Zulüm Çağında Şahit Olmak
İnsanlık tarihi, adalet ile zulmün kesintisiz mücadelesine sahne olmuştur. Zulüm, yalnızca bir dönemin ya da belli bir coğrafyanın sorunu değil; insanın hakikatten uzaklaştığı her yerde yeniden üretilen bir karanlıktır. Bugün İslâm coğrafyasının farklı noktalarında yaşanan acılar, bu hakikati bir kez daha bütün çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir. Gazze’de, Sudan’da, Libya’da ve daha nice beldede yaşananlar, zulmün artık münferit hadiseler değil, sistematik bir hâl aldığını göstermektedir.
Bu ayki sayımızda, zulmü yalnızca haber değeri taşıyan olaylar üzerinden değil, onu doğuran zihniyet, besleyen ihmaller ve derinleştiren ahlâkî kopuşlar üzerinden ele almaya çalıştık. Çünkü zulüm, çoğu zaman yalnızca zalimlerin gücüyle değil, mazlumların sessizliği ve şahitlerin ihmaliyle kök salar. Kur’ân’ın defalarca hatırlattığı üzere, zulme rıza göstermek de zulmün bir parçası hâline gelmektir.
Bu sayıda yer verdiğimiz yazılar, Müslüman toplumların yaşadığı krizleri yalnızca dış müdahalelerle açıklamakla yetinmeyip, iç muhasebeye kapı aralamayı amaçlamaktadır. Çünkü hakiki ıslah, önce insanın kendi konumunu sorgulamasıyla başlar.
Şu hakikati unutmamak gerekir: Zulüm kalıcı değildir. Kur’ân’ın ifadesiyle, “O zulmedenler yakında hangi inkılâba uğrayacaklarını bileceklerdir.” Bu ayet, yalnızca zalimlere yönelik bir tehdit değil, aynı zamanda mazlumlar için bir teselli ve mü’minler için bir sorumluluk çağrısıdır. Zira hesap günü yaklaşırken, mü’minin görevi sadece beklemek değil; adaletin, hakkın ve hakikatin tarafında şahitlik etmektir.
Vuslat Dergisi olarak bu sayıda, okuyucularımızı yalnızca yaşanan zulümlere bakmaya değil, bu zulümler karşısında nerede durduklarını yeniden düşünmeye davet ediyoruz. Çünkü coğrafyalar kader değildir; kaderi belirleyen, insanın imanla, ahlâkla ve adaletle kurduğu ilişkidir.
Bu sayının hazırlanmasında emeği geçen yazarlarımıza ve katkı sunan tüm dostlarımıza teşekkür eder; okurlarımızın bu sayıyı bir okuma değil, bir muhasebe vesilesi kılmalarını temenni ederiz.
Selâm ve dua ile.


