08 Mart 2026 - Pazar

Şu anda buradasınız: / / Gaflet Uykusundan Uyanmak
Gaflet Uykusundan Uyanmak

Gaflet Uykusundan Uyanmak Zübeyde Nalbant

“İslam sadece Allah’a teslim olmayı içerir. Allah ve Resulünün açık hükümlerini öğrendikten sonra, bir Müslümanın önüne iki yol açılır. Önce sarsılmayan bir iman, sonra günlük hayatında ki, hükümleri uygulayıp kendisini, ailesini ve toplumu, İslam’a hizmet etmek gayesiyle canla başla çalışmaktır. Emin olunsun ki. İşte o zaman, Müslüman ailelerin önünde ne kadar meşakkat varsa hepsi hafifleyecektir. Bu dünyanın sınav yeri olduğunu bilen İslam ümmeti imtihan dünyasında ki olumsuzlukları çok kolaylıkla göğüsleyecektir. Bu engebeli yollarda mutlaka bir takım Sıkıntılar sorunlar olacaktır. Hangi bölgede olursa olsun İslam ümmetinin ve ailelerin arasında gelgitler yaşanmıştır; Allah’ın mülkünde yaşayan, O’nun sayılamayacak kadar çok olan nimetlerinden faydalanan insanlar ve birbirlerinin hidayetine vesile olan eşler!

Ne oluyor da bugün birçok kişinin, evlendikten ya da ticarete başladıktan sonra İslami faaliyeti terk ettiğini görüyoruz? Evlenen çiftler sadece insanlar önünde değil, Allah önünde nefisleriniz için verdiğiniz söz nerede? Kişi, kötülüğü emreden nefsini hesaba çekileceğini ve şeytanın kendisine karşı dünyayı süslediğini düşünmesi gerekmez mi?. 

 Allah Teâla şöyle buyurmaktadır. 

“Allah’a verilen ahd, sorulacaktır..!” ( Ahzab Suresi, 15. ayet) 

Bu satırları yazmaya bizi sevk eden asıl sebep Müslüman ailelerin yuvasında çatırdamalar olduğundandır. Her halimizden haberdar olan Allah azze ve celle âlimdir, her şeyi hakkıyla bilendir. Hâkimdir. Bütün emir ve işleri yerli yerinde olandır hiç biri ondan gizlenmez. Allah istemese ağaçtan bir yaprak dahi düşmez. Bu kutlu ve bereketli yolun yolcusu olan siz değerli kardeşlerimize bir nasihat olur bilinciyle anlatmaya çalışacağız. Allah’u Teâla bizlerin dış yüzümüzü bildiği gibi iç yüzümüzü de bilmektedir. Hepimiz bu yalan dünyada imtihandayız bu imtihanın azılı düşmanı olan Nefis, Şeytan ve dünya, Bizleri Allah’ın yardımından bırakacak olan düşmanlardır.

Zeyd b Erkam (r a) şöyle demiştir. 

“Size Allah Resulünün dediğinden farklı bir şey demeyeceğim! O derdi ki, Allah’ım! Acizlikten, tembellikten, korkaklıktan, cimrilikten, bunaklıktan, kabir azabından sana sığınırım. Allah’ım Nefsime, senden sakınma şuurunu (takvasını) ver ve nefsimi arındır. Onu en iyi arındıracak olan sensin. Onun koruyucusu da, efendisi de sensin. Allah’ım! Fayda vermeyen ilimden, huşu duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul edilmeyen duadan sana sığınırım.” (Müslim, Zikir, 73)

21. asrın bu dönemlerini yaşayan biz Allah’ın kulları olan “Müslümanların tek derdi” Toptan Allah’ın ipine sımsıkı sarılıp cahiliye toplumundan sıyrılıp Allah’ın ahkâmının yeryüzünde yaşanması ve cahili Tağut’i sistemlerden kurtulup gerçek İslam’ı sistemlere ulaşmasıdır. Gayesi idealleri uğruna insanları harcayanlar, görünüşte düzgün görünen içinde şeytanla işbirliği yapan, kendine başka ilahlar seçmiş, bitmez oyunlarıyla lnstagram, Facebook, twitter (x), Tik tok, gibi her düşüncesini rahatlıkla anlatan gençler, giderek duyarsızlaşıyor. İki omuzlarında bulunan kayıt tutucu meleklerden gafil bir şekilde hareket ediliyor. Kimse görmüyor, kimse duymuyor, artık kimseye de karışılmıyor. Dilediğini yap, söyle anlayışıyla elimizden, avcumuzdan uçuyorlar… 

“Masalsı bir hayat istiyorsan Ey nefsim. İstediğinden daha masalsı cennet var. Allah’tan sakın…”

Şeytan vesvese verir insanların içine, gerek cinden olsun, gerek insandan. (Nas, suresi, ayet, 4)

Kapı arkasından dahi konuşurken sesini değiştirerek işittirmekten dahi hayâ eden ninelerden, yüzüne sürdüğü boyalarla müzikli bir şekilde oynayıp boy gösteren kızlarımız, torunlarımız nasıl bu hale geldi, nasıl şeytanın tuzağına düştüler. Sanal ortamda konforlu bir hayat mücadelesi hayal eden kızlarımız, oğullarımız, hatta evli kapalı kadınlar bir an önce toparlanıp şeytanın tuzağından kurtulmaları gerekmektedir. O, kadarda özgüvenleri tavan yapmış ki, ayakları yere basmıyor, nasihat dahi edilmiyor, her şeyin doğrusunu onlar biliyor. Allah bizlerden hesap sorar korkusuyla ne kadar yaklaşsak, onlar o kadar uzaklaşıyorlar. Çünkü ümmet olmak kardeşini ikaz etmeyi gerektiriyor. Müslüman tek başına şeytanın kötülük odaklarından kurtulamaz. Sosyal medyayla konforlu lüks hayat Salih amel sahipleri için asla takva değildir. 

 Yaşadığımız bu Toplumda yarınımızın teminatı olan geleceğin gençleri içmeden sarhoş olmuş gibi o medya, bu medya dolaşıyorlar, ebeveynler öyle çaresiz kalmışlar ki, daha fazla üstüne gidersem evden kaçar, başına daha kötü belalar gelir diye korkusundan dolayı bir şey söylenemiyor. Hatta öyle müstehcen olaylara denk geliniyor ki, Öyle bir hale geliniyor ki bir Müslümana yakışmayan tavırla suçluluk duyarak hiç görmemiş gibi yanından geçip gidiyorsun. Senin yaşam tarzından dolayı düşünceni bildiklerinden dolayı gözünün içine baka-baka yapacaklarını yapıyorlar. Onların o hallerinden sen utanıyorsun ve en kötüsü bir şey diyemiyorsun, Çoğu da kapalı Mutaassıp Aileler den gelen gençlerimiz. Bir şey söylemek haddimize mi düşmüş, bana dokunmayan yılan bin yaşasın mantığıyla kimse kimseye bir şey söyleyemiyor. 

“Ey İnsanlar! Şüphesiz Allah’ın vadi gerçektir. Öyleyse sakın dünya hayatı sizi aldatmasın! O çok hilekâr şeytan da, sizi Allah’ın rahmeti ve affına güvendirerek kandırmasın.” (Fatır, suresi, 5. ayet)  

Alıntı:

Çağımızda etkili olan Modernizmin; özgürleşme ve bireysellik adı altında “Utanma Duygusu” nun değersizleşmesine sebep olduğu ileri sürülmektedir. Batı toplumlarında, utanma duygusunu muhafaza etmeye çalışan kimselere, çekingen, kaçıngan, muamele yapılmakta, hatta bu durum kişilik bozukluğu gibi değerlendirilebilmektedir. Utanma duygusunu koruma çabası içerisinde olanlara  “Sosyal Kaygı” tanısı koyma eğilimi kendini göstermektedir. Hastalık boyutundaki, utangaçlık ve çekingenliği bir yana bırakacak olursak “ Utanmanın” değersizleştirilmesi toplum sağlığı üzerinde kalıcı etkiler bırakabilmektedir. 

Utanma duygusunun değerini, birey ve toplum hayatındaki kıymetini, İslam kültürünün ana kaynakları olan Kur’an ve hadislerden yola çıkarak ortaya koymaya çalışacağız. Kur’an da birçok ayette, gerek utanma duygusunu ifade eden kelimelere, gerekse utanma olgusuna işaret eden beden dili tasvirlerine rastlarız. Bu ayetleri birlikte değerlendirmek suretiyle Kur’an’ın utanma duygusuna getirdiği bakış açısını anlamak mümkün olacaktır. Utanma duygusunu yönlendirme, şekillendirme ve bu duygunun gücünden faydalanarak ideal bir mümin kişiliği oluşturma konusunda Kur’an’dan ilham alabilmek için bu ayetlerin birlikte /bir arada değerlendirilmesine ihtiyaç vardır. 

“Dünya hayatı, bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Muttaki olanlar için ahiret yurdu muhakkak ki daha hayırlıdır. Hala akıl erdiremiyor musunuz?” (En’am, Suresi,32. Ayet. ayrıca bkz: Casiye, 36, Hadid, 20) 

Allah’a kul olma noktasında Allah’ın kullarına yüklediği sorumlulukların bilincinde olunması gerekilmektedir. Gelenlerin gittiği, gidenlerin gelmediği bir yolculuktur bu dünya, o yüzden bu dünyayı fazla ciddiye almamak lazımdır.

Abdullah ibni Mes’ud radıyallahu anh şöyle dedi.

“Resulullah (s.a.s) Bir hasır üzerinde yatıp uyumuştu. Uykudan uyandığında hasır vücudun yan tarafında iz bırakmıştı. Biz;

Ya Resulullah! Sizin için bir döşek edinsek, dedik. Bunun üzerine Rasul-i Ekrem:

Benim bu dünya ile ilgim ne kadar ki? Ben bu dünyada bir ağacın altında gölgelenen, sonrada oradan kalkıp giden binitli bir yolcu gibiyim” buyurdular. (Tirimizi, Zühd, 44)

Bu peygamberimiz (s.a.s) den nakledilen şu hadis dünyanın müminin yanındaki değerini anlatmaya yeterli olacaktır.  

“İnsanoğlunun çirkin ve aşağı isteklerini örten incecik ve nazik bir perde vardır. O da HAYA dır. O perde yırtılınca insan çoğu zaman en küstah bir şekilde diklenebilir. Hayâ gerek erkek, gerek kadın, onların süsüdür. Hatta insan olma özelliğidir. Kadının ise sahip olduğu en değerli varlığıdır. Mümin bir kadın her şeyini kaybetse de hayâsını asla kaybetmez.”

“Bir gün Ümmü Halid adında bir hanım yüzünü örterek Hz. Peygamber (s.a.s) e gelip şehid olan oğlunu soruyordu. Ashab tan bazıları ona; oğlunun ölüm haberin, sormaya geldin yüzün de örtülü, deyince, O; 

“Oğlumu kaybettiysem hayâmı da kaybetmedim ya” cevabını verdi. (Bekir Topaloğlu, a,g,e,180)

“Hayâ ve iman bir aradadır; biri gittiğinde diğeri de gider!” (Süyüti, 53)

Müslüman kadın iş ve davranışlarında yüce yaratıcının rızasını kazanmak azminde olması gerektiği gibi Hak yolda yürüdüğü, Allah’a itaate yöneldiği ona bağlı kaldığı sürece birçok musibetlerle, zorluklarla, çeşitli belalarla karşı karşıya kalacaklardır. Kişinin iman etmesiyle imtihanlara uğraması Allah’u Teâla’nın vazgeçilmesi mümkün olmayan bir sünnetidir. 

Allah’u Teâla şöyle buyurmaktadır.

 “Acaba sizden öncekilerin başlarına gelenler, sizlerin benzeri sizin de başınıza gelmeksizin cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlar öylesine ağır sıkıntılara ve zorluklara uğradılar ki öylesine sarsıldılar ki, Peygamberleri ile çevresindeki inanmışlar, Allah’ın yardımı ne zaman gelecek ?” dediler. İyi bilin ki, Allah’ın yardımı yakındır.” (Bakara Suresi,214. ayet)

Kadın yaratılış itibariyle erkek gibi değildir. Müslüman kadın kocasının varlığına, yokluğuna, katlanan, aza kanaat eden, Allah’ın ona bahşettiği yavrularını iman üzere yetiştiren, ameli Salih işleyen takva abidesi kadın, bu dünyadan göçüp te cennete girdi mi her istekleri yerine getirilir. Daha dünyada iken cennette kadınlara verilecek olan nimetleri hayal bile etmek mümkün değildir. 

Çünkü Allah’u Teâla Müslüman kadın için bundan razı olmuş bu güzel nimetleri daha dünyada iken sadece Allah’ın rızasını kazanmak için çoğu olumsuzluklara sabredip, isyan etmeyip, tevekkül eden Müslüman kadınlar için hazırlamıştır. Cennete giren bir erkek gibi Allah’ın bütün nimetlerinden faydalanacaktır. Allah hiç kimseye zulmedici değildir. 

“Onlar için altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedi olarak kalacaksınız.” (Zuhruf Suresi, 71. ayet)

Bu güzellikleri bahşeden Allah’a (c.c) ın yasakladığı hudutları aşmamak gerekmektedir. Müslüman kadın sistemin getirdiği oyunlara kanmaması gerekir. Özgürlük adı altında reklam edilen her şeyin mubah olduğu anlayışını asla kabul edemez. Çevremize baktığımızda fırında çalışan kasiyer kadın, nalburda çalışan kasiyer kadın, sanayide çalışan kadın, araba reklamlarında çalışan kadın, sanki dünyada erkek kalmamış ta her iş kadına kalmış.

 Bir kilo boya, yüzlerinde iğreti saçlar, iğreti tırnaklar, Çeşitli desenli eşarplarla, erkeğin dikkatini çekmesi ziynet değil midir? Evde eşine çay yapmak, hizmet etmek kölelik, tanımadığın elin erkeğine hizmet etmek özgürlük. Nereye baksan kadın, Ey hanım kardeşim! Senin dişiliğini kullanarak senin üzerinden para kazanıyorlar ve sen bunların kâfirlerin, firavunların oyunları tuzakları olduğunu biliyorsun. Hanım kardeşim özgürlük; Rabbimizin biz inananlara çizmiş olduğu sınırlar dahilindedir. Senin bu dünyada beklediğin özgürlük asla sonsuz ve sınırsız değildir. Bu sınırsız özgürlük cahiliye insanların anlayışıdır. İnşallah sınırsız özgürlük cennette mü’min leri beklemektedir. 

“İnsan başıboş (sorumsuz) bırakılacağını mı zannediyor?” (Kıyamet suresi, 36. ayet)

         Belki denilecek ki herkesin sınavı kendisine ağırdır. Yine belki diyeceksiniz ki herkes ne çektiğini kendisi bilir ve sınanmadığınız şeylerle nasihat etmeyin de diyebilirsiniz. Bizlere düşen güzel öğütle nasihat etmemizdir. Yukarıdaki ayette sabreden mümin kadınların vasfı anlatılmıştır. Karşılığında cennet vardır. Bu az bir şey midir?        

 Erkekler kadınlar üzerinde yönetici ve koruyucudurlar. Bunun sebebi Allah’ın insanların bir kısmını diğerlerinden üstün yaratması ve birde erkeklerin, kendi mallarından “Mehir ve evin geçimi gibi harcama yükümlülüklerin olmasıdır. Şu halde Saliha kadınlar itaatkârlardır.“ Allah’ın onların kocaları üzerindeki haklarını korumasına karşılık, hanımlarda kocalarının bulunmadığı zamanlarda ve kimsenin görmeyeceği yerlerde namuslarını, onların mallarını ve çocuklarını korurlar.   

Bir hanım ve beyi için asla affedilmeyecek şeylerden birisi aralarında anlaşmazlık olduğunda birbirlerine kızdığı zaman birbirlerini kusurlarını sağa sola anlatmasıdır. Erkek rızkını temin etmek için evden çıkar işe gider. Allah’ın ona emanet ettiği hanımına malını, mülkünü, evlatlarını, en özellerini ona emanet eder. Eşimizden başkasına güvenmediğimiz, kendisine gönül emanet ettiğimiz, kendisine ömür emanet ettiğimiz, kendisine umutlarımızı ümitlerimizi emanet ettiğimiz eşimizle aramızda büyük bir anlaşmazlık olsa dahi geçmişin hatırını göz önünde bulundurarak her iki taraf ta birbirlerinin hakkını, namusunu, çocuklarını, ismini, şerefini muhafaza etmek sonundadır. Olumsuzluklardan dolayı kadın veya erkek ağzına geleni söylerse, ne namus kalır, ne şeref kalır, saygının olmadığı yerde sevgi de olmaz, böyle olduğu takdirde olan çocuklara olur.

Çoğu evliliklerdeki boşanmaları gözlemlediğimiz zaman sosyal medyanın çok fazla etkisinin olduğunu görmekteyiz. İnsanlar teknoloji, “çağında olduklarından dolayı aşırı derecede etkilenmektedirler.   

Allah azze celle, Gerek kadın olsun, gerek erkek olsun birbirlerinin kusurlarını, ayıplarını, annesine, babasına, kardeşlerine, yakınlarına ve arkadaşlarına anlatmalarını men etmiş ve günah saymıştır. Eşler çok çirkin bir şekilde birbirini ifşa ettiğinde, çocuklar büyüdüğünde filanın kızı, filanın oğlu diye anılacaktır. Bu gibi lekeyi çocuklara sürmeye kimsenin hakkı yoktur. Bu gibi konuşmalar aradaki saygınlığı yok edecektir. 

Her evlilikte iyi kötü sorunsuz hiç kimse olduğunu düşünemiyoruz, çünkü iki farklı karakterin birbirine uyum sağlaması gayet zordur ve zaman alacaktır. Dedelerimizin, nenelerimizin evlilikleri dinlediğimizde 60 yıl, 80 yıl nasıl evli kalmışlar. Hiç sorun yaşamamışlar mı? Hiç yokluk çekmemişler mi? Evlerinde suları yoktu, elektrikleri yoktu, şimdinin teknolojisi olan doğalgaz, buzdolabı, çamaşır ve bulaşık makinası vs yoktu. Ama saygı vardı, Tahammül vardı, ne kadar olumsuzluk olursa olsun akıllarına boşanmak gelmezdi. Büyüklerimize; 

“Bu kadar yıl nasıl evli kaldınız?” Diye sorduğumuzda;

 “Yavrum söylenecek şey var, söylenmeyecek şey var, ama birbirimizi sevdik ve tahammül ettik. Ama en güzel şey sabrettik.” dediler. 

 







 

 

 
logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul