08 Mart 2026 - Pazar

Şu anda buradasınız: / / Buyur Allahım Buyur!
Buyur Allahım Buyur!

Buyur Allahım Buyur! Abdullah Dâi

 

Câbir b. Abdillah (r.a.) anlatıyor:

(...........................)

(Vedâ Haccı sırasında) Rasulullah (s.a.s.) aramızda bulunuyordu. Kur'ân, O'na iniyor, te'vilini de O biliyordu. O, ne yaparsa biz de onu yapıyorduk. Derken Tevhid'le gürledi:

"Lebbeyk Allahumme lebbeyk. Lebbeyke lâ şerike leke lebbeyk. İnne'l-hamde ve'n-ni'mete leke ve'l-mülk. Lâ şerike lek: Buyur Allahım buyur. Buyur, Senin hiçbir ortağın yoktur buyur! Hiç şübhe yoktur ki, hamd ve nimet Sana mahsustur. Mülk (hakimiyet/egemenlik) de Senindir. Senin ortağın yoktur." (diye telbiye getirdi.)

Ashâb-ı Kirâm'dan Câbir b. Abdillah (r.anhuma), en son Nebî ve en son Rasul Rasulullah Muhammed (s.a.s.) ile "Vedâ Haccı'nda bulunan yüzbinden fazla sahabiden bir şahsiyet... Yegâne Rabbimiz Allah Teâlâ cümlesinden razı olsun, onların hepsi Rasulullah (s.a.s.)'e iman etmiş, İslâm ile izzete kavuşmuş ve Rasulullah'ı hem önder, hem de örnek edinmişler...

Abdullah b. Abbas (r.anhuma)'nın tabiriyle "İslâm Haccı" olan "Vedâ Haccı" sırasında gözlemlerini beyân eden Câbir b. Abdillah şöyle diyordu:

"Rasulullah (s.a.s.) aramızda bulunuyordu. Kur'ân, O'na iniyor, te'vilini de O biliyordu. O, ne yapıyorsa biz de onu yapıyorduk."

Bu ifadeler, o günleri yaşayan Ashâb-ı Kirâm'ın kesin inancı ve şahidliği olduğu gibi, kıyamete kadar yaşayacak bütün mü'min müslümanların katıksız imanı ve anlayışıdır!..

"Rasulullah (s.a.s.) aramızda bulunuyordu." 

Rasulullah (s.a.s.), İslâm Milleti'nin hem hayat önderi, hem de hayat örneğidir... Vefatına kadar bedeniyle ümmetinin arasında yaşadı, onlara hayat önderliği ve örnekliği yaptı... Vefatından sonra kendisine Allah tarafından vahyedilen hayat kitabımız Kur'ân-ı Kerim ve Kur'ân'ın hayata uygulanışı olan Sünneti ile ümmetinin arasında yaşamakta, ümmete hayat önderi ve örneği olmaktadır...

Yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ, kendisine katıksız iman edip asla şirk koşmayan ve tereddütsüz itaat eden mü'min müslüman kullarına şöyle demesini, Rasulü Muhammed (s.a.s.)'e emrediyor:

"De ki: 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah bağışlayandır, esirgeyendir."

Bütün mü'minler, Rabbleri Allah'ı candan severler... Öyle bir sevgidir ki, Allah tarafından övülmüş ve şöyle buyrulmuştur:

"İman edenlerin Allah'a olan sevgisi (çok) daha güçlüdür."

Bu güçlü iman ve sevgiyle emrolundukları gibi dosdoğru davranır ve Rasulullah (s.a.s.)'i sevip itaat ederler. Çünkü:

"Kim Rasul'e itaat ederse, gerçekte Allah'a itaat etmiş olur."

Çünkü:

"O, hevâdan (kendi istek, düşünce ve tutkularına göre) konuşmaz.

O (söyledikleri) yalnızca vahyolunmakta olan bir vahiydir."

Katıksız ve kabul görmüş imanın göstergesi, önderimiz Rasulullah (s.a.s.)'i, hayatî olan şeylerin bütününde hakem yapıp verdiği hükme gönül rızası ile razı olmaktır... O (s.a.s.) hayatta iken bizzat şahsına sunulan mes'eleler, O'nun vefatından sonra Sünneti'ne sunulmalı ve hükmüne razı olunmalıdır... Böyle davranılmadığı takdirde, Rabbimiz Allah'ın şu ikazı ile karşı karşıya kalınır:

"İman etmiş olmazlar!"

Rasulullah (s.a.s.), Kur'ân'ın uygulanışı olan Sünneti ile her ân ümmetinin arasında yaşamakta, ümmete örnek olup önderlik yapmaktadır!..

Câbir b. Abdillah (r.anhuma)'nın beyânıyla:

"Kur'ân, O'na iniyor, te'vilini de O biliyordu."

Rabbimiz Allah Teâlâ şöyle buyurdu:

"De ki: 'Şahidlik bakımından hangi şey daha büyüktür?' De ki: "Allah, benimle sizin aranızda şahiddir. Sizi -ve kime ulaşırsa- kendisiyle uyarmam için bana şu Kur'ân vahyedildi."

"Gerçekten Biz, akıl erdirirsiniz diye, onu Arabça bir Kur'ân olarak indirdik."

"Âlemlere uyarıcı olsun diye, kuluna Furkan'ı indiren (Allah) ne yücedir."

"İşte Biz sana, böyle Arabça bir Kur'ân vahyettik. Şehirlerin anası (olan Mekke halkı)nı ve çevresinde olanları uyarman için ve kendisinde şübhe olmayan toplanma gününü (haber verip onları) uyarman için de. (O gün onların) bir bölümü cennette, bir bölümü çılgınca yanan ateşin içerisindedirler."

Âlemlerin Rabbi Allah Azze ve Celle tarafından kendisine Kur'ân vahyedilip indirilen Rasulullah (s.a.s.), bütün insanlığa gönderilen en son Nebî ve en son Rasul'dur...

"De ki: 'Ey insanlar, ben, Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir Rasulüyüm. Göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka ilâh yoktur." diye buyurur yegâne Rabbimiz ve İlâhımız Allah Teâlâ...

Kendisine indirilen Kur'ân ayetlerindeki Allah'ın emirleri, nehiyleri ve hikmetleri en iyi bilen ve anlayan, onlardaki Allah'ın muradının ne olduğunu kavrayan Rasulullah (s.a.s.)'dir... Bundan dolayı Kur'ân'ın açıklanması görevi yine O'na verilmişti... Yegâne hayat düstûrumuz Kur'ân'ı hem tebliğ, hem de açıklamakla görevlendiren Rasulullah (s.a.s.), risâlet ve nübüvvet görevini hakkıyla yerine getirdiğine bütün ümmet şahiddir!..

Rabbimiz Allah şöyle buyurdu:

"(Daha önceki Peygamberleri) apaçık deliller ve Kitablarla (gönderdik). Sana da Zikr'i (Kur'ân'ı) indirdik ki, insanlara kendileri için indirileni açıklayasın ve onlar da iyice düşünsünler diye."

"Biz Kitab'ı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir gayeyle) indirmedik."

Allah Teâlâ'nın, kıyamete kadar bütün insan kullarına gönderdiği hüküm kitabı Kur'ân-ı Kerim'i vahyettiği son Nebîsi ve son Rasulü Muhammed (s.a.s.)'e, Kur'ân'ın nasıl okunacağını, nasıl anlaşılacağını ve nasıl uygulanacağını, emirlerden, nehiylerden ve hikmetlerden muradının ne olduğunu apaçık beyân buyurup öğretti... Rasulullah (s.a.s.), Rabbi Allah'ın öğrettiği gibi noksansız uyguladı... Bu inkârı mümkün olmayan, ancak katıksız iman etmekle idrak edilebilen hakikatten hareketle hiç şübhesiz şunu diyebiliriz: Rasulullah (s.a.s.)'in kavlî, fiilî ve takrirî Sünneti, Kur'ân-ı Kerim'in, Allah'ın muradı ve rızasına uygun hayata uygulanışıdır!..

"Evzâî'nin rivayet ettiğine göre, Hassan b. Atiyye şöyle demiştir:

-Rasulullah (s.a.s.)'e vahiy nâzil oluyor. Cebrail (a.s.) da, bu vahyi tefsir edip açıklayan sünneti O'na haber veriyordu.

Mekhûl (rh.a.) şöyle demiştir:

-Sünnet'in Kitab'a olan ihtiyacından daha fazla, Kur'ân'ın Sünnet'e ihtiyacı vardır!..

İmam Ahmed b. Hanbel (rh.a.) şöyle der:

-Sünnet, Kitab'ı tefsir ve beyân eder! 

Rasulullah (s.a.s.)'in vârisleri olan İslâm âlimleri böyle dediler ve hakikatı beyân ettiler...

"Sünnet'in sözlü ve amelî olarak Kur'ân-ı Kerim'in mücmel hükümlerini beyân ettiğine dair hadisler sayılamayacak kadar çoktur." diyen Ebu Ömer İbn Abdi'l-Berr (rh.a.), kıymetli eserinde birçok örnek vermektedir...

Hayırlı, âdil, vasat ve şahid ümmet, hayat kitabımız Kur'ân-ı Kerim'in hem lafzını, hem de uygulanışını, yegâne önderleri Rasulullah (s.a.s.)'den öğrendiler ve Câbir b. Abdillah (r.anhuma)'nın dediği gibi hareket ettiler:

"O ne yaparsa biz de O'nu yapıyorduk."

Çünkü:

"Andolsun, siz için, Allah'ı ve âhiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Rasulü'nde güzel bir örnek vardır." diye buyurmakta Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ!..

Çünkü:

"Kur'ân, O'na iniyor, te'vilini de O biliyordu."

Allah Teâlâ tarafından kendisine vahyedilen Kur'ân'ın hayata uygulanışının Allah'ın muradı ve rızasına uygun olması için uygulanış da kendisine bildirilmiş, Rasulullah (s.a.s.) de aynısını uygulamıştı... Çünkü, Allah'a ve âhiret gününe iman eden ve Allah'ı çokça zikreden muvahhid mü'min müslümanların en güzel hayat örneği ve önderi Rasulullah (s.a.s.)'dir... O (s.a.s.), her ne yaparsa, Allah'ın razı olduğu şekliyle yapar ve ümmetine gösterip öğretirdi... Her hâliyle dünya hayatı O'ndan öğrenilir ve âhirete hazırlık, O'nun beyân ettiği üzere olması gerekir!..

Mâlik ibnu'l-Huveyris (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurur:

"Beni nasıl namaz kılar gördüyseniz, öylece namaz kılınız!"

Câbir (r.a.) anlatıyor:

Ben, Rasulullah (s.a.s.)'i bayram günü (bindiği) hayvanın üzerinde (cemreye) taş atarken ve:

"Hac ibadetlerini (menâsikini benden) almalısınız! Çünkü bilmiyorum, belki bu haccımdan sonra bir daha haccedemem!" buyururken işittim.

Rasulullah Muhammed (s.a.s.)'i önder ve örnek kabul edip iman eden mü'min müslümanlar, namazı, haccı ve diğer ibadetleri O'ndan öğrenip gereğince yaptıkları gibi, hayatî diğer konuların bütününü O'ndan görüp öğrendikleri şekliyle yapar, gereğini hakkıyla yerine getirirler... Böyle olmak, onların katıksız imanlarının gereğidir...

Laik-demokratik Mekke şirk devletinin egemen olduğu ülkede nasıl yaşanır, neler reddedilir ve hangi tavır konulup karşı çıkılarak direnilir bütünüyle Rasulullah (s.a.s.)'den öğrenen ümmeti, hangi asırda ve çağda yaşarlarsa yaşasınlar, aynı şekilde davranmakla mükelleftirler... Çünkü Kur'ân'ın hayata uygulanışı olan Sünnet bunu gerektirir ve mü'min müslümanlar Sünnet üzere yaşarlar!..

Allah'ın emrettiği ve razı olduğu yönetim şeklinden, ekonomiden, yargıdan, eğitimden, sosyal ve aile hayatından başkasını asla kabul etmeyen hayırlı ümmet, bu konular ve benzerleri hayatî konuların bütününde yegâne önderleri Rasulullah (s.a.s.)'i izler, O'nun bıraktığı mirasa sahib çıkar, Kur'ân ve Sünnet'ten başka bir ölçü kabul etmez, Kur'ân'ı ve Sünnet'i yaşanacak hayatın vazgeçilmez ölçüsü kabul edip onun üzerinde direnirler... Muvahhid mü'min olmanın olmazsa olmaz şartı budur!..

"O, ne yaparsa biz de onu yapıyorduk" diyen salih selefimiz gibi olmak, her asırda ve her çağda yaşayan vasat, yani âdil ümmetin vazgeçilmez özelliğidir... Hayatın her konusunu, Rasulullah (s.a.s.)'in yaptığı gibi yapmayanlar, Nemrudların, Firavunların ve Ebu Cehillerin yaptıklarını yapmaya başlar, dünyada da, âhirette de kaybedenlerden olurlar... Onların izinden gidenlerin evveli de, âhiri de onlar gibi olur ki, dünyada rezil, âhirette zelil olmaktan başka bir şey olmaz...

Rasulullah (s.a.s.) ile birlikte bulunan Câbir b. Abdillah (r.anhuma), Vedâ Haccı'nı anlatmaya devam ederken şöyle der:

"Derken Tevhid'le gürledi (Rasulullah):

"Lebbeyk Allahumme lebbeyk....."

"Buyur Allahım buyur. Buyur, Senin hiçbir ortağın yoktur! Hiç şübhe yoktur ki, hamd ve ni'met Sana mahsustur. Mülk (hakimiyet/egemenlik) de Senindir. Senin ortağın yoktur." diye telbiye getirdi...

Tevhid'i haykıran Rasulullah (s.a.s.) ile beraber hayırlı ümmeti de en yüksek sedâ ile Tevhid'i haykırdı!.. "Buyur Allahım buyur!.."

Hallâd b. es-Saib el-Ensarî babası (es-Saib)'den rivayet etti.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Bana, Cibril (a.s.) gelip, ashâbıma ve yanımdakilere ihlâlde (telbiye getirmede) seslerini yükseltmelerini emretmemi söyledi."

Zeyd b. Hâlid el-Cühenî (r.a.) rivayet eder.

Rasulullah (s.a.s.) şöyle buyurdu:

"Cebrail (a.s.) bana gelerek:

-Ya Muhammed, ashâbına emret, 'Lebbeyke' duâsını yüksek sesle okusunlar. Çünkü telbiye, haccın şiârlarındandır, dedi."

Muvahhidlerin ve muttakîlerin yegâne önderi Rasulullah (s.a.s.) ile O'nunla birlikte olan ve dünya durdukça O'nun izinde dosdoğru yol üzerinde dosdoğru olarak yürümeye devam edenler, hakikî birer Tevhid eridirler... Gizlisiyle, açığıyla, küçüğüyle, büyüğüyle her türlü şirki reddetmiş, kalbi, ruhu ve bedeni şirkten de, küfürden de tertemiz kılmışlardır... Her hâllerinde Tevhid üzere olup Tevhid'i bütün âleme haykırarak duyurmuş, ondan asla taviz vermemişlerdir...

Câbir (r.a.) anlatıyor:

Rasulullah (s.a.s.), (Vedâ Haccı sırasında) Safâ'dan başlayarak Beyt'i görünceye kadar (Safâ tepesinin) üzerine çıktı. Kıbleye döndü, Allah'ı Tevhid etti, tekbir getirdi ve:

"Allah'dan başka hiçbir ilâh yoktur. Bir ve tekdir, ortağı yoktur. Mülk, yalnız O'nundur. Hamd, yalnız O'nadır ve O, her şeye gücü yetendir.

Bir tek Allah'dan başka hiçbir ilâh yoktur. Va'dini gerçekleştirdi, kuluna yardım etti, yalnız başına bütün (şirk ve küfür) grupları bozguna uğrattı."

Yeryüzünün müstekbirleri, kâfirler, müşrikler ve azgın zalimler inanmasa da, inanmamak da var gücüyle direnseler de bu hakikat apaçıktır ve güneş, balçıkla sıvanmaz!..

Allah'dan başka hiçbir kanun koyucu, yaratıcı ve emredici hiçbir ilâh yoktur... Hiçbir ortağı yok, bir ve tektir... Yaratma konusunda hiçbir ortağı olmadığı gibi, kâinata hükmetme konusunda da hiçbir ortağı yoktur... Çünkü mülk, yani egemenlik kayıdsız ve şartsız O'na aiddir!..

"Mülk: Yüce Allah'ın sürekli olan hakkıdır." der Rağıb el-Isfahânî...

Her yönü ve her şeyiyle Âlemlerin Rabbi Allah'a aid olan "mülk" şöyle tarif edilir "Dinî Terimler Sözlüğü"nde:

"Yüce olmak, güç yetirmek, mâlik ve sahib olmak, elinde bulundurup tek başına tasarruf etmek, hükmetmek anlamına gelen mülk/melk/milk kökünden türemiş olup 'hükümranlık, siyasî hakimiyet ve iktidar, kişinin özel mülkiyetinde bulunan mal' demektir.

Kelâm terimi olarak maddî âlemin bütünü ve bunun üzerindeki hükümranlık, fıkıh terimi olarak siyasî hakimiyet, ferdin özel mülkiyetinde bulunan mal."

Rabbimiz Allah, inkârı asla mümkün olmayan bu hakikat için şöyle buyurur:

"Göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ı tesbih eder, mülk O'nundur, hamd (övgü) de O'nundur. O, her şeye güç yetirendir."

"De ki: 'Ey mülkün sahibi Allahım, dilediğine mülkü verirsin ve dilediğinden mülkü çekip alırsın, dilediğini aziz kılar, dilediğini alçaltırsın. Hayır Senin elindedir. Gerçekten Sen, her şeye güç yetirensin."

"Mülk elinde bulunan (Allah) ne yücedir. O, her şeye güç yetirendir."

İmam Hafız İbn Kesîr (rh.a.), bu ayetin tefsirinde şunları beyân eder:

"Şanı yüce Allah, kendi kerim zâtının şan ve şerefini yüceltmekte ve mülkün tamamının elinde olduğunu, yani bütün mahlukata dilediği şekilde tasarrufta bulunduğunu, hiç kimsenin hükmüne karşı koyamadığını, yaptıklarından asla sorumlu olmadığını, kahr u galabesi, hikmeti ve adâleti dolayısıyla böyle olduğunu haber vermektedir."

Kendisinden başka hak ilâh olmayan, eşi, benzeri ve ortağı bulunmayan, yaratmak ve emretmek O'na mahsus Âlemlerin Rabbi Allah Teâlâ'nın, hayat kitabımız Kur'ân-ı Kerim'deki beyânları birlikte okuyup, şuurlu bir şekilde idrâk etmeye gayret edelim:

Abone olmak için tıklayınız.

-->
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul