, Tabakât’ta bunu rivayet ederken Enes’in: ‘Lâ ilâhe illallah şehadetinden başka bir şey kalmadı’ dediğini zikreder.

Ebu Râfi’, bundan yakınan Enes’e, namazın bulunduğu ve Rasulullah (s.a.s.) zamanında edâ edildiği gibi şimdi de edâ edildiğini, dolayısıyla bu şekilde genelleyerek konuşmanın isâbetli olmayacağını söyleyince Enes, namazda bile bazı şeylere riâyet edilmeyip hebâ edildiğini dile getirdi. Burada namazın hebâ edilmesinden kasıd da, vakti geçecek şekilde onu geciktirmektir.

 Yüce Allah: ‘Onlardan sonra namazı hebâ (zâyi) eden, şehvet ve dünyevî tutkularının peşine düşen bir nesil geldi’ buyurdu ki burada, namazı hebâ etmekten kasıd, namazı bırakmaları veya vakti geçecek şekilde geciktirmeleridir.

(……………………..)

Enes bunu, Şam ve Basra’da gördükleri üzerine söylemiştir. Zira Haccâc, O’nun emiri (halife) Velîd ve başkaları namazı geciktirerek kılıyorlardı. Geciktirerek kılmaları da müstehab olan vakti geçecek şekilde geciktirmeleridir.”

Devlet, İslâm Devleti, ülke İslâm ülkesi, egemen olan İslâm hükümleri olduğu bir dönemde yöneticilerin uygulamadaki gevşeklikleri ve halka zulmetmeleri neticesinde birçok sıkıntılar gündeme gelmiş ve saldıkları korku yüzünden Müslüman halk zor günler yaşamıştı… Özellikle imandan sonra en önemli ibadet olan namaz konusundaki rahatsız edici tutumları, başta âlimler olmak üzere Müslümanları çok tedirgin bir hâle getirmişti!..

O mihne günlerini yaşayanlardan birkaç örnek!..

1-Atâ (b. Ebî Rebâh) der ki:

-Velîd, bir defasında Cuma namazını akşama kadar geciktirdi. Ben, oturmadan önce öğle namazını kıldım, sonra ikindi namazını o, hutbe verirken, ellerimi dizlerime koyup başımla imâ ederek oturduğum yerde kıldım. 

2-Muhammed (b. Sirin) anlatıyor:

-Valîlerden biri hutbeyi uzattı. Ben de bunun üzerine elimi kanatıncaya kadar yaraladım ve (abdestim bozulduğundan gitmek için) ayağa kalktım. Fakat kırbaçlar üzerimde şakladı. Buna rağmen yoluma devam edip mescidden çıktım.

3-Muhammed b. Ebî İsmail der ki:

-Bir defasında Velîd namazı geciktirince Said b. Cübeyr ve Atâ b. Rebâh’ın oturdukları yerde namazı imâyla kıldıklarını gördüm.

4-İbrahim b. el-Muhâcir anlatıyor:

-Haccâc(-ı Zalim), Cumayı geciktirirdi. Ben, İbrahim(-i Nehâî) ve Said b. Cübeyr öğle namazını kılar, sonra Haccâc hutbe okurken konuşur, onlarla beraber (yani Haccâc’ın imamlığında Cuma) namaz(ını) kılar ve kıldığımız bu namazı nâfile sayardık.

Şahid, vasat ve insanlar için çıkarılmış hayırlı ümmetin böyle zorlu ve çileli dönemleri de yaşandı… Enes b. Mâlik (r.a.)’ın üzülerek beyân ettiği bu asla razı olunamaz bozulmalar konusunda yalnız olmadığını görüyoruz… Ashâb-ı Kiram’ın meşhur şahsiyetlerinden Ebu’d-Derdâ (r.a.) da aynı dertten müzdârib birisidir…

Ümmü’d-Derdâ (r.anha) anlatıyor:

Bir gün Ebu’d-Derdâ, öfkeli bir şekilde yanıma girdi.

-Neyin var (neden öfkelisin)? diye sordum.

(Ebu’d-Derdâ:)

-Vallahi, cemaatle namaz kılmaları dışında, Muhammed (s.a.s.)’in yaptıklarından onlarda bir şey göremiyorum! dedi.

Ülke, İslâm ülkesi, devlet, İslâm Devleti, halk, mü’min Müslüman, egemen nizâm İslâm ve Rasulullah (s.a.s.)’in iki güzide sahabesinin âdil şahidliği!..

Sormak lazım, acaba bu iki kıymetli şahsiyet kendilerini İslâm’a nisbet eden bugünkü insanların arasında yaşasalardı ne derlerdi?..

İslâm toprakları işgal edilip kırk küsür parçaya parçalanmış, her parçasında gayr-ı İslâmî kanunlarla egemen olmuş devletçikler kurdurulmuş, her devletçiğin başına kendisinin Müslüman olduğunu beyân eden birileri yetkili kılınmış, onlar da gayr-ı İslâmî şirk yasalarıyla yönetmeye devam ederken, Müslümanlardan olduklarını iddia eden halk tarafından malları ve canlarıyla desteklenmeye devam edilmektedirler…

Heyhat ki, heyhat!..

Egemen oldukları işgal edilmiş İslâm topraklarında “Allah’ın indirdiği hükümler”le hükmedilmesini yasaklayan ve bunu gündeme getirip dillendirenlere en ağır cezâlar veren iktidarlar, kendilerini Müslüman kabul eden halktan vekâlet alıp onların adına bu cinayetleri işlemektedirler… Onlar, muvahhid mü’minleri böyle cezâlandırırken, kendilerine Müslüman denilen halktan hem destek, hem de yetki almaktadırlar…

Neredesiniz Enes b. Mâlik (r.a.) ve Ebu’d-Derdâ (r.a.)?

Heyhat ki, heyhat!..

Ebu Cehil’in ve yandaş müşriklerin yönettiği Mekke putperest şirk devleti, malum olduğu üzere laik-demokratik bir devletti!.. Bugünkü işgal edilen İslâm topraklarındaki kurdurulan gayr-ı İslâmî devletçikler de, dünkü Mekke’nin bir benzeri olarak laik-demokratik ve gayr-i İslâmî devletlerdir… Bu gayr-i İslâmî devletlerin yönetiminde kendilerinin Müslüman olduklarını iddia edenler bulunmakta, Ebu Cehil’in Mekke’sinin bir benzeri olan günün Mekkelileri Ebu Cehil’in izinden gidenlerin yasalarıyla yönetmekte, kendine Müslüman denilen halk tarafından desteklenip duâ edilmektedir: “Allah, sizi başımızdan eksik etmesin.”(!)

Heyhat ki, heyhat!..

Muâz b. Cebel (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Allah’ın en sevmediği kişiler, iman ettikten sonra tekrar küfre dönenlerdir.”

Muâviye b. Hayde (r.a.)’dan.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

“Allah, Müslüman olduktan sonra küfre giren kulun tevbesini kabul etmez.”

Muâviye b. Hayde (r.a.) rivayet etti.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

“Allah, Müslüman olduktan sonra şirk koşan kulun tevbesini kabul etmez.”

Hâkim b. Muâviye, babası (Muâviye b. Hayde)den bildirdiğine göre Rasulullah (s.a.s) şöyle buyurur:

Abone olmak için tıklayınız.

-->
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul