08 Mart 2026 - Pazar

Şu anda buradasınız: / / Somali Ve Libya Modelleri Arasında Sudan Geleceğini Arıyor
Somali Ve Libya Modelleri Arasında Sudan Geleceğini Arıyor

Somali Ve Libya Modelleri Arasında Sudan Geleceğini Arıyor Mustafa Özcan

 

   Tarih, geçmişte kalmadı, günümüze bağlanarak devam etmektedir. Kopuk bir süreç değil bir birine eklenen bir süreçtir. Günümüzle bağlantısı reddedilemez. Bunu Sudan'a uyarladığımızda esasen bütün oyuncuların kısmen ve değişen ölçülürde geçmişte ve günümüzde yanlışlar yaptıklarını ve olumsuzluklar sergilediklerini görebiliyoruz. Elbette yanlışların yanında doğruları da var.  Kimileri de münhasıran İslamcıları karalayarak manevra alanı ve zemini kazanmak istiyor.

 Ömer Beşir'in 2019 yılında devrilmesinden sonra İslamcılar devr-i sabık ilan edildi.  Adeta şeytanlaştırıldı. Sokaklar ideolojik azınlık olan sol eğilimin kontrolüne geçti. Onlar da ‘münakefe’ yani zıtlaşma siyaseti güderek uzlaşmaya dayalı çözümün önünü tıkadılar. Irak'ta Saddam'ın devrilmesinden sonra izlenen Baassızlaştırma politikası Sudan'da İhvansızlaştırma politikasına uyarlandı, dönüştürüldü. Bu son derece katı devr-i sabık politikası umulanın aksi sonuçlar vermiştir. Sünnileri dışlamak ve etkisizleştirilmek için perde ve sütre olarak kullanıldı.   Sudan’da sol, bunun sözcülüğünü yapmıştır. Ya da Özgürlük ve Değişim Güçleri inatlaşarak ülkeyi çıkmaza sürüklemiştir. Atılımını engellemişler ve önünü tıkamışlardır. Biraz paylaşmacı olabilselerdi durum farklı olabilirdi. Körlemesine hareket etmişlerdir. Esasen Ömer Beşir'den devreden kötü bir ekonomik tablo ve mirasa ilaveten korona salgını da gidişatı etkilemiş ve bunun üzerine bir de kötü yönetim ve uzlaşmazlık siyaseti eklenince ülke çıkmaza girmiştir. Ülke başarısız ülkeler kümesine sürüklenmiştir.  Eğitim, gıda ve sağlık sektörleri felç olmuştur. Ülke ordu ile Hamideti veya Hızlı Destek Kuvvetleri arasında bölünmüş, rehin durumuna üşmüştür.  Geçiş süreci tıkanınca ve sol kökenli Abdullah Hamduk'un başbakanlığı istenileni vermeyince devre dışı kalan Özgürlük ve Değişim dalgası rolünü Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF)ne kaydırmıştır. Ülke böylece dibe vurmuştur.

 

 Laik güçler başarılı bir performans sergilemek yerine İslamcı geçmişi kötülemekle vakit öldürmüş, geçmişin gölgesine ve mazeretine sığınmıştır. Belirli süre sonra bu mazeret yeterli ve tutarlı olmamış ve ülke yeniden krize yuvarlanmıştır.  Hamideti'nin komuta ettiği milis güçlerinin bir biçimde orduya ilhak edilmesi ve katılımının sağlanması görüşülürken Hızlı Destek Kuvvetleri kazan aldırmış ve ülke bir isyan dalgasına sahne olmuştur.

Hamideti 15 Nisan 2023 tarihinde ansızın ordu karargah ve kışlalarına saldırmış ve bu suretle ordu ile milisler arasında kıyasıya bir savaş başlamıştır. Bu durumu dışarıdan da körükleyenler olmuştur. Nitekim Egemenlik Konseyi Başkanı Abdulfettah Burhan gibilerinin söyledikleri gibi şayet BAE olmasaydı bu savaş yaşanmayabilirdi. Bu savaşın çıkmasında birinci derecede amil Birleşik Arap Emirlikleri’nin oynadığı menfi roldür. Günümüzde Sudan'daki İslami kesimlere veya kalıntılarına en fazla muhalefet eden de yine BAE’dir. Halbuki Ömer Beşir döneminde bir şekilde Cancavid milislerinin devamı sayılan Hızlı Destek Kuvvetlerini Yemen gibi ülkelerde kullanan da Birleşik Arap Emirlikleri olmuştur. Yaman çelişki!

 

Paralel ordu ve paralel hükümet

Ömer Beşir'in devrilmesinden sonra Hızlı Destek Kuvvetleri seri bir biçimde paralel ordu haline geldi. Resmi ordu ile çekişmesi sonucunda iki tarafın da birer hükümeti oldu.  Unutmadan, ülkenin şimdi iki başkenti bulunuyor. Bunlardan birisi Hartum, diğeri de Darfur'da bulunan ve Hamideti güçlerinin temerküz ettiği Nyala şehridir. Şu an yasallığı temsil eden Egemenlik Konseyi 2025 içinde Kamil İdris başbakanlığı altında yeni bir hükümet atadı. Buna mukabil Ülkenin batısında güçlü olan paramiliter grup Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) lideri Muhammed Hamdan Dagalo (Hamideti), Kenya’nın başkenti Nairobi’de düzenlenen bir konferansta, “Barış ve Birlik Hükümeti” adını verdikleri bir paralel yönetim kurduklarını ilan etti. Muhammed Hamdan Dagalo'nun tayin ettiği Tesis hükümetinin (paralel) Başbakanı Muhammed Hasan et Teayüşi'dir. Paralel başkent Nyala paralel başbakan da Muhammed Hasan Teayüşi'dir. Teayüşi ortak yaşam anlamına gelse o bunu ifa ve tatbik etmekten çok uzaktır.

 

  Burada Irak Kürdistan modeline benzer bir durum söz konusu.  Adem-i merkezi ve bölgesel bir yönetimden bahsediyoruz. Şimdilik de facto bir biçimde Darfur bölgesel yönetimi ile Kürdistan bölgesel yönetim şemaları birbirini andırıyor.   Sudan'da ordu ile asi milis güçleri arasında çıkan çatışmalarda BAE'nin rolü ne kadar belirleyici ise Faşir'in düşmesinde de aynı şekilde belirleyici olmuştur. BAE yönetimi doğrudan Hızlı Destek Kuvvetleri ve Dagalo'ya sahip çıkamadığı için savaş sonrasında ordunun ülkenin yönetiminde rol almaması tezini seslendirmektedir. Bunun yerine Ömer Beşir'den sonra olduğu gibi başa dönülmesini ve iktidarın sivillere devredilmesi gerektiğini savunmaktadır. Peki! Bu nasıl olacak? Bu tutum, 12 Eylül darbesinin mimarı Kenan Even'in  hatıralarda kalan sözlerini hatırlatmaktadır. Bu sözleri Demirel ve Ecevit gibi siyasetçiler için kullanmıştır. Yedikleri kaba pislediler. Çözüm Sudanlı entelektüel Abdulvahhab el Efendi'nin teklif ettiği noktada düğümlenmektedir. Milis güçleri geldikleri yere geri gönderilmelidir. Onlar ve sivil destekçileri olduğu müddetçe Sudan huzur yüzü görmeyecektir. Aksine Somali gibi göçmenler diyarı haline gelecektir.

 

 Bölünmelerin gergefinde Afrika ve Ortadoğu!

 Afrika'nın en stratejik bölgelerinden olan Afrika boynuzuna bakan Somali Siad Barre'nin devrilmesinden itibaren bölünme faslına geçmiştir. Diktatör Muhammed Siad Barre'nin devrilmesinden sonra İtalyan Somalisi olarak anılan bölgenin merkezi ve başkent Mogadişu'da savaş baronlar olarak anılan Muhammed Farah Aidid ile Ali Mehdi Muhammed birbirine girmiş ve aralarında başlayan iktidar mücadelesinde binlerce kişi ölmüş ya da yaralanmıştır. Başkent bir hat boyunca ikiye ayrılmıştır. Bölünen sadece başkent değil aynı

zamanda ülkeydi.  İngiliz Somali’si olarak anılan Somaliland da fiilen ülkenin geri kalanından ayrılmıştır. Bereket bölünme resmileşmemiş ve uluslararası tanınma

sağlayamamıştır.

   Afrika'da bölünme anaforuna yakalanan ülkelerden birisi de Libya olmuştur. Kaddafi'nin devrilmesi sürecinde ülke Bingazi/Tobruk ile birlikte Trablus arasında ikiye bölünmüştür. Çad-Libya arasında Auzu Şeridinde patlak veren savaşta esir düştükten sonra ABD'ye giden Halife Hafter Kaddafi'nin devrilmesi sürecinde ülkeye dönmüş ve uluslararası bazı güçlerin vekili ya da maşası haline gelmiştir. Tobruk bölgesinin askeri lideri haline gelmiş ve laik kesimlerin vitrinine yerleşmiştir.  Bununla birlikte Camiye/Medhaliye

olarak anılan devletçi selefi akımların desteğini kazanmıştır. Sudan'da milis güçlerin başı olan Hamideti Libya modelindeki Halife Hafter'i hatırlatmaktadır. Dagalo ile Hafter'in temasta oldukları ve aynı kesimlere hizmet ettikleri bir sır değil.

 

Şeytan üssü bölgeyi karıştırıyor

 Hem Halife Hafter hem de Hamideti'nin ortak patronu Birleşik Arap Emirlikleri'dir. Adata şeytan üssü olarak hizmet vermekte ve bölgeyi karıştırmaktadır. Suriye'de Esat'ı destekleyen Muhammed Bin Zayed, Sudan'da Hamideti ile Libya'da Halife Hafter'i desteklemektedir. Bütün amacı bu ülkelerdeki değerli madenleri ve stratejik limanları ele geçirmektir. Bu itibarla bu ülke bir korsan ülke olarak da anılmaya amadedir. Aden Körfezi'ne ilaveten  Port Sudan'ı ele geçirme konusunda Ruslara rakip çıkmaktadır.

Sudan meşru yönetimi, bir uzlaşma pazarlığı olarak Hamideti güçlerini desteklemekten vazgeçmesi halinde bazı değerli madenlerin ve Port Sudan veya kıyı şeridinde bazı limanların işletilmesini Birleşik Arah Emirliklerine tahsis etmeye yatkın olduğu ileri sürülmektedir.  Suudi Arabistan, Mısır ve ABD ile birlikte Sudan Dörtlüsünün bir parçasıdır. Bununla birlikte bir taraftan savaşı kışkırtırken diğer taraftan da Dörtlü içinde barış için çabalar bir görüntü arz etmektedir.    Katar başka BAE de başka bir zaviyeden çelişkiler yumağı ülkeler olarak görünmektedir.

25 Nisan 2023'e gelindiğinde Batı Darfur'un başkenti Cuneyna'da çatışmalar yoğunlaştı. Masalit ve Arap olmayan halkların, —Sudan Kurtuluş Hareketi/Ordusu ve Adalet ve Eşitlik Hareketi dahil olmak üzere eski isyancı gruplardan oluşan Ortak Darfur Gücü'nün— tamamı, bizzat hükûmet gücü olan Sudan Silahlı Kuvvetlerini, isyancı RSF ve müttefik Arap milislere karşı desteklemesiyle muharebe kabile hatlarına yayıldı. Burada Hızlı Destek Kuvvetleri korkunç katliamlar işlediler.

 

  Darfur'un doğusunda yer alan ve Hartum rejiminin bölgedeki son kalesi sayılan Faşir kenti de BAE'nin temin ettiği lojistik imkanlarla birlikte Hızlı Destek Kuvvetleri tarafından düşürüldü ve akabinde korkunç katliamlar irtikap edildi. Böylece gerileme trendinde olan Hamideti'ye bağlı güçler hem askeri hem de moral açısından yeniden toparlandılar. Böylece askeri sahada süngüleri düşen asiler Faşir’i alarak hem siyasi hem de askeri anlamda artıya geçtiler ve yeniden varlık gösterdiler. Öyle olmasalar bile kimi uluslararası güçler onları resmi orduya eşit sayıyor. Siyasi zeminde eşit bir temsil gücü atfediyorlar. 

Abdulfettah Burhan Hamideti'yi muhatap kabul etmediğinden dolayı müzakereye de yanaşmıyor.  Savaşta da resmi ordu ilerlerken aksilikler çıkıyor. Süreç bu noktada donmuş veya tıkanmış görünüyor.

 

 Çıkış yolu kapalı mı?

 Yerel düzeyde olmasa bile bölgesel ve uluslararası düzeyde istenilirse muhakkak bir çözüm bulunur.  Sudan dörtlüsü bunun zeminlerinden birisi. Lakin bu çatı altındaki zıt güçler süreci bloke ediyor. BAE bir yanda, Suudi Arabistan ile Mısır başka bir yanda. ABD ise havayı kokluyor. Devreye girebileceğini duyuruyor.

 Sudan'ın zor zamanlarında herkesin yardımına ihtiyacı var. Onca varlık içinde yokluk ve kıtlık çekiyor.  Çözüm bulunmazsa mahalli bir sorun küresel bir sorun haline dönüşebilir. Bu içeride ve dışarıda yeni mülteci akınları demektir. Çözümün başı, siyasi ve askeri güçlerin feragat sahibi olmaları ve Süvaruzzeheb kademinde olmaları gerekir. Bütün siyasi ve ideolojik güçlerin yapıcı hareket etme ilkesini benimsemeleri ülkeyi yeniden düzlüğe çıkarabilir. Lakin kötü güçler genellikle fedakarlık yerine cazgırlık yapmaktadır. İşte bu tırmandırma ve yaklaşım biçimi siyasi münafıklık kapsamına girer. İslami kesimlerin de asabiyet yerine hakkaniyet ilkesine tutunmaları davaları gereğidir. Hakkaniyet ölçüsünü asabiyete kurban vermek İslami kesimleri yoldan çıkarır.  Önce muhasebe etmeli sonra da sorumlu davranış sergilemelidir.

Sudan'ın sürüklendiği bu trajedide herkesin payı var. Yine el ele vererek bu karanlık tabloyu aşmak mümkündür. Aksi takdirde, haksızlık çekişmeye, çekişme de yıkıma sürükler.  

 

logo
Bugünün ihyasından yarının inşaasına
Bize Ulaşın

0(216) 612 78 22

vuslatdergisi@gmail.com

Ihlamurkuyu Mahallesi Çakırlar Sokak No:11
Ümraniye / İstanbul